Sabor De Minas

Dicas | Recomendações | Comentários

Ezoterik Ne Demek?

Ezoterik insan ne demek?

Ezoterizm felsefe alanına giren bir terimdir. Kelime olarak Ezoterizm, asıl gerçeklerin yalnızca onu anlayacak kabiliyette olan kişilerin bildirilebileceği görüşünü kabullenen bir öğreti sistemi olarak karşıya çıkmaktadır. Peki, Ezoterizmin diğer diller üzerindeki anlamları nelerdir? Bu terimin kullanımı felsefe biliminde nasıl açıklanmaktadır? İşte, Ezoterizm ifadesi hakkında merak edilen tüm detaylar.

  1. Bu terim Arapça ile Türkçede “Batiniyye” olarak geçerken Fransızcada “Esotérisme” olarak bilinmektedir.
  2. İngilizcede “Esoterism” olan bu kelimenin dilimizdeki karşılığı “İçrekçilik” olarak geçmektedir.
  3. Ezoterizm Nedir? Ezoterizm temelinde, bilgi ve öğretilerin kademeli olarak verildiği bir öğreti sistemi ve çalışma sistemi olarak tanımlanmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken hususun öğretilerin kaynağının bilimsel, töresel ve dinsel nitelikte olabilmesinin bilinmesidir. Ezoterik Ne Demek? Ezoterik, içrekçilik ya da batınilik gibi konulardaki derin bilgiler ile sırların ehil olmayanlara söylenmeden, bir bilge tarafından sadece alanında ehil olan kişilere öğretilmesi demektir.

  1. Ezoterizm bir din ya da bir inanç sistemi ile sınırlandırılmaz.
  2. Genellikle ezoterik yani içrek ezoterizm ile ilgili ve ona dair anlamlarında kullanılmaktadır.
  3. Bu ifadenin kullanımına antik çağlardan itibaren rastlanmaktadır.
  4. Milattan sonra 2.
  5. Yüzyılda Aristoteles felsefesi başlığı altında bu kavrama değinilmiştir.

Alexandria von Clemens bu bağlamdan yola çıkarak “gizli tutma” ifadesi olarak kullanmıştır. Buna benzer bir ifade ile Romalı Hippolyt Pisagor öğrencileri içinde seçici bir kurul dahilinde ayrıcalıklı olarak dinlediklerine değinilmiştir. Ezoterik kavramı, bu şekilde diğer felsefeciler tarafından günümüze kadar kullanılmıştır.

Ezoterizm ne demek felsefe?

Ezoterizm felsefe alanında bir terim olmaktadır. Ezoterizm gerçeklerin sadece onu anlayacak kabiliyette olan kişilerin bildirilebileceği görüşünü kabullenen bir öğreti sistemidir.

Ezoterik bilgelik nedir?

Ezoterik Ne Demek Ezoterik kelimesi, “içsel olan” anlamına gelir. Ezoterizm, dış görünümlerin ötesinde, yaşamın tüm yönleri hakkında beden ve zihin bilgeliğine sahip olmaktır. Gerçek bilgi ya da bilgelik, sadece aklı kullanarak, akademik öğrenme ile ulaşabileceğimiz bir şey değildir.

  1. Gerçek bilgelik sadece deneyimle kazanılabilir.
  2. Tecrübe etmek sadece fiziksel bir deneyimi değil, kişinin bilinci ve enerji durumu ile doğrudan bir bağlantıyı gerektirir.
  3. Örneğin, ciddi bir kayıp yaşayan bir kişiyle karşılaştığınızda ve onun durumunu tam olarak anlayıp hissettiği duyguyu hissettiğinizde, sizi kaybın doğası hakkında bilgi sahibi yapan bir deneyiminiz olur.

Bununla birlikte, bu kişinin duygularını daha derin bir seviyede deneyimleyebilirseniz, kaybın gerçek amacını ve o kişinin yaşamındaki anlamını bilebilme bilgeliği kazanırsınız.

Ezoterik yeteneği ne demek?

Ezoterizm Nedir? – Ezoterizm, bir konudaki derin bilgilerin ve sırların yalnızca onları anlayabilecek yetenek ve bilgide olanlara, bir üstat tarafından inisiyasyon (erginlenme) yoluyla aktarıldığı bir öğreti sistemidir. Ezoterizm bir din ya da inanç sistemi değildir. Ezoterik (ezoterizme dair olan) sıfatı bir topluluğu, bir yöntemi, bir yazıyı ya da bir öğretiyi niteleyebilir. Ezoterik Ne Demek

Astroloji ezoterik mi?

Ezoterik Astroloji Nedir? 1 Bu soruya doğru bir cevap verebilmek için önce ‘ ezoterik ‘ teriminin anlamını bilmek lazım. Ezoterik genel olarak mistisizm ile karıştırıldığından dinsel bir anlam yüklenir. Aslında bu ne bir dindir ne de inanç ile alakalı bir terim.2 İçe yönelim anlamı taşıyan ezoterizm; bir konuda önemli ve gizli bilgilerin üstat tarafından öğretilmesidir.

  1. Ezoterizm kaynağını da hiç bir dinden almaz.
  2. Astroloji ne bir din ne de bir inanç sistemidir yani astroloji ‘ ezoterik ‘ bir konudur.
  3. Astroloji diğer ‘ ezoterik ‘ bilimlerle içli dışlıdır.3 Güneş sisteminde bulunan güneş, ay ve diğer gezegenlerin etkilediği gerçeğini bilim tarafından da inkar etmek mümkün değildir kadar ince bir noktadadır ki astroloji; istismara, ticari sömürüye ve fal aracı olarak görülmeye çok müsaittir.Peki, astroloji gerçekten bu kadar basit mi? Astroloji, evren ve insan arasındaki etkileşimde bizim için bir yol haritasıdır.

Astroloji, insanları kesinlikle sabit bir kadere mahkum etmez. İnsanlara kendi karmasını düzelte ve yönlendirme imkanı sunar.4 Karşılaşılan sorunlar ve engeller karşısında herkesin mücadele etme gücü ve yeteneği olduğunu bize hatırlatır. Ezoterik astroloji ise ruh ile bağlantının nasıl kurulabileceğini ve ruhun ışınlarıyla kişiliğin nasıl uyumlu hale getirilebileceği üzerine odaklanır.Ezoterik astroloji de gezegenler, öncü-sabit-değişken burç grupları ve yükselen burç ön plandadır.

