Sabor De Minas

Dicas | Recomendações | Comentários

ElhamdLillah Ne Demek?

Elhamdülillah nedir ne anlama gelir?

Elhamdülillah veya Elhamdulillah (Arapça: الحَمْد لله‎‎) kısaca Tahmid olarak bilinen ve Şükür Allah’adır, Allah’a şükürler olsun anlamında kullanılan Arapça söz.

Elhamdülillah ne zaman denir?

ELHAMDÜLİLLAH NE ZAMAN SÖYLENİR? – Müslüman her an ve her zaman Elhamdülillah demelidir. Musibete karşı Elhamdülillah deriz, nimete karşı Elhamdülillah deriz, belâya karşı Elhamdülillah deriz. Allah’a karşı şükrümüzü bu şekilde dile getiririz.

Elhamdülillah ne için okunur?

Namazdan sonra okunan Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber zikrinin anlamı ElhamdLillah Ne Demek Namaz kıldıktan sonra yapılan tesbihatta Subhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber zikirlerinin anlamını ve faziletini sizler için araştırdık. Namazdan sonra tesbihte çekmesi kolay ve kısa zikirleri haberin detayında bulabilirsiniz. İşte günlük tesbih zikirleri.5 vakit farz ların ardından yaptığımız atlar, kıldığımız namazların daha da huşu içerisinde tamamlanmasına vesiledir.

Zikir dediğimizde aklımıza ilk gelen şey tesbih çekerken söylediğimiz Subhanallah, Elhamdülillah, Allah-u Ekber, Estağfirullah gibi lafızlarsa da aslında bunlar çok kapsamlı bir kavramı bünyesinde taşır. Hayvanlar da dahil olmak üzere canlı cansız tüm varlıkların kendi dillerine has zikirleri vardır.

Örneğin güneşin zikri, her gün doğup bizim temel ihtiyacımızı karşılamasıdır. Bulutların zikri, rüzgarlar aracılığıyla bizlere yağmur vermesidir. Allah Azze ve celle, yarattığı tüm mahlukata bir görev vermiştir ve bu görevler de onların zikirleridir. Rabbimizin sonsuz güç ve kuvvetini anlayıp kendi acziyetimizin idrakına varmamız gerekir.

  1. Sözlük anlamına baktığımızda zikir, hatırlamak demektir.
  2. Gerek evrendeki düzenden gerekse kendi mükemmel yaratılışımızdan ders çıkarıp Rabbimizi hatırlamak gerekir.
  3. Ulluğumuzu her zaman merkezde tutabilmemizi sağlayan en büyük etken zikirdir.
  4. Biraz önce verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı üzere çok geniş bir kullanım sahası vardır.

Bir kimse gece gündüz Allah’ı hatırlatacak işlerle meşguldür vaktini o yolda sarf etme gayreti içerisindedir ancak tesbih çekmeye vakti yoktur biz böyle bir kimse için zikir o kimsenin hayatında yoktur diyebilir miyiz? Elbette hayır. Demek ki zikir, bize Allah’ı hatırlatan her şeydir. ElhamdLillah Ne Demek Hakiki anlamda kılacağımız namaz da insanı kendi nefsiyle hesaplaşmaya götürür, Allah’ı her daim merkezde tutar. Gerek namazlarımızın içinde gerekse kıldıktan sonra zikrin genel anlamda anlaşıldığı tesbıh lafızlarımızla da Allah’ı zikretmiş oluruz. Namaz sonrası tesbihat yaparken de manası üzerine uzun uzun düşünerek ibadete bürünmeliyiz. ElhamdLillah Ne Demek SUBHANALLAH: “Allah noksanlardan münezzehtir” manasını taşımaktadır. Sübhanallah tesbih zikri; Allah’ın zatında, sıfatında ve fiillerinde tüm kusurlardan ve noksanlıklardan uzak demektir. ELHAMDÜLİLLAH: “Şükür Allah’adır, Allah’a şükürler olsun, hamd Allah’adır” gibi övgü ve saygı anlamı taşıyan bir söz öbeğidir.

ALLAHU EKBER: “Allah en büyüktür” diyerek Allah’ın yüceliği belirtilir. Ezanın ve kametin de ilk cümlesi, tekbir demektir. HADİS-İ ŞERİF: Peygamber Efendimiz (SAV), namaz sonrası tesbihat ile ilgili şu müjdeyi vermektedir: ” Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz.

Hem hiçbir kimse sizden daha faziletli olamaz. Meğer ki, sizin yaptığınız gibi yapmış olsunlar. Her namazdan sonra ‘otuz üçer kere Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber’ derseniz, tamamı 99 eder. Yüzün tamamında da, ‘Lâilaheillallahü vahdehu lâ şerika leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa, affolunur.” (Müslim, Mesacid: 146; Ebû Dâvud, Vitir: 2) ElhamdLillah Ne Demek : Namazdan sonra okunan Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber zikrinin anlamı

Neden Elhamdülillah Müslümanım denir?

Buna bir örnek vermek gerekirse; ”Elhamdülillah hepimiz Müslümanız.” Burada anlatılmak istenen Allah’a şükürler olsun ki hepimiz Müslümanız biçiminde ifade bulunmaktadır.

Sübhanallah ne anlama gelir?

Subhan’Allāh (Arapça yazılışı: سبحان الله); Türkçeye sıklıkla ‘Allah münezzehtir’ şeklinde çevrilen, Türkçe diziliş ile ‘Allah Subhan’dır’ anlamında olan Arapça bir ifadedir. İfade, Subhan ve Allah kelimelerinin birleşiminden oluşur. Subhan/سبحان kelimesi Arapça S-B-H(س ب ح) kökünden türer.

Elhamdülillah ve şükür arasındaki fark nedir?

Şükür insana ulaşan nimetlere yapılır, hamd ise insana ulaşan ve ulaşmayan bütün nimetlere yapılır. Mesela, insan kendi rızkına bakarak Allah’a şükreder; bir milyonu aşkın hayvan türlerinin bütün fertlerini rızıklandırmanın Allah’a mahsus bir kemal olduğunu düşünmekle de hamd eder.

Elhamdülillah sözüne Hamdele denir mi?

Elhamdülillâh cümlesinin kısaltılmış şekli. Bütün medih türlerini içeren, sevgi ve tâzimle Allah’a yönelen övgü ve şükür anlamında bir terim. Birden fazla kelimeden yeni bir kelime elde etme anlamında sözlük bilimi terimi.

Elhamdülillah mı Şükür mü?

Hamd ve şükür arasındaki fark nedir? Hastalığa şükretmek mi hamd etmek mi gerekir? » Sorularla İslamiyet ElhamdLillah Ne Demek Soran : Sorularlaislami. Değerli kardeşimiz, Hamd : “Bir ihsana karşı kalbin medih ve şükür duygularıyla dolması ve o ihsan sahibini tâzim etmesi” Hamd ile şükür ilişkisi umum husus olarak özetlenebilir. Yani her şükür aynı zamanda bir hamddir. Ancak her hamd şükür değildir.

Hamd, bize ve bütün mahlukata yapılan ikram ve izetleri Allah’a takdim etmektir. Şükür ise daha hususi olarak bize yapılan ikramlara karşılık gelir. Bu nedenle şükür kelimesi hamdin yerini tutamaz. Hamd daha geniş ve şumüllüdür. Kur’an’ın hülâsası olan Fatiha sûresi, “Âlemlerin Rabbine hamd” ile başlar.

Demek ki âlemlerin terbiye edilmeleri insan için bir ihsan, bir ikramdır; Ona Rabbinin bir lütfudur. Güneş bir terbiyeden geçmiş de ziya veriyor, ısı veriyor; gezegenlerini etrafında döndürüyor. Onu böylece terbiye eden Allah’ı medih ve sena ederiz. Bir de bu terbiyenin insana bakan ciheti var.

Güneşin böylece terbiye görmesi sayesinde insanoğlu ondan istifade edebiliyor. Yâni, bu terbiye insana bir ihsan. Bu ihsana karşı da Rabbimize şükür borçluyuz. İşte hamd, bu medihle bu şükrü birlikte ifade eden mühim bir zikir. Oksijenle hidrojeni ayrı ayrı terbiye eden, sonra bunların ikisini yeni bir terbiyeden geçirerek su hâline getiren Rabb-ül Âlemin’e hamdederiz.

Zira, su yaratmak, nehir, göl, deniz yaratmak Allah’ın azim bir sanatı olduğu gibi insanoğluna da büyük bir ihsanıdır. Gözümüzü görmeğe, elimizi tutmağa, ciğerimizi solunuma uygun olarak terbiye eden Rabbimize hamdederiz. Dünyanın Güneş etrafında, Ay’ın da Dünya etrafında döndürülmesi büyük bir kudret tecellisi olduğu gibi, insan için büyük bir İlâhî ihsandır ve ikramdır.

  • Onları böylece terbiye eden Allah’a hamdederiz.
  • Mü’minler için cenneti, kâfirler için cehennemi terbiye eden Hâlıkımıza hamdederiz.
  • Ur’an-ı Kerim’in “Rabb-ül Âlemin’e” hamd ile başlayıp, “Rabbünnâsa” sığınmakla son bulması ne kadar mânidardır.
  • Rabb-ül Âlemin; bütün âlemlerin terbiye edicisi.
  • Rabbünnas da insanı bütün organlarıyla ve bütün duygularıyla terbiye eden Allah.

Âlemlerin terbiyesi, insana baktığı, insanın faydalanmasına en uygun şekilde yapıldığı için, âlemleri terbiye eden ancak insanın Rabbidir. Bir diğer ifadeyle insanın Rabbi ancak âlemleri terbiye eden zât olabilir. İşte insan bu tabloyu tefekkür ettiğinde ruh ve kalbi sonsuz bir minnet, medih ve şükür ile dolar.

  1. Allah’a sonsuz hamdeder.
  2. Fikrimize kâinat kitabını okuma gücü veren, kalbimize iman ve marifeti yerleştiren Rabbimize hamdederiz.
  3. Alb gözümüzü hidayetiyle açması ve bize kendini bildirmesi, tanıttırması, sevdirmesi, Allah’ın en büyük bir ihsanı bir ikramı olduğu kadar, en ince bir san’atıdır da.
  4. Dünün nutfesi bugün Rabbini tanıyor, O’nu seviyor, O’nun san’atlarını tefekkür edebiliyor.

San’atkârını bilen eser, kâtibini tanıyan kitap. Bunlar beşer hayâlinin erişemeyeceği noktalar. İşte hidayetle nurlanan bir mü’minin kalbi, Allah’ın böyle harika bir san’atı. İnsan kendisinde tecelli eden bu kemal için hem Rabbini medih ve sena eder, hem de bu büyük lütuf karşısında O’na sonsuz derecede şükreder.

Hamd sadece insana mahsus değil. Diğer mahlûkların da en azından hâl diliyle hamdleri vardır. Bir yıldız, Allah’a hamdeder; yok iken var olduğu için. Zira, yoğu var etmek hem İlâhî bir san’at, hem de o yıldıza bir ihsandır. Bir çiçek de Allah’a hamdeder. Suyu, toprağı terbiye ederek çiçek hâline getirdiği için Allah’ı hâl diliyle medih ve sena ettiği gibi, kendisine çiçek olmayı lütfettiği için de yine Rabbine şükreder.

İşte bu medih ve şükür onun hamdidir. Diğer varlıkları da bunlara kıyas ettiğimizde, her varlığın Allah’ı tesbih ettiği gibi O’na hamd de ettiğini bir derece hissedebiliriz. * * * İnsan, başına gelen musibeten dolayı şükretmesi gerekir. Ayrıca her şükür bir hamddir.

  • Şükretmek, sabretmenin bir alameti olduğu gibi Allah’tan gelen her şeye razı olmanın göstergesidir.
  • Bu bakımdan gelen hastalıklara şükretmek de kulun Rabbine teslimiyetinin ve onun rızasından başka bir şeyi gözetmediğinin delilidir.
  • Şükretmekle hastalık artmaz, belki hastalıktan gelen ısdıraplar ve meyusiyetler azalır.

Selam ve dua ile.Sorularla İslamiyet Yorum yapmak için veya : Hamd ve şükür arasındaki fark nedir? Hastalığa şükretmek mi hamd etmek mi gerekir? » Sorularla İslamiyet

Allaha şükür nasıl olur?

Sual: Şükür nedir? CEVAP İslam âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir: Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır.

  1. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır.
  2. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur.
  3. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir.
  4. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir.
  5. Bu amel, kalb, dil ve diğer azâlarla olur.
  6. Alb ile iyiliğe niyet eder.

Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır.

  1. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur.
  2. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur.
  3. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür.
  4. Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür.
  5. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür.

Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, İslamiyet’e uymak demektir. Şükür, yapılan iyiliği anarak ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Nimeti muhafaza ve artırmak için Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur: 1- Gelen her nimeti Allah’tan bilip şükretmek.2- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.3- Nimetlerden istifade edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.

  • Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur.
  • Uran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah’tan sakının ki şükredebilesiniz.) Allahü teâlâ, şükredene bol bol nimet verir.
  • Fâtır 30 ) Hazret-i İbrahim, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti.
  • Nahl 121 ) Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi için birçok hayvan yaratmıştır.

Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden, yününden, derisinden vesairesinden istifade edilir. (Yâsin 71-73 ) Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifademize verilmiştir. (Hac 36 ) Çoğu bilmez, azı şükreder Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez.

Bekara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61 ) Allahü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu, az şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl 78, Mülk 23 ) Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek çok olsa, bu kadar kıymeti olmaz. Azların kıymetli olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden birkaçı şöyle: Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca, “Her cinsten birer çifti ve aleyhine hükmedilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir” dedik.

Pek azı, onunla beraber iman etmişti. (Hud 40 ) İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da çok azdır! (Sad 24 ) İsrailoğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin” diye söz almıştık.

  1. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden döndünüz.
  2. Bekara 83 ) İnkârlarından dolayı, Hak teâlâ, onları lanetlemiştir.
  3. Onların pek azı inanır.
  4. Bekara 88 ) Allah yolunda savaşacaklarını söylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca, azı hariç, yüz çevirdiler.
  5. Bekara 246 ) Nice az topluluk, çok topluluğa Allah’ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir.

(Bekara 249 ) Allah’ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız. (Nisa 83 ) İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırış etme! Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever.

(Maide 13 ) Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe 82 ) Günahlarımızı düşünerek elbette üzülmemiz, ağlamamız gerekir. (Az gülsünler) demek, (Güler yüzlü olmayın) demek değildir. Müslüman her zaman güler yüzlü olur. Fakat günahlarını düşünerek üzülür ve ağlar. Namaz, şükür ve kanaat Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamayacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır.

Nitekim, (Namaz, şükrün bütün aksamını câmidir) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmayan ise, nankörlük etmiş olur. Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki: (Beni anan şükretmiş, beni unutan nankörlük etmiş olur.) (Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur.

  • Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) (Kıyamette “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir.
  • Onlar bir bayrak altında Cennete girer.
  • Bunlar, darlık ve genişlikte, her hâlükârda Allahü teâlâya şükredenlerdir.) (Bir nimet için, Elhamdülillah diyen, daha iyisine kavuşur.) (Yiyip içtikten sonra Elhamdülillah diyen Cennete girer.) (İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allahü teâlâya şükretmez.

Aza şükretmeyen de, çoğa şükretmez. Allahü teâlânın nimetini söylemek şükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) (Nimete şükür, o nimetin gitmesine karşı emandır.) (İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.) (Bir kimse, kavuştuğu nimeti her hatırlayışta, Allah’a şükrederse, Allahü teâlâ da, onun her şükrüne karşı yeniden sevab verir.

  • Im de başına gelen musibeti her hatırlayışta, “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” derse, Allahü teâlâ da her seferinde onun sevabını artırır.) Mümin kabirde doğru cevap verince, hemen o anda kabrin sağ tarafından ay yüzlü bir kişi çıka gelir.
  • Ben senin, dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım.
  • Iyamete kadar, sana yoldaş olurum) der.

Ne mutlu sabredip şükredenlere. Hâline şükret, haset etme Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allahü teâlâya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir.

  1. Iskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez.
  2. Yani onun boyunu bosunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır.
  3. Daha kötüsü, onun başına gelen fenalıklara sevinir.
  4. İşte bu hâl, kıskançlığın en kötü derecesidir.
  5. Böyle insandan, Allahü teâlânın yardımı kesilebilir.

Daha da mahrum olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allahü teâlânın himayesinde demektir. Bir hadis-i şerifte, (Bir müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği halde, o kötülüğü başka bir müslüman için isterse, onun imanı tam değildir) buyuruldu.

  1. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor.
  2. Başka müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor.
  3. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı? Haset, tekebbüre sebep olur.
  4. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister.

Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder. İmam-ı Gazali hazretleri, (Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Haset, riya, ucub) buyurdu. Haset eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir.

  • Onun malına, canına saldırır.
  • Iyamette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir.
  • Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer.
  • Uykuları kaçar.
  • Hayır hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir.
  • Haset bunların dokuzunu yok eder, biri kalır.
  • Haset edenin duası kabul olmaz.

