Sabor De Minas

Dicas | Recomendações | Comentários

Aidiyet Ne Demek?

Aidiyet ne anlama gelir?

Aidiyet Ne Demek, Tdk Sözlük Anlamı Nedir? Aidiyet Duygusu Ne Demek? Aidiyet Ne Demek Aidiyet Ne Demek, TDK Sözlük Anlamı Nedir? Aidiyet, bireyin, kendisini bir gruba, mekana ya da oluşuma yakın hissedip kendini onlardan biri olarak görmesi demektir. “Aitlik sözcüğü” cansız varlıklar için de kullanılabilirken, “aidiyet” sözcüğü sadece insanlar için geçerlidir.

Aidiyet Duygusu Ne Demek? 2- Uzun zamandır aynı evde yaşamalarına rağmen aralarında hiç aidiyet yok.

Bir kişinin kendisini bir yere ait hissetmesine aidiyet duygusu denir. Örneğin, bir insanın doğup büyüdüğü, sokaklarında oyunlar oynadığı bir mahalleye karşı bağlılık hissetmesi, aidiyet duygusunun göstergesidir. Aidiyet duygusunun gelişmesinde en önemli faktör, söz konusu yerde geçirilen zaman ve yaşanan anılardır.

  • Bazen birkaç haftada bile bir yer ile manevi bağ kurmak mümkündür.
  • Bunun başlıca sebebi bir köyde, kasabada ya da şehirde, kısa bir süre de olsa yaşanan anıların yoğunluğudur.
  • Birçok uzmana göre aidiyet duygusu ailede gelişir ve okulda devam eder.
  • Anne ve baba sevgisiyle arkadaşlık ilişkileri, bu duygunun gelişmesinde etkili olur.

Çünkü mekanlarla ve şehirlerle kurulan bağlarda, insan faktörü son derece önemlidir. Bir mekanı değerli ve özel kılan şey, oranın temel özelliklerinden ziyade orada yaşanan şeylerdir. Memleket özlemini ve yurt sevgisinin işlendiği şiirlerde, öykülerde ve romanlarda, ana tema aidiyet duygusudur.

Aidiyet ne demek TDK?

Aidiyet güçlenmek, kuvvetlen- mek, eksiklerini tamamlayarak mükemmele yaklaşmaktır bu manasıyla.

Aidiyet ruhu nedir?

AİDİYET DUYGUSU | Saygılı Rulman Aidiyet duygusu olarak adlandırılan ait olma ihtiyacı herhangi bir grup tarafından kabul edilme anlamına gelen duygusal bir gereksinimdir. İnsan davranışlarının, düşüncelerinin ve duygularının çoğu ait olma ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

  1. Sosyal psikolojide aidiyet ihtiyacı, başkalarıyla ilişki kurmak için içsel bir motivasyondur ve sonuçları oldukça etkilidir.
  2. Örneğin, etkili sosyal ilişkiler strese karşı tampon görevi görürken, okul hayatındaki aidiyet hissi akademik performansı olumlu olarak etkileyebilmektedir.
  3. Bu durum iş ortamı için de geçerlidir.

Ofis hayatındaki aidiyet duygusu çoğu insan için yüksek maaştan daha etkili olmaktadır. Üstelik bu duygu sadece iyi arkadaş ilişkileri kurmakla kalmaz, çalışanların farklı muamele ya da cezalandırma korkusu olmadan kendi gerçek benliklerini hissetmelerine de izin verir.

Bu da bireyin iş hayatındaki performansı üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. İş hayatında aidiyet duygusunu geliştirmenin birkaç yolunun olduğunu söyleyebiliriz. Şeffaf Bir İş Ortamı Bir kuruluşun şeffaflığı ile çalışanların mutluluğu arasında doğru bir orantı bulunur. Çalışanlarına güvenen ve her konuda şeffaf olan bir yönetim anlayışı, onların işlerine olan bağlılığını ve aidiyet duygusunu geliştirmenin en etkili yollarından biridir.

Bu sayede ofis ortamında oluşturulacak ekip ruhu ile “ben” yerine “biz” duygularının harekete geçirilmesini sağlanacaktır. Takdir Etmek ve Ödüllendirmek Aidiyet Ne Demek Çoğu şirket ödüllendirme yerine cezalandırma yönetmeliği uygulamaktadır. Ancak doğru olan cezalandırma ve ödüllendirme sisteminin paralel bir şekilde yürütülmesidir. Çalışanların sürekli olarak takip edilmesi sonucu oluşan güvensizlik ortamı motivasyonu negatif yönde etkiler. Aidiyet Ne Demek Bulunulan şirkette amaçsızca çalışmak yalnızca verilen görevleri yerine getirmektir ve bu da iş hayatını oldukça sıkıcı bir hale getirir. Yapılan iş ne olursa olsun, bir amaca bağlı olmalıdır. Kısaca belirli bir amaca yönelik çalışma, yapılan işi teşvik edici ve aidiyet duygusunu geliştirici bir etkendir.

  1. Bu sebeple şirket içinde her birey için eşit olacak şekilde statü, terfi imkânları sağlanmalıdır.
  2. Eğitim Şirket içi verilecek eğitimler, hem çalışanlar arasında hem de çalışanlar ile yönetim arasında etkili iletişim kanallarının açılmasını sağlayacaktır.
  3. Bu yolla belirli bir amaç etrafında bir araya gelmiş bireylerin arasında gerçekleşen formel mesaj aktarımları işe olan bağlılıklarını olumlu yönde etkileyecek ve aidiyet duygusunu pekiştirecektir.

: AİDİYET DUYGUSU | Saygılı Rulman

Aidiyet hissi ne demek?

Dilimize Arapçadan geçmiş olan Aidiyet kelimesi ”ait” kökünden türetilmiştir. İnsanın temel sosyal ihtiyaçlarından biri olan aidiyet duygusu, bir gruba, ülkeye ya da kişiye bağlanmak anlamına gelir. Bu duygunun oluşmasında takdir ve kabul edilme gereksinimi önemli rol oynar.

  1. Aidiyet duygusu nedir, nasıl oluşur? İşte, merak edilen tüm detaylar.
  2. Aidiyet hissi üzerine yazılmış kitaplardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 1- Göksel Göker – Göç, Kimlik ve Aidiyet 2- Duygu Alptekin – Toplumsa Aidiyet ve Gençlik 3- Adem Güneş – Tutunma Çabası ve Aidiyet Aidiyet Nedir? Bireyin toplum tarafından kabul görmesi için iç dünyasında oluşturduğu motivasyonla kendisini bir yere, topluluğa ya da kuruma ait hissetmesine aidiyet denir.

Birçok düşünür ve sosyoloğa göre aidiyet hissinin temelinde iki faktör önemli rol oynar. Bunlardan ilki özdeşleşme ikincisi takdir edilme ihtiyacıdır. Kişinin toplum içerisinde yer edinebilmesi için o toplumun üyelerine, kurallarına ya da kriterlerine uyum sağlaması gerekir.

  • Uyum sağlamak içinse aidiyet duygusu şarttır.
  • Çünkü birey ancak kendisini ait hissettiği ortamlarda bir şeyleri başarabilmek için gerekli olan motivasyonu kendinde bulur.
  • Özdeşleşme ise bireyin kendisine bir idol seçmesi ve onun gibi davranmasıdır.
  • Bireyin iş yaşamında, okulda ve özel hayatında özdeşleşmeye bağlı olarak aidiyet duygusu gelişir.

Tarih boyunca birçok felsefi akım ve disiplin aidiyet duygusunu sorgulamıştır. Her türlü bağlılığı ve toplumsal rolü reddeden nihilizm felsefesinde, aidiyet duygusu tamamen yok sayılmış ve bu duygunun toplumun bir dayatması olduğu fikri savunulmuştur.

Aidiyet Duygusu ve Hissi Hakkında Bilgi İnsanın toplumsal bir varlık olması, onun zorunlu olarak belli başlı duyguları hissetmesine neden olmuştur. O duygulardan biri olan aidiyet, kişinin bir yere, bir ideolojiye, bir kuruma ya da gruba karşı kendini yakın hissetmesi ve bağlanması demektir. Aidiyet duygunun aşırısı fanatizme yol açar.

Fanatizm ise bir şeye körü körüne bağlanmak demektir. Bu tür bir aidiyet hissi, hoşgörüden ve uzlaşmadan uzaktır. Kişi ne olursa olsun kendisini ait hissettiği ideolojiyi ya da kurumu savunur. Bu türden bir duyguyla oluşan gruplar, kendisi gibi düşünmeyen insanlara karşı cephe alır.

Aidiyet kurmak ne demek?

Aidiyet Ne Demek Ve Aidiyet Duygusu Hissetmemek Aidiyet ne demek, ait olmak demektir. Toplum veya çevre tarafından kabul edilmek, bulunduğu ortamın bir parçası olduğunu hissetmek terimleri aidiyeti oluşturur. Bireyin bulunduğu ortamda kabul görebilmesi için ortamın kurallarına ayak uydurması gereklidir.