  • Ezoterik astroloji, mantık ve sezginin bir arada kullanılabilmesini hedefler.
  • Bu sayede de kalp ve akıl uyum içerisinde çalışır.
  • Tüm yaşam birbiriyle ilişkilidir ve bir bütün oluşturur.5 Ezoterik astrolojinin en önemli konularından bir tanesi de 7 yıllık devreler üzerinde kurulu olup olmadığıdır.
  • Uranüs’ün güneş etrafındaki yörüngesi 84 yıldır dolayısıyla her bir burçta kalma süresi 7 yıldır.

Ezoterik astrolojiye göre 7 yıllık devreler insanın doğumundan itibaren başlar ve her bir devre bir gezegene aittir. Bu devreler şöyledir 6 1.devre Ay tarafından yönetilir ve doğumdan itibaren 7 yaşına kadar sürer. Ay kişiye yansıma gücü verdiği için bu devredeyken insan çevresindeki her şeyi taklit etmek ister.7 2.devre ise Merkür tarafından yönetilir.

Bu devre 7-14 yaş araları sürer. Bu evre insanların öğrenme kapasitesini temsil eder. Merkür iletişim gezegeni olduğu için bizlere iletişim kurma ve kendimizi ifade etme yeteneği verir.3) 3.devrenin yöneticisi ise Venüstür.14-21 yaş grubunu yönetir. Ergenlik dönemi sona ermeye başlar ve cinsel kimlik yerine oturur.

Giyim, kuşam, görünümün değiştiği gibi karşı cinsle olan ilişkilerde de değişiklik gözlemlenir.8 Ego ve sosyal hâkimiyet denilince akçıla ilk gelen gezen Güneş ise 21-28 yaş aralığında yönetimini yapar. Kişilik artık iyice oturmaya başlamıştır ve birey kendini geliştirme çabasındadır.9 5.devre ise güç ve mücadele devresi olup Mars tarafından 28-35 yaşları arasında yönetilir.

  1. Bu devrede kişi teoride öğrendiklerini yavaş yavaş pratiğe dökmeye başlamıştır.10 Kişinin 35-42 yaşlarının arasındaki şans devresini Jüpiter yönetir.
  2. Işi artık yaşam mücadelesini vermiş ve hayatın artık tam anlamıyla tadını çıkarmaya hazırdır.
  3. Bu devrede insanlar çok sık hayatın anlamı üzerine düşünür.11 42-49 yaş aralığını temsil eden son devreyi de Satürn göğüsler.

Bu devrede, kişi artık yaşlılık ile yüzleşmiş ve sağlığını korumak adına çok önemli adımlar atmaya başlamıştır. : Ezoterik Astroloji Nedir?

Ezoterik islam nedir?

Ezoterim nedir? İslamda yeri var mıdır? » Sorularla İslamiyet – ALLAH, ibadet, Peygamber gibi ifadelerin ezoterizmde ifadesi nedir? Bugün ezoterizme inanan bazı kimselerin; 1) Her zaman hayırlısı şeklinde dua edilmemesi, 2) Amin ifadesinin Mısır’da bir kralın isminden dine girdiğini 3) Cennet ve cehennemim insanın kendi içinde yaşadığı bir duygu olduğu ve cehennemde ateş olmadığı gibi ifadeler kullandığına şahit oluyorum.

– Bu bağlamda açıklama yapabilirseniz sevinirim?. Değerli kardeşimiz, 1) Ezoterizm, bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstad tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon / tedris, irşat yoluyla öğretilmesidir. Ezoterizm bir din veya bir inanç sistemi değildir.

Çoğunlukla ezoterik yani ezoterizm ile ilgili veya ezoterizme dair şeklinde kullanılır. Ezoterizm (içe yönelik anlam / ileti), asıl olarak belirli kişilerin içselliği ile sınırlandırılmış felsefî öğretilerdir. Bu öğretiler herkes tarafından bilinen egzoterik (dışa dönük anlam/ileti) öğretiler değil, tam tersine belirli kişilerin aşamalardan geçerek bilmeye hak kazandığı öğretilerdir.

  1. Ezoterizmin diğer anlamı ise içsel, tinsel farkındalığa sebep olan, mistisizm ile eşanlamlı kabul edilen önemli ve kesin bilgilerdir.
  2. Ayrıca ezoterizm geniş, farklı öğreti ve pratik yelpazesine sahip olan bir akımdır.
  3. VİKİPEDİ) – Sözcük anlamı olarak ezoterizm “sadece belli sayıda müritlere açıklanan, halkın düzeyine inmeyen ya da inmemesi gereken doktrine” denir.

Ezoterik doktrin “müritlere sözlü olarak aktarılan tüm bilgi ve öğretilere” denir. (Petit Robert) – Özellikle Avrupa’da ve Amerika’da son zamanlarda çok sıkça kullanılmaya başlanan Türkçe’de “içrek” kelimesiyle karşılanan ezoterik sözcüğü, içinde saklı olan anlamı sadece seçilmiş kişilere açıklanan öğretileri tanımlamak için kullanılır.

  1. Ezoterizm bir din değil, bir doktrindir.
  2. Dinlerde de din dışı düşüncelerde de geçerli olabilir.
  3. Örneğin, Müslümanlar arasında “Batinilik” bu anlamda bir ezoterizm olarak adlandırılabilir.
  4. Çünkü bu batıl düşünceye göre Kur’an’ın asıl maksadı zahiri ifadeleri değil, herkesin bilmediği, sadece kendi muallimlerinin, kendi cemaatlerinin bildiği batıni yorumlar esastır.

– Nitekim bazı tanımlara göre, ezoterizm, asıl gerçeklerin yalnızca anlayabilecek yetenek ve bilgide olanlara bildirilebileceği görüşü üzerine temellenen bir öğreti sistemidir. Ve genel olarak, Arapça ve Eski Türkçe’ de “Batiniyye”, Fransızca’ da “Esotérisme” ve İngilizce’ de “Esoterism” ya da “Esotericism” karşılığıdır.