İyiliğe teşekkür edilir Sual: İyiliğe teşekkürün dindeki yeri nedir? CEVAP İyilik edene, mal ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamayan, hamd ve sena, teşekkür ve dua eder. İyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık vazifesidir. Böyle olunca, her iyiliği yapan, en büyük iyilik olarak, yok iken var eden, en güzel şekli veren, lüzumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan eden, her birini bir ahenk ile işleterek sıhhat veren, akıl ve zeka bahşeden, çoluk çocuk, ev, ihtiyaç eşyası, gıda, içecek, elbiselerimizi yaratan yüce bir sahibe, bu nimetleri sebepsiz, karşılıksız ihsan eden ve her an yok olmaktan, düşmandan, hastalıktan muhafaza eden ve bize hiç ihtiyacı olmayan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi olan Allahü teâlâya şükretmemek, kulluk hakkını ödememek ne büyük kabahat, ne çok zulüm ve ne alçak bir vaziyet olur? Hele, Ona ve nimetlerin Ondan geldiğine inanmamak veya bunları başkasından bilmek en büyük zulüm, en çirkin yüz karası olur.

  • Bir kimseye her ihtiyacı verilse, her ay yetecek para, gıda hediye olunsa, bu kimse, o ihsan sahibini her yerde, herkese nasıl över.
  • Gece gündüz onun sevgisini, teveccühünü, onun kalbini kazanmaya uğraşmaz mı? Onu dertlerden, sıkıntılardan muhafaza etmeye çalışmaz mı? Ona hizmet edebilmek için, kendini tehlikelere atmaz mı? Bunları yapmasa, o ihsan sahibine hiç kıymet vermese, herkes onu ayıplamaz mı? Hatta, insanlık vazifesini yapmıyor diye cezalandırılmaz mı? İyilik eden bir insanın hakkına böyle riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen, Allahü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak niçin gerekmesin? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibadet etmek gerekir.

Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta diğerlerinden gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir. İnsanlık vazifesi Sual: Nimete şükür nasıl olur? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki: İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya gücü yettiği kadar şükretmesi insanlık vazifesidir.

Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allahü teâlâya yapılması icap eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü, insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir.

İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allah’ın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ, bunları beğenmez.

Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun için insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.

İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları gereken şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslamiyet denir.

  1. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur.
  2. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez.
  3. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir.
  4. C.3 m.17) Kısacası şükür, İslamiyet’e uymak demektir.

Dil ile şükür Sual: Dil ile şükrün önemi nedir? CEVAP Peygamber efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim) dedi. Üçüncü defa sorunca o kimse, (Elhamdülillah iyiyim) dedi. Peygamber efendimiz, (İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım) buyurdu.

  • Taberani) Âlimler, salihler, bir kimseyi Allahü teâlâya şükrettirmek için, (Nasılsın?) derlerdi.
  • İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur.
  • Allah’tan şikayet etmek ise çok çirkindir.
  • Ulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir.
  • Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir.
  • Şükür, ihsanını, iyiliğini anmak suretiyle ihsan edeni övmektir.

Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Bir grup kimse, Halife Ömer bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, içlerinden gencin biri, (Üstün faziletinizi adaletinizi duyduk. Size dilimizle teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz) der. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Beni İsrailde bir abid var idi.

  1. Beşyüz yıl ibadet etmişti.
  2. Iyamet günü Allahü teâlâ, “Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!” buyurur.
  3. Abid, “Ben ihsan ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibadetle Cennete girmek istiyorum” der.
  4. Allahü teâlâ emreder, hesabı görülür.
  5. Yalnız göz nimeti beşyüz yıllık ibadetten fazla gelir.
  6. Melekler abidi Cehenneme götürürler.

Abid, “Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy” diye dua eder. Allahü teâlâ buyurur ki: “Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu ? Allahü teâlâ verdiği bazı nimetleri de sayar.

  • Abid, “Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu” der.) Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez.
  • Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz.
  • Gençler, yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez.
  • Hastalar sağlığın kıymetini anlar.
  • Fakirler zenginliğin kıymetini bilir.

Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu halde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir. Hamd ve şükür Sual: Hamd ve şükür arasında fark var mıdır? CEVAP Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir.

  1. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun olarak kullanmak demektir.
  2. Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve övgülerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır.
  3. Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Odur.

Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Odur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır.

  1. Yalnız Onun dilediği olur.
  2. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır.
  3. Sual: Çok şükür mü demek iyidir, yoksa Elhamdülillah demek mi? CEVAP İkisi de aynı ise de, Elhamdülillah demek daha faziletlidir.
  4. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Sevilenin her şeyi, sevenin gözünde her zaman sevgilidir.

İncitirse de, iyilik ederse de sevilir. Sevmek nimeti ile şereflenenlerin, sevmenin tadını alanların çoğu, sevdiğinin iyiliklerine kavuşunca sevgileri artar. Yahut incitmesinde de, iyiliğinde de, sevgileri değişmez. Sevdiğinin hiçbir hareketi ona çirkin gelmez.

  • Sıkıntılı ve neşeli zamanlarında hep hamd eder.
  • Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir.
  • Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir.
  • Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir.
  • Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir.
  • Hamd devamlıdır.
  • Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir.

Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz.) İyilik eden bir insanın hakkına riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak, niçin lazım olmasın? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibadet etmek lazımdır.

  1. Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri, deniz yanında damla kadar bile değildir.
  2. Hatta onlardan gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir.
  3. O halde, hamd ve şükre devam etmek gerekir.
  4. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Cennetin bedeli La ilahe illallah, nimetin bedeli Elhamdülillah’tır.) (Müminin her işi, hayırdır.

Nimete şükreder, hayra kavuşur. Belaya uğrayınca da, sabreder, yine hayra kavuşur.) Hadis-i şerifte, (Nimetin bedeli Elhamdülillah) buyuruluyor. Peki, sadece Elhamdülillah demekle nimetin bedelini vermiş olur muyuz? Yani şükretmiş olur muyuz? Bir kimsenin eline bir miktar para geçse, onunla şarap alıp içse, (Elhamdülillah, elime para geçti şarabımı alabildim) dese, nimetin şükrünü eda etmiş olamaz.

  1. O nimeti dinin yasaklamadığı yerde, hatta emrettiği yerlerde kullanırsa ancak o zaman şükretmiş olur.
  2. Elhamdülillah demenin, yani şükrün kısa tarifi, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymaktır.
  3. Hamd etmek Sual: Hamd etmek vacib mi, sünnet mi? CEVAP Hamd, yani elhamdülillah demek, namazda vacib, her duadan önce ve yiyip içtikten sonra sünnettir.

Her hatırladıkça söylemek mubahtır. Pis yerlerde söylemek mekruh, haram yedikten, içtikten sonra söylemek, haramdır ve hatta küfre sebep olur. (Redd-ül Muhtar 1/6) Hâline şükretmenin yolu Sual: Hâline şükretmenin yolu nedir? CEVAP Ahiret işinde, salih kimselere bakıp, onlar gibi olmaya çalışmak gerekirken, dünya işlerinde, kendimizden daha aşağıda olan fakirlere bakmak gerekir.

  • Endimizden daha çok zengin olanlarla sık sık görüşmemek iyi olur.
  • Zengin de, fakir de olsak, dilencilere değil, fakirlere yakın olmak çok iyidir.
  • Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Fakirlerin kıyamette saltanatı vardır.
  • Onlara “Allah rızası için sana bir şey vereni, bir lokma veya bir yudum su vereni Cennete götür” denir.

Onlar da alıp götürürler.) (Fakirlerle dostluk kurun. Zira kıyamette devlet onlarındır.) İnsan, içinde bulunduğu duruma isyan etmemelidir. Belki o durumu kendisi için daha iyidir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur.

Eğer o fakir olsaydı, küfre girerdi. Kimi de, ancak fakirlikle salah bulur,, eğer zengin olsaydı, küfre düşerdi. Kiminin imanı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. Eğer hastalansa, küfre girerdi. Kiminin imanı hastalık içinde bulunmakla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı küfre sürüklenirdi.”) Kanaat Aza kanaat etmek, çoğu istememek değildir.

Bulunduğu duruma razı olmak demektir. Hadis-i şerifte, (Kim Allahü teâlânın verdiği az rızka razı olursa, Allahü teâlâ da onun az ameline razı olur) buyuruldu. Nimete şükredince Sual: Fakir bir kimsenin de şükretmesi gerekir mi? CEVAP Elbette gerekir. Cenab-ı Hak, göz, kulak gibi uzuvların yanında akıl ve iman gibi nimetler vermiş, insanlar için çeşitli gıdalar yaratmıştır.

Bunlara şükretmek gerekir. İmam-ı Rabbani hazretleri, şükrün İslam’a uymak olduğunu, Cenab-ı Hakkın, (Şükrederseniz nimetimi artırırım) buyurduğunu bildirmektedir. Hadis-i şerifde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, yiyip içtiğinde Elhamdülillah diyeni, bu sözü için Cennete koyar.) İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinin, (Onlar, Allah’ın nimetini bilip itiraf ederler.

Sonra da onu inkâr ederler) mealindeki 83. âyet-i kerimesini, (Onlar, nimetlerin Allah’tan olduğunu bilirler. Fakat, “Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı” diyerek nankörlük eder) diye tefsir etmiştir. İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, “Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle etmedi.

  • Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı” derse, nimetin şükrü olur.) Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olur.
  • Hadis-i şerifte, (Az veya çok bir nimete kavuşan, “Elhamdülillah” derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) buyuruldu.

Şükredenden Allahü teâlâ razı olur. Hadis-i şerifte, (Yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” diyenden Allahü teâlâ razı olur) buyuruldu. Allahü teâlânın başta iman nimeti olmak üzere verdiği sayısız nimetlere her zaman şükretmek, hamd etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanların en efdali, çok hamd edenlerdir.) Âyet-i kerimede buyuruluyor ki: (Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) İyilik edene dua Sual: İyilik eden arkadaşa, teşekkür etmeyip, gıyabında dua etsek uygun olur mu? CEVAP Yüzüne karşı teşekkür etmeli, gıyabında da dua etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İyilik gördüğüne, Cezakellahü hayran kesira diyen, ona en büyük duayı etmiş olur.) (Bir müslüman, arkadaşının gıyabında dua edince, bir melek de ona, “Aynen bir mislini de Allahü teâlâ sana versin” diye dua eder.) Meleğin duası ise elbette kabul olur.

Şükür secdesi Sual: Şükür secdesi nedir, nasıl yapılır? CEVAP Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için şükür secdesi yapması müstehaptır. Şükür secdesi, tilavet secdesi gibidir. Şükür secdesi yapacak olan, niyet edip, secdeye gidince, önce Elhamdülillah der. Sonra secde tesbihini okur.

Sonra Allahü ekber der ve ayağa kalkar. (Tahtavi) Sual: Şükür secdesi, abdestsiz yapılabilir mi? CEVAP Tilavet secdesi gibidir, abdestsiz yapılmaz. Şükür duası Sual: Sıkıntılı bir halimizden kurtulduk. Acaba böyle bir durumda en güzel şükür nasıl olur? Dua, secde vb.nasıl hareket etmeliyiz? CEVAP 1- Her gün sabah ve akşam aşağıdaki duayı okuyunuz: (” Allahümme ma esbaha bi min nimetin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke la şerike leke, felekel hamdü ve lekeşşükür” duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) 2- Şükür secdesi yapınız.3- İki rekat şükür namazı kılınız.4- Mali durumunuz iyi ise hayatınızın şükrü için hayvan kesin ve fakirlere dağıtın.5- Şükür İslam’a uymak demektir.

  • Dinin her emrine uymaya çalışınız.
  • Herkes, içinde bulunduğu nimetin kıymetini bilmelidir! Nimetin kıymeti bilinirse, artar, bilinmezse elden gider.
  • Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bir kimseye nimet verir ve insanların ihtiyaçlarını ona düşürür de, o da onların ihtiyaçlarını gidermezse, nimeti yok olmaya mahkumdur.) Her müslüman, sahip olduğu imkanları, başarıları, nimetleri kendinden bilmemelidir! “Bunu ben yaptım” dememelidir! Her nimeti Allahü teâlâdan bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bir kimseye nimet verir, o da nimetin Allah’tan olduğunu bilirse, henüz hamd etmeden, Allahü teâlâ onu şükretmişlerden yazar.
See also:  404 Ne Demek?

Bir kimse de, işlediği günaha pişman olursa, henüz tevbe etmeden, Allahü teâlâ onu affeder.) Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim: Hifa Hatun Medine’de güzelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden Cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu.

  • Önce evlenmek gerekir.
  • Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim.
  • Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi.
  • Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu.
  • Hifa hatun da razı oldu.
  • Sabah oldu.
  • Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi.

Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü teâlânın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Süheybin düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu.

  1. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi.
  2. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti.
  3. Gerdek gecesi, (Cennette öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi.

Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hazret-i Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti.

  1. O anda vefat etti.
  2. Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu.
  3. İkisinin kabrini yanyana kazdılar.
  4. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.
  5. Allah’a şükrün lüzumu Sual: Kendi isteğimizle yaratılmadığımıza göre, Allah’a şükretmemiz gerekir mi? CEVAP Hiç yoktan yaratıldığımız için şükür gerektiği gibi, şu hususlardan dolayı da şükür gerekir: 1- Allahü teâlâ, bizi bir taş, bir bitki veya bir hayvan olarak değil de, insan olarak yarattığı için, 2- Müslüman bir ülkede doğduğumuz için, 3- Müslüman ülkede doğduğu hâlde, dinsiz olan birçok kişi gibi olmadığımız için, 4- Müslüman aileden dünyaya gelip, onlar bizi Müslüman olarak yetiştirdiği için, 5- Bozuk çevrenin etkisinde kalmadan, imanımızı muhafaza ettiğimiz için, 6- Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber, bu ümmetten olmak için dua etmiştir.

Bir peygamberin bile isteyip de kavuşamadığı nimete, biz kavuştuğumuz için, 7 – Ülkemizde ve dünyada, insanların çoğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allahü teâlânın kulunu kendisine muhatap seçmesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul ettiği, bize yap, yapma diye emirler verdiği ve her gün beş sefer, huzuruna kabul ettiği için, 8- Her ülkede bid’at ehli gruplar var.

  1. Bid’atler ibadet gibi işleniyor.
  2. Bid’at ehli olmadığımız için, 9- Cehennemden kurtulacağı bildirilen, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasında olduğumuz için, 10- İslam âlimlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyup dinimizi öğrenmeyi ve yaymayı bize nasip ettiği için de çok şükretmek gerekir.
  3. Ne kadar çok şükretsek, yine layıkıyla şükretmiş olamayız.

Çünkü Allahü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) Bir beyit: Vücudun her zerresi, gelse de dile, Şükrün binde birini, yapamaz bile, Bunca nimetlere şükrediyor muyuz? Nimet içinde yüzen, şükrü kolay hatırlayamaz.

  1. Şükretmemek nankörlüktür.
  2. Allahü teâlâ, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım.
  3. Nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor.
  4. İbrahim 7) Şükretmek için İslam’a uymak gerekir.
  5. İslam’ın emir ve yasaklarına uyan şükretmiş olur.
  6. Hamd etmek Sual: Nefsimize uyup günah işlediğimiz zamanlar oluyor, bu zamanlar da dahil, her halimize hamdolsun demek caiz midir? CEVAP Günahlar kast edilmeden, elhamdülillahi alâ külli hâl yani her halimize hamd olsun demek caiz olur.

Küfre düşmek veya sapıtmak gibi haller de düşünülünce, o zaman şöyle demelidir: (Elhamdülillahi alâ külli hâl, sivel küfri ved-dalâl.) (Küfür ve dalalet hariç, her halden dolayı Allah’a hamd olsun) demektir. Şöyle demek de uygun olur: (Elhamdülillahi alâ külli hâl.

  • Ve eûzü billahi min hâli ehlinnâr.) (Her halden dolayı Allah’a hamd olsun.
  • Cehennem ehlinin halinden Allah’a sığınırım) demektir.
  • Hazret-i Ebu Bekre şükretmek Sual: (Ebu Bekir’i sevmek ve ona şükretmek her mümine şarttır) anlamında bir hadis var.
  • Şükür sadece Allah’a olmaz mı? CEVAP Şükür, teşekkür etmek demektir.

Bir iyilik edene memnuniyetini, minnetini bildirmek demektir. İyilik edene bu hissi göstermek ve onu övmektir. Araplar şükran derler. Teşekkür ederim demektir. İnsanlara da şükredilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsanlara şükretmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) (Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur.

  • İyiliği gizleyen nankörlük etmiş olur.) Elhamdülillah demek Sual: Her nimet için elhamdülillah demek gerekir mi? CEVAP Evet gerekir.
  • Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir Müslüman dünyadaki her şeye sahip olsa, “Elhamdülillah” dese, bu “Elhamdülillah” sözü, o her şeyden daha kıymetlidir.) (Yeni gömlek giyerken, “Hamd olsun O Allah’a ki, bedenimi örtecek ve hayatımı güzel edecek şeyi bana nasip etti” diyen ve eskisini de birine veren, hayatında da, ölümünde de Allah’ın himayesinde olur.) Hamd olsun demek Sual: Nasılsın diyene, hamd olsun iyiyiz veya çok şükür iyiyiz demek kâfi midir yoksa Allah’a hamd olsun, Allah’a şükürler olsun demek şart mıdır? CEVAP Allah’a hamd olsun, Allah’a şükürler olsun demek çok iyidir.