  • Bu da sadece aidiyet duygusu ile sağlanabilmektedir.
  • Birey bunu hissettiği takdirde ortama uyum sağlayacak motivasyonu ancak oluşturabilir.
  • Bireyin kendini bir ortama, bir topluluğa, insana, nesneye veya sosyal ekiplere ait olma isteği durumudur.
  • İnsan kendini iyi hissettiği veya özgür hissettiği ortama ait olmak ister.

Kimlik arayışında da ait olduğu ortamın özelliklerine göre kimlik özellikleri gelişecektir. Aidiyet duygusunu oluşturabilmek amacıyla da asırlardır belli gruplaşmalar oluşmuştur. Bu gruplar aidiyet hisseden ortak özellikler içeren topluluklardır. Aidiyet ne demek konusu incelendiğinde aidiyet ile birlikte birleşme, ilişkilendirme veya ayrışma terimleri de ortaya çıkmaktadır.

Aidiyetsiz hissetmek ne demek?

En temel duygusal ihtiyaçlardan biri, ait olma ihtiyacıdır. İnsanlara kimliklerinin önemli parçaları sorulduğunda genellikle ait oldukları gruplar üzerinde dururlar: şirketleri, kiliseleri, en sevdikleri spor takımının hayran kitlesi ve benzeri. Aidiyet, bir sosyal grubun parçası olarak hoş karşılandığınızı, görüldüğünüzü ve takdir edildiğinizi hissetmekle karakterize edilir.

Bu duygu, bir grubun üyeleriyle paylaştığınız değerlere, geleneklere veya faaliyetlere dayalı olabilir ve bir anlam ve amaç duygusu sağlayabilir. Aidiyet eksikliği, yalnızlık ile aynı şey değildir; bu, arzu ettiğiniz sosyal etkileşim miktarından yoksun olduğunuz hissidir. Yalnız olmayan biri –mesela kardeşi ile yakın ve memnuniyet verici bir ilişkisi olabilir– yine de işyerine, mahallesine ya da başka bir sosyal bağlama ait değilmiş gibi hissedebilir.

Ait olma ihtiyacının izini, insan yaşamının ilk günlerine kadar sürebiliriz. Atalarımızın yaşadığı çevrede insanlar genellikle akraba grupları ya da köyler oluşturmuştur. Bu topluluklar, insanın hayatta kalmasının temeliydi çünkü üyeler avlanmak ve yiyecek toplamak için birlikte çalışır, sırayla birbirlerinin çocuklarına bakar ve birbirlerini kötülüklere karşı korurdu.

  1. Bir gruba ait olmamak, kişinin hayatta kalabilmesini riske atan bir durumdu.
  2. Günümüzde insanlar hâlâ başkalarına ait olmaya yönlendiriliyor, gruplar oluşturmak ve bunları sürdürmek için çok fazla zaman ve enerji harcıyor.
  3. Oysaki aidiyet eksikliğinin sağlık ve refah üzerine olabilecek etkileri yeterince araştırılmamıştır.

Geçmiş zamanlarda bir gruba yabancılaşmanın nasıl tehlikeye yol açabileceğini görmek kolaydır fakat bu, 21. yüzyıla nasıl yansıyor? Aidiyet ve refah arasındaki bağlantıya dair içgörüler sunabilen çağdaş nüfus, kolejlerdeki ve üniversitelerdeki genç yetişkinlerdir.

  1. Üniversiteye gitmek genellikle büyük bir geçiş sürecini içerir – aniden, öğrenciler geride bıraktıkları topluluklardan giderek uzaklaşarak yepyeni bir sosyal çevrenin içine girer ve bunun aidiyet duygusu üzerinde belirgin etkileri olur.
  2. Öğrencilerin yurtlarda ders dışı gruplara, kulüplere veya sosyal çevrelere katılmaları için genellikle geniş fırsatlar olsa da her öğrencinin bu gruplar içinde yer bulması veya orada kabul edildiğini hissetmesi kolay değildir.

Dahası, bu yaş grubu şu anda önemli ruhsal sağlık sorunlarıyla karşı karşıya: 2021’de Sağlıklı Zihinler Çalışması, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir kolej ve üniversite örnekleminde, öğrencilerin %41’inin orta veya şiddetli depresyon belirtileri yaşadığını ortaya koydu (son birkaç yılda giderek artan bir yüzdeyi takiben).

  • Öğrencilerin sıkıntılarındaki yüksek oranların nedenlerini ve nasıl yardım edileceğini bulmak, temel araştırma hedefleridir.
  • Aidiyet duygusunun üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı ve performansı için kritik olabileceğini teorileştiren Pittsburgh’teki Carnegie Mellon Üniversitesi’nde bulunan ekibimiz, yakın zamanda aidiyet ve depresyon belirtileri arasındaki ilişkiyi araştırdı,

Bir akademik dönemin başında, ortasında ve sonunda bir hafta boyunca yüzlerce birinci sınıf öğrencisi, yalnızlık duyguları ve sosyal etkileşimlerinin sıklığının yanı sıra günlük olarak üniversitelerindeki aidiyet duygularını (‘Bugün ‘) ait olduğumu hissediyorum’ şeklinde ifade ederek) rapor ettiler.

Ayrıca depresif semptom düzeylerini (örneğin, umutsuzluk, huzursuz uyku, üzüntü) akademik dönemin başında ve sonunda bildirdiler. Sonuçlarımız, üniversitedeki daha düşük aidiyet duygusu nun, değerlendirme dönemlerinden herhangi birinde, dönem sonundaki daha depresif belirti lerin öncülü olduğunu göstermiştir.

Ayrıca öğrencilerin yalnızlık düzeylerine veya sosyal etkileşimlerinin sıklığına bakılmaksızın aidiyetin, depresif semptomların öncülü olma eğiliminde olduğu sonucuna vardık. Bu verilere dayanarak aidiyet duyguları ile depresyon belirtileri arasında nedensel bir bağlantı belirleyemesek de düşük aidiyetin dönem sonundaki depresif belirtilerle ilişkili olduğu gerçeği, daha düşük aidiyet duygusunun depresyonu daha olası hale getirebilirken daha yüksek aidiyet duygusunun da depresyonu önlemeye yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.

Işinin sosyal ortamındaki diğer insanların, o kişinin değerlerini veya ilgi alanlarını paylaşmadığı ve bu nedenle de onları oldukları gibi kabul etmediği veya takdir etmediği duygusu, kolayca anlaşılacağı üzere sıkıntıya, kopukluğa ve hayal kırıklığına yol açabilir. Gelecekteki araştırmalar bu olasılığı daha fazla irdelemelidir.

Belki de en ilginci, bahar döneminin en başındaki aidiyet duygusunun bile dönem sonu depresif belirtilerin öncülü olmasıydı. Basitçe söylemek gerekirse; bu sonuçlar, düşük aidiyet duygularının, bir öğrencinin ruhsal sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabileceğine dair bir erken uyarı işareti olabileceğini düşündürmektedir.

Başka bir deyişle, bir dönem başındaki daha düşük aidiyet seviyeleri, bir öğrencinin risk altında olabileceğini aylar öncesi nden gösterebilir. Eğitim kurumlarının bu tür öğrencileri tespit edip desteklemek için bu bilgileri kullanmanın yollarını bulduğunu tahayyül edin. Öğrenciler ruhsal sağlık sorunları belirtileri göstermeden önce öğrenci aidiyetini destekleyen yapılar ve etkinlikler inşa edebilir.

Örneğin, birçok kolej ve üniversite kısa süreli yapılandırılmış etkinlikler (oryantasyon haftaları gibi) sunmakla birlikte, okul yılı boyunca birinci yıl odaklı etkinlikler oluşturarak veya öğrencileri uzun dönem katılım içeren, ilgi alanlarına göre topluluklarla eşleştirerek bu yapıyı genişletebilir.

  1. Birçok öğrenci ihtiyaç duyduğunda ruh sağlığı danışmanlığı veya desteği aramakta zorlandığı, bu da zaman içinde depresyonun kötüleşmesine yol açabileceği için önlemeye odaklanmak yardımcı olabilir.
  2. Araştırmalar, aidiyet eksikliğiyle mücadele etmenin bazı potansiyel yollarını ortaya koymaktadır.
  3. Son yapılan çalışma, öğrencilerin aidiyetle ilgili hikâyelerini ve endişelerini paylaştığı veya öğrenciler ile okul personeli arasındaki olumlu etkileşimleri teşvik eden girişimlerin (örneğin, öğrenci-öğretmen konferansları ve etkinlikleri) aidiyet duygularını geliştirmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Bir çalışmada, Siyah Amerikalı öğrencilere, kendilerinden daha kıdemli öğrencilerin aidiyete dair erken endişelerinin zaman içinde nasıl kaybolduğunu gösteren bilgiler verildi. Çalışma katılımcılarından, daha sonra başkalarıyla paylaşmak için kendi birinci sınıf deneyimleri hakkında videolar kaydetmeleri istendi.