  • Bu sözcüğün Türkçe’de yeni kullanılan karşılığı “içrekçilik” tir.
  • Meydan Larousse Ansiklopedisi ise Türkçe eşanlamlısı İÇREK başlığında verdiği bilgiye göre, ezoterizm: “Yalnız vakıf olanlara öğretilen; vakıf olmayanlarca anlaşılmayan bilgi ve ya eserler için kullanılır.” – Bu bağlamda Masonların gizli sembollerle yaptıkları ve sadece üst derecedeki rütbelilerin anladığı ifadelerin arka planında sakladıkları anlamları da buna dahil etmek mümkündür.

– Bu doktrinde gerçekten “Her zaman hayırlısı şeklinde dua edilmemesi” şeklinde bir düşünce varsa, elbette bunun – ne dinen ne de aklen- hiçbir kıymeti ve değeri yoktur.2) Amin ifadesinin Mısır’da bir kralın isminden dine girdiğini iddia etmek saçmalıktır.

Bir tevhid inancı temeli üzerine kurulan semavi dinlerde Mısır putlarından birinin adını ibadetlerinde yer vermelerinin hiçbir akılla izahı mümkün değildir. – Doğrusu şudur: Amen/Amin kelimesi “öyle olsun, ben bunu can-u gönülden isterim” manasına gelir.Nitekim rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“İmam, Fatiha’yı tamamlayıp âmin dedikten sonra siz de ‘âmin’ deyiniz. Kimin bu sırada ‘âmin’ demesi meleklerin o anda ‘âmin’ deyişi ile aynı ana rastlarsa geçmiş günahları affolunur.” (Müslim, Salat, 72; Ebû Dâvud, Salat, 167-168; Tirmizî, Mevâkîttü’s-Salat, 116).

  • Amin/Amen Kelimesi, “öyle olsun/Allah’ım kabul et!” manasında olup Hz.
  • İbrahim’den beri bütün semavi dinlerde kullanıldığı ifade edilir.
  • Aşağıdaki ayetlerde “amin” kelimesinin Hz.
  • Musa döneminde de kullanıldığına işaret edilmiştir.
  • Şöyle ki: “Mûsâ’ya ve kardeşine: ‘Millet için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi namazgâh yapın, namazı hakkıyla ifa edin ve ey Mûsâ müminleri müjdele!’ diye vahyettik.

Mûsâ: ‘Ey bizim Rabbimiz!’ dedi. ‘Sen Firavun ile onun ileri gelen yardımcılarına dünya hayatında muazzam zinet, haşmet ve servet verdin. Ey bizim Rabbimiz! İnsanları neticede senin yolundan saptırsınlar diye mi onlara bu imkânı verdin? Ey bizim büyük Rabbimiz, mahvet, sil süpür onların servetlerini ve kalplerini şiddetle sık! Belli ki o acı azabı görmedikçe onlar imana gelmeyecekler.’ Allah buyurdu ki: ‘Dualarınız (ikinizin duası) kabul edildi.

Dürüst olmaya devam edin, müstakim olun ve sakın hakikati bilmeyenlerin yoluna tâbi olmayın!’ ” (Yunus, 10/87-89) mealindeki ayetlerde Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun’a vahiy edildiği bildirilmiş, sonra yalnız Musa’nın duasına yer verilmiş, ardından ise, “ikisinin de duasının kabul edildiğine” vurgu yapılmıştır.

Yani dua eden yalnız Musa’dır, fakat: “Dualarınız (ikinizin duası) kabul edildi.” denilerek duanın iki kişiye ait olduğu bildirilmiştir. İşte bu meseleye dikkat çeken müfessirler: “Hz. Musa dua etmiş, yanında bulunan Hz. Harun da ‘âmin’ d emiş olduğu için ikisi de dua etmiş sayılır.” diyerek açıklamışlardır.

Bk. Taberi, Beğavi, Zemahşeri, Razi, ilgili ayetin tefsiri. – Razi’ye göre bu yorum İbn Abbas’a aittir.) 3) Cennet ve cehennemin olmadığını, bunların sadece insanların içinde bir duygu olduğunu söylemek için kâfir olmak yetmez, çok ciddi bir mecnun olması gerekir. Çünkü, bu duygu cennet ve cehennemin yokluğuna değil, aksine varlığına delildir.

Bir çekirdekte bulunan özellğin, ağacından da var olduğunu her akıl sahibi bilir. Kainat ağacının çekirdeği olan insandaki bu duyguların karşılığının, kainat ağacında da olacağı kesindir. Bütün semavi dinlerde cennet ve cehennemin varlığına, oradaki bulunan azapların şekline ve lezzetlerin çeşitlerine öyle vurgu yapılmıştır ki, bütün bunları “insanın içindeki duygular” olduğunu söyleyerek inkâr etmek için gerçekten deli olmak gerekir.

  • Şunu demek istiyoruz: İnanmayanlar normal kâfirdir.
  • Bunlar her zaman var olmuş ve bundan sonra da var olacaktır.
  • Ancak, cennet ve cehennemin kavramsal olarak varlıklarına inandığı halde bunları kendi heva ve hevesine göre yorumlamak anormal bir küfürdür.
  • Çünkü, öyle anlaşılıyor ki, bu tür düşünceler sahibi, dinlerin özellikle de İslam dininin varlığını bildirdiği cennet ve cehennemi inkâr etmiyorlar, bir anlamda Kur’an’ın dediklerini doğru kabul ediyorlar, ancak bunların gerçekte değil düşünce bazında var olduklarını söylüyorlar.

İşte bu yelpazede hareket edenlerin akıldan istifa ettiklerini söylemekte hiçbir beis görmüyoruz. Çünkü: Yüzlerce delil ile mucize olduğu ortada olan Kur’an gibi bir Allah’ın kitabında cennet ve cehennemle ilgili öyle tasvirler yapılmaktadır ki, bunları hayali farz etmek için gerçekten akıldan fersah fersah uzaklaşmak gerekir.

Mistik ve ezoterik ne demek?

Dinlerdeki mistik eğilim «Ezoterik» kavramıyla açıklanabilir. ‘Ezoterik’ kelimesi ‘iç’ veya ‘derûni olan’ anlamlarına gelen Grekçe ‘esôteros’ kelimesinden gelmektedir. ‘Egzoterik’ ise bu kelimenin zıt anlamlısıdır. Ezoterik düşünce Antik dönemden beri felsefe ve dinler tarihiyle at başı gitmektedir.