Bununla beraber İslam âlimleri, hamd olsun, şükürler olsun, çok şükür gibi ifadeler kullanmışlardır. Mesela İmam-ı Rabbani hazretleri, bazı mektuplarında Allah kelimesini kullanmadan da hamd olsun diyor. Hamd gibi, dua da Allah için yapılır. Allah’a dua ediyorum demek şart değildir.

Dua ediyorum demekle Allah adı kasten kaldırılmış olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Allah’ın seçtiği, sevdiği kullarına selam olsun) buyuruyor. Allah’ın selamı olsun demiyor. Hamd gibi selam da Allah için olduğundan dolayı, Allah ismi kullanılmamıştır. Bu bakımdan vesselam demek kâfi görülmektedir. Kur’an-ı kerimde de, Allah’a şükür yerine, sadece şükür kelimesi kullanılmıştır: (İnsanların çoğu şükretmez.) (Az şükrediyorsunuz.) (Nuh, çok şükreden bir kul idi.) Şükretmek nasıl olur? Sual: Şükür nedir? Allahü teâlâya nasıl layıkıyla şükredebiliriz? CEVAP Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip yerinde sarf etmek ve dille de hamd etmektir.

Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimet sahibinin emirlerine uyup yasakladıklarından sakınmaktır. Bu da, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalble iyiliğe niyet eder. Dille hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükürse, Allahü teâlânın verdiği nimetleri, onun sevdiği ve istediği yerlerde kullanmaktır.

Allahü teâlâya layıkıyla şükretmek mümkün değilse de, şunlar yapılırsa, şükredilmiş kabul edilir: 1- Her nimetin Allah’tan geldiğini bilmek. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki: (Kendine verdiğim nimeti benden bilen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışmasıyla bilip benden bilmezse, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) 2- Nimetleri Allahü teâlânın istediği şekilde kullanmak.

Mesela gözün şükrü, ibretle bakmak, harama bakmamak, Müslümanın ve arkadaşının kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, iyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, söylenilen ayıpları dinlememektir.3- Kendimiz dinin emir ve yasaklarına uyarken, diğer insanların da bu nimetten istifade etmesini, hidayete ermelerini sağlamak için çalışmak.4 – Allahü teâlâ çeşitli nimetler verince, buna layık olmadığını düşünüp utanmak şükür olur.

Şükürdeki kusurunu bilmek de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmek de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demek de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür.5- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.6 – Nimetlerden faydalanıldığı müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.7- Yapılan iyiliği anıp ihsan edeni övmek, yani dille de Elhamdülillah demek.8- Bir hadis-i şerif meali: ( “Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükr” duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) (Bu duayı akşam okurken, esbaha yerine emsâ denir.) 9 – Vasıtalara şükretmek.

Allahü teâlâ nimetlerini, rızkımızı bir vasıtayla gönderir. Onlara teşekkür etmekle de, Allahü teâlâya şükretmiş oluruz. Bir hadis-i şerif meali: (İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) Hamd etmek Sual: Allah’a hamd etmenin, yani Elhamdülillah demenin hükmü nedir? CEVAP Hamd etmenin hükmü yerine göre değişir.

  • Birkaç örnek verelim: Vacib olanlar: Namazda hamd etmek vacibdir.
  • Fatiha suresi okumakla hamd edilmiş olur.
  • Sünnet olanlar: Duaya başlarken, hutbede ve yiyip içtikten sonra hamd etmek sünnettir.
  • Müstehab olanlar: Duaların sonunda hamd etmek müstehabdır.
  • Mubah olanlar: Her hatırladıkça hamd etmek mubahtır.

Haram olanlar: Haram bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır. Küfür olanlar: Domuz eti, şarap gibi kesin haram olan bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır, hattâ haramlığına önem verilmezse küfür olur. Sayılamayan nimetler Sual: Çok sıkıntıları olan bir Müslümanın, yine de şükretmesi gerekir mi? CEVAP Müslüman olmak en büyük nimete sahip olmak demektir.

  • Bu nimete ne kadar şükretsek azdır.
  • Müslüman olan, nimetler içindedir.
  • Allahü teâlâ, (Rahmetim gazabımı aştı) buyuruyor.
  • Deylemi) Bu bakımdan, her işte müminin kârı çok olur.
  • Birkaç örnek verelim: 1- Günahlar bire bir yazılırken, sevablar en az bire on yazılır.
  • Bire yedi yüze kadar çıkar, hatta daha da fazla karşılık verilir.

Bir âyet-i kerime meali: (Bir iyilik yapana on katı sevab verilir. Bir kötülük ise ancak misliyle cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz) Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (İyilik yapmak isteyip de yapamayana, Allahü teâlâ, tam iyilik etmiş gibi sevab yazar.

Eğer o iyiliği yaparsa on, yediyüz misli ve çok daha fazla sevab yazar. Eğer kötülüğe niyet eder de yapmazsa, tam bir sevab yazar. O kötülüğü yaparsa, sadece bir günah yazar.) 2- İyilik yapmaya imkânı olmayan bir mümin samimi olarak, (Şu dağ altın olsa da, herkese dağıtsam) diye düşünse sanki dağıtmış gibi sevaba kavuşur, ama imkânım olsa şöyle hırsızlık ederdim, şöyle günah işlerdim diye düşünse, o günahları işlemedikçe günah yazılmaz.

Hatta günah işlemeye karar verip sonra Allah rızası için vazgeçse, sevab da alır.3- Mümin hastalanıp ibadet edemez hâle gelince, ona yine lütuflar yağmaya başlar. Hastayken doğru dürüst yapamadığı amellere daha çok sevab kazanır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Mümin, hastalanıp ibadet edemeyince, Allahü teâlâ, günahları yazan soldaki meleğe, “Onun günahlarını yazma” emri verir.

Sevabları yazan sağdaki meleğe de, “Ona sıhhatliyken yaptığı amellere verilen sevabların en güzelini yaz, ben onun durumunu bilirim ve onu ben bu hâle getirdim” buyurur.) 4- İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah akşam değişir. Eğer kul sabah ve günün sonunda iyi iş işlemişse, aradaki günahlara bakılmadan affedilir.

Bu ne büyük bir ihsandır! Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Melekler, insanların amel defterlerini götürdükleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar.) 5- Sevab veya günah yazılırken de melekler mümine lütufta bulunur.

  • Mümin, birkaç günah işler, sağdaki âmir olan melek soldakine günahları yazdırmaz, (Biraz bekle, belki bir iyilik) işler der.
  • Ul bir iyilik işleyince, şimdi yazalım der.
  • Bir iyiliğe on sevab verilir.
  • O kişi üç günah işlemişse, 10’dan 3’ü çıkar, geriye 7 sevab yazılır.
  • Bir hadis-i şerif meali: (Sağdaki melek, soldaki meleğin âmiridir.

Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. Kötülük yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe, bekle der. O da, 6 saat bekler. Eğer kul istigfar ederse, hiç günah yazmaz. İstigfar etmezse, tek bir günah yazar.) 6- Dört rekâtlık namazda yanılıp üç mü, dört mü kıldım diye şüphelenince, üç kabul eder, bir rekât daha kılar.

  • Secde-i sehv eder.
  • Peygamber efendimiz, böyle yapan kimse için, (Eğer beş rekât kılmışsa, melekler bir rekât daha ekleyip o namazı altı rekât olarak yazarlar) buyuruyor.
  • Müslim) Bir rekât fazla kıldığı namaz boşa gitmiyor, yanına bir daha eklenerek iki rekât namaz olarak takdim ediliyor.
  • Hep böyle, müminin lehine hareket edilmektedir.

Bir kimse Allah’a bir adım yaklaşırsa Allahü teâlâ ona on adım yaklaşıyor. Hep nimet içindeyiz.7- Allah dostlarını, sadece seven bile kurtulur. Silsile-i aliyye büyüklerinden, Kâbe-yi şerifi görünce, (Yâ Rabbi, bizi seveni dostun yap) diye dua edenler oldu ve bu duaları kabul oldu.

  • Demek ki, bu büyükleri seven kurtulur.
  • Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Dini sual sormakla dört kişi sevabda ortaktır: Sual soran, cevap veren, dinleyen ve bunları sevenler.) Gazetede, maillerde bunları okuyanlar, radyoda ise dinleyenler de sevaba ortak olur.
  • Bir de, bir kimse gazete alamıyordur yahut bilgisayarı, maili yoktur, okuyamıyordur.

Radyoyu o saatte dinleyemiyordur, fakat (Gazete alsaydım veya bilgisayarım olsaydı da, bu sual ve cevapları okusaydım) yahut radyoda konuşulurken (O saatte müsait olsaydım da dinleseydim) diyordur. Böyle diyenler de, diğerleri gibi sevaba kavuşur. Mesela, Osman Ünlü hoca konuşuyor, bir mazeretle dinleyemeyen biri, (Ne iyi, suallere nakle uygun cevap veriliyor, Osman hocadan ve ona bu imkânı verenlerden Allah razı olsun) derse, yine sevaba ortak olur.8- Yatağa abdestli giren, ölürse şehit olur.

Namaza kalkmak yahut ertesi gün faydalı işler yapmak niyetiyle uyuyanın uykusu ibadet olur. İki hadis-i şerif meali: (Âlimlerin uykusu ibadettir.) (Oruçlunun uykusu ibadettir.) 9- Ramazan ayına kavuşmak büyük nimettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, Ramazanın ilk gecesi, müminlere rahmet eder.

Rahmetle baktığı kuluna da artık hiç azap etmez. Ramazanın son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder) (Allahü teâlânın sıfatları da ebedî olduğu için, razı olması, affetmesi de ebedîdir. Bir defa rahmetle bakarsa, bir defa affederse, artık ona hiç azap etmez.) 10 – Camiye giren bile nimete kavuşuyor.

  1. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Camiye giren, o andan itibaren namazda sayılır.) 11 – Cuma günü ölen bile kurtulur.
  2. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cuma günü ölen mümin, şehit olur ve kabir azabından kurtulur.) 12 – Ömründe bir kere günahtan sakınan, sonunda Cennete gider.
  3. Bir hadis-i şerif meali: (Ömründe bir kere Allah’ı anan veya Ondan korkan Mümin, Cehennemden çıkar.) 13 – İman eden kâfirin, kâfirken yaptığı iyilikler boşa gitmediği gibi, yaptığı bütün günahları da affolur, hatta sevaba çevrilir.

Bir âyet-i kerime meali: (Allahü teâlâ, kâfirken tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin seyyiatını hasenata çevirir. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir.) Allahü teâlâ, (Affettiğim kimseyi artık asla kınamam) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Tevbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur.) 14- Rabbimizin affetmediği günah yoktur.

  1. Bir âyet-i kerime meali: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder.
  2. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) 15- Allahü teâlâ, âhirette bile, yapılan cömertlikten veya başka iyilikten dolayı kulunu affeder.

Mahşer günü bir tek sevabı kalan mümin, bunu tek sevaba ihtiyacı olan başka mümine bağışlayınca Allahü teâlâ, ikisini de Cennete koyar. Cehennemden sorgu için çıkarılan bir kimseye, (Haydi tekrar Cehenneme) dendiği zaman, o mümin, ayağındaki zincirlerle koşarak Cehenneme gider.

  • Cehenneme gidilirken koşulur mu diye sorulduğu zaman, (Dünyada ne başımıza gelmişse, söz dinlememekten ileri gelmiştir, bari burada söz dinleyeyim diye koşuyorum) der.
  • Bu söz Allahü teâlânın hoşuna gider ve onu Cennete götürün buyurur.
  • Teşekkür ve şükür Sual: (İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmiş olamaz) hadis-i şerifindeki insanlara teşekkürden maksat nedir? CEVAP (Bize gelen nimete vesile olan kimseye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağımız şükrü Allahü teâlâ kabul etmez) demektir.

Mesela, evi olmayan bir fakire, hayırsever bir zengin bir ev hediye etse, o fakir de zengine teşekkür etmeyip sadece, (Yâ Rabbi, bana ev nasip ettiğin için sana şükrederim) dese, yetmez, bu nimete vesile olan şahsa da teşekkür etmesi gerekir. Nimete şükür Sual: Nimetlere şükretmenin kısa yolu varsa nedir? CEVAP Dinî hususlarda kendimizden üstün olana bakıp kibirlenmemek, dünyalık hususlarda ise kendimizden aşağıda olana bakıp bizdeki mevcut nimetlere nankörlük etmemek gerekir.

  • Bir hadis-i şerif meali: (Dinde kendinizden yukarıda olana bakın, aşağı olana bakmayın, yoksa kendinizi beğenip, helâk olursunuz.
  • Dünyalık hususunda da, kendinizden yukarıda olana bakmayın, yoksa nankörlük edersiniz.
  • Endinizden aşağı olana bakın ki nimete şükredesiniz.) Şükür mü, sabır mı? Sual: (Allah’ın nimetlerini yiyip, şükredenin sevabı, oruç tutup sabredenin sevabından az değildir) hadis-i şerifinde, şükretmek, neden oruç tutup sabretmekten daha sevabdır? Oruç tutup sabreden çok sıkıntıya katlanır, ama şükretmek daha kolay değil mi? CEVAP Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir.

Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun kullanmak demektir. Yani Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli açık Allah’a itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri günaha vasıta kılarsa şükretmiş olmaz, nankörlük etmiş olur.

  • Şükrün esası, nimetlerin sahibini bilmek, bunu kalble tasdik edip dille söylemektir.
  • Büyüklerin söyledikleri gibi, Horasan’ın köpeklerini de aç bıraksanız, sabretmiş olurlar.
  • Şükretmekse, çok zordur.
  • Onun için Kur’an-ı kerimde, (İnsanların çoğu şükretmez, şükredenler azdır) buyuruluyor.
  • Her uzvun şükrü vardır: 1- Ellerin şükrü: Harama el uzatmamak, helal olan şeyleri tutmak, 2- Dilin şükrü: Yalan, gıybet, iftira, fuhuş söz gibi kötü şeylerden uzak durmak, hayır söylemek ve Allahü teâlâyı zikretmek, 3- Gözlerin şükrü: Harama bakmamak, Müslümanların kusurlarını görmemek ve her şeye ibretle bakmak, 4- Kulakların şükrü: İyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, çalgıları dinlememek, söylenilen ayıpları duymamak, 5- Burnun şükrü: Haram şeyler koklamamak, helal olanları koklamak, 6- Ayakların şükrü : Kumarhane, meyhane gibi kötü yerlere gitmemek; camiye ve salih akrabaları, diğer salih zatları ziyarete gitmek, 7- Fercin şükrü: Zinadan, livatadan uzak durmak, nikâhlı eşle beraber olmak, 8- Midenin şükrü: Haram lokmadan sakınmak, helal şeyleri yiyip içmek, 9- Kalbin şükrü: Kibir, ucb, suizan, öfke, riya, kin, haset, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplanmaktan korkmak, övünmek gibi şeylerden kaçmak; ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, hüsnüzan etmek gibi güzel vasıflara sahip olmak, yani kötü sıfatlardan kurtulup güzel huylarla süslenmek, 10- Bedenin şükrü: Oruç tutmak, namaz kılmak ve bedenle yapılan ibadetleri yapmak.

Diğer şükürlerden bazıları: Allah’ı tanımanın şükrü: Bildirdiği emir ve yasaklara riayet edip hubb-i fillah ve buğd-ı fillah üzere olmak, yani sevdiklerini sevip düşmanlarına düşman olmak ve ayrıca çok elhamdülillah demektir. Peygamberi tanımanın şükrü: Ehl-i sünnet itikadı üzere olup sevdiklerini ve onu sevenleri sevmek, sevmediklerini ve onu sevmeyenleri sevmemek, sünnetiyle amel etmektir.

  1. Bir büyüğü tanımanın şükrü: Eserlerini okumak, okutmak ve yaymak, talebeleriyle birlik beraberlik içinde olmaktır.
  2. İmanın şükrü: Doğru iman bilgilerini Allahü teâlânın diğer kullarına ulaştırmak, hubb-i fillah, buğd-ı fillah üzere olmak.
  3. Yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir.

Aklın şükrü: Aklı dinin emrettiği şekilde kullanmaktır. İlmin şükrü: Bildiğiyle amel etmek ve emr-i maruf yapmaktır. Sağlığın şükrü: Oruç tutmak, bedeni günah olan yerlerde hırpalamamak, dinin emrettiği yerlerde kullanmaktır. Malın şükrü: Zekât, sadaka vermek, hayır hasenat yapmaktır.

  • Evin şükrü: Evde günah olan işler yapmamak ve misafir ağırlamaktır.
  • Arabanın şükrü: Faydalı hizmetlerde kullanmaktır.
  • Mesleğin şükrü: Mesleği dine uygun şekilde kullanmaktır.
  • Eşin şükrü: Haklarına riayet etmek ve onu üzmemeye çalışmaktır.
  • Evladın şükrü: Güzel bir isim koymak, akikasını kesmek ve İslam terbiyesi üzere yetiştirmektir.

Dertten kurtulmanın şükrü: Şükür secdesi yapmak veya şükür namazı kılmaktır. Günün şükrü: (Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeş-şükr) diyen gündüzün şükrünü yerine getirir.

Akşam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek okuyan da gecenin şükrünü yerine getirmiş olur. İbadet etmenin şükrü: Sabah akşam yüz kere, (Sübhanallahi ve bi-hamdihi sübhanallahil’azîm) demektir. Bütün nimetlerin şükrü: Bütün nimetlerin, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı olduklarını düşünerek İslam’ın beş şartını kusursuz yerine getirmektir.