Bu girişime katılan öğrenciler, katılmayanlara kıyasla üniversitede daha güçlü aidiyet duyguları ve performans belirtileri gösterdiler. Bu nedenle çözümün bir kısmı, öğrencilere deneyimlerinde yalnız olmadıklarını ve bu deneyimlerinin sonsuza dek sürmeyeceğini göstermek kadar basit olabilir. Bulgularımız, üniversitenin ilk yılındaki öğrencilere odaklansa da yeni bir sosyal çevreyi deneyimleyen diğer insanların da –yeni bir işe başlayanlar veya yeni bir şehre taşınanlar gibi– kendi aidiyet duygularını keşfetmekten fayda sağlamaları mümkündür.

Azalan veya düşük aidiyet duygularının erken tespiti, bireyleri, eksiklikleri bir sorun haline gelmeden önce bu duyguları geliştirmek için fırsatlar aramaya teşvik edebilir. Biz bunu yazarken, topluluklarımız da aidiyet duygularını geliştirmeyi daha zor hâle getirebilecek süregelen değişikliklerle yüz yüze gelmekte.

  1. Profesyonel ve kişisel bağlantılar, COVID-19’un devam eden etkileriyle değişti.
  2. Siyasi gerilimler, toplumsal ve ulusal birlik duygularını tehdit ederek, kutuplaşmış görüşlerle arkadaşları, aile üyelerini ve komşuları bölüyor.
  3. Dini cemiyetler gibi uzun süredir devam eden sosyal yapılar, birçok insanın hayatında daha az belirgin hâle geldi,
See also:  Qual A Melhor BBlia De Estudo?

Tanıdık grupların ve toplulukların dağıldığını ve birçoğunun aidiyet duygusunun azaldığını gördük. Bu kadar çok bölünmenin olduğu bir dünyada aidiyet, peşine düşmeye değer —ancak inşa edilmesi zaman alabilir. Kendi aidiyet duygunuzu artırmak istiyorsanız ilginizi çeken, gönüllü olabileceğiniz fırsatları veya kültürünüzü anlayan ve takdir eden yerel halkla bağlantı kurma fırsatlarını araştırarak işe başlayabilirsiniz.

  • Başkalarının aidiyetini desteklemek için çaba sarf etmek de bir sosyal gruba veya çevreye daha bağlı hissetmenize yardımcı olabilir.
  • İş arkadaşlarınızdan tavsiyelerini istemek veya bir komşunuzu arka bahçenizdeki pikniğe davet etmek gibi maksatlı günlük etkileşimler, bunu yapmanın küçük ama potansiyel olarak etkili yollarıdır.

Topluluklarımızın üyeleriyle kısa süreli etkileşimler bile çoğumuzun sahip olmadığı aidiyet duygularını geliştirmeye yardımcı olabilir. Bu yazı Pınar Kavaklıoğlu tarafından sosyalbilimler.org’da yayımlanmak üzere Türkçeye çevrilmiştir. Orijinal Kaynak: Dutcher, Janine M.

Quinn, Amber. (2022, November 30), “How a Feeling that You Belong Could Protect Your Mental Health” Psyche, Atıf Şekli: Dutcher, Janine M. & Quinn, Amber. (2023, Ocak 07). “Ait Olduğunuz Bir Duygu, Ruh Sağlığınızı Nasıl Koruyabilir?” Çev. Pınar Kavaklıoğlu, Sosyal Bilimler, sosyalbilimler.org/aidiyet-duygusu-ruh-sagliginizi-nasil-koruyabilir Kapak Resmi: Roma Gavrilă, Loneliness and Addiction (2022) Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org çevirmenleri tarafından çevrilmiştir.

Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlâli söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Aidiyet Ne Demek sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir. Aidiyet Ne Demek sosyalbilimler.org’da yayımlanan çalışmalar ile ve yeni çıkanlar arasından derlenen kitapların yer aldığı haftalık e-posta bültenine ücretsiz abone olmak için bu sayfa incelenebilir.

Aidiyet nedir felsefe?

Aidiyet, bireyin toplum veya toplum kesimi ile bağ kurması anlamına gelir. Ait olma ihtiyacı, bireyin temel ihtiyaçları arasındadır.

Aidiyet duygusu neden önemlidir?

Aidiyet Duygusu ve Motivasyon Arasındaki İlişkiye de Değinelim – Temel bir insani ihtiyaç olarak geniş bir yelpazede kavramsallaştırılan aidiyet içsel bir motivasyon yaratır. Öğrenme üzerine yapılan araştırmalara göre öğrenme motivasyonu, öğrencinin aidiyet hissiyle doğru orantılı olarak artar.

  • Aidiyet duygusu, öğrencilerin okulda motivasyon kaybına yol açan ön yargı ve ayrımcılık gibi etmenlerle başa çıkmalarını da kolaylaştırır.
  • Ayrıca bu duyguyu okulda tatmin edebilen öğrencilerin uzun vadede öznel refahları artabilir.
  • Aidiyet duygusu, psikolojik ve sosyal refahın yanı sıra bireyin iş hayatında kendisini gerçekleştirmesini sağlayan bir araca da dönüşebilir.

İş hayatında aidiyet, çalışan bağlılığını sağlayarak ortak hedeflere yönelmeyi kolaylaştırırken bireyin motivasyonunu ve performansını önemli ölçüde arttırabilir. Tüm bu faydaları yaşama dahil etmek için bu duygunun güçlendirilmesi gerekir. Bu aşamada neler yapabileceğinizi görmek için “” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Aidiyet gücü ne demek?

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakikadır. Yaklaşık iki ay önce kariyer sebebiyle şehir değiştirdim. Bu değişimin iki yıldır beklediğim bir şey olduğunu söylersem mutluluğumu ve heyecanımı tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum. Benim için bu değişim bir yandan hayalime ulaşmayı bir yandan da başarısızlık silsilesi yaşadığım şehirden kaçmayı ifade ediyordu.

Çok güçlü ve heyecanlı hissettiğimi hatırlıyorum. Şu anda yaşadığım şehre geldikten bir ay sonra bu duygular, anlamlandıramadığım bazı duygularla yer değiştirmeye başladı. Kaygı, korku, özlem, yabancılaşma Sık sık kendime “Ne işim var benim burada?” diye sormaya başladım. Eski anılarımı daha çok hatırlayıp eski fotoğraflara dalmayı tercih ettim.

Sonradan fark ettim ki ait olma çabamın sancılarıymış bu yaşadıklarım. Ait hissettiğim şehirden, ait hissettiğim insanlardan ayrılıp içini doldurmam gereken bir boşluğa düşmüşüm. Sahi, ne işim var benim burada? “Ne işim var benim burada/bu insanlarla?” sorusunu kendimize sormadığımız ya da bu soruya cevap verebildiğimiz zamanlarda var olan aidiyeti fark edemeyiz genellikle.

  • Fakat o aidiyet eksildiği anda olumsuz duygular hissetmeye başlarız.
  • Çünkü ait olma durumu, bizi yaşama bağlayan unsurlardan biridir, bir ihtiyaçtır.
  • Bağlandığımız şehir, vakit geçirmekten hoşlandığımız insanlar, kendi eşyalarımız, güvende hissettiğimiz evimiz, sıradanlaşan işimiz, önemsediğimiz kültürümüz Bunlar aidiyetin parçalarıdır.

Hayatımızdan bunlar eksildiğinde geriye ciddi bir üzüntü, kaygı, korku, yabancılaşma hâli kalır ki bunlarla başa çıkabilmek bir hayli zordur. İşte bu yüzden üzerinde durulacak olan aidiyet kavramı insan hayatında mühim bir yere sahiptir. Kelime karşılığı “mensubiyet”, “ilişkinlik”, “ait olma durumu” olarak ifade edilen aidiyet; bireyin duygusal ve mekânsal boyutta nereye, neye, nasıl bağlı olduğunu tanımlar.

  1. Ayrıca bireyin duyguları, inançları, siyasi yönelimi ve kimliğini de kapsayan bir kavramdır.
  2. Apsanılanlar kişiden kişiye değiştiği için aidiyetin tanımı da değişiklik gösterebilir (Alptekin, 2011; Sözer, 2019).
  3. Fakat herkesin aidiyetinin temelinde deneyim, kültür, hazırbulunuşluk, inanç, bakış açısı, mekân, nesne unsurları yer almaktadır (Alptekin, 2011).

Aidiyetin birden fazla unsuru ve yoğun bir içeriği bulunmaktadır. Bütün alanlar birbirlerini etkiler, hepsi birbirinden değerlidir. Bu değeri Fedai (2009) şu şekilde anlatmıştır: “Çeşitli sınır elemanları kullanarak, sonsuz üstünde, bir yeri tanımlı bir boşluk haline getirmemiz, onu mekân kılmamıza yetmez.