Inisiye olmak ne?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Masonluğun inisiyasyon töreni (1745) İnisiyasyon ( Süluk ) ya da kılavuzluk kimi ansiklopedilerde bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metotlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır.

  1. İnisiyasyon sözcüğünün kökeni, Latincede “bir yere girme, iştirak etme, kabul edilme, başlama” anlamındaki “initium” sözcüğüdür.
  2. Osmanlı tarikat geleneğinde bulunan “süluk” kelimesi de, “iplik, sıra, dizi, yol, meslek, tutulan yol” anlamlarındaki Arapça “silk” sözcüğünden gelmektedir.
  3. Bir inisiyasyonda üstat (inisiyatör, mürşit) tektir, öğrenci (inisiye adayı, mürit) ancak inisiyasyonu tamamladığı zaman inisiye olur.

İnisiyasyonu tamamlamamış olanlara inisiye denmez.

Ezoterik konusu nedir?

Ezoterik Nedir? Tarihte Ezoterizm İlk Olarak Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır? İslam felsefesinde, metafizikte ve spiritüalizm gibi öğretilerde ezoterizmin temel özellikleri yer alıyor. Bununla birlikte Platonizm de felsefelerden biri olarak tanımlanır. Bu tür öğretilerde bilgiler batıni ve zahiri olarak ikiye ayrılır.

  1. Ezoterik Nedir? Ezoterizm, bazı bilgilerin sadece belli bir zümre tarafından bilinmesi anlamına gelir.
  2. Bu tür bilgiler de ezoterik olarak tanımlanır.
  3. Bu bilgiler metafizik, felsefi ya da tarihi olabilir.
  4. Bilginin saklanmasının temel nedeni, herkesin söz konusu bilgileri kavramaya muktedir olmamasıdır.
  5. Örneğin Aristoteles ve Konfüçyüs gibi bilgiler, bazı bilgilerin halktan gizlenmesi gerektiği görüşünü savunmuştur.

Savaş Sanatı kitabının yazarı Sun Tzu da, yetkililerinin halka sadece gerekli bilgileri arz etmesi gerektiğini yazmıştır. Tarihte Ezoterizm İlk Olarak Ne Zaman Ortaya Çıktı? Ezoterizmin ortaya çıktığı ilk dinlerden biri paganizmdir. Pagan ayinlerini sadece seçkin ve ruhani özellikleri bulunan liderler yönetebilirdi.

Bu liderler, diğer hiç kimsenin bilmediği özel bilgilere sahipti. Gözle görünmeyen varlıklarla iletişime geçebilir ve yeteneklerini ileride başkalarına aktarabilirdi. Ezoterizmin görüldüğü ilk felsefi akımlardan biri ise Platonizmdir. Antik Yunan filozoflarından Platon’un tanımladığı idealar dünyası ezoterizmin ilk örnekleri arasında yer alır.

İdealar dünyası duyularla algılanamadığı için herkes tarafından bilinemez. İslam felsefesine göre de batıni olarak tanımlanan bilgiler, birer sır olarak kalmalıdır. Çünkü sadece havas (seçkin zümre) tarafından bilinebilir. Farabi, Muhyiddin İbn Arabi ve İbn Rüşd, ezoterik düşünürlere örnek olarak gösterilebilir.

Ezoterik kadim ilim nedir?

Bülent Gürkan Önce konumuzun kavramsal çerçevesini oluşturmak, sonra da tarihsel ve kültürel sürecini ele almak kanımca yararlı olacaktır. Ezoterik (Bâtıni, içrek): Dışa kapalı, içe dönük demektir. Ezoterizm (Bâtıniye, içreklik): Kadim bilgelikle günümüze kadar gelen ve gerçeğin yalnızca seçkin ve söyleneni anlayacak kişilere verilebileceği anlayışına dayalı bir öğreti biçimidir.

Toplumdaki akıldışı âdet ve bilgilerle çatışan ussal öğretiler zorunlu olarak içrekliği ve kapalı olmayı, başka deyişle ezoterik (gizlemli) yapılanmaları gerektirmiştir. Ezoterik yapı: İsteklilerin özenle seçildiği, kendine özgü çalışma yöntemi (erkânı) ve öğretimi olan, bilgi ve görgülerin doğrudan değil simgeler, özdeyişler ve alegorik öykülerle aşamalı olarak verildiği, kapalı bir topluluktur.

Antik Yunan’da bu yapı daha çok belli bir topluluğa özgü ve dışarıya kapalı bir öğretiyi anlatır. Doğudaki biçiminde ise kapalı olmanın yanında anlam içrekliği de söz konusudur. Tarihsel ezoterizm daha çok dinsel kavramların dış yüzünden iç yüzüne geçmeyi dile getirir.

Kutsal olanın özüne bakıştır. Bu kadim gelenek, adaylara inisiyasyon (tekris) yolu ile aktarılır. Yola girmek isteyene âşık, müptedi, tâlip, çırak ya da mürid (inisiye), yol gösterene de usta, mürşid (inisiyatör) denir. Ezoterik bilgi: Yalnızca akla değil, aynı zamanda deneyime dayalı, bilgeliği de içeren bilgi türüdür.

Adaydan, kendisinde doğuştan bulunan yeteneklerini hayata geçirmesi istenir. Bunlar, üzerine erdemlerin inşa edileceği yeteneklerdir ve ustalık gerektirir. Akla dayalı bilgiye ‘ Zâhiri-bilgi “, keşfe dayalı bilgiye ise ‘ Bâtıni-bilgi ” denmiştir. Zâhiri bilgi ‘ ilim ‘, Bâtıni bilgi ‘ irfan ‘ diye adlandırılır.

  • Zâhiri bilginin kanıtı akıl ve deney, bâtıni bilginin kanıtı ise zevk ve vicdandır.
  • Zâhiri bilgi kavramlarla elde edilirken, Bâtıni bilgi simgeler, ritüeller aracılığıyla keşfedilir.
  • Eşfedilen bilgi (irfan) kişinin kendisinde gizlidir (gömülüdür).
  • Bu nedenle ” Bilen başkasını bilir, keşfeden kendini keşfeder, ” özdeyişi ünlüdür.