Bunun için, şu üç hususa riayet etmelidir: 1- Ehl-i sünnet itikadına göre itikadı düzeltmek, 2- İslamiyet’i Ehl-i sünnet âlimlerinin ilmihal kitaplarından öğrenip bunlara uymak, 3- Tasavvuf büyüklerinin yolunda, kalbi ve nefsi temizlemektir. Şükretmek nasıl olur? Sual: Allah’a şükretmek ne demektir, nasıl yapılır? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri (Allah’a şükretmek, Ona inanıp, emir ve yasaklarına riayet etmekle olur) buyuruyor.

(3/41) Bir âyet-i kerime meali de şöyle: (Ya Musa, sana verdiğim emir ve yasaklara sarıl da, şükredenlerden ol!) Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Bir nimet için Elhamdülillah diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur.) Kur’an-ı kerimde üç şey, üç şeyle beraber bildirildi. Biri yapılmazsa, ikincisi kabul olmaz.1- Resulullah’a itaat edilmedikçe, Allahü teâlâya itaat edilmiş olmaz.2- Ana, babaya şükredilmedikçe, Allahü teâlâya şükredilmiş olmaz.3- Zekât verilmedikçe, namazlar kabul olmaz.

(Tefsir-i Mugni) Şükreden kurtulur. Bir âyet-i kerime meali: (Allah’a iman edip, nimetlerine şükrederseniz, size niçin azap etsin?) Şükredenin kazancı nedir? İki âyet-i kerime meali: (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) (Biz şükredenlerin mükâfatını vereceğiz.) Şükür bu kadar önemliyken, şükredenler azdır.

Bir âyet-i kerime meali: (Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İslam’ın beş şartını yerine getiren, nimetlere şükretmiş olur. Şükreden de, Cehennem azabından kurtulur. Salih amel, İslam’ın beş şartıdır. İslam’ın bu beş temelini, bir kimse hakkıyla kusursuz yaparsa, Cehennemden kurtulur; çünkü bunlar, salih işler olup, günahlardan ve çirkin şeylerden korur.

Bir âyet-i kerime meali: (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur.) (1/304) Şükrün önemi hakkında iki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, emniyet ve hidayet üzere olur.) (Şu üç şey iman alametidir: Belaya sabır, nimete şükür, kazaya rıza.) Allah’ı anmak Sual: İbadet edebilmek, Allah’tan bir nimet midir? Şükretmek gerekir mi? CEVAP Her şey Allahü teâlâdandır.

Nimetlerine şükretmek gerekir. Mesela Allahü teâlâyı anmak da bir ibadettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah’ı anmak, Allah’ın bir nimetidir. Onun şükrünü eda edin!) Şükür nimeti Sual: Doğuştan nimetlere kavuştuğumuz gibi, sonradan da, sayılamayacak kadar maddî ve manevî çeşitli nimetlere kavuşuyoruz.

Nimet çok olunca şükür hatırımıza gelmiyor. Şükretmediğimiz için vebali oluyor mu? CEVAP Elbette, vebali olur. Bir hadis-i şerifte, (Sizin günah işlemenizden çok, nimetlere şükretmemenizden korkuyorum. Şükredilmeyen nimetler öldürücü ve yok edicidir) buyuruldu.

İbni Asakir) Eğer şükredilmezse, hem nimet elden alınır, hem de nankörlüğün cezasını çekeriz. Şükredersek, hem sevaba kavuşuruz, hem de nimetin yok olmasını önlemiş oluruz. İki hadis-i şerif şöyledir: (Bir kimse, Allahü teâlânın kendine verdiği nimete Elhamdülillah derse, o nimetin şükrünü ödemiş olur.

Bir daha derse, sevabı artırılır. Üçüncü defa derse, günahları affolur.) (Nimete hamd etmek, o nimetin elden çıkmasına karşı bir garantidir.) Hâline şükretmek Sual: Her türlü belaya uğrayan kimsenin, yine sabretmesi mi gerekir? CEVAP Elbette sabretmesi gerekir.

Beterin beteri olduğunu düşünerek her hâlimize şükretmeliyiz. Sabretmezsek elimize ne geçecek ki? İsa aleyhisselam, cüzzamdan etleri dökülmüş, gözleri kör olmuş, her tarafı perişan yatalak ve fakir bir genç hastanın, (Çoklarını müptela ettiği dertlerden beni koruyan Allahü teâlâya hamdolsun) dediğini işitince, (Sana gelmedik belâ mı var da, böyle dua ediyorsun?) buyurdu.

Hasta genç, (Ben iman ve marifet sahibiyim, kalbimde dünya ve para sevgisi yok) dedi. Hazret-i İsa, (Doğru söyledin) buyurarak elini hastanın vücuduna sürdü. Gözleri açıldı, vücudunu kaplayan hastalık da hemen geçti. Eskisinden daha güzel bir genç oldu.

  1. Eskiden günah işleyecek durumda değildim.
  2. Şimdi bu yakışıklı hâlimle günah işlersem felaket olur) diye korkmaya başladı.
  3. Fakat Hazret-i İsa ile birlikte sağ salim uzun müddet yaşadılar.
  4. Nimeti göstermek Sual: (Allahü teâlâ, sana bir mal verince, bu nimetin eserinin senin üzerinde görülmesini sever) hadis-i şerifi, maddî şeyler için midir, yoksa manevî şeyler de buna dâhil midir? CEVAP Elbette dâhildir.

Manevî nimetler, mal mülk gibi maddî nimetlerden daha büyüktür. Mesela iman nimeti, malla mülkle ölçülmez. İman nimetinin şükrünü göstermek gerekir. Allahü teâlâ, (Nimetlerime şükrederseniz arttırırım) buyuruyor. Şükrün dereceleri var. Allahü teâlâ, (Ey, imanla şereflenen müminler, iman nimetinin şükrünü ifa edebilmek için birbirinizi seviniz!) buyuruyor.

Ana babadan, kardeşten daha çok sevmek gerekir. Hele, ana baba bu yolda ise, elbette onları da böyle sevmek gerekir. İman şükrünü yerine getirmek için insanların Cehennemden kurtulmasına çalışmak gerekir. Bunu da güler yüzle, tatlı dille yapmalı, dini doğru olarak öğreten kitapları ucuza satarak veya ücretsiz dağıtarak, milletin imanını korumaya çalışmalıdır.

İman nimetine şükretmek için dua da etmek gerekir. Mesela abdeste başlarken okunan şu duayı, kim okursa, iman nimetine şükretmiş olur. (Elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ hidâyetir-rahman.) İmanının sağlamlaşması için bu duayı okumalı.

Çünkü şükredince nimet artar. İman artmaz, ama kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredince artar, imana şükredince sağlamlaşır, kuvvetlenir. “Nasılsın” diyene “elhamdülillah” denmez mi? Sual: Yeni türeyen bazı kimseler, (Nasılsın diyene elhamdülillah denmez, şükürler olsun demek gerekir) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP Elhamdülillah denmez demek çok yanlıştır.

Elhamdülillah diyerek hamd etmek çok uygundur. Hamd ile şükür arasında bazı farklar vardır: Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun olarak kullanmak demektir. Yani, hamd kalb ve dil ile; şükür ise fiilen yapılır.

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir.

Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz. (2/33) Demek ki, şükür sadece nimet verildiği zaman oluyor. Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allahü teâlâdan geldiği için onu memnuniyetle karşılamaktır. Bu, çok kıymetli bir şey ise de, böyle her zamanda hamd eden azdır.

Vermek istemeseydi Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Allah, vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruyor. Benim uygunsuz bir kızla evlenme isteğim var. Bir de, bende çeşitli günahları işleme isteği mevcuttur. Bu istekleri Allah bana vermeseydi elbette ben bunları istemezdim. Bu istekleri Allah verdiği için, benim bunları işlemem günah olmaz, değil mi? CEVAP Oradaki istek, günah işleme isteği değil, Allah’a kavuşma isteğidir.

O yazının tamamı şöyledir: (Allahü teâlâ, kendini aramak arzusunu arttırsın. Ona kavuşmaya mani olan şeylerden sakınmak nasip eylesin! Allahü teâlâyı istemekte, Onun için yanıp yakılmakta olduğunuzu bildirdiği için, çok hoşa gitti. Çünkü istemek, kavuşmanın müjdecisidir.

  1. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcı demektir.
  2. Büyükler, (Vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruyor.
  3. İstek nimetinin kıymetini bilip, bunun elden kaçmasına sebep olacak şeylerden sakınmalı.
  4. İsteğin gevşememesine ve ateşin soğumamasına dikkat etmeli.
  5. Bu nimetin elden çıkmamasına en çok yarayan şey, buna şükretmektir.

Çünkü İbrahim sûresinin yedinci âyetinde mealen, (Nimetlerime şükrederseniz, elbette arttırırım) buyuruldu.) Günah işlemek Allah’a kavuşmaya mani olur. Allah’a kavuşmaya mani olan şeylerden sakınmak ve Ona kavuşma isteğine şükretmek gerekir. Nimetin bedeli Sual: (Nimetin bedeli Elhamdülillah’tır) hadisi gereğince, elde ettiğimiz bir şey için Elhamdülillah demekle o nimetin bedeli ödenmiş olur mu? CEVAP Ne maksatla Elhamdülillah dediğine bakılır.

See also:  BebeIn Cinsiyeti Ne Zaman Belli Olur?

Mesela bir kimsenin eline bir miktar para geçse, onunla şarap alıp içse, (Elhamdülillah, elime para geçti, şarabımı alabildim) dese, nimetin şükrünü eda etmiş olamaz. O nimeti, dinimizin emrettiği yerlerde kullanırsa, ancak o zaman şükretmiş olur. Çok şükür Elhamdülillah Sual: (” Çok şükür Elhamdülillah ” demek yanlıştır.

Çünkü hamd etmekle şükretmek aynıdır) deniyor. Böyle söylemenin mahzuru olur mu? CEVAP Hiç mahzuru olmaz, aksine iyi olur. Şükürle hamd arasında fark vardır: Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanıp söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun olarak kullanmak demektir.

  • Yani hamd dille, şükür bedenle yapılır.
  • Bir örnek verelim: Sağlıklı bir kimse, (Elhamdülillah sağlığım yerindedir) derse hamd etmiş olur.
  • Sağlığını dinin emrine uymakta kullanırsa şükretmiş olur.
  • Sağlığını günah işlemekte yıpratırsa, şükretmemiş, nankörlük etmiş olur.
  • Şükürle hamd etmenin farklı bir tarifi daha vardır.

Bu konuda İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır.

  • Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir.
  • Şükürse nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz.
  • 2/33) Demek ki, şükür sadece nimet verildiği zaman oluyor.
  • Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allahü teâlâdan geldiği için onu memnuniyetle karşılamaktır.
  • Yine İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Hadis-i şerifte, (Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür” duasını sabah okuyan, gündüzün, gece okuyan da, o gecenin şükrünü ifa etmiş olur) buyurulmuştur.

(Mektubat-ı Rabbani 3/17) Bu duada da, (Sana hamd ve şükrediyoruz) deniyor. Hamd ve şükür aynı mânada olsaydı beraber kullanılmazdı. İkisi yakın mânada bile olsa, (Çok şükür Elhamdülillah) demenin hiç mahzuru olmaz. Vücudun zekâtı Sual: Bütün uzuvlarım yerli yerinde.

Bir hastalığım yok. Aklım ve imanım da var. Bunların şükrünü nasıl yaparım? Büyük ve güzel bir evimiz de var. Evin şükrü nasıl olur? CEVAP İslam’ın beş şartına uyan, her türlü şükrü yapmış olur. Beden için ayrı bir şükür de vardır. Bir hadis-i şerif: (Her şeyin zekâtı vardır, vücudun zekâtı da oruçtur.) Demek ki oruç tutarsak, vücudumuzun zekâtını ödemiş, şükrünü yapmış oluruz.

Başka bir hadis-i şerifte, (Oruç tutan sağlıklı olur) buyuruluyor. (İbni Mace) Ev için ayrı bir şükür de vardır. Bir hadis-i şerif: (Her şeyin bir zekâtı vardır. Evin zekâtı ise, misafir odasıdır.) Misafir kabul eden kişi, evinin şükrünü yerine getirmiş olur.

Bir hadis-i şerifte, (Misafir girmeyen eve, melekler de girmez) buyuruluyor. Melek girmeyen eve şeytan girer. O hâlde misafiri nimet bilmeli. Misafirin gelmesi maddî ve manevî yönden çok faydalıdır. Misafir gelen evde hayır ve bereket olur. Misafir rızkıyla gelir. Üstelik ev halkının mağfiretine sebep olur.

Her nimeti gönderen, Allahü teâlâdır Herkese her nimeti gönderen, her şeyi var eden, ancak Allahü teâlâdır. Her varlığı, her ân varlıkta durduran Odur. Kullardaki üstün ve iyi sıfatlar, Onun lütfu ve ihsânıdır. Hayatımız, aklımız, ilmimiz, gücümüz, görmemiz, işitmemiz, söyleyebilmemiz, hep Ondandır.

  • Saymakla bitirilemeyen çeşitli nimetleri, iyilikleri gönderen hep Odur.
  • İnsanları güçlüklerden, sıkıntılardan kurtaran, duâları kabul eden, dertleri, belâları gideren hep Odur.
  • Rızıkları yaratan ve ulaştıran yalnız Odur.
  • İhsânı o kadar boldur ki, günâh işleyenlerin rızkını kesmiyor.
  • Günâhları örtmesi o kadar çoktur ki, emrini dinlemeyen, yasaklarından sakınmayanları, herkese rezîl ve rüsvâ etmiyor ve nâmus perdelerini yırtmıyor.

Affı ve merhameti o kadar çoktur ki, cezâyı ve azâbı hak edenlere azap vermekte acele etmiyor. Nimetlerini, ihsânlarını, dostlarına ve düşmanlarına saçıyor. Kimseden bir şey esirgemiyor. Bütün nimetlerinin en üstünü, en kıymetlisi olarak da, doğru yolu, saâdet ve kurtuluş yolunu gösteriyor.

  • Yoldan sapmamak ve Cennete girmek için teşvik buyuruyor.
  • Cennetteki sonsuz nimetlere ve kendi rızasına, sevgisine kavuşabilmemiz için, Sevgili Peygamberine uymamızı emrediyor.
  • Allahü teâlânın nimetleri güneş gibi meydandadır.
  • Başkalarından gelen iyilikler, yine Ondan gelmektedir.
  • Başkalarını vâsıta kılan, onlara iyilik yapmak isteğini veren, onlara iyilik yapabilecek gücü, kuvveti veren, yine Odur.

Bunun için, her yerden, herkesten gelen nimetleri gönderen hep Odur. Ondan başkasından iyilik, ihsân beklemek, emânetçiden emânet ve fakîrden sadaka istemeye benzer. İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya, gücü yettiği kadar şükretmesi, insanlık vazîfesidir.

Aklın emrettiği bir vazîfe, bir borçtur. Allahü teâlâya yapılması icap eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü insanlar, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, ayıplardan, kusurlardan, uzaktır. İnsanların Allahü teâlâya karşı, kalp, dil ve bedenle yapmaları ve inanmaları lâzım olan şükür borcu, kulluk vazîfeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun Sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur.

Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazîfelerine İslâmiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez.

Sual: Şükür secdesi diye bir secde var mıdır varsa niçin ve nasıl yapılır? Cevap: Şükür secdesi de, tilavet secdesi gibidir. Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için secde-i şükür yapması müstehabdır. Secdede önce, Elhamdülillah denir, sonra, secde tesbihini okur. Namazlardan sonra şükür secdesi yapmanın mekruh olduğu, Mektûbât-ı Ma’sûmiyye ‘de de yazılıdır.

Cahillerin sünnet veya vacip sanacağı mubahları yapmak da, tahrimen mekruhtur. Bidat hasıl olmasına sebep olur. Sual: Allahın verdiği nimetlere şükür hususunda, öncelik nedir, hangi nimetler ön plandadır? Cevap: İslâm âlimleri, insanların Allahü teâlâya karşı şükür borcunu nasıl yapacağı hususunu, öncelikli olarak hangi nimetlere şükredileceği konusunu farklı farklı bildirmişlerdir.

  1. Bazılarına göre, birinci vazife, Allahü teâlânın varlığını düşünmektir.
  2. Bazılarına göre, nimetlerin Ondan geldiğini anlamalı, dil ile hamd, şükür ve sena etmelidir.
  3. Bazılarına göre, birinci vazife, Onun emirlerini yapmak, yasaklarından, haramlarından sakınmaktır.
  4. Bir kısmı da, insan önce kendini temizlemeli, böylece, Allahü teâlâya yaklaşmalıdır, dedi.

Bazıları, insanları irşad etmeli, doğru, salih olmalarına çalışmalıdır, dedi. Bazıları da, insanın belli bir vazifesi olmaz, her insanın kendine göre, başka başka vazifeleri ve öncelikleri olur, dedi. Sual: Allaha şükretmek, sadece elhamdülillah demekle mi olmaktadır? Cevap: Şükür, Allahü teâlânın verdiği bütün nimetleri, Onun bildirdiği yani İslâmiyete uygun olarak kullanmak demektir.