  1. O tanımlı boşluğun içinde yaşayan bireylerin, boşluğun içindeyken bir amacı; düşleri, hayatlarını sürdürmek için yapmaları gerekenler olmalıdır.
  2. Boşluk, hayat bulmalıdır.” Bu boşluk güvenli bir ev, destekleyici bir aile, tatmin edici kariyer öyküleri, güçlü arkadaşlık ilişkileri veya belirli gruplar ile doldurulabilir.

İşte bu hayattaki boşlukları doldurmaya çalışma durumu aidiyet ihtiyacını karşılamakla açıklanabilir. Aidiyet, bir nevi algılara filtredir. Bu duygu ne kadar çok hissedilirse çevre de o kadar olumlu algılanır (Akyol, 2019). Çevre ne kadar olumlu algılanırsa yaşanılan yere o kadar kolay uyum sağlanabilir. Bir yeri olumlu algılamak ise çeşitli koşullara bağlıdır.

Sadece ekonomi, barınma ve sağlığı kapsayan bir durum değildir. İşin içine sosyal, kültürel ve eğitsel etkenler de dahil olurken duygular ön plandadır (Sözer, 2019). Sadece fiziksel unsurlarla sağlanabilen bir duygu olsaydı ülkelerinden göç ederek rahat koşullarda yaşamlarını sürdüren vatandaşlarımızda aidiyet oluşumu hızlı ve tam sağlanabilirdi.

Fakat durum bu şekilde değildir. Uysal (2015)’ın Londra’daki Türklerle yaptığı aidiyet çalışmasında özellikle oraya göçen birinci kuşakların aidiyeti sağlayamadıkları görülmüştür. Güzel anılarından bahsetmeleri istendiğinde çoğunun güzel anılarının göç etmeden önceki zaman dilimine ait olduğu fark edilmiştir.

Fark edilen bir başka durum ise, bazılarının hem Türkiye’ye hem de Londra’ya ait olmaya çalışırken “hiçbir yere ait hissetmemeleri” durumudur. Geçmişten beri göç edenlerde sık karşılaşılan yersizlik-yurtsuzluk hissi küreselleşmeyle birlikte daha da artış göstermiştir. Londra’ya ait hissedememe veya hiçbir yere ait hissedememe durumlarıyla başa çıkabilmek de oldukça zordur.

Harunoğulları ve Cengiz (2014)’in ülkemizde bulunan Suriyelilerle yaptıkları çalışma da bu durumu destekler niteliktedir. Çalışmada, ülkemizde bulunan Suriyelilerin Türkiye’ye ait hissedemedikleri görülmüştür. Bu durumun nedenleri arasında ekonomik sıkıntı yaşama, dışlanma, Türkçeyi yeterince bilmeme, ülkelerine geri dönme umudu sayılabilir.

  • Ekonomik sıkıntı yaşamayıp imkânları fazla olanların da yaşadıkları dışlanma sonucu aidiyet hissedememeleri, aidiyetin manevi boyutunun önemini gösterir.
  • Aidiyet hissinin yeterli olmaması veya aykırı olması durumunda; bireyin bağlılıklarından veya ilişkilerinden kopması ve hayatını aksatabilecek düzeyde stres yaşaması mümkündür.

Bunlar dışında biyolojik veya psikolojik problemlerle karşılaşılabilir. Aidiyetin hissedilmediği bir ortamda tehdit algılama düzeyi de yükselebilir (Kırlı Özer, Çahantimur ve Kırlı, 2019). Bu nedenle aidiyet yaşam için şarttır. Bunun için bir reçete oluşturursak eğer bu reçeteye tatmin eden fiziksel koşulları, destekleyici ortamları, dışlanmamayı, sevilmeyi, sevmeyi, bağlı olduğumuz kültürü devam ettirebileceğimiz mekânlarda bulunmayı yazabiliriz.

Bu reçetedeki bazı koşullar bizim elimizde olmadığından belki de zamana bırakıp kendi elimizden gelenleri yapmak en mantıklısıdır. Aidiyetini sorgulayan veya benim gibi aidiyet hissedemeyenler varsa bu sürecin geçici olduğunu söylemek isterim. Fakat ne kadar süreceği koşullara bağlıdır. KAYNAKÇA Akyol, Ö.

(2019). Yere aidiyetin çevreyi algılama ve anlamlandırmaya etkisi üzerine Hasköy bölgesinde bir inceleme. International Journal of Social and Humanities Sciences (IJSHS), 3(1), 69-82. Alptekin, D. (2011). Toplumsal aidiyet ve gençlik: üniversite gençliğinin aidiyeti üzerine sosyolojik bir araştırma (Doktora Tezi).

Selçuk Üniversitesi, Konya. Fedai, Ö. (2009). Ziya Osman Saba ve Sabri Esat Siyavuşgil’in şiirlerinde aidiyet duygusu ve mekân düşüncesi. Turkish Studies, 4(10), 1229-1252. Harunoğulları, M. ve Cengiz, D. (2014). Suriyeli göçmenlerin mekânsal analizi; Hatay (Antakya) örneği. TÜCAUM VIII. Coğrafya Sempozyumu, 23-24 Ekim: Ankara, 309-318.

Kırlı Özer, G., Çahantimur A. ve Kırlı, S. (2019). Aidiyet duygusu kentlerin algılanmasında etkili etkenlerden birisi midir? Bir pilot çalışma. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 21(3), 285+. Sözer, M.A. (2009). Göç, toplumsal uyum ve aidiyet. Bayburt Eğitim Fakültesi Dergisi, 14(28), 418-431.

Aidiyet duygusu nasıl kazanılır?

/ Aidiyet Duygusu Nasıl Kazanılır? (4 Farklı Alanda) Aidiyet, her ne kadar bir bütünde var olmayı içerse de aynı zamanda bireysel çaba ister. Aidiyet duygusu yaratarak başkalarıyla ilişki kurmak için gayret göstermek gerekir. Herhangi bir yere veya gruba ait hissetmek içinse farklılıklar yerine benzerliklere odaklanmak tercih edilebilir.

Aidiyet nedir sosyoloji?

Aidiyet, her ne kadar bireysel seçimlere dayansa da, bireyin bağlılık ve sadakat ilişkileri geliştirebileceği bir grupla özdeşleşme tecrübesidir ve dolayısıyla tek başına yaşanan bir tecrübe değildir. Üstelik aidiyet duygusu sosyal ve kültürel etkileşimlerin sonucuna bağlı olarak güçlenip zayıflayabilir.

Bununla birlikte aidiyetin kaynağını, mikro ölçekli grupsal ilişkilerde, makro ölçekte ise toplumun genelinde bulmak mümkündür. Toplumun bireylere sağladığı imkanlar ve karşıladığı gereksinimler önemli olmakla birlikte bireylerin de mensubu olduğu topluma karşı beslediği bağlılık duygusu, ilgisi ve beklentileri de birey ile toplum arasındaki ilişkiyi anlama noktasında çok önemlidir.

Bu çalışmada ise toplumsal aidiyetin üniversite gençliği üzerinden teorik ve uygulamalı olarak bir çözümlemesini gerçekleştirmek amaçlanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin temel özellikleri incelendiğinde en önemli unsurun ?gençlik? olgusu olduğu görülecektir ki bu kavramı tüm unsurları ile ele alıp yönlendirmek ve yönetmek toplumun topyekün kalkınmasındaki en önemli kilometre taşını oluşturacaktır.

Aynı zamanda geleceğin toplum yapısının mühendisliği anlamında en önemli yapı taşlarından biri olan ?gençlik? kavramı geleceğe yönelik toplumsal uzlaşma ve birliktelik beklentileri açısından ciddi bir projeksiyon imkanını da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de üniversite gençliğinin toplumsal aidiyetini kısmi olarak ortaya koyabilmek, geleceğe yönelik öngörüde bulanabilmek ve sosyo-kültürel aksaklıklar ile eksiklikleri belirleyerek tavsiyelerde bulanabilmek amacıyla Konya İli’nde Selçuk Üniversitesi öğrencilerine yönelik bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir.

Although belonging depends on individual choices, it is an experience in which individual identifies himself with a group through commitment and loyalty. Thus, it is not experience alone. Furthermore, the sense of belonging can get stronger or weaker as a result of social and cultural interactions.

Besides, it is possible to find the source of micro-scale belonging in group relationships and macro-scale relations can be found in the society in general. While the opportunities society offers to individuals and the needs it meets are significant, sense of commitment and interest individual has for society and his expectations from the society are important to understand the relationship between individual and society.

See also:  Nezleye Ne Iyi Gelir?