Ezoterik bilgi, mistik bilgiden ayrılır; gerçi her ikisi de deneyime dayanır, ancak mistik deneyim düzensiz olduğu halde, ezoterik deneyim düzenli ve ritüeliktir. Bâtıni gelenekte, bilgi sırrîdir ve adaylara derece derece verilir ve her derece için yeniden ahit(and) yapılır; ahde vefa ise en önde gelen değerdir.

Bu nedenle geleneğe bağlı olanlara vefai de denmiştir. Anadolu’daki yapılanma sürecini düzgün izleyebilmek için, Anadolu’nun kültür yapısına ve sosyal tarihine bakmak gerekir. Bilindiği gibi Anadolu ‘doğu’dur ve ışık doğu’dan yükselir. Anadolu, Ana-Tanrıça’nın yani Kibele’nin vatanıdır ve antik mitler Anadolu’da doğup serpilmiştir; tüm Tanrılar (inançlar) Kibele’nin çocukları olduğu için kardeştir ve aralarında Kibele’nin şefkati hâkimdir.

Daha sonra pagan öğreti ve gelenekler bu mitlerle kaynaşmıştır. Pagan geleneğin pluralist (çoğulcu) yapısı özünde hoşgörüyü barındırır; herkes birbirinin inancına saygı duymaktadır. Tek Tanrılı dinlerin Anadolu’ya gelişi, ikonoklast (put-kırıcı) tavrıyla baskı oluşturmuş ve bu nedenle de kadim öğretileri yer altına itmiş ve ezoterik örgütlenmeyi pekiştirmiştir.

  • İyonya felsefe geleneği, Diyonizos ve Orfe Geleneği, Delf Mabedi ve Pisagor Okul-Mabedi bir pota oluşturmuş ve sonradan gelen inanç ve gelenekleri kendi potasında dönüştürmüştür (simya).
  • Anadolu’daki çoğulcu yapı bununla da sınırlı değildir.
  • Yukarıda anılanların yanında Sümer, Hitit, Asur, Babil’in kültürel mirası, Budist gelenek, Zerdüştilik, Gnostik Hıristiyanlık, Sufi İslâm, Karmatilik, Bâtınilik, bu kültür toprağına ekilmiş tohumlardır.

Günümüzde yeni yeni bilgi dağarcığımıza katılan ve Anadolu’nun en kadim öğretisi ise Luvi ‘lerin öğretisidir ve kendilerine ‘ ışığın çocukları ‘ denmektedir. Her ne kadar resmi din ve ideolojiler bu kadim geleneği heretik (sapkın) ilân etmişse de gelenek her inancı bir elbise gibi giyip çıkarma yeteneğiyle bu baskılardan ustaca sıyrılmasını bilmiş ve bu güçlü çekirdek ezoterik gruplar toplumu alttan alta etkilemeyi sürdürmüştür.

Kapadokya katakomplarında yuvalanmış Gnostik Hıristiyanların hemen yanı başına Horasan göçmeni sufi İslâm Alp-Erenler yerleşmiş, Ihlara vadisinin bir ucunda Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, diğer ucunda Hace Bektaşi Veli hiçbir kıyım olmaksızın tüm Anadolu kültleriyle bağdaşmayı başarmıştır. İslamiyet’in ilk yıllarında, Peygamberin ölümünden sonra yeni dinin Bâtınilik yanlısı grubu olan Hanifler, halifeliğe Hz.

Peygamberin damadı Ali’nin seçilmesini istemiş, ancak Sünni çoğunluğun kabulü ile Hz. Ebu Bekir seçilmiştir. Ali’yi sevmeyen ve onun halife olmasını istemeyenler bir araya gelerek Haricileri, Ali yandaşları da bir araya gelerek Şiileri (Dost, Yoldaş) oluşturdular.

Ali’nin halifelik sorunu olarak siyasal biçimde başlayan bu bölünme giderek düşünsel ayrılığa da dönüştü, hatta bir iman sorunu biçimine büründü. Bilindiği gibi her düşünce kendine uygun ortamda doğar ve gelişir. Tasavvuf da İslam’ın bu bölünme devresinde ve daha çok eski inançların yerleştiği bölgelerde gelişmiştir.

Bu bölünme Ortodoks Müslümanlığa karşı bir çeşit Protestan Müslümanlığı ortaya çıkartmıştır. Tasavvuf düşüncesinin, Peygamberin amcaoğlu ve damadı Ali’nin ” Peygamber bana ayetlerin gizli anlamlarını açıklardı, ” sözü ile başladığı (Aleviler) öne sürülür.

  • Örneğin, Kutsal Kitap’taki “Allah Âdem’i kendi suretinde / şeklinde yarattı ve ona kendi ruhundan üfledi “, “Önsüz sonsuz benim, her nereye baksanız beni görürsünüz” sözleri “Her şey aynı/tek varlık, o da Tanrı’dır” şeklinde yorumlanmış ve Bâtıniliği de içeren tasavvuf süreci başlamıştır. (8. yy.
  • Bâtıniliğin temsilcisi İsmailliye oldu) (Alevilik: 1- Ali yandaşlarının benimsediği görüş, 2- Ali ile karısı Fatıma’nın ‘peygamberin Hatice’den olma kızı’ soyundan gelenler).

Tasavvuf (Mistisizm, Gizemcilik): Kişinin doğrudan tanrı bilgisine ulaşmasını amaçlayan düşünce, inanç ve yaşam biçimidir. Başka deyişle. duygu ve sezgiye dayalı gerçeğe ulaşma anlayışıdır. Kişinin kendi içine dönerek Tanrı’yı kendinde araması, Tanrı’nın varlığında eriyerek kişiliğin (Ben zannının, egonun, nefsin) yok edilmesidir.

  • Uruluşta temel nitelik, dünyadan yüz çevirip katıksız bir dinsel yaşamı gerçekleştirme çabasıydı.
  • Emevi saltanatına tepki duyan ilk Zahitler (günahtan sakınan) toplumdan uzaklaşarak (uzlet) bireysel bir dinsel yaşama yöneldi.
  • Çile çekmek (arınmak), sabırlı olmak, tanrıya güvenmek (tevekkül), günahtan kaçınmak ve tanrı sevgisi gibi öğelerle tasavvuf giderek zenginleşti.
See also:  Vefa Ne Demek?