  • Nimet ise, faydalı şey demektir.
  • Nimetler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılıdır.
  • Ehl-i sünnet âlimleri, meşhur olan dört mezhebin âlimleridir.
  • Şükredilirse, nimetler artar Sual: Bir insan veya bir millet kavuştukları nimetin kıymetini bilmezlerse, bu nimetler onların elinden gider mi? Cevap: Allahü teâlâya şükretmek, Onun dinini kabul etmek, emrettiklerini yapmak, yasak ettiklerinden de sakınmak demektir.

Nimetin kıymeti bilinmeyince, elden gider, şükredilince elde kalır ve artar. Sûre-i İbrahimin 7. âyetinde mealen; (Şükrederseniz, verdiğim nimetleri elbette arttırırım) buyurulmaktadır. Peygamberlerin bildirdikleri emir ve yasaklar, insanlar için birer rahmettir, iyiliktir.

  • Bu emir ve yasaklar, inkar edenlerin söyledikleri gibi, külfet, eziyet olmadığı gibi akla da aykırı değildir.
  • İyilik edenlere, şükretmek yani, sevindiğini bildirmek, aklın istediği bir şeydir.
  • Dinin bildirdiği hükümler, bütün nimetleri, iyilikleri yaratan, gönderen Allahü teâlâya karşı, şükrün nasıl yapılacağını göstermektedir.

Ayrıca dünyanın, hayatın düzeni, cenab-ı Hakkın bu emirlerini yapmakla ve yasak ettiklerinden de sakınmakla mümkün olur. Eğer Allahü teâlâ, herkesi kendi başına bıraksaydı, kötülükten, karışıklıktan başka bir şey olmazdı. Allahü teâlânın haram etmesi olmasaydı, nefisleri, keyifleri peşinde koşanlar, başkalarının mallarına, canlarına, ırzlarına saldırır, karışıklıklar hasıl olur, saldıran da, karşısındakiler de, zarar görürlerdi.

İnsanların, Allahü teâlânın emir ve yasaklarından uzaklaştıkça, geçimsizlik, sefalet, sıkıntı ile kıvrandıkları hep görülmüştür. Teknoloji, akıllara hayret verecek şekilde ilerlediği halde, dünyadaki huzursuzluğun, sıkıntının azalmadığı hatta arttığı görülmektedir. Allahü teâlâ, insanların saadetlerine sebep olan şeyleri emretti, felaketlerine sebep olanları da yasak etti.

Dinli olsun, dinsiz olsun, bir kimse bilerek veya bilmeyerek, bu emir ve yasaklara uyduğu kadar, dünyada rahat ve huzur içinde yaşar. Eğer iman ederse, ahirette de, ebedi saadete kavuşur. Bir kimse, Allahü teâlânın ihsan ettiği nimetlerin kıymetini bilir, buna göre yaşar, kendinde bir değişme olmazsa, bu kimseye verilen nimetler, onda hep kalır hatta artar.

  1. Bu hal, bir insan için olduğu gibi cemiyet ve milletler için de aynıdır.
  2. Nitekim Ra’d sûresinin 11.
  3. Âyetinde mealen; (Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hâllerini değiştirmez) buyurulmuştur.
  4. Sual: Hamdetmek ne demektir, ne anlamda ve niçin söylenmektedir? Cevap: Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir.

Hamd, Elhamdülillah demektir. Bunun anlamı, herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve senaların, metihlerin, övmelerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır demektir.

Nimetlerden mahrum kalmanın sebebi Sual: İnsanlardan bazılarının, Allah tarafından gönderilen nimetlere kavuşamamasının sebebi ne olabilir? Cevap: Konu ile alakalı olarak İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Muktûbât kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: “Allahü teâlânın feyizleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmektedir.

Herkese mal, evlat, rızık, hidayet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. Kullarının günahlarını yüzlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, günah işleyenlerin rızıklarını kesmiyor. Dünya için çalışanlara karşılıklarını, fark gözetmeksizin veriyor.

  1. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da alamamak suretiyle, insanlardadır.
  2. Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyazlatır.
  3. Güneş, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı hâlde, elmayı kızartınca tatlılaştırır; biberi kızartınca acılaştırır.

Tatlılık ve acılık hep güneşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, güneşten değil, kendilerindendir. İnsanların, Allahü teâlâdan gelen nimetlere nail olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette bir şey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, nisan yağmuruna elbette kavuşamaz.

  1. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, nimetler içinde yaşadığı görülüp, mahrum kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda nimet olarak görülenler, hakikatte azab ve felaket tohumlarıdır.
  2. Mekr-i ilâhî ile yani Allahü teâlânın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibetlerdir.
  3. O kimseleri harap etmek ve daha ziyade azıp, sapıtmaları içindir.

Nitekim, Mü’minûn suresinin 56. âyetinde mealen, (Kâfirler, mal ve çok evlat gibi dünyalıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime inanmadıkları ve din-i islâmı beğenmedikleri için, onlara mükafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir.

Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp, musibet olduğunu anlamıyorlar) buyurulmuştur. O hâlde, Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyalıklar, hep haraplıktır, felakettir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir an evvel helake sürükler. Allahü teâlâ, bizleri, böyle olmaktan korusun!” Allahü teâlâya karşı şükür borcu Sual: Şükür nedir ve insan, Allahü teâlâya karşı lazım olan şükür borcunu nasıl ve ne şekilde yapmalıdır? Cevap: Allahü teâlâya şükretmek, Onun dinini kabul etmek ve İslâmiyetin ahkamını, bildirdiği hükümleri yapmak, yerine getirmek demektir.

Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür; bütün nimetleri İslâmiyete uygun olarak kullanmaktır. İslâm âlimlerinden bazısı şükrü, Allahü teâlânın varlığını düşünmek; bazısı nimetlerin Ondan geldiğini anlamalı ve dil ile hamd ve sena etmeli; bazısı, Onun emirlerini yapmak, haramlarından sakınmak; bir kısmı da, insan önce kendini temizlemeli, böylece, Allahü teâlâya yaklaşmalı ve bazısı da, insanları irşad etmeli, doğru, salih olmalarına çalışmalı diye tarif etmişlerdir.

Sonra gelen İslâm alimleri de buyuruyor ki: “İnsanın Allahü teâlâya karşı vazifesi üçe ayrılır: Birincisi, bedeni ile yapacağı işlerdir ki, namaz, oruç gibi. İkincisi, ruhu ile yapacağı vazifedir ki, doğru itikat etmek, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, inanmak. Üçüncüsü, insanlara adalet yapmakla, Allahü teâlâya yaklaşmaktır.

Bu da, emaneti muhafaza, insanlara nasihat etmek, evvela İslâmiyeti öğretmekle olur.” Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, ibadet üçe ayrılır: Doğru itikat, doğru söz ve doğru iş. Bunlardan son ikisinde, açık olarak emredilmemiş olanlar, zamana ve şartlara göre değişir.

  • Allahü teâlâ, Peygamberleri vasıtası ile değiştirir.
  • İbadetleri, insanlar değiştiremez.
  • Peygamberler ve bu Peygamberlerin vârisleri olan, Ehl-i sünnet mezhebinin âlimleri, ibadetlerin çeşitlerini ve nasıl yapılacaklarını ayrı ayrı bildirmişlerdir.
  • Herkesin bunları öğrenmesi ve ona göre hareket etmesi lazımdır.

Kısacası, doğru itikat, doğru söz ve amel-i salih, birinci vazifedir. Bütün İslâm âlimleri ve tasavvuf büyükleri buyurdular ki: “İnsana vacib olan birinci vazife, iman, amel ve ihlas sahibi olmaktır. Dünya ve ahiret saadetleri, ancak bu üçüne kavuşmakla elde edilir.

Amel, kalp ile ve dil ile, yani söz ile ve beden ile yapılacak işler demektir. Kalbin işleri, ahlaktır. İhlas, amelini yani bütün işlerini, ibadetlerini, yalnız Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yapmak demektir.” Sual: Verdiği nimetlerinden dolayı, Allahü teâlâya ne yapılırsa şükredilmiş olur? Cevap: İnsanların Allahü teâlâya karşı, kalp, dil ve beden ile yapmaları ve inanmaları lazım olan şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur.

Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslâmiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslâmiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir.

  • Aklı olan kimselerin, Allahü teâlâya şükretmek için, Muhammed aleyhisselama uymaları lazımdır.
  • Havadaki azot ve oksijen de nimettir Sual: İnsan, rahat nefes alıp verdiği için, bu nimete de şükretmeli midir? Cevap: Yüz litre havada, 78 litre azot, 21 litre oksijen, bir litre argon gibi necib gazlar ve 0,03 litre karbondioksid gazı bulunur.

Hava, bu gazların karışımıdır. Havada gaz halinde bulunan azot, yumurta akı, ekmek, et gibi cisimlerin yapı maddesidir. Böyle azottan yapılmış maddelere Protein diyoruz. Proteinler, aminoasidlerin peptidleşmesinden hasıl olan polipeptid yapısındadır. Bunlar, protoplazmanın yapı taşı olduğundan, proteinsiz, yani azotsuz yaşanmaz.

Yalnız yağ, şeker, nişasta gibi azotsuz gıdalarla beslenen bir hayvan, yaşayamaz. İnsan, her gün gıdalardan 8 gram azot almak mecburiyetindedir. Lakin ne insan ve ne de hayvan ve ne de bitkiler, havadaki azotu alamıyoruz. Zira, azot moleküllerindeki ikişer atom, birbiri ile kuvvetli bağlı olup, kolay ayrılmıyor.

Havada oksijen bulunmasaydı veya oksijen miktarı yüzde 21 den az veya çok olsaydı, zararlı olur, hiçbir canlı nefes alamaz, yaşayamazdı. Yer yüzünde hiçbir insan, hayvan, bitki bulunmazdı. Yağmurlu, karlı ve fırtınalı havalarda oksijen miktarı hiç değişmiyor.

  • Allahü teâlâ değişmekten muhafaza ediyor.
  • Allahü teâlâ, insanlara büyük nimet olarak, Peygamberleri gönderip imanı bildirdi.
  • Havadaki oksijen miktarını yüzde 21 olarak sabit tutuyor.
  • Bu nimetlerin kıymetlerini anlamalı, her nefeste şükretmelidir.
  • Görmek, işitmek ve söylemek nimetlerinin kıymetlerini de düşünmelidir.

Bu nimetler için, gece gündüz durmadan hamdedilse karşılık yapılabilir mi? Lazım olan hamd ve şükür yapılmadığı için, bunları geri alıyor mu? Almıyor, affediyor. Hamd ve şükür etmeyenlerin, hatta inkar edenlerin, dünya nimetleri içinde, rahat ve mesut yaşadıkları, bazı sevilmişlerin de sıkıntılar çektikleri görünüyor.

Elhamdülillah dua mı?

Duaların en efdali: Elhamdülillah Dostlar ne kadar basit değil mi, bir “Elhamdülillah” kelimesi, dua maksadıyla, samimiyetle söylendiğinde kişiyi nereden alıp nerelere kadar yükseltebiliyor. Ancak madem bu kadar basit, e zaten günde kırk kere de söylüyoruz, niye bizde bir şey olmuyor diyenler olabilir.

  • Ardeşlerim, dinde ilk şart samimiyettir.
  • Samimiyetle yapmadıktan sonra duadan pek bir fayda beklemek doğru olmaz.
  • Peki samimiyetle yapamıyoruz diye, hiç mi yapmayacağız, duayı, hamdi terk mi edeceğiz.
  • Tabi ki hayır.
  • Takliden de olsa ısrarla devam edeceğiz.
  • Tâ ki o samimiyeti hissetmemize mani olan nefsimizin kötü huyları ve hastalıkları bizi terkedene kadar.

Ondan sonra?. Ondan sonrası kolay Allah’ın (c.c.) izniyle. Samimiyeti bir kez tattıktan sonra zaten kişi bir daha dönüp başka şeye bakmaz. Balı tadanın sirkeye rağbet etmemesi gibidir. Tatmayan bilmez, tadan tarif edemez ama bir daha kesseler eski haline dönmek istemez. Kıymetli dostlar dua, ayniyle Cenâb-ı Allah ile konuşmaktır. Başlı başına bir ibadettir. Elhamdülillah lafzı, Peygamber Efendimiz’in buyurduğu üzere duaların en efdali, en makbulüdür. Bir hamd ile kişi birçok şeyi ifade eder: Allah’ın varlığına, birliğine, peygamberine iman eder. Ya Rabbi razıyım senden der, verdiği nimetler için Rabbine şükreder, teşekkür eder. Nimeti verenin de alanın da ancak Allah (c.c.) olduğunu kabul ettiğini ilan eder. İstenilecek, yalvarılacak tek varlığın Allah Teâlâ olduğunu tasdik ve tebliğ eder. Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği nimetleri ve kendisini muhafaza ettiği onca şeyi hatırlayarak Rabbiyle muhabbet tazeler. Allah’ın bunların tümünü mecbur olmadığı halde yaptığını, yarattığı mahlukatını başı boş bırakmadığını, kullarına şah damarından daha yakın olduğunu, ihtiyaçlarını her an bilip daha onlar istemeden peşin peşin veren olduğunu tefekkür eder, Hazreti Allah’a kul olmanın güzelliğinin idrakine erer. Dostlar, “Elhamdülillah” mana olarak kişinin istenecek makamı bilip teşekkürünü arz ettiğini de ifade eder ama, sadece lafız olarak bakıldığında, hamdin içinde bir şey isteme yoktur. Bu yüzden Elhamdülillah, kulun Rabbiyle hasbıhâlidir. “Yarabbi, ben kapını teşekkür etmek için çaldım.” demektir.

Allah Teâlâ’nın âdetidir. Teşekkür etmek için bile kapısını çalsan, O Rabbül Âlemin kapısına geleni boş göndermez. İllaki ya bir ihsan ya bir ikram o kula verilir. Bu sebepledir ki Rahmeten Lil Âlemin olan Efendimiz (s.a.v.) dualarımıza hamd ile başlamamızı emretmiştir. GÖNÜL SAHİFESİ Anne Duası Kişiyi Peygambere Komşu Yapar Hazreti Musa (a.s.) bir gün Allah Teâlâ’ya; “Ya Rabbi! Acaba benim cennette arkadaşım kimdir? ” diyerek niyazda bulundu.

Allah Teâlâ (c.c.): “Ey Musa! Senin cennette ki arkadaşın falan beldede ki kasaptır.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hazreti Musa Aleyhisselam o beldeye giderek, tarif edilen kasabın dükkânını buldu. Orada oturup bir müddet kasabı seyretti. Akşam olunca kasap heybesine bir parça et koyup, dükkânını kapayarak evinin yolunu tuttu.

  • Hazreti Musa Aleyhisselam kasabın yanına yaklaşarak: “Beni misafirliğe kabul eder misiniz?” diye sordu.
  • Asap tebessüm ederek: “Buyurun!.” diyerek Musa (a.s.)’ı evine davet etti.
  • Asap eve varınca, getirdiği eti kendi eliyle pişirerek çorba yaptı.
  • Sonra evin tavanına asılı olan büyük bir heybeyi aşağıya indirdi ve içinden gayet yaşlı bir kadını çıkardı.

Kendi eliyle onu doyurdu, üzerindeki elbiselerini alıp yıkadı ve kuruttuktan sonra onu giydirdi. Sonra tekrar kadını heybeye koyup yerine astı. Tam o sırada kadının dudaklarının kıpırdadığını gördü, Musa Aleyhisselam: “Bu kadın kimdir?” diye sordu. Kasap da: “Annemdir!.” diyerek cevap verdi.

  • Musa Aleyhisselam: “Sen onu heybeye koyarken dudakları kıpırdıyordu.
  • Sanki bir şeyler söylüyordu.
  • Acaba ne diyordu?” “Annem, devamlı olarak şu sözü söyler: ‘Ya Rabbi! Oğlumu cennete Musa’ya arkadaş yap.’ İşte bu söylediği söz onun duasıdır.” Bunun üzerine Hazreti Musa Aleyhisselam: “Sana müjdeler olsun! Ben Musa’yım.

Sen de benim cennetteki arkadaşımsın.” dedi. Efendimiz Sav, “Ana, babanın evladı hakkında yaptığı dua reddolmaz” diye buyurmuşlardır.

DUANIN KABULÜNÜN ŞARTI: HAMD VE SALATÜ SELAM KABUL OLACAK DUALAR AYET-İ KERİME

Kıymetli dostlar, dua, Rabbimizle konuşmak, derdimizi, halimizi bizzat ona arz etmektir. Bu ne büyük bir devlettir, ne büyük bir nimettir. Düşünün, Allah’ın (c.c.), âlemlerin Yaratıcısının, Rabbi’nin kapısını her başınız dara düştüğünde, randevu almadan, iki saat kapıda sizden önceki misafirlerin çıkmasını beklemeden çalabiliyorsunuz.

Bundan büyük devlet olabilir mi? Üstelik her seferinde gene mi sen denilmiyor. Ne iyi ettin de gene geldin diye, farklı ihsan ve ikramlarla karşılanıyorsunuz. Allah aşkına dostlar, bunu bildikten sonra insana istediği verilmiş verilmemiş ne fark eder. Kaldı ki; “Allah Teâlâ duaları kabul eder, fakat siz âdemoğlu acele edip, Allah duamı kabul etmedi dersiniz de duayı bırakırsınız.” buyuruyor, Efendimiz (s.a.v.).

Yani duada tabiri caizse biraz ısrarcı olmak gerekiyor. Çünkü bazen Allah Teâlâ, kulunun isteyişinden o kadar hoşlanırmış ki, sırf o isteyiş hali sürsün diye biraz geciktirebilirmiş duasının kabulünü. Dua ile ilgili bilmemiz gereken şeylerden bir tanesi de, dua ederken kabul olacağını umarak değil, buna kesin bir şekilde inanarak dua etmektir.