This study aims to carry out a theoretical and practical analysis of social belonging on university youth. When basic characteristics of developing countries are examined, it is seen that the most important component is ?youth? phenomenon. Providing guidance and administrating this phenomenon with its all elements will be the most important milestone in the development of society as a whole.

Kültürel aidiyet nedir?

Kültürel Aidiyet Bilinci – Maarifin Sesi Aidiyet, kelime anlamı, ‘mensubiyet’, ‘ait olma hali’, ‘ilişkinlik’ olan bir kavramdır. İlişkilendirme herhangi bir nesneye, insana, topluluğa, gruba ya da sosyal bir kategoriye olabilir. Bu durum insanın ilgisi nispetinde genişletilebilir.

Bir yere ya da gruba yoğun duygularla bağlı olmak, kendisini o yere mensup hissetmek şeklinde de anlaşılabilen aidiyet, bireyin en temel ihtiyaçlarından biridir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlardan sonra ait olma gereksinimi bulunmaktadır. Bu bağlamda bireyin kendisini ailesine, memleketine, vatanına, toplumuna, kültürüne ya da farklı fikir ve inanç guruplara ait hissetmesi mümkündür.

Aidiyet doğal sosyal çevreye bağlı olabileceği gibi bireyin bilinçli tercihleri ile oluşturduğu çevreyle de olabilir. Sosyal ortamlarda ilk defa karşılaşılan birine sorulan sorular aslında aidiyetin önemini vurgular. Nerelisin, ne iş yapıyorsun gibi soruların altında yatan ve esas öğrenilmek istenen karşıdaki bireyin aidiyetlerinin neler olduğudur.

Aidiyetler, toplumun iç dinamiklerini etkileyici niteliktedir. Etnik çatışmalar, savaşlar, eylemler, toplumsal hareketler ile aşırı nitelikteki futbol takımı taraftarlığı gibi olumlu sayılmayan örnekler de aidiyeti gösteren örneklerdir. Ayrıca değerler, güven, sosyal destek ve duygusal doyum gibi önemli unsurlar bireyin aidiyet ihtiyacının değişkenleri olarak açığa çıkmaktadır.

Aidiyet duygusu bireye; bir gruba ait olma, birbirleri için önemli olma, ortak bir amaç için çaba gösterme gibi duyguların eyleme dönüşmesini sağlar. Aidiyet: Toplum aidiyeti, ulus aidiyeti, etnik aidiyet, dini aidiyet, örgüt aidiyeti, mekan aidiyeti ve kültürel aidiyet gibi başlıklar altında geniş bir şekilde incelenebilir.

Kültür, “Bir toplumun tarih boyunca ürettiği maddi ve manevi değerlerin, fikir ve sanat eserlerinin, bunlardan doğan değer yargılarının bütünü” şeklinde tanımlanabilir.Genel anlamda ise toplumun yaşam biçimi olarak görülebilir. Kültürün bir sistem olarak düşünülmesini açıklayabilecek kavram, “aidiyet”tir.

Aidiyet duygusunun niteliği ve bireylere yüklediği görevler, bireylerin kimliklerini, yani kendilerini ve çevrelerini algılayışını belirler. Bireyler bir kültüre rengini veren çeşitli etkenler aracılığıyla bir sisteme dahil olurlar. Örnek olarak, yardımsever bir kişinin taşıdığı yardımlaşma duygusunun etkisiyle, kendisi gibi aynı duyguları hisseden insanların kurduğu bir yardımlaşma derneğine üye olması verilebilir.

Aile, millet, din gibi kurumlar, bireylerin doğuştan dahil olduğu aidiyetleri tanımlarlar. Bir toplumda birbirinden farklı örf, adet, töre, gelenek ve görenekler farklı aidiyet talepleriyle karşımıza çıkar. Her birey kendini güvence altına almak, kültürel bir etkinlik içinde bulunmak, bazı mesleki dayanışma ve gelişmelerin dışında kalmamak için farklı aidiyet gurupları içine dahil olur.

Bir toplumda mevcut aidiyet gurupları içinde birkaçı daha baskın bir özellik taşıyarak o toplum için model bir davranış sergileyebilir. Bu model konumunda olan aidiyet, toplumu da simgeleyen bir özellik taşıyacaktır. Böyle bir aidiyet, diğerleri için referans konumunda bulunur: Özellikle milliyet ve din, tüm aidiyet guruplarının üstündedir, yani bir referans konumunda bulunur.

  • İnanç ve değerlerin kültürün özüne sirayet etme gücü bulunduğu için kültürel aidiyet bilincinin kazandırılmasında dini aidiyet önemli bir role sahiptir.
  • Din bireyler arasında birleşme ve dayanışma sağlar.
  • Dinlerin sahip olduğu belirli gelenekleri, efsaneleri, evliyaları, ilahileri, ibadetleri ve ritüelleri, toplumdaki bireyleri bir arada tutmak için gereken dayanışmayı da sağlamaktadır.

Dini ritüeller, manevi bir ortaklık içerisinde aynı dine mensup bireylerin beraber hareket etmelerini sağlayan pratiklerdir. Sanayi toplumunda yaşayan bireyler ise artık hayatın anlamını açıklamak için dine ihtiyaç duymamaktadır. Onlar için din artık toplumun değerleri ve hayat tarzının merkezi unsuru olmaktan çıkmıştır.

  1. Dolayısıyla bu toplumlar köklerinden kopuk bir şekilde, seküler dünyanın rüzgarında savrulmaktadır.
  2. Ait olmak, istek ve iradeye bağlı olduğu gibi doğuştan da olabilir.
  3. Fakat özelliği ne olursa olsun, aidiyetin temel niteliği, ritüeller ile birlikte belirir.
  4. Ritüeller, aidiyetin göstergeleridir.
  5. Aynı Tanrı’ya inanan bir Müslümanı bir Hristiyandan ayıran özelliklerden biri de ritüellerdir.

Birbirinden çok farklı alanlarda karşımıza çıkan eylemler bir ritüeli ve dolayısıyla da bir aidiyeti bildirir. Ayrıca her milletin yaşadıkları iklime, örf ve adetlere, din ve mezheplere bağlı olarak yerleşen o milletin malı olan ve ait olduğu milleti tanıtan ahlak kaideleri millî ahlak haline gelmiştir.

  • Türk toplumunun tarihine bakıldığında asırlar boyunca köklü değerler ürettiği, böylece yeni kuşaklara değer yüklü zengin bir kültürel miras bıraktığı görülmektedir.
  • Günümüze bakıldığındaysa kişilerarası ilişkilerde sosyal ve ahlaki kurallardan uzaklaşılması, genel menfaat yerine bireysel çıkarların ön plana alınması, tüm dini ve milli aidiyet duygularına ters düşen sosyal medya ve dijital alanlardaki ahlaki çöküntünün baş göstermesi gibi nedenlerden ötürü, toplumda öz kültürlerine samimi şekilde bağlı kalan bireyler hızla azalmaktadır.

İslâm’a göre “Tedib”(terbiye etme) edebin nefiste zapt edilmesi ve bizzat kişi tarafından hazmedilmesidir. Dini aidiyet ve dini eğitim ile (Osmanlı ve öncesi dönemlerde tecrübe edildiği gibi) İslâm’ın akılcı, hoşgörülü ve bilimi destekleyen anlayış ile toplumdaki farklı gruplara hitap edilebilir.

  • Bu nedenle Türk İslâm kültürünün zengin mirasının unutulmaması, din öğretimi aracılığıyla dini aidiyet bağı kullanılarak gençliğin karakterine işlenmesi için çalışılmalıdır.
  • Ültürel değerlerin benimsenmesinden yoksun olan bir öğretim, karakter yerine sadece hüner verecektir.
  • Ültürün öğrencilere aktarılması sadece belli ders ya da konularda değil, öğretim faaliyetlerinin bütününde en temel amaç olarak kabul edilmeli ve bunun gereği yapılmalıdır.

Müfredat yeniden yapılandırılarak toplumun kültürel kimliğiyle bağlantılı hale getirilmeli, kültürel mirasın özellikle manevî unsurları öğrencilere aktarılmalıdır. Güçlü toplumların temelinde manevi birlik ruhu bulunmaktadır. Güzel ahlak ve estetik değerlerin yaslandığı bu duygu, bireydeki aidiyet duygusunun toplumsal ve kültürel zeminini kurmaktadır.

  1. Bu kuşatıcı değerler, toplumda geçerli olan diğer değerlere yön verir, onların rengini belirler.
  2. Aidiyet, hem ahlakta hem davranışlarda hem de tüm beşeri duyularda geçerli olan “güzel” kavramıyla eşleştirilerek güzel ahlak, güzel davranış ve nihayetinde öz kültürüne layık güzel insan ortaya çıkacaktır.

: Kültürel Aidiyet Bilinci – Maarifin Sesi

Aidiyet Türkçe mi?

Aidiyet nedir? Arapça kökenli bir kelime olup ‘ait olma, ilgi, ilişkinlik’ anlamını taşımaktadır.