Gelişme döneminde (9. yy. başı) dinsel (İslami) kuralların yorumlanması başladı. Tasavvufun ilke, kural ve yöntemleri oluşurken, Eski Yunan, Hint, İran gelenek ve inançlarının etkisi de görülür oldu. Tanrıya manevi yolculuğun durakları (makamlar) ve kişideki tanrısal durumlar (haller) belirlendi.

  • Bunu insanın tanrıya dönüşmesi kuramı izledi.
  • Artık tanrı yetkin insanda (İnsan-ı Kâmil) görünüyor, onun ağzından konuşuyordu.
  • Bu Bâtıni anlayış Yunan felsefesinin İslamileştirilmesi (Hukemalık-Filozoflar, hikmetli kişiler, âlimler) ile eski Hint-İran dinlerinin ve Sabiliğin bir karışımıdır.
  • Burada ezoterik olan tanrısal gizlerin asıl anlamlarıdır.

Tanrı sözlerinin bir dış bir de iç anlamı vardır. Bu anlamlara tevil (ilk ve asıl olana götürme) adı verilen yorum yöntemi ile ulaşılır. Tasavvufta yaratılış değil, varlık birliği (Vahdet-i Vücut) vardır. Hiçbir şey yoktan varolmaz. Evren varolandır. İlksiz, sonsuzdur ne yaratılmıştır ne de yok olacaktır (Parmedines).

  • Peygamber yetkin insan (İnsan-ı Kâmil), Cebrail ise onun (tümel) aklıdır.
  • Doğanın gelişmiş, dönüşmüş en yetkin biçimi ‘insan’dır.
  • O halde gerçek apaçık ortadadır: Kendini Bil.

Sır ‘Enel Hak’ tır. Tanrı’yı arayan sonunda kendini bulur. Bunun da yolu ‘temelde arınma (saflaşma), yolda irfaniyet (anlayış, hikmet), sonda aşk’tır. İslami ezoterizmin (Bâtıniliğin) temel özellikleri: Yorum yöntemi (Tevil), Peygamber ve İmam’a aşırı inanç (Gulüvv), Tanrının insanda görünüşünü (Tecelli) kabul ve giderek tüm dinsel kuralların düzeni temin için olduğunu anlayıp tüm bunların dışlanması.

  • Halkın anlayışına göre söylenmiş sözlerin asıl anlamlarını açıklayan İmam böylece insanları dinsel kuralların (Şeriat) yükünden kurtarmış olur.
  • Gerçek diye anlatılan bu bilgilerin dine aykırı olduğunu öne süren İslam bilginleri bu duruma şiddetle karşı çıkmış ve birçok Sufinin hapsine ve öldürülmesine neden olmuşlardır (Sühreverdi, Hallac-ı Mansur).

Daha sonra tasavvuf Muhyiddin Arabî ile (öl.1240) varlık birliği (vahdet-i vücud) öğretisine dayalı felsefi bir sisteme dönüşmüştür.12. yüzyıldan sonra tasavvufta kurumlaşma ve örgütlenme süreci başlar. Tasavvufun pratik kural ve yöntemlerini yeniden belirleyen mutasavvıflar kendi adlarıyla anılan tarikatların oluşmasına neden oldular.

Tasavvufun Anadolu’da yayılması Selçukluların gerileme devrine ve küçük beyliklerin kuruluş dönemine rastlar. Bunalmış insanların sıkıntılarını, acılarını giderecek bir dayanak aradıkları yerlerde ot biter gibi yabancı çevrelerden gelmiş bir ‘ermiş’in karanlıklar içinde belirdiği görülür. Moğol saldırıları sonucu varı yoğu elinden alınıp iyice yoksullaşan 12–13.

yy. Anadolusu ‘ermişler yatağı’ olmuştur. Selçuklu döneminde Anadolu’ya biri İran diğeri Suriye-Irak üzerinden iki karşıt görüşün girdiği görülür. Tarikat kavramı altında toplanan bu iki kuruluştan ilki Ali’ye ikincisi Sünniliğe bağlıdır. Ali’ye bağlı Aleviliğin İran’daki kolu Şiilikten beslenir, özünde eski İran çoktanrıcı inançlar vardır.

Anadolu Aleviliği ise tüm Anadolu kültür birikiminin bir bağdaşımıdır. Ahilik, Bektaşilik, Kızılbaşlık, Tahtacılık, Çepnilik gibi kolları bulunur. Tarikat, Arapça ‘yollar’ demektir. Tasavvufta ise kulu Tanrı’ya ulaştıran zevk, neşe, irfan, aşk ve cezbe yoludur. Bu yola giren kişi varlığını Tanrı’ya verir, her yerde onun kudret ve hikmetini görür.

Kendini Tanrı’da yok eder, bilişi (ilm-el yakin) görüş, görüşü de (ayn-el yakin) oluş (hak-el yakin) haline gelir. Bilmek-Bulmak-Olmak şeklinde dile gelir. İslam düşüncesi tanrısal bilgiyi, onun getireceği coşku ve mutluluğu 3 ayrı yoldan aramıştır: 1- Kutsal Kitabın/Kuran sözcük anlamları ile aramıştır.

Tanrısal bilginin tek yolu Kuran ve Hadislerdir (Tarik-i Muhammediye); yoruma gerek yoktur (Arap düş, Zâhir bilimi, Sünnilik).2- Kutsal Kitabın yorumu ile aramıştır. Mutasavvıflara göre dinin açık anlamları bilgisizler içindir. İçrek anlamları yetkin kişilerin (Arif, İmam) yorumları ile ortaya çıkar. Farklı yetkin kişilerin farklı yorumlarından farklı tarikatlar ortaya çıkmıştır (İran düşüncesi, Bâtın bilimi, Bâtınilik).3- Kutsal Kitabın sözcük anlamını da, yorumunu da dikkate almayan yalın Tanrı düşüncesi ile aramıştır (Türk düşüncesi, Tanrı bilimi, Melâmilik).