  • Bunu da bizzat Habib-i Hüda Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz bizlere talim ettiriyor ve ‘Uyanık bir kalple dua edin, gafletle edilen dua kabul olunmaz.’ buyuruyor.
  • Dua hakkında bilmemiz gereken ve kabulünün bir anlamda ön şartı diyebileceğimiz çok önemli bir şey var ki, Efendimiz onu da bizlere haber veriyor.

Duanın başında edilen Hamd ve Salatü Selam. Sevgili Dostlar, eskiden olsa bunu izah etmek biraz zor olurdu ama günümüz insanına, bu Hamd ve Salatü Selam şartını anlatmak, çok daha kolay. Hamd ve salatü selam, bir kapıyı açmak için kullandığımız anahtar gibidir.

  1. Günümüzde hemen herkesin ihtiyacı olsun olmasın bir mail adresi var.
  2. Mail atmak için ne yapıyor, önce internet tarayıcısını açıyor sonra kullanıcı adı ve şifre giriyor, sonra yazıyor ne yazacaksa. Kural bu.
  3. Buna uyunca ancak o internet sayfası açılıyor.
  4. İşte aynı bunun gibi, kul namazını kılıyor, ellerini semaya açıyor, önce hamd ederek Rabbini bildiğini, O’ndan razı olduğunu, O’na müteşekkir olduğunu arz ediyor.

Sonra kavuşturulduğu İslam nimetini kendisine getiren Nebiler Sultanına (s.a.v.), evladına, ezvacına, ashabına, uşşağına Salatu Selam ediyor. Ondan sonra sayfa açılıyor. Ondan sonra ne dileyecekse dilesin Rabbinden buyuruyor, Efendimiz (s.a.v.). Bu, Allah Teâlâ’dan bir şey istemenin ön şartı, tabi ki tek başına duayı kabul ettirir demek doğru olmaz.

Ancak Hamd ve Salat olmadan edilen duanın eksik kaldığını, Allah’ın katına yükselemediğini yine bizzat Efendimiz (s.a.v.) bizlere haber vermektedir. Cenâb-ı Allah’ın cümlemizi, katında makbul şekilde dua eden salihlerden eylemesi duası ile Hamd ile, Efendimize Salatu Selam ile hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.

Farz namazlardan sonra, ezanla kamet arasındaki vakitte, gecenin son üçte birinde, yağmur yağarken, Kâbe ilk görüldüğünde, Recep ayının ilk gecesinde, arefe günlerinde, Cuma günü ve gecelerinde, Zemzem içilirken, İftar vakitlerilerinde, secdede, kandil gecelerinde, tavafta, Arafatta, Minada, Müzdelifede, Safa ve Merve tepelerinde, Mescidi Nebevi’de, Mescidi Aksa’da, salihlerin kabirleri başında samimiyetle yapılan duaların kabul olunacağını Efendimiz (s.a.v.) müjdelemiştir.

Peygamberlerin ümmetlerine duaları, Evliyaullahın duaları, anne, babanın evladına duası, misafirin ev sahibine, hocanın talebesine, adil idarecinin halkına, salih evladın anne babasına, müminin mümin kardeşine duası, mazlumun zalime bedduası, dönünceye kadar hacının duası, hastanın, salih alimin ve saçı ağarmış ihtiyarın dualarının da reddolunmayacağını Efendimiz’in (s.a.v.) hadis-i şeriflerinden öğreniyoruz.

“Kullarım sana beni soracak olursa, (bilsinler ki) ben, şüphesiz onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim.” (Bakara 186) l (“Resulüm!) De ki: “Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa?. ( Furkan 77) l “Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin.

Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” ( Araf 55) HADiS-İ ŞERİF lEfendimiz (sav) buyurdular ki: “Dua sema ile arz arasında durur. Bana salât okunmadıkça, Allah`a yükselmez. ” (Kütübü Sitte) SORDUM ÖĞRENDİM Dua ederken ellerimiz nasıl olmalıdır? Duadan sonra ellerimizi yüzümüze sürmenin dayanağı var mıdır? Namazın kıblesi Kâbe, duanın kıblesi semadır.

Dua sırasında avuçlar yukarıya gelecek şekilde elleri açık tutmak, istek ve niyazın anlamına uygun bir haldir. Ellerin yukarıya, göğe doğru kaldırılması Allah’ın gökte, belli bir mekânda oluşundan değil, göklerin yücelik ve azameti temsil etmesi sebebiyledir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Dua ederken bazen koltuklarının beyazlığı görünecek kadar ellerini kaldırırdı.” (Buhari) Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; “Allah’a avuçlarınızı yukarıya getirerek dua edin, ellerinizin tersini değil. Duayı bitirdiğiniz zaman da ellerinizi yüzünüze sürün.” (Ebu Davud) Ancak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, bela ve musibetler sırasında dua ederken avuçları yere bakacak şekilde dua ettiği de rivayet edilmiştir (Ahmed b.

Hanbel) Rasulullah’ın ellerini kaldırmadan da dua ettiği rivayet edilmiştir. (Ahmed b. Hanbel ) El kaldırmadan dua edildiği zaman, ellerin yüze sürülmesi gerekmez. (Tahtavi) Efendimiz (s.a.v.)’in duaları: Allah’ım! Senden yararlı bilgi, hoş rızık, kabul edilmiş amel isterim.

Elhamdülillah hangi kapsama girer?

Elhamdülillah kelimesi تﺎﺣﻟﺎﺻﻟا تﺎﯾﻗﺎﺑﻟا içinde zikretmiş olduklarımızı kapsamaktadır. Çünkü Elhamdülillah kelimesindeki ‘el’ takısı bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün medh ve hamd çeşitlerini kapsamak içindir.

Subhanallah La ilahe illallah ne demek?

Sübhanallahi Velhamdülillahi Vela İlahe İllallahu Vallahu Ekber Ne Demek? Türkçe Anlamı Ve Arapça Yazılışı Tesbihatlar arasında birçok fazileti olan kelimelerin bir arada toplanmasıyla oluşan zikir olarak bilinmektedir. Subhanallahi Velhamdülillahi Vela İlahe İllallahu Vallahu Ekber tesbih namazında da söylenilen zikir olarak bilinmektedir.

Subhanallahi Velhamdülillahi Vela İlahe İllallahu Vallahu Ekber Ne Demektir? Subhanallahi Velhamdülillahi Vela İlahe İllallahu Vallahu Ekber tesbihatının anlamı; bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Anlamına gelmektedir. Türkçe Anlamı Ve Arapça Yazılışı Nasıldır? Tesbihatın Türkçe anlamı ‘B ütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tan başka ilah yoktur.

Allah en büyüktür.’ Arapça yazılışı ise ‘ Subhanallahi Velhamdülillahi Vela İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ şeklinde Arapça yazılarak okunmaktadır. Tesbihatın Faziletleri Nelerdir? Tesbihatın birçok fazileti bulunmaktadır. Günde en az 100 kez okunması birçok kapıların açılmasına vesile olduğu gibi bereket ve rızık açılmasını da sağlamaktadır.

Dünyadaki sıkıntılardan korunmak ve kurtulmak için bu zikir okunmaktadır. İşlerin kolaylaşmasını ve huzuru sağladığı gibi okuyanın maddi ve manevi varlığını korumayı sağlamaktadır. Dualara başlamadan önce okunması tavsiye edilmektedir. Tesbihatın tesirli olabilmesi için abdestli okunması da tavsiye edilirken özellikle sabah namazından sonra okunmasının kişinin bütün işlerine fayda verdirmesi açısından önemli bulunmaktadır.

Tesbihatı yaparken aralarda konuşmamak ve anlamını bilerek zikir etmek faziletleri açısından oldukça önemlidir. Büyük başarılar elde edilmek istendiğinde tesbihat yapılır ve aynı tesbihatı birleştirerek kılınan tesbih namazı da özellikle önerilmektedir.

  1. Tesbih namazında ki tesbihat da aynı tesbihat olmaktadır.
  2. Tesbihatın Özelliği Nedir? Subhanallahi Velhamdülillahi Vela İlahe İllallahu Vallahu Ekber tesbihatı içinde Allah lafzının bulunması, Hamd ve şükür edilmesi, kelimesi tevhit bulunması, Allah’ın büyüklüğünün belirtilmesi sebebiyle birçok anlam ve dua içermesi tesbihatın büyüklüğünü ve önemini göstermektedir.

Tesbihat içerisinde duada yapılması gereken Hamd, tesbih ve Tevhid bulunduğu için kıymetli bir zikir olmaktadır. Zikrin yapılması her Müslüman için günlük yapılması gereken nafile ibadetler arasında bulunmaktadır. Alimler her Müslümanın günde 100 kez bu tesbihatı yapmaları gerektiğini beyanda bulunmaktadır.

Elhamdülillâh hangi dua?

Fatiha Suresi Okunuşu – Fatiha Suresi Türkçe Anlamı, Fazileti ve Faydaları (Diyanet Meali & Tefsiri) Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olan Fatiha Suresi halk tarafından Elham Duası olarak bilinir. Fatiha suresi anlamı, tefsiri, fazileti, Fatiha Suresi Türkçe ve Arapça Okunuşu ile birlikte Fatiha Suresi Diyanet meali yer almaktadır.

  • Fatiha Suresi Türkçe Okunuşu
  • Elhamdulillâhi rabbil’alemin, Errahmânir’rahim, Mâliki yevmiddin, İyyâke na’budu Ve iyyâke neste’în, İhdinessirâtal mustakîm, Sirâtallezine en’amte aleyhim Ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.
  • Fatiha Suresi Anlamı (Diyanet Meali)

Bismillahirrahmânirrahîm. Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah’a mahsustur. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. Fatiha Suresi Arapça Yazılışı ElhamdLillah Ne Demek Fatiha Suresi Konusu Fatiha Suresi, Kur’an’ın iniş nedenini, içerisindeki bilgilerin ve hükümleri özet biçiminde ihtiva ediyor. Fatiha Suresinin konusu, Kur’an’ın ne için gönderildiğinde dair bilgiler vermenin yanı sıra, insanların yapıp yapmamaları gereken hususlar üzerinde duruluyor.

Fatiha Suresi Anlamı ve Önemi Fatiha Kur’an açıldığında ilk çıkan suredir. Açılış suresi olarak bilinen Fatiha Suresi, Kur’an-ı Kerim’in özeti niteliğini taşıdığından çok önemlidir. Fatiha ‘Başlamak ve Açmak’ manalarında kullanılır. Allah’a en edilecek en güzel dua manalarına gelir. Dua özelliğini ise en son kısımda amin denmesiyle belli oluyor.

Fatiha Suresi Kaç Ayet ve Sayfa Ne Zaman İndirilmiştir? Kur’an’ın giriş suresi olan Fatiha, toplamda 7 ayetten oluşuyor.1. sayfa içerisinde yer alır ve bu sayfada yine son bulur. Müdessir Suresi indikten sonra Mekke’de inmiştir. Fatiha Suresi Kaçıncı Sayfa ve Cüz İçerisinde Yer Alıyor? Fatiha Suresi, Kur’an’da 1.

Sayfa içerisinde bulunuyor. İlk sayfa içerisinde yer aldığından 1. cüz içerisinde yer alıyor. Fatiha Suresi Okumanın Fazileti ve Faydaları Fatiha Suresi, İslam dininde en faziletli sureler içerisinde yer alır. Faziletleri arasında; başarılı olmak, yardım görmek, şefkat sahibi olmaya yöneltme gibi durumlar bulunur.

See also:  Qual O Melhor RemDio Para Desinflamar HemorróIda?

Fatiha Suresi, kişinin düşmana üstün gelmesi, kötülüklerden korunması, mevki sahibi olması ve mülk edinmesi için okunabilen sureler arasında bulunur. Fatiha Suresi Abdestsiz Okunur mu? Fatiha Suresi, ister ev içerisinde ister ev dışında ezbere abdestsiz okunabilir.

  • Belli haram bölgeler dışında, istenilen yerde okunabilir.
  • Ancak faziletinin fazla olması ve daha hayırlı olması nedeniyle, ilim sahibi kimseler tarafından abdest alındıktan sonra okunması daha uygun görülmüştür.
  • Ayrıca Kur’an-ı Kerim üzerinden okunacaksa abdest alınması gerekir.
  • Fatiha Suresi Hikmeti ve Sırları Fatiha Suresinin sırrının çok büyük olduğu alimler tarafından belirtilir.

Alimler 7 gün üst üste okunması durumunda, kişinin dileklerini gerçekleştirebileceğini belirtirler. Hikmetleri arasında murada erme, doğruyu bulma, Allah’a yakın olma gibi durumlar bulunur. Fatiha Suresi Ne İçin Ne Zaman Neden ve Nasıl Okunur? Fatiha suresi namazda okunur.

Vefat eden birinin arkasından, birinin şifa bulması amacıyla okunabilir. Namaz kılarken ve istenilen her zaman diliminde okunabilir. Okuyan kişi bunu içinden okuyabileceği gibi ortam müsait olursa sesli okuyabilir. Fatiha Suresi Nasıl Ezberlenir? Fatiha Suresi 7 ayetten oluşur. Kur’an’da ezberlemesi en kolay sure olarak belirtilir.

Ezberlemek için her bir ayet, 11 defa okunabilir, Ardından tümü birlikte 3 sefer okunursa, ezberleme tamamlanabilir. Fatiha Suresi Ne Anlatıyor? Fatiha Suresi Kur’an’ın özeti niteliğini taşır. Kur’an’ın ne için indirildiğini, insanların hayatlarını düzene sokmak gerektiğini, ebedi saadet sağlamanın mümkün olduğunu anlatıyor.

İnsanların her işlerinde ilahi iradeye ve adalete uymaları gerektiğini ihsan ediyor. Fatiha Suresi Ölülere Okunur mu? Fatiha Suresi insanlar vefat ettikten sonra okunan bir duadır. Dolayısıyla diğer surelere göre daha farklı olarak, Fatiha Suresi Allah’ın rahmetinin ölü üzerinde olmasını istemek maksadıyla, ölünün arkasından okunabilir.

Fatiha Suresi Özellikleri Fatiha Suresi Kur’an’ın ilk sayfasında yer alır ve toplamda 7 ayetten oluşur. Sure, Kur’anın özeti olarak görülür. Mekki sınıfında yer alır. Kelime sayısı toplam 29, harf sayısı ise 139’dur. Es Salat ismiyle de biliniyor. Fatiha Suresi Şifa İçin Okunur mu? Alimlerin aktardıklarına göre Kur’an’da şifa için sürekli okunması gereken sureler Fatiha ve ‘dir.

Fatiha, hastaların şifa bulmasına hikmet olur. Kişinin daha kolay iyileşmesine sebep olur. Şifa için okunması önemlidir. Fatiha Suresi Uzun Bağışlama Duası Fatiha Suresi okunduktan sonra bazı bağışlanma duaları okunabilir. Ancak Fatiha Suresinin başlı başına bir dua olduğu unutulmamalıdır. ‘Ey yerleri ve gökleri yaratan Allah’ım.

Sen ki tüm kainatın yaratıcısısın. Allah’ım, bize verdiğin her nimet için sana şükürler olsun. Verdiğin dertler için sana çok şükür ey Allah’ım. Senden geldik sana döneceğiz. Bizi affet, bizi bağışla ey Allah’ım. Sen isminle, gücünle, her şeyi bilen ve işitensin.

Kimsenin gücünün yetmediği şeylere gücü yetersin. Ol dersin olur. Bizi günahkarlardan eyleme Allah’ım. Bizi Hazreti Peygamberin ümmeti olmaya layık imkan eyle ey Allah’ım. Amin.’ Fatiha Suresi Üzerinde Taşımak Fatiha Suresi üzerinde taşımak isteyen kişiler, bunun durumu hakkında bilgi almak isteyebilirler.

Alimler, Fatihayı taşımanın faziletinin büyük olduğunu hikmet ederler. Kişinin bu ağırlığı taşıması halinde, taşıdığı Fatiha Suresi kendisine kalkan olur. Hastalıklardan uzak kalmasına imkan tanır. Onun zor durumlardan kurtulmasına imkan verir. Allah’ın sözü olduğu unutulmamalı, buna göre davranılmalıdır.

Fatiha Suresi Ne Zaman Okunmalı? Fatiha Suresi sabah kalkarken, gece uyurken her vakit okunabilir. Mezarların önünden geçildiğinde rahmet amacı niyetiyle okunabilir. Ayrıca namaz içerisinde Fatiha okunur. Bunun dışında Fatiha Suresi şu vakit okunmalı, hayrı daha fazla demek mümkün değildir. Namaz harici okunduğunda en az 11 kez okunmasının daha hayırlı olacağı ifade edilir.

Fatiha Suresi her dakika, saat ve zaman diliminde mümkün olduğunca okunmalı ve okunması tavsiye edilmelidir. Tefsiri (Diyanet) “Eûzü” veya “istiâze” diye bilinen bu cümle, bu şekliyle bir âyet olmadığı için mushafa yazılmamıştır. “Kur’an okuyacağın vakit o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” (Nahl 16/98) şeklinde buyurulduğu için Kur’an okumaya başlayanlar, besmeleden önce “eûzü.” ifadesini okumak suretiyle bu emri yerine getirmektedirler.