Mesleki aidiyet nedir?

Meslek sahibi olmak ve çalışmak her ne kadar ekonomik amaçlı görünse bile iş birliği, paylaşma, sosyal statü, verimli olduğunu hissetme, zamanı düzenli yaşama olgularını bireye kazan- dırır. Bu olguları sağlam ve sağlıklı hale getiren de bireyin mesleki aidiyet duygusudur.

Etnik aidiyet ne demek?

Değişen, Dönüşen, Hatırlanan Ev ve Aidiyet Nereye aitsin? Türkiye’ye aitim. Suriye’ye aitim. Almanya’ya aitim. Beyrut’a aitim ben. Londra’ya aitim. Hepimiz kendimizi bir yerlere ait hissetmek isteriz. Aidiyet, ait olmak nedir? Bir ulusa ya da etnik kimliğe bağlılık dışında ele aldığımızda “aidiyet”, bağlanma ve evde olma hissidir.

  1. Üreselleşmenin beraberinde göçün artması göçmenlerin en­tegrasyonu ile birlikte, göçmenin köken ülke ile ilişkilerini sürdür­mesi, kimlik ve aidiyet sorularını da beraberinde getirmiştir.
  2. Göç­menin göç ettiği ülke ile ilişkile­ri, topluma dâhil olması ve oraya ait hissetmesi acaba mümkün mü? Yoksa aidiyet sade­ce köken ülkeye bağlı mı olmalı? Avrupa’ya göç eden birinci nesil hâlâ Türkiye’ye ait his­sedebilir; peki ikinci ve üçüncü nesil diye adlandırdığımız, o ül­kelerde doğan göçmenler nereye ait? Göçmenseniz, doğduğunuz ül­kenin dışında bir yerde yaşıyor­sanız “Nereye aitsin? ” sorusunun cevabı zordur.

Doğduğunuz yer mi, dilini bildiğiniz ülke mi, etnik veya kültürel bağlar mı belirler aidiyeti? Peki, zorunlu olarak göç ettiyseniz, o zaman cevap daha zor olacaktır. Çünkü evinize, ken­dinizi ait hissettiğiniz o ülkeye dönmeniz mümkün değildir ve evinizi zorunlu olarak başka bir yerde yeniden kurmanız ve ait ol­manız gerekir.

Ait olmak güvende hissetmektir, sosyal bağlara sahip olmaktır. Yaşadığınız toplumun sizi kabul etmesidir. Mülteciyseniz, hayat sizi başka bir ülkeye aniden savurduysa ve tüm imkânlarınızla birlikte ailenizi, ar­kadaşlarınızı bırakıp gittiyseniz, ait olmak o an “güvende olmak” ve ” korunmak” tır belki de.

Bu bir şehirdir bazen, bazen ülke ve ba­zen de evinizdir. Eviniz aslında ait olduğunuz yerdir belki de. Aidiyet nostaljik bile olsa günlük hayatta karşılaşılan güçlüklerle başa çık­manın bir yoludur. Göçmenler ve mülteciler yerleştikleri ülkelerde evlerini yeniden inşa etmekte ve aidiyet ise bir tür geri dönüş haya­li olarak tam orada durmaktadır.

“Buraya aitim” ifadesi bir ulusa ait olmayı gösterebildiği gibi kişisel duygulardan hareket edildiğinde aidiyet hissi bir bağlanma olup, “evde olma” hissidir. Dolayısıyla aidiyet, göçle birlikte biçim değiştirerek mekânsal aidi­yete dönüşmüştür ve artık birden fazla yere ait olmak mümkündür. Artık, aidiyet güvende hissedilen, sosyal bağlara sahip olduğumuz mekânlara aidiyettir, parçası ola­rak kabul edildiğimiz topluma ai­diyettir.

Göçmenlerin başlangıçta yeni yerleştikleri ülkelere aidiyet ge­liştirmediği ancak zaman içinde köken ülkeye olan aidiyetin dö­nüştüğü ve yeni yerleşilen ülkeye aidiyetin geliştiği varsayılmakta­dır. Aslında dönüşen, köken ül­keye duyulan aidiyet hissi değil, gelişen yeni bir aidiyettir.

Öken ülke hâlâ orda durmaktadır; aile ve akrabalar ordadır. Göçmenler uzakta yaşasalar bile sınırlar ötesinde evleri ve köken ülke ile bağlarını sürdürmektedir. Yeni ulus ötesi yaşamlarında hem köken ülkede hem de yerleştikleri ülkede ailevi, ekonomik, kültürel, siyasi bağlarını ve kimliklerini korumaktadırlar.

Dolayısıyla, her iki ülkeye ya da topluma ait his­setmek ve birden çok gerekçeyle birden çok aidiyet geliştirmek mümkündür. Suriye’den savaş nedeniyle kaçan, Türkiye’de yaşadıktan sonra İn­giltere’ye yerleşen bir sığınmacı acaba nereye aittir? İngiltere’de evinde hissederken acaba hâlâ Suriye’ye ait olabilir mi? Onu İn­giltere’ye ait hissettiren şey gü­venlik hissi mi yoksa yakınlık mı? Ya da bu aidiyet hissini sağlayan şey ülkelerin sağladığı imkânlar mı? Elbette Suriye o kişinin ana vatanıdır.

  1. Ama Türkiye’de de ya­şamıştır, Türkiye onun bir parçası olmuştur artık.
  2. Dil öğrenmiş, ar­kadaşlıklar kurmuştur.
  3. Aslında üç ülkeye de aidiyet gelişmiş, aidiyet bölünerek çoklu aidiyet ortaya çıkmıştır.
  4. Göçmen yerleştiği ülkede olum­suz tecrübelere sahipse, gizli ya da açık ayrımcılıkla karşılaştı ise o zaman bu aidiyet hissi zedele­necektir.

Ayrımcılıkla karşılaştı­ğında yabancı hissedersin; ama bazen de normal hissedersin, o topluma ait gibi. “Toplumda kabul edilmiş olma hissi”, aidiyeti destekleyen en önemli hislerden biridir. Bazen göçmen olmak ya da mülteci ol­mak gibi etiketler bizim toplu­mun parçası olarak hissetmemizi başka bir ifade ile ait olmamızı engeller.

  • Göçmenin yerleştiği ül­kede kalma süresi arttıkça o ül­keye aidiyetin artması beklenir.
  • Ancak, bazen üzerinden yıllar geçse bile arkadaşlıklar, günlük hayattaki konuşmalar, sevdiğiniz bir yemeğin kokusu “yakınlık ve evde olma hissi” doğurabilir ve böylece evi, ait olduğunuz ülkeyi ya da bazen o bölgeyi veya şehri yeniden hatırlarsınız.

O zaman artık Türkiye veya Almanya’ya, Konya veya Berlin’e, Emirdağ veya Belçika’ya ya da “diaspora”ya ait olabilirsiniz. Çalışmak için giden­ler, yurt dışında eğitim görenler, orada yaşayanlar ve tabi nesiller boyu orada olanlar da dâhil di­asporaya.

Sadece ait hissetmek yeterli belki. Nereye aitsin sorusunun cevabı çoğu zaman ulus aidiyetinden çok “Brüksel’e, Hamburg’a, Lond­ra’ya aitim”, “İstanbul’a, Kayse­ri’ye, İzmir’e, Mardin’e aitim” gibi mekân aidiyeti olabilir. Diaspo­ra aidiyeti de kendi içinde etnik, dini alt kimlikleri barındırabilir. Ancak, söz konusu bu alt diaspo­ra kimlikleri korunmakla birlik­te, etnik ve dinî farklılaşmaların ötesinde “dayanışma ağı olarak diaspora” aidiyetleri öne çıkabilir.

Ait olduğunuz yer aslında evi­nizdir. Ev, yalnızca bir barınak değildir. Güvende ve özgür his­setmenin, yaşanılan toplumla bağ kurmanın, ait hissetmenin bir aracıdır. Ev, “aile ve hatıraların olduğu yerdir”, “yaşanılan yerdir”, “arkadaşların, işin olduğu yerdir”, “güvende veya yakınlık hissettiğin yerdir.” Dolayısıyla ev, tüm bu iliş­kilerin düğümlendiği, güvenlik ve bağlanma gibi daha çok sembolik bağlarla ifade edilen, göçmenler için yeniden inşa edilen yerdir.

See also:  MentR Ne Demek?

Gerçek ev; yaşanılan, doğduğun, güvende veya yakın hissettiğin, bağlandığın ve ait olduğun yer­dir. Dolayısıyla ev veya ait olunan yer, hâlihazırda yaşanılan ülke veya şehir ile gelecekte yaşamak istenilen, özlem duyulan, zamanı geldiğinde geri dönmenin umut edildiği çeşitli ülkeler, şehirler, mekânlar arasında gidip gelmek­tedir.