Bu bağlamda tasavvuf içinde tasavvufa karşıt bir görünüm veren Melâmilikten biraz söz edelim.9. yy. Horasan’da kurulmuştur (Horasan Erenleri-Alp Erenler). İsimleri ‘levm – kınanmak, taşlanmak, pişmanlık’ kökünden gelir. Melâmiler, içinde (bâtınında) dava, dışında (zâhirinde) riya ve gösterişi olmayan kişilerdir.

Özel bilgileri, kıyafetleri, toplantıları yoktur. Halktan ayrılmazlar, ” Tanrı’ya zikirle, rüya ile ayin/törenlerle varılmaz, bu yol dürüstlük, alçakgönüllülük, Hakk’a bağlanmak ve Halka hizmet yoludur,” derler. Bu anlayış Melâmi görüşünü halka yayan esnaf ve sanatkârları örgütleyen ‘Fütüvvet/Ahilik’i meydana getirmiştir.

Sünniler Tanrısal buyruklara uyacak, ölümden sonra Tanrı’ya ulaşacaktır. Bâtıniler Tanrı’yla bir olduklarını bilirler, ancak tarikatın da ‘bilgisizlere Tanrı ile bir olduklarını öğreten kendini bilme yolu’ olduğu için gereğine inanırlar. Melâmiler ise Tanrı’dan başka her şeyi gönlünden çıkarıp ‘gönül beklemeye’ geçerler.

Bütün eylemlerin Hak’tan geldiğini, kendinin de tüm varlıklar gibi Hak’tan bir parça olduğunu düşünür, ölümsüzlük sevincine (varlık birliği) ulaşırlar. Buna ‘Melâmet Neşesi’ denir. Başka deyişle Melâmet bir neşedir, zevktir, ‘hal’dir, terk-i dava ve giderek ‘terk-i terk’tir. Sohbet esastır, ‘ muhabbette fena, sohbete devamda vefa, marifette beka ‘ anlayışı egemendir.

Bektaşilik, Mevlevilik, Abdallar, Kalenderilik, Haydarilik gibi tarikat oluşumlarına öncülük etmişlerdir.9 ve 10. yüzyılda tarikat denince, ‘ her sufinin tek tek izlediği manevi yol ‘ anlaşılırdı. Zamanla sufiler şeyh, baba, dede, pir adı verilen manevi önderlerin etrafında toplanmaya başladılar.12.

yüzyılda tarikat, bir şeyhin önderliğinde yaşamını ve ibadetini belli kurallara göre düzenleyen müritler topluluğu oldu. Tarikat başının (Pir) ruhani silsilesi peygambere (Hz. Muhammed) Hz. Ali yoluyla ulaşıyorsa bunlara ‘Alevi’, Hz. Ebubekir yoluyla ulaşıyorsa ‘Bekri’ ya da ‘Sünni’ denir. Kurumlaşmış tarikatın başında ya o tarikatın kurucusu (Pir) ya da kurucu kabul edilen bir kişi vardır.

Ayrıca silsilesi ona ulaşan halifeler, bu halifelerin irşad (aydınlatma) yetkisi verdiği Şeyhler, Babalar, Dedeler ve onların müritleri (öğrencileri) bulunur. Tarikatın Pir makamı (Pir’in yattığı tekke – Astane), Hankah denen büyük tekkeleri, daha altta dergâhları, konaklama yerleri (zaviyeler), özel giyimleri, zikir biçimi, adap ve erkânı, hizmetli dervişleri ve geçimlerini sağlayan vakıfları vardır.

  • Böylece toplumdan ayrı ‘ Sufiler ‘ denen elit bir sınıf ortaya çıkmıştır.13. yy.
  • İranlı Şihabettin Fazlullah Esterabadi’nin kurduğu ‘harf ve rakamlardan dinsel anlamlar çıkaran’ İslam tarikatına “Hurufilik” denir.
  • Harf ve rakam yorumlayan bütün eski sistemlerin (Pythagoras gizemciliği, Bâtınilik, Tasavvuf) bir sentezidir.

Hurufiliğe göre varlığın özü sesten oluşur. Sesin ortaya çıkmasıyla evren var olmuştur. Cansızlarda gizilgüç olan ses, canlılarda istemle ortaya çıkar. İnsanın ayrıcalığı sözdür (kelâm). Gerçekleşmiş varlık ya da belirmiş Tanrı olan söz insanda dile gelir.

Başka deyişle, insan ‘ konuşan Tanrı ‘dır. Bâtıniliğin temel düşüncesini sürdüren Hurufilikte amaç insandır, İnsanı bilmek Tanrı’yı bilmektir. İran’dan kaçan Hurufiler Anadolu’da Akçahisar, Eskişehir, Sivas, giderek İstanbul ve Rumeli’de Arnavutluk ve Ergiri Kasrına geldiler. Fazl’ın Halifesi Aliyyul-Ala’nın Hacı Bektaş tekkesinde öğreti yaptığı söylenirse de Hurufiliğin Bektaşiliğe Mir Şerif ve Nesimi ile etki ettiği bilinmektedir.

Osmanlı döneminde Sultan Fatih’in Hurufiliğe eğilimini duyan Edirne Camii müderrisi Fahreddin-i Acemi şeriat adına Hurufileri yaktırmıştır.15-16. yy. Hurufilik, Bektaşiliğin asli inançlarından olmuştur. Ancak günümüz Bektaşiliğinde bir geleneğe uyuş biçimine dönüşmüştür.

Hurufilik Mevleviliğe ve son Melamilere de etki etmiş ancak ‘ bunu da biliriz ‘ olarak kalmış, ön plana çıkamamıştır. Mevlevilik: 13. yy.’da Anadolu’da Celaleddin Rumi’nin düşüncelerini temel alan tarikatın adıdır. Şeriat ile birlikte Yeni Platoncu görüşler, varlık birliği inancı ve eski Anadolu gelenekleri bir arada bulunur.

Ayrıca Kalenderilik, Melâmilik ve Bektaşilikten alınma pek çok motif vardır. Mevlevilik, Tanrı’yla evrenin birliği görüşüne dayanır. Gerçek varlık Tanrı’dır ve başka varlık yoktur. Önsüz sonsuz, salt us (Saf Bilinç), salt ışık (Nur), salt erk (Güç), salt sevgidir.