Asıl adı İblîs olan şeytan, Allah’ın “Âdem’e secde et!” emrine uymadığı, kendisinin daha üstün olduğunu ileri sürerek emre karşı geldiği için meleklerin vatanından (melekût âlemi) kovulup sürgün edilmiş; o da imtihan dünyasında Allah’ın kullarını, O’nun yolundan ve rızâsından ayırmak için uğraşmayı kendine vazife edinmiştir (A‘râf 7/11-17).

Şeytan, kendine uyan diğer cinleri ve insanları da kullanarak vazifesini yapmaya çalışmaktadır (En‘âm 6/112). Ancak Allah’a iman eden, O’na dayanan ve güvenen müminlere şeytanın zarar veremeyeceği ve onlara hükmünün geçmeyeceği ilgili âyetlerde açıklanmıştır (Nahl 16/98-100).

  1. Yukarıda meâli zikredilen âyet (16/98) sebebiyle Kur’an okumaya başlayanlar “eûzü” çekerler.
  2. Ancak bunun hükmü konusunda farklı görüş ve yorumlar vardır.
  3. Bazı müctehidlere göre emir kipi kullanıldığı için eûzü çekmek farzdır.
  4. Müctehidlerin çoğunluğuna göre ise bu bir tavsiye emridir, eûzü çekmek farz değil menduptur, teşvik edilmiştir ve güzel bulunmuş bir davranıştır.

Şeytanın insandan en uzakta olması gereken zaman olan Kur’an okuma halinde bile –okumaya başlarken– eûzü çekmek tavsiye edildiğine göre diğer işlere başlarken bunu yapmanın daha da gerekli olacağı anlaşılmaktadır. Kötülüğe karşı bile iyilik yaparak insanlardan gelecek belâyı defetmek, eûzü çekerek de şeytandan gelecek olan vesvese ve kışkırtmayı kendilerinden uzaklaştırmak Kur’an’ın, müminlere tavsiyeleri arasında yer almıştır (bk.

Mü’minûn 23/96-98). Eûzü, bir yandan böyle maddî ve mânevî şerleri, kötülükleri defetmeye ilâç olurken diğer yandan kulun imtihan şuurunu tazelemekte, insanın ulvî yönü ile süflî yönü arasında ömür boyu sürüp giden ve onu geliştirmeyi, olgunlaştırmayı sağlayan mücadelede uyanık ve tedbirli olmayı telkin etmektedir.1.

Sûrelerin başında bulunan besmele cümlelerinin, Kur’ân-ı Kerîm’in mushaflarda ilk defa toplanmasından itibaren yazılageldiği, aynı dönemde Kur’an’a dahil olmayan hiçbir şeyin mushafa yazılmadığı dikkate alınırsa –aksine görüşler bulunmasına rağmen– her sûrenin başındaki besmeleyi, sûrenin âyet sayılarına dahil olmayan ayrı bir âyet olarak kabul etmek gerekmektedir.

  1. Hanefî fıkıhçılarının görüşleri de böyledir (Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, I, 12) İmam Şâfiî Fâtiha sûresinin başındaki besmeleyi bu sûreden bir âyet olarak kabul etmiştir.
  2. Diğer sûrelerin başlarındaki besmeleler konusunda kendisinden iki farklı görüş nakledilmiş, her sûreye dahil bir âyet sayılması görüşü –ona ait olması yönünden– daha sahih bir rivayet olarak kaydedilmiştir.

Ebû Hanîfe’ye göre besmeleler sûrelerin başında ayrı âyetler olduğu için namazda yalnızca Fâtiha’dan önce sessiz olarak okunur, Fâtiha’yı takip eden ve zamm-ı sûre denilen sûre ve âyetlerden önce ise besmele okunmaz. Besmele dilimize genellikle “Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla” şeklinde çevrilmektedir.

  • Bu cümlede zikredilmeyen fakat her besmele okuyanın başlayacağı işe göre niyetinde bulunan “.
  • Okuyorum, başlıyorum, yapıyorum, yiyorum” gibi bir yüklem vardır.
  • Allah’ın adıyla, okumak” ifadesinden Türkçe’de “yenen ve okunanın Allah’ın adıyla birlikte yenildiği veya okunduğu” anlaşılır.
  • Bu mâna kastedilmediğine göre maksadı doğru anlatabilmek için besmeleyi “Rahmân ve rahîm olan Allah adına,,

adını anarak,, Allah’tan yardım dileyerek,” şekillerinde çevirmek de uygun olur. Kul herhangi bir davranışta bulunurken, önemli bir işe teşebbüs ederken önce eûzü çekerek muhtemel olumsuz etkileri defetmekte sonra da besmeleyi okuyarak “kendinin tek başına yeterli olmadığını, başarı ve gücün ancak Allah’tan gelebileceğini, Allah’ın yeryüzünde halife kıldığı bir varlık olarak O’nun mülkünde, O’nun adına tasarrufta bulunduğunu, asıl mâlik ve hâkim olan Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa emanete hıyanet etmiş olacağını.” peşinen kabul etmekte ve bundan güç almaktadır.

Burada tevhid cümlesinin mânası da üstü kapalı olarak mevcuttur. Zira nasıl ki tevhid cümlesinde “lâ ilâhe” denilerek önce bütün sahte tanrılar zihinlerden siliniyor, sonra da “illallah” ifadesiyle hakiki, tek, eşi ve benzeri bulunmayan Tanrı (Allah) kalbe ve zihne yerleştiriliyorsa, eûzü besmele çekildiğinde de önce kulluk ilişkisine engel olan kirli çevre temizleniyor, sonra da bu ilişkinin en uygun anahtarı kullanılmış, doğru kapılar açılmış, sağlıklı bağ kurulmuş oluyor.

Allah yerine “tanrı”, rahmân yerine “esirgeyen”, rahîm yerine de “bağışlayan” kelimelerinin kullanılması bu isimlerin anlamlarını tam olarak karşılamaz. Çünkü Allah ismi, bu isme hakkıyla lâyık olan “tek, eşsiz, benzersiz, bütün kemal sıfatlarına sahip ve eksikliklerden uzak, varlığı zaruri (olmazsa olmaz), yokluğu düşünülemez” olan yüce zâta mahsustur, bu sıfatları taşımayan hiçbir varlığa Allah denemez.

Halbuki insanların uydurdukları, kendilerine göre bazı nitelikler yükledikleri mâbudlara tanrı denebilir. Başka bir deyişle tanrı kelimesi Allah için de kullanılabilir, halbuki Allah ismi O’ndan başka hiçbir varlık için kullanılamaz ve Arap dilinde de kullanılmamıştır. Kur’an dilinde rahmân sıfat-ismi de Allah’a mahsustur, başka hiçbir varlık için kullanılmamıştır.

Rahmân “en uzak geçmişe doğru bütün yaratılmışlara sonsuz ve sınırsız lutuf, ihsan, rahmet bahşeden” demektir. Rahmân, rahmetiyle muamele ederken buna mazhar olan varlığın hak etmesine, lâyık olmasına bakmaz, bu sıfatın tecellisi yağmur gibi her şeyin üzerine yağar, güneş gibi her şeyi ısıtır ve aydınlatır.

  • Rahîm “çok merhametli, rahmeti bol” demek olup bu sıfatla kullar da nitelenebilir.
  • Allah’ın rahîm sıfat-ismi O’nun, daha ziyade kullarının gelecekte elde etmek üzere hak ettikleri, lâyık oldukları sınırsız rahmetini, lutuf ve merhametini ifade etmektedir.
  • Esirgemek” ve “bağışlamak” bu sonsuz, engin ve etkisi çeşitli rahmetin ancak bir parçası, etkilerinin yalnızca bir çeşididir.

Dilimizde övme ve teşekkür etme, Arapça’da medih ve şükür kelimelerinin hamd kelimesine yakın mânaları bulunmakla birlikte bunlar arasında birtakım ince farklar da vardır. Methetme (övme) bir iyilik ve güzellik karşısında yapılır; bu iyilik ve güzelliğin sahibi, kendisinin bunda iradesi ve etkisi olsun olmasın methedilebilir.

Işi kendi iradesinin eseri olmayan güzelliği sebebiyle övüldüğü gibi cömertlik ve cesaret gibi erdemlerinden dolayı da övülür. Halbuki hamd ancak irade ve istekle hâsıl olan iyilik ve güzellik karşısında yapılır. Şükür ve teşekkür “isteyerek yapılmış (ihtiyarî) bir iyilik ve ihsana karşı dille veya başka şekillerde uygun mukabelede bulunmak”tır.

Bu, hem Allah’tan hem de insanlardan gelen iyilikler karşılığında yerine getirilmesi beklenen ahlâkî bir ödevdir. Hamdetmek de dil ile yapılır; “hamdolsun, elhamdülillâh.” denir, ancak bunun sebebi yalnızca nimet ve ihsan değil, irade ve ihtiyara dayalı bütün güzellik ve iyiliklerdir.

  • Bu mânada hamd yalnızca Allah’a mahsustur.
  • Çünkü başkalarına ait olan iyilik ve güzellikler, gerçek ve kâmil mânasıyla onların isteklerine bağlı değildir.
  • İnsanların kendi isteklerine bağlı iyilik ve güzelliklerde Allah’ın da iradesi vardır.
  • Onların irade ve isteklerine bağlı olmayan iyilik, güzellik ve hizmetler ise doğrudan yaratıcının, fıtrat ve özellikleri takdir edip yaratarak insanlara bahşeden kudretin eseridir.

Dolayısıyla bu mânada hamdin tamamı Allah’a mahsustur, O’na aittir. Âlem maddî ve mânevî, görülen ve görülemeyen, dünyada ve âhirette Allah Teâlâ’nın yarattığı her şeydir. Görülen, hissedilen, insan bilgisinin ulaşabildiği maddî varlıklara “mülk ve şehâdet âlemi”, madde ötesi varlıklara da “gayb ve melekût âlemi” denilir.

  1. Gayb ve melekût âleminin tek sahibi Allah’tır.
  2. Mülk ve şehâdet âleminin ise gerçek sahibi Allah olmakla beraber görünürde ve mecazen başka sahipleri de olabilir.
  3. Vahiy yoluyla gelen bilgilere göre şehâdet ve mülk âlemi, gayb ve melekût âlemine nisbetle denizden bir damla, sahradan bir kum tanesi kadardır.

Günümüze kadar insan bilgisinin ulaşabildiği uzay akıllara hayret verecek büyüklüktedir. Fakat bu büyüklük gayb âleminin yanında bir kum tanesi kadar kaldığına göre gayb âleminin azametini akıl terazisi çekemez. Konuya bu açıdan bakıldığında evrenin büyüklüğüne ve ondaki düzenin inceliklerine dair ulaşılan her yeni bilgi, Allah’ın insana bahşettiği aklın nerelere kadar ulaşabileceğini ortaya koymasının yanında, erişeceği sırların enginliğini tasavvur edebilmesi için bir ölçü de oluşturmaktadır.

Şu halde gayb âleminin bu büyüklüğü iman ve irfanla kavranmakta, oradan da bütün âlemlerin rabbi (sahibi, mâliki, takdir edip yaratanı, koruyanı, geliştireni) olan Allah’ın azamet ve büyüklüğü karşısında kula yakışan hayret haline ulaşılmakta; bu azamet karşısında kul secdeye kapanınca onun hayret hali, “huzur, güven, sevgi, yakınlık ve tatmin”e dönüşmektedir.

Rab kelimesi tek başına söylendiği zaman bundan yalnızca “Allah” kastedilir, O’nun güzel isimlerinden biridir, “sahiplik ve terbiye edicilik” özelliğini ifade eder. Bu kelime “rabbü’d-dâr” (ev sahibi) gibi tamlama şeklinde başkaları için de kullanılır.

Rahmân ve rahîm. “Ödül ve ceza (din) gününün hâkimi” diye çevirdiğimiz tamlamada geçen mâlik “malın, mülkün sahibi” demektir. Kıraat âlimlerince “hükümdar, iktidar sahibi” anlamında “melik” şeklinde de okunmuştur. İnsanlar için kullanıldığında mâlik ile melik arasında güç, yetki ve tasarruf hakkı bakımlarından önemli farklar vardır.

Mal ve mülkün sahibi (mâlik) kişinin başkalarına hükmü geçmez, başkalarına hükmü geçen hükümdar (melik) ise her malın ve mülkün sahibi değildir. Allah Teâlâ hakkında mâlik ve melik sıfatları kullanıldığı zaman mâna çerçevesinde bir eksiklik olamaz; çünkü O hem âlemlerin sahibidir hem de herkese ve her şeye hükmü geçer; O’nun iktidarı üstünde bir iktidar tasavvur bile edilemez.

  1. Melik O’nun zâtına, mâlik ise fiiline ait sıfatlardır.
  2. Ödül ve ceza (din) günü”nün âhiretteki hesaba çekme ve hüküm verme günü olduğu, bunu açıklayan başka âyetlerden anlaşılmaktadır (meselâ bk.
  3. İnfitâr 82/17-19).
  4. Allah Teâlâ bütün zamanlarda ve zaman kavramına bağlı olmaksızın mutlak hâkim, sahip, melik ve mâliktir.

Ancak Allah Teâlâ dünya hayatında, imtihan için kullarına da sahiplik ve iktidar vermiş; imanı olduğu halde gaflet içinde bulunan kimseler –zaman zaman da olsa– Allah’ın sahipliği ve iktidarının bilincinde olmaya özen göstermemişler; imanı olmayanlar ise bunun şuurundan tamamen yoksun kalıp inkâr etmişlerdir.

Âhiret âleminde kulun, bu görünürdeki ve geçici iktidarı da ortadan kalkacağı için Allah’ın melik ve mâlik sıfatı bütün azametiyle ortaya çıkacak, belli olacaktır. Bunun için âhirette O, gerçekte ve görünürde “melik ve mâlik”tir. Besmeleden buraya kadar kendisi ve sıfatları, kulları ve kâinat ile kesintisiz ilişkisi, dünya hayatının sonu ve hesap günü hakkında önemli açıklamalar yapan Allah Teâlâ, bunları iman içinde dinleyip anlayan ve şuuruna yerleştiren kullarında hâsıl olacak duygu ve düşünceye, davranış biçimine tercüman olarak “Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” buyuruyor.

Şu halde yukarıda sıralanan eşsiz ve benzersiz sıfatlar Allah’a mahsus olduğuna göre ibadetin ve yardım dilemenin O’na özgü kılınması da –kul açısından– tabii hale gelmektedir. İbadet “kulluk ve tapınma” olarak anlaşılmıştır. Bu kavramın içinde kâmil mânada “sevgi, korku ve boyun eğme” vardır; bu üç tavır ve duygunun birlikteliği ibadetin temelini oluşturur.

İnsanların yaratılış gayesi ibadettir; ancak onlar buna mecbur tutulmamışlardır; yani terim anlamıyla ibadet, iradeye bağlı olmayan hareketler ve oluşlar gibi hâsıl olmamakta; ilâhî emri kul, –dünya hayatında bir imtihan olarak– serbest iradesiyle yerine getirmekte veya ihmal etmektedir. Dünyanın bütün nimetleri ve imkânları insanın, insanca (yalnız Allah’a kulluk ederek) yaşaması için verilmiş araçlardır.

Bunları amaçlarına uygun olarak kullanmayanlar nimetin kıymetini bilmemiş ve israfa sapmış olurlar. İnsanın sınırlı gücü ve iradesi her zaman maddî ve mânevî ihtiyaçlarını karşılamaya ve kendisinden beklenenleri yerine getirmesine yeterli olmamaktadır.

Bu sebeple insanlar hem diğer insanlardan hem de insan üstü güçlerden yardım istemeye ve almaya kendilerini mecbur hissetmişlerdir. Fakat onların bu iki kaynaktan yardım istemek ve almak için tuttukları yollar, benimsedikleri sistem ve usuller, ilâhî irşada kulak asmadıkları zamanlarda şirke ve bedbahtlığa düşmelerine sebep olmuş; dolayısıyla birçok bâtıl din, işe yaramaz sistem ortaya çıkmıştır.

Bu âyet, ibadet ederken ve yardım isterken yöneleceğimiz doğru adresi bize göstermekte ve tevhidi (bir Allah’a ibadeti, sığınmayı ve yönelmeyi) getirmektedir. Âyette “ederim, dilerim” yerine “ederiz, dileriz” şeklinin seçilmiş olması tevhid ehli müminlerin bir bütün teşkil ettiklerini, bu sebeple “Sen ben değil, biz varız” ilkesi doğrultusunda hareket etmelerini, ferttoplum arasındaki dengeyi korumalarını işaretlemektedir.

Burada “biz”i oluşturan bağ imandır, bir Allah’a kulluktur; “Allah’ın kulları! Kardeş olun” (Buhârî, “Nikâh”, 45; Müslim, “Birr”, 23, 28-32) meâlindeki hadis de bu mânaya açıklık getirmektedir. Müminler kardeşçe yardımlaşırlar, fakat kimin elinden gelirse gelsin gerçekte her nimetin Allah’tan geldiğini, O dilemedikçe kimsenin bir şey veremeyeceğini bilirler.

İnsanlar maddî ve mânevî hayatlarını düzenlerken doğrunun yanında yanlış da yapmışlar; hatalı, çıkmaz, saptırıcı yollara da yönelmişlerdir. Sapmanın ve yanılmanın baş sebebi insanın kendini yeterli sanması, bilgi ve güç almak için Allah’a yönelmeyi reddetmesidir.