Belki de kahvenin kokusu, loku­mun tadı ile bir şekilde ait olunan ülke yeniden hatırlanabilmekte­dir. Diaspora olmak belki de böyle bir aidiyettir sadece. Yerleşilen ülkede hissedilen “diğeri” olma, göçmenlerin ve mültecilerin iki mekân arasında kalmalarına ve belki de evsiz his­setmelerine yol açarken, dünya­ya yayılmış aynı dilden, dinden, ülkeden, şehirden, köyden, etnik kökenden diğer kişilerle kurulan bağlar kaybedilen evin yeniden inşasını kolaylaştırarak aidiye­ti güçlendirmektedir.

  • Göçmen olmak, burada ve orada, evden uzakta ama evde, birden fazla şehre veya ülkeye ait olmaktır.
  • Göçmen olmak, Türkiye kökenli ve İngiliz, Türkiye kökenli ve Al­man ya da başka bir şey olmak­tır.
  • Göçmen olmak köken ülkeye, yaşadığın ülkeye ya da daha önce yaşadığın başka bir ülkeye ait ol­maktır.
  • Hatırlamaktır, değişmek­tir, dönüşmektir ve ne olursa ol­sun bağlanmaktır, tıpkı “aidiyet” ve “ev” gibi.

: Değişen, Dönüşen, Hatırlanan Ev ve Aidiyet

Hiç grup aidiyeti nedir?

Grupla özdeşleşme – Bir grubun üyesi olmak, o gruba yönelik çeşitli anlam ve değerlere sahip olmayı da beraberinde getirmektedir. Grupla özdeşleşme, bireyin üyesi olduğu gruba yönelik aidiyet ve bağlılık duygusu olarak tanımlanmaktadır. Grupla özdeşleşmenin gerçekleşmesi için grubun diğer üyeleriyle olan ilişkilerin olumlu olması gerekli değildir.

Grubun bireyi olumlu olarak değerlendirmesi, bireyin grupla özdeşleşmesi için yeterli olabilir. Grupla yüksek özdeşleşme yaşamak, bireyin grubun normlarına uygun davranışlar üretme olasılığını da arttırmaktadır. Aynı grup içerisinde yer alan insanların özdeşleşme düzeyleri birbirinden farklı olabilir.

Bir grup üyesinin grupla özdeşleşmesi yüksekken başka bir üyeninki düşük olabilir. Grupla özdeşleşme düzeylerinin ne ölçüde yüksek ya da düşük olacağını etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Üyelerin ortak hedeflerinin olması, ortak kader algısı ve birbirlerine bağımlı olmaları özdeşleşmeyi arttıran faktörler arasındadır.

Aidiyet hukuk ne demek?

Muhdesatın Aidiyeti Davası Nedir? – Muhdesatın Aidiyeti Davası, ilk olarak muhdesat ne demek, tanımı nedir açıklamak gerekmektedir; muhdesat, taşınmaz üzerinde bulunan yapı (taşınmazdan ayrı olarak mülkiyete konu olamayacak bina, ağaç veya kulübe gibi) ya da varlığın sahibi haricinde başkasına ait olmasıdır.

Her zaman arazinin sahibi ile muhdesat dediğimiz şeylerin sahibi aynı kişi olmayabilir. Kişi arazinin sahibi olmasına rağmen arazi üzerinde eski hak sahiplerini yapıları veya bitkileri olabilir. Bu yapı veya ağaçların sahiplerine muhdesat sahipleri denir. Bunlar tapuda beyanlar hanesinde gösterilir. Muhdesatın malikinin kim olduğunun tespit edilmesi için de muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açılır.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, ortaklığın giderilmesi davası ve kamulaştırma işlemi sırasında muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğini açıkça kabul edenler dışında kalan ve muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazda paydaş olan tüm tapu maliklerine karşı açılan bir dava türüdür.

Ait hissetmek ne demek?

Kişinin kendisini emniyette hissetmesidir. Aidiyeti bozan duygular ise; Şüphecilik, aşağılanma korkusu, elestirilme korkusu, reddedilme korkusu, zarar görme korkusudur. Aidiyet duygusu kişinin ruhsal olarak özgür hissetmesini sağlar. Sağlıklı bir ilişkide kişi diğerine bağladıkça ona daha az ihtiyaç duyar.

Sahiplenme duygusu ne demek?

Sahiplenme – Vikipedi Sahiplenme, bir şeyi veya birini sahiplenme duygusudur. Sahiplenilen herhangi bir canlı veya cansız varlık olabilir. Kişi bir durumda kalıp ailesine veya sevdiği kişilere bir zarar gelince ya da onlar bir suçlama ile karşı karşıya kaldıklarında onları sahiplenme ve koruma ihtiyacı hisseder.

Sahiplenme duygusu sadece insanlarda değil baba ve anne olan hayvanlarda da bulunur. Örneğin bir kuş aylarca yumurtalarını yırtıcı hayvanlardan korur. Daha sonra o yumurtadan bir yavru kuş çıktığında ise o kendini koruyabilecek, uçabilecek, avlanabilecek duruma gelene kadar koruma ve sahiplenme duygusu devam eder.

“” sayfasından alınmıştır : Sahiplenme – Vikipedi

Kurumsal aidiyet ne demek?

UZAKTAN&CANLI veya ÖRGÜN – Sertifika Programlarımıza avantajlı kampanyalarla katılımınızı bekliyoruz. AMAÇ : Kurumsal aidiyet başka bir deyişle kurumsal bağlılık “Çalışanın işe gelirken beyninin yanı sıra yüreğini de işe getirmesi” ya da “Çalışanın kurumsal hedefleri yüreğinde hissetmesi” olarak tanımlanabilir.Kurumlarda kârlılık, pazar payı, sürdürülebilir rekabet gücü, kurumsallaşma, sürekli gelişim, kalite, mükemmellik,, kurum kültürü, değişimin kabullenilmesi, performans, verimlilik gibi kavramlar ancak kurumsal aidiyet kavramı yaşayan bir gerçeklik ise anlam kazanırlar.

  • Urumsal aidiyet kavramında yaşanan bir çözülme, kurumun varlık derecesinin ortadan kalkmasına kadar gidebilir.
  • Urumsal Aidiyet Eğitimi ile birlikte katılımcılar kurumsal bağlılık hakkında bilgi sahibi olacaklar, bu konudaki farkındalıklarını artıracaklar, verimli bir organizasyon oluşturabilmenin uygulanabilir ve pratik çözümlerini öğreneceklerdir.

KATILIMCI PROFİLİ : Program kurumun tüm çalışanlarını kapsar. EĞİTİM DETAYLARI : Kurum Kültürü ve Kurumdaşlık Kavramı, Kültür Kavramı ve Kültür Çeşitleri, Nerede ve Niçin Çalışıyoruz? Kurum Nedir? Kurum Kültürü ve Değerleri, Çalışanlar Olarak Stratejimizi Biliyor muyuz? Kurumsal Aidiyetin Yerleştiği Bir Kurumda Çalışanlardan İstenenler, Nereye Ulaşmak İstiyoruz? Kurum Kültürünün Üç Temel Boyutu, Çalışan Olma Bilinci, Kurumsal Gelişimin Boyutları, Misyon Nedir? Vizyon Nedir? Kurum Değerlerinin Sorumluluğunu Taşımak, Değerler Listesi ve Öncelikli Kurum Değerleri, Etkin Bir Takım Başarısının Sırrı, İyi Bir Takım Çalışanı Nasıl Davranmalıdır? Stilimiz ve Karakterimiz Nedir? Kurum Kültüründe Duygusal Zeka, Değerler, İnançlar ve Davranışlar, Gelişim Aşamalarına Göre Kurumlar, Grup Nedir? Takım Nedir? Kurumun Üç Başarı Alanı, Kurum Kültürünü Etkileyen Davranışlar, Çalışanların Görev Başında Kontrol Listesi, Değer Vermek, Kulak Vermek, Güven Vermek.

Aidiyet nedir felsefe?

Aidiyet, bireyin toplum veya toplum kesimi ile bağ kurması anlamına gelir. Ait olma ihtiyacı, bireyin temel ihtiyaçları arasındadır.

Aidiyet gücü ne demek?

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakikadır. Yaklaşık iki ay önce kariyer sebebiyle şehir değiştirdim. Bu değişimin iki yıldır beklediğim bir şey olduğunu söylersem mutluluğumu ve heyecanımı tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum. Benim için bu değişim bir yandan hayalime ulaşmayı bir yandan da başarısızlık silsilesi yaşadığım şehirden kaçmayı ifade ediyordu.

Çok güçlü ve heyecanlı hissettiğimi hatırlıyorum. Şu anda yaşadığım şehre geldikten bir ay sonra bu duygular, anlamlandıramadığım bazı duygularla yer değiştirmeye başladı. Kaygı, korku, özlem, yabancılaşma Sık sık kendime “Ne işim var benim burada?” diye sormaya başladım. Eski anılarımı daha çok hatırlayıp eski fotoğraflara dalmayı tercih ettim.