Evren Tanrı’nın görünümüdür, bu nedenle seven de, sevilen de, sevgi de kendidir. Her şey Tanrı’dan gelir ve Tanrı’ya döner. İnsan ruhu (ölümsüz tanrısal öz) evren yaratıldıktan sonra insan bedenine girmiş ve geldiği yere dönmenin özlemi içinde çırpınıp durmaktadır. Mevlana bu durumu ‘ney’den çıkan dokunaklı, yakınmalı, özlem dolu sese benzetir.

Bu nedenle ölüm, sevgiliye kavuşma anlamında bir düğün gecesidir (Şeb-i Aruz). Kişiyi tanrısal özün gizemlerine ulaştıracak olan akıl değil, Tanrı’ya duyulan büyük özlem, aşk ve sevgidir. Bu şekilde olgunlaşmanın yolu ise ‘kendini bilmek’ tir. Sevgi tanrısal özdür.

  • Bu nedenle sevmek tanrısal bir eylemi gerçekleştirmektir.
  • İnsan Tanrı’yı yansıtan varlık olduğu için insanı sevmek Tanrı’yı sevmektir.
  • Âşık Tanrı’nın aynasıdır.
  • Bu ayna (Gönül) arınmış ve pırıl pırıl olmamışsa nur orada parlamaz.
  • İnsan iyiye, doğruya, güzele yönelmeyi, sabırlı, çalışkan ve erdemli olmayı ilke edinmelidir.

Sevgi tüm insanları birleştirir, kardeşlik duyguları içinde barışsever bir yaşam sağlar. Mevleviliğin katılım, çalışma yöntem ve törenlerini (Ayin) oğlu Sultan Veled düzenlemiştir. Bir şeyhe bağlanmak, çile çıkarmak (matbaha/mutfak soyunmak) isteyen tâlip (Muhip) dedelerden biri tarafından soruşturulması için Meydancı Dede’ye götürülür.

Soruşturma olumlu geçerse talibe bu yolun zorlukları anlatılır ve Kazancı Dede ile tanıştırılır. Bu aşamada ahlâki yönden araştırılan muhip sonuç olumlu ise Aşçıbaşı Dede’ye götürülür ve ” Hak Erenler yardımcın olsun ” sözleriyle kabul edilmiş olur. Çile çıkarmak isteyen Muhip’e Âşık denir. Âşık Mutfak/Matbah kapısından içeri alınır.

Dış kapı yanına serilen Ayak Postu (Saka Postu) denen beyaz bir posta dizüstü çökertilir. Burada sessizce ve düşünerek (Murakabe) geçen üç günün sonunda isteğinde kararlıysa kendisine tennure (yakasız, kolsuz, geniş etekli giysi) giydirilir. Beline Eliflamed (ince, uzun kuşak) bağlanır, sırtına Destegül (kolu kısa hırka), başına da Sikkesi (Mevlevi külahı) konur.

Bu kılığa ‘ soyunmak ‘ denir, kendisi ‘ Matbah Canı ‘ sayılır ve ‘ Ayakçı ‘ ünvanını alır. ‘ İkrar verme ‘ denen bu tören sonunda mutfağa gönderilir ve 1001 gün sürecek çile dönemi başlar. Üç yıla yakın meydancılık, çamaşırcılık, şerbetçilik, bulaşıkçılık vb.18 hizmeti tamamlayan ‘ Can ‘ derviş giysisini giyer, saka postuna oturur, dedelerin yemeğinin bitmesini bekler.

Sonra tüm dedelerin sağ ellerini öper ve tören sona erer. Dedelik makamı için önce üç, ardından 18 günlük yeni bir hücre çilesi vardı. Sonunda kendi zikrini alır, hücre sahibi bir dede olurdu. Mevlevilikte yönetim ‘ Çelebi ‘ denen Mevlana soyundan gelen şeyhlerdedir.

Mevlevi Törenleri: Mevlevilerin giyim kuşamları, müzikleri, raksları, deyimleri çok özel ve kutsaldır. Törenler (Ayin) Mevlevihane’de düzenlenir. Müzik ve raks/semah ile yürütülen dört bölümlük ruhsal coşku törenidir. ‘ Selam ‘ denen bölümler bir dervişin geçirdiği gelişme dönemlerini simgeler. Bunlar; şeriatın koşullarını (dinsel kuralları) öğrenme, tarikatın ilkelerini benimseme ve özümseme, gerçeği arayıp bulma (kendini bilme) ve bilgisini ve coşkusunu başkalarına aktaracak hizmet dönemleridir.

Semah töreninde ney, kudüm, cenk, rebap ve benzeri sazlar eşliğinde Mesnevi’den şiirler okunur, raks edilir. Namaz sonrası dervişler üstlerinde tennure, bellerinde eliflam, sırtlarında güldeste ve başlarında sikkeleriyle ayakta beklerler. Neyzenbaşı’nın ney taksimiyle maddi dünyadan uzaklaşır, şeyhe baş keserek Semah’a başlanır.

Semah tam bir simgesel törendir. Her hareketin tanrısal bir anlamı vardır. ‘ Çark atmak ‘ dönmek; her yönde Tanrı’yı görmeyi ve her yönden Nur (tanrısal ışık) almayı anlatır. ‘ Ayak vurmak ‘ benliği (nefsi/egoyu) ayaklar altında ezmek, ona egemen olmak demektir. Kolları yana açmak olgunluğa yönelmek, teşekkür etmektir.

Semazenin başındaki sikke mezar taşını, sırtındaki hırka mezarını, tennuresi de kefenini simgeler. Sağ elleri yukarı, sol elleri aşağı dönüktür. Bu, ‘ Hak’tan alır Halk’a veririz, hiçbir şeyi kendimize mal etmeyiz, aracı olmaktan başka bir şey değiliz ‘ anlamını taşır.

  • Semah töreni Tanrı aşkı taşıyanların coşku ile dönmesidir.
  • Bu dönüş hem kendi etrafında, hem de çevreyi dönme şeklinde yapılır.
  • Özünden ayrı düşen insanın geçirdiği evreleri ve insan olduktan sonra özüne dönüşü anlatır.
  • Çevreyi dönmek