  1. Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek ille de azgınlaşmaktadır! Oysa (kuldaki) her şey yalnız rabbine aittir (O’na dönecektir)” (Alak 96/6-8).
  2. Bize doğru yolu göster” duası aynı zamanda rabbin, kullarına bir irşad ve uyarısıdır; eğer insan kendine yeterli olsaydı, doğru yolu görmesi ve bulması için bir başkasına ihtiyacı olmazdı.

Yaratıcı bu tâlimatı verdiğine göre kula düşen, ilâhî irşada kulak vermek, insanî bilgi ve kabiliyetlerini bu irşad doğrultusunda kullanarak her adımını doğru atması için O’nun tarafından sağlanan imkânları gerektiği gibi kullanmaktır. “Doğru yol” (sırât-ı müstakîm) İslâm’dır.

Allah’ın peygamberleri ile kullarına gönderdiği dinlerin genel adı da İslâm’dır. Yaratan ile yaratılan, Allah ile kul, akıl ile vahiy, hürriyet ile cebir, haksızlık ile adalet, iyi ile kötü. ancak İslâm’da yerli yerine konmuş, doğru ilişkiler ve dengeler kurulmuş, kurulma yolları gösterilmiştir. Hadiste yer alan bir örnekle açıklanacak olursa dosdoğru bir yol, yolun iki tarafında iki duvar, duvarlarda açılmış perdeli kapılar ve yolun başında da bir çağırıcı var ve o, “Ey insanlar! Hepiniz doğru yola giriniz, dağılıp parçalanmayınız!” diye sesleniyor.

Birisi perdeli kapılardan birine girmek istediğinde yukarıdan bir başka çağırıcı sesleniyor: “Sakın o perdeyi kaldırma! Kaldırırsan girer gidersin!” (Müsned, IV, 182-183; Şevkânî, I, 20). Bu örnekteki yol İslâm’dır, duvarlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, kapılar haramlardır, yolun başındaki çağırıcı Allah’ın kitabıdır, yukarıdaki çağırıcı ve uyarıcı, her müminin kalbindeki ilâhî öğütçüdür.

Böylece İslâm’da vahiy, vicdan ve akıl birlikte işletilerek doğru yol bulunmaktadır. Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır, Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. Burada tarihe bir atıf yapılarak yolun doğrusu ve eğrisi hakkında bir başka ölçüt ve delil daha verilmektedir. İslâm yalnızca Allah kitabında böyle buyurduğu için doğru yol değildir, aynı zamanda tarih boyunca ilâhî irşadı reddedenlerin tecrübeleri de doğru yolun İslâm olduğunu göstermektedir.

Bu sebeple doğru yolu arayanlar ve üzerinde bulundukları yolun sağlamasını yapmak isteyenler, dönüp tarihe bakmak, gerçek mutluluğu bulanlarla sapanlar ve Allah’ın gazabına uğrayanların yol ve yöntemlerini incelemek durumundadırlar. Tarihte hem örnekler hem de ibretler vardır.

Örnekler, peygamberlerin izlerinden giden fert ve ümmetlerde, ibretler ise onlara cephe alan ve Cenâb-ı Hakk’a meydan okuyanlarda görülmektedir. Bazı rivayetlerde sapanların “hıristiyanlar”, ilâhî gazaba uğrayanların da “yahudiler” olarak açıklanması (meselâ bk. Müsned, IV, 378; Tirmizî, “Tefsîr”, 2), yalnızca zaman ve mekân itibariyle yakın birer örnek olmalarından dolayıdır.

Müslim’in rivayet ettiği bir kutsî hadiste (bk. “Salât”, 38) Allah Teâlâ’nın, “Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır” buyurduğu ifade edildikten sonra şöyle devam edilmiştir: Kul (namazda Fâtiha’yı okurken) “Hamd âlemlerin rabbi Allah’a mahsustur” deyince Allah, “Kulum bana hamdetti” buyurur.

  1. Ul “rahmân ve rahîm” deyince Allah, “Kulum beni övdü” der.
  2. Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliğimi dile getirdi” der.
  3. Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” deyince “Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır ve istediği kulumun olacaktır” buyurur.
  4. Ul “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” deyince Allah, “İşte bu, yalnızca kuluma aittir ve kuluma istediği verilecektir” buyurur.

“Duamızı kabul buyur, böyle olsun, bizi eli boş çevirme” mânasına gelen “âmin” sözü, dilleri ne olursa olsun bütün müslümanların, hatta semavî din mensuplarının ortak ifadeleri haline gelmiştir. Bu cümle Fâtiha sûresine dahil olmadığı gibi âyet de değildir.

  • Birçok hadiste Resûlullah’ın Fâtiha’dan sonra “âmin” dediği ve böyle denilmesini öğütlediği ifade edilmiştir (meselâ bk.
  • Müslim, “Salât”, 72-76).
  • Namazda veya namaz dışında Fâtiha’yı okuyan veya dinleyen kimse, sûrenin sonunda “âmin” deyince aynı zamanda meleklerin de “âmin” dedikleri, hem şehâdet hem de gayb âlemlerinde aynı anda dile getirilen bu duanın Allah tarafından kabul buyurulacağı hadislerde açıklanmıştır (bk.

Buhârî, “Ezân”, 112-113; Müslim, “Salât”, 72-76). Yine sahih hadisler, Fâtiha sesli okunduğunda “âmin” duasının da sesli yapılacağı bilgisini getirdiği için fıkıh mezheplerinin çoğu bunu benimsemişlerdir (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, II, 229-232). Hanefîler’e göre bu cümle namazda daima sessiz söylenir.

  1. Kaynak linkler:
  2. Ezberlemek İsteyenler için

: Fatiha Suresi Okunuşu – Fatiha Suresi Türkçe Anlamı, Fazileti ve Faydaları (Diyanet Meali & Tefsiri)

Elhamdülillâh dedikten sonra ne denir?

Aksırırken ağzı elle veya mendille kapatmak sünnettir. Aksıran kişinin ‘elhamdülillâh’ demesi halinde yanında bulunanlardan birinin ona ‘ yerhamükellah ‘ (يرحمك الله) (Allah sana rahmetiyle muamele etsin) diye dua etmesi, İslâm’ın muaşeret kurallarından sayılmıştır.

Elhamdülillah demek farz mı?

Aksırana / hapşırana “yerhamükallah” demenin hükmü nedir? “Yerhamukallah ve “yehdina ve yehdikumullah” sözlerinin anlamı nedir? » Sorularla İslamiyet ElhamdLillah Ne Demek Soran : midyat538 Aksıran kimseye “yerhamükellah” demek farz mıdır? (Şafiilere göre). Böyle söylediğimizde çoğu neden söylendiğini bilmiyor. Bu durumda ne yapmak gerekir? Bizim buralarda aksıran kişiye “hayır olsun” deniliyor. Bu doğru mudur? Değerli kardeşimiz, Hapşırınca “elhamdulillah” demek sünnettir.

Peygamberimiz (a.s.m) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Allah, aksırmayı sever, fakat esnemeyi sevmez. Bir kimse aksırıp “elhamdülillâh” derse, bunu işiten Müslümanların, “yerhamükellah” diye karşılık vermesi gerekir. Esneme ise, şeytandandır. Bunun için, esneme ihtiyacı duyan kişi mümkün olduğu kadar buna mani olsun.

Çünkü biriniz esnediği zaman şeytan ona güler.” (Buhâri, Edeb, 165, 166; Müslim, Zühd, 54; Tirmizî, Edeb, 1, 4; Nesaî, Cenâiz, 52) buyurur. Bu sebeple hapşırınca elhamdülillah demek sünnettir. Aksırınca elhamdülillah diyen kimseye yerhamükellah diye mukabelede bulunmaya teşmit denilir ve meşruluğu hususunda ümmetin icmaı vardır.

Bu bir görev olup İslâm’ın önemli muâşeret kâidelerinden sayılır. Zâhirîler ile Mâlikî mezhebinden bazı imamlar elhamdülillah diyeni işiten herkesin ona mukâbelede bulunmasını vâcip saymışlardır. Hatta Kâdî İyâz, İmam Mâlik’in teşmîtin farz olduğu yönündeki görüşünün daha yaygın olduğunu söylemiştir. Fakat ulemânın çoğunluğunun mezhebine göre t eşmît farz ve vâcip olmayıp, sünnet ve menduptur.

Hikmetine gelince: Hapşırma esnasında vücutta birikmiş bazı zararlı toksinlerin dışarıya çıkması ve vücudun rahatlaması söz konusu olduğu için, bu nimete karşılık Allah’a hamd etmek gerekir. Böylece Allah’a şükür edilmiş olur.

Yerhamukelah : Allah sana rahmet etsin Yehdina ve yehdikumullah: Allah bize ve size hidayet versin İlave bilgi için tıklayınız: –

Selam ve dua ile.Sorularla İslamiyet Yorum yapmak için veya : Aksırana / hapşırana “yerhamükallah” demenin hükmü nedir? “Yerhamukallah ve “yehdina ve yehdikumullah” sözlerinin anlamı nedir? » Sorularla İslamiyet

Müslümanım deyip Müslüman olmayan kişiye ne denir?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Gayrimüslim, İslam hukuku ve dünya görüşünde Müslüman olmayan tanımlamak için kullanılan terim. İslam esasıyla yönetilen devletlerin idaresi altında yaşayan ve İslam’dan başka bir inanca sahip kişi ve topluluklar ayrıca zimmî olarak sınıflanmaktadır.

Farzları yerine getirmemek günah mı?

Dini anlamda farzları yapmayan kişinin günah işlediği, farz oluşunu ret edenlerin ise İslâm dîninden çıkmış oldukları kabul edilir. Mesela, klasik fıkıh anlayışına göre kabul edilebilir bir mâzereti olmadan namaz kılmayan bir Müslüman fasık sayılırken namazın farziyetini reddeden birisi dinden çıkmış sayılır.

El münezzeh ne demek?

Allah’ın zaman ve mekândan münezzeh oluşu, O’nun varlığının hiçbir şekilde zaman ve mekânla sınırlandırılmaması demektir. Zira zaman ve mekân mahlûk yani ‘yaratılmıştır’. Allah ise yaratıcıdır. Dolayısıyla O, yaratılmışlara has özelliklerden münezzeh yani uzaktır.

Münezzeh kelimesi ne anlama gelir?

Münezzeh Ne Demek, Tdk Sözlük Anlamı Nedir? Allah Mekandan Ve Zamandan Münezzeh Ne Anlama Gelir?

Münezzeh kelimesiyle eş ve yakın anlamlı olan kelimeler şu şekilde sıralanabilir: 1- Azade 2- Uzak 3- Yüce 4- li Münezzeh Ne Demek? Münezzeh Kelimesinin TDK Sözlük Anlamı Nedir?

Münezzeh günah işlemekten uzak olan, yüce ve ulu demektir. Bu kelime İslami kaynaklarda ve risalelerde, Allah’ın adını yüceltmek ve hamd etmek için kullanılır. ‘ya göre münezzeh kelimesinin sözlük anlamı uzağında ve ötesinde olandır. Kelime daha çok, kusur ve eksiklik olarak nitelendirilen sıfatlardan uzak olmak manasında kullanılır.

Münezzeh ne demek TDK?

Münezzeh Ne Demek? Tdk’ya Göre Münezzeh Kelime Anlamı Nedir, Nasıl Kullanılır? ElhamdLillah Ne Demek Münezzeh Ne Demek? Münezzeh kelimesi, olumsuz niteliklerden uzak tutulan kimse anlamına gelir. Nezih sözcüğü de münezzeh gibi tenzih etmek fiilinden türetilmiştir. Saf, arı, günah işlemekten kaçınan, nezih insanlar için de aynı kelime kullanılır. Münezzeh sözcüğü anlamca olumlu cümlelerde övgü amaçlı kullanılabilir.

TDK’ya Göre Münezzeh Kelime Anlamı Nedir? TDK’ya göre münezzeh kelimesinin dört farklı anlamı vardır.1. Anlamı: Bir kişinin kötü alışkanlıklardan ya da çirkin sıfatlardan hariç tutulması.2. Anlamı: Kötü düşüncelerden, fesatlıktan, fitne fücurdan uzak olan kimse.3. Anlamı: Tenzih edilen, hariç tutulan.4. Anlamı: Kimse hakkında kötü düşünmeyen, temiz kalpli kişi. Münezzeh Kelimesi Nasıl Kullanılır? Münezzeh kelimesi hem insanlar hem de Allah için kullanılır. Örnek Cümleler: 1- Allah’ım sen tüm eksikliklerden ve zaaflardan münezzehsin! 2- Onun gibi temiz kalpli insanlar fesatlıktan ve art niyetten münezzehtir.

: Münezzeh Ne Demek? Tdk’ya Göre Münezzeh Kelime Anlamı Nedir, Nasıl Kullanılır?

Elhamdülillah hangi kapsama girer?

Elhamdülillah kelimesi تﺎﺣﻟﺎﺻﻟا تﺎﯾﻗﺎﺑﻟا içinde zikretmiş olduklarımızı kapsamaktadır. Çünkü Elhamdülillah kelimesindeki ‘el’ takısı bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün medh ve hamd çeşitlerini kapsamak içindir.

Sübhanallah nedir nerelerde kullanılır?

Namaz içerisinde ve namazdan sonra yapılan tesbihat sırasında Subhanallah denilmektedir. Her gün namazlarda tekrar edilen Subhanallah ne demektir? Subhanallah’ın Türkçe anlamı ve faziletleri nelerdir? Subhanallah ile ilgili detaylı bilgileri derledik.

  1. Subhanallah Allah’ın kainatı, eserlerini ve tüm canlıları yaratmasının karşısında kullarda oluşan şaşkınlık ve hayreti ifade eder.
  2. Subhanallah Allah’ın efalinde, sıfatında, zatında bütün eksikliklerden ve kusurlardan uzak olduğunu ifade eder.
  3. Subhanallah Ne Demek? Subhanallah Allah’ı bütün eksiklik ve kusurlardan uzak olduğunu bilip bunu söylemektir.

Subhanallah Kuran-ı Kerim’de geçen teşbihlerden birisidir. Allah’ı yüceltmek ve Allah’ın bütün eksikliklerden beri olduğunu bilmek ve bunu söylemek önemlidir. Allah her şeyi ile tamamen bütün eksik olan şeylerden uzaktır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.

  • Allah bütün kusurlardan uzaktır.
  • Subhanallah Fazileti ve Türkçe Anlamı Subhanallah’ın Türkçe anlamı: Allah bütün eksikliklerden beridir demektir.
  • Bir hadiste Hazreti Muhammed (s.a.v.) ile sahabeleri arasında geçen bir konuşma geçmiştir.
  • Daha fakir olan sahabelerin her birinin namazlarını doğru kıldıklarını, oruçlarını tuttuklarını ama diğer zengin sahabelerin köle azad etmesi, sadaka vermesi gibi sevap olan şeyleri yapamadıklarını bu nedenle onların gerisinde kaldıklarını Resulallah (s.a.v.)’e şikayet etmişlerdir.

Resulallah (s.a.v.) ise onlara diğerlerinin önüne geçebilecekleri bir şey söylemeyi teklif etti ve kabul ettiler. Her namazın ardından 33’er defa Subhanallah, Allahuekber ve Elhamdülillah demelerini söylemiştir. Bütün diğer şeylerin yanında namazın ardından bu teşbihi yapmak kişiyi üstün bir konuma getirecektir.

  • Bir başka hadiste ise Resulallah (s.a.v.)’in Subhanallah demenin mizan yarısı olduğu, Elhamülillah demenin mizanı doldurmuş olduğunu ve Allahuekber demenin de yer ve gök arasını doldurduğunu bildirmiştir.
  • Subhanallah zikri ile tüm kusur ve eksikliklerden Allah’a sığınılır.
  • Allah’ı zikretmek ile Allah’da kulunu zikreder.

Allah kullarına şah damarlarından çok daha yakın olduğunu bildirmiştir. Allah yeri ve göğü eksiksiz bir şekilde yaratandır. Allah bütün yaratıkların yaratıcısıdır. Allah’ın yarattıklarında hiçbir noksanlık yapmamıştır. Allah kusursuzdur. Subhanallah demek ile kulun tüm bunların bilincinde olduğu ortaya çıkar.

Estağfirullah Elhamdülillah ne demek?

-Çünkü estağfirullah bizim günah ve kusurlarımızın. silgisi, elhamdülillah da Allah’ın nimetlerinin. teşekkürüdür.

Münezzeh kelimesi ne anlama gelir?

Münezzeh Ne Demek, Tdk Sözlük Anlamı Nedir? Allah Mekandan Ve Zamandan Münezzeh Ne Anlama Gelir?

Münezzeh kelimesiyle eş ve yakın anlamlı olan kelimeler şu şekilde sıralanabilir: 1- Azade 2- Uzak 3- Yüce 4- li Münezzeh Ne Demek? Münezzeh Kelimesinin TDK Sözlük Anlamı Nedir?

Münezzeh günah işlemekten uzak olan, yüce ve ulu demektir. Bu kelime İslami kaynaklarda ve risalelerde, Allah’ın adını yüceltmek ve hamd etmek için kullanılır. ‘ya göre münezzeh kelimesinin sözlük anlamı uzağında ve ötesinde olandır. Kelime daha çok, kusur ve eksiklik olarak nitelendirilen sıfatlardan uzak olmak manasında kullanılır.