Sonradan fark ettim ki ait olma çabamın sancılarıymış bu yaşadıklarım. Ait hissettiğim şehirden, ait hissettiğim insanlardan ayrılıp içini doldurmam gereken bir boşluğa düşmüşüm. Sahi, ne işim var benim burada? “Ne işim var benim burada/bu insanlarla?” sorusunu kendimize sormadığımız ya da bu soruya cevap verebildiğimiz zamanlarda var olan aidiyeti fark edemeyiz genellikle.

  1. Fakat o aidiyet eksildiği anda olumsuz duygular hissetmeye başlarız.
  2. Çünkü ait olma durumu, bizi yaşama bağlayan unsurlardan biridir, bir ihtiyaçtır.
  3. Bağlandığımız şehir, vakit geçirmekten hoşlandığımız insanlar, kendi eşyalarımız, güvende hissettiğimiz evimiz, sıradanlaşan işimiz, önemsediğimiz kültürümüz Bunlar aidiyetin parçalarıdır.

Hayatımızdan bunlar eksildiğinde geriye ciddi bir üzüntü, kaygı, korku, yabancılaşma hâli kalır ki bunlarla başa çıkabilmek bir hayli zordur. İşte bu yüzden üzerinde durulacak olan aidiyet kavramı insan hayatında mühim bir yere sahiptir. Kelime karşılığı “mensubiyet”, “ilişkinlik”, “ait olma durumu” olarak ifade edilen aidiyet; bireyin duygusal ve mekânsal boyutta nereye, neye, nasıl bağlı olduğunu tanımlar.

  • Ayrıca bireyin duyguları, inançları, siyasi yönelimi ve kimliğini de kapsayan bir kavramdır.
  • Apsanılanlar kişiden kişiye değiştiği için aidiyetin tanımı da değişiklik gösterebilir (Alptekin, 2011; Sözer, 2019).
  • Fakat herkesin aidiyetinin temelinde deneyim, kültür, hazırbulunuşluk, inanç, bakış açısı, mekân, nesne unsurları yer almaktadır (Alptekin, 2011).

Aidiyetin birden fazla unsuru ve yoğun bir içeriği bulunmaktadır. Bütün alanlar birbirlerini etkiler, hepsi birbirinden değerlidir. Bu değeri Fedai (2009) şu şekilde anlatmıştır: “Çeşitli sınır elemanları kullanarak, sonsuz üstünde, bir yeri tanımlı bir boşluk haline getirmemiz, onu mekân kılmamıza yetmez.

O tanımlı boşluğun içinde yaşayan bireylerin, boşluğun içindeyken bir amacı; düşleri, hayatlarını sürdürmek için yapmaları gerekenler olmalıdır. Boşluk, hayat bulmalıdır.” Bu boşluk güvenli bir ev, destekleyici bir aile, tatmin edici kariyer öyküleri, güçlü arkadaşlık ilişkileri veya belirli gruplar ile doldurulabilir.

İşte bu hayattaki boşlukları doldurmaya çalışma durumu aidiyet ihtiyacını karşılamakla açıklanabilir. Aidiyet, bir nevi algılara filtredir. Bu duygu ne kadar çok hissedilirse çevre de o kadar olumlu algılanır (Akyol, 2019). Çevre ne kadar olumlu algılanırsa yaşanılan yere o kadar kolay uyum sağlanabilir. Bir yeri olumlu algılamak ise çeşitli koşullara bağlıdır.

  • Sadece ekonomi, barınma ve sağlığı kapsayan bir durum değildir.
  • İşin içine sosyal, kültürel ve eğitsel etkenler de dahil olurken duygular ön plandadır (Sözer, 2019).
  • Sadece fiziksel unsurlarla sağlanabilen bir duygu olsaydı ülkelerinden göç ederek rahat koşullarda yaşamlarını sürdüren vatandaşlarımızda aidiyet oluşumu hızlı ve tam sağlanabilirdi.

Fakat durum bu şekilde değildir. Uysal (2015)’ın Londra’daki Türklerle yaptığı aidiyet çalışmasında özellikle oraya göçen birinci kuşakların aidiyeti sağlayamadıkları görülmüştür. Güzel anılarından bahsetmeleri istendiğinde çoğunun güzel anılarının göç etmeden önceki zaman dilimine ait olduğu fark edilmiştir.

  • Fark edilen bir başka durum ise, bazılarının hem Türkiye’ye hem de Londra’ya ait olmaya çalışırken “hiçbir yere ait hissetmemeleri” durumudur.
  • Geçmişten beri göç edenlerde sık karşılaşılan yersizlik-yurtsuzluk hissi küreselleşmeyle birlikte daha da artış göstermiştir.
  • Londra’ya ait hissedememe veya hiçbir yere ait hissedememe durumlarıyla başa çıkabilmek de oldukça zordur.

Harunoğulları ve Cengiz (2014)’in ülkemizde bulunan Suriyelilerle yaptıkları çalışma da bu durumu destekler niteliktedir. Çalışmada, ülkemizde bulunan Suriyelilerin Türkiye’ye ait hissedemedikleri görülmüştür. Bu durumun nedenleri arasında ekonomik sıkıntı yaşama, dışlanma, Türkçeyi yeterince bilmeme, ülkelerine geri dönme umudu sayılabilir.

  • Ekonomik sıkıntı yaşamayıp imkânları fazla olanların da yaşadıkları dışlanma sonucu aidiyet hissedememeleri, aidiyetin manevi boyutunun önemini gösterir.
  • Aidiyet hissinin yeterli olmaması veya aykırı olması durumunda; bireyin bağlılıklarından veya ilişkilerinden kopması ve hayatını aksatabilecek düzeyde stres yaşaması mümkündür.

Bunlar dışında biyolojik veya psikolojik problemlerle karşılaşılabilir. Aidiyetin hissedilmediği bir ortamda tehdit algılama düzeyi de yükselebilir (Kırlı Özer, Çahantimur ve Kırlı, 2019). Bu nedenle aidiyet yaşam için şarttır. Bunun için bir reçete oluşturursak eğer bu reçeteye tatmin eden fiziksel koşulları, destekleyici ortamları, dışlanmamayı, sevilmeyi, sevmeyi, bağlı olduğumuz kültürü devam ettirebileceğimiz mekânlarda bulunmayı yazabiliriz.

  1. Bu reçetedeki bazı koşullar bizim elimizde olmadığından belki de zamana bırakıp kendi elimizden gelenleri yapmak en mantıklısıdır.
  2. Aidiyetini sorgulayan veya benim gibi aidiyet hissedemeyenler varsa bu sürecin geçici olduğunu söylemek isterim.
  3. Fakat ne kadar süreceği koşullara bağlıdır.
  4. AYNAKÇA Akyol, Ö.

(2019). Yere aidiyetin çevreyi algılama ve anlamlandırmaya etkisi üzerine Hasköy bölgesinde bir inceleme. International Journal of Social and Humanities Sciences (IJSHS), 3(1), 69-82. Alptekin, D. (2011). Toplumsal aidiyet ve gençlik: üniversite gençliğinin aidiyeti üzerine sosyolojik bir araştırma (Doktora Tezi).

  1. Selçuk Üniversitesi, Konya. Fedai, Ö. (2009).
  2. Ziya Osman Saba ve Sabri Esat Siyavuşgil’in şiirlerinde aidiyet duygusu ve mekân düşüncesi.
  3. Turkish Studies, 4(10), 1229-1252.
  4. Harunoğulları, M.
  5. Ve Cengiz, D. (2014).
  6. Suriyeli göçmenlerin mekânsal analizi; Hatay (Antakya) örneği.
  7. TÜCAUM VIII.
  8. Coğrafya Sempozyumu, 23-24 Ekim: Ankara, 309-318.

Kırlı Özer, G., Çahantimur A. ve Kırlı, S. (2019). Aidiyet duygusu kentlerin algılanmasında etkili etkenlerden birisi midir? Bir pilot çalışma. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 21(3), 285+. Sözer, M.A. (2009). Göç, toplumsal uyum ve aidiyet. Bayburt Eğitim Fakültesi Dergisi, 14(28), 418-431.

Aidiyet Türkçe mi?

Aidiyet nedir? Arapça kökenli bir kelime olup ‘ait olma, ilgi, ilişkinlik’ anlamını taşımaktadır.

Mesleki aidiyet duygusu nedir?

Meslek sahibi olmak ve çalışmak her ne kadar ekonomik amaçlı görünse bile iş birliği, paylaşma, sosyal statü, verimli olduğunu hissetme, zamanı düzenli yaşama olgularını bireye kazan- dırır. Bu olguları sağlam ve sağlıklı hale getiren de bireyin mesleki aidiyet duygusudur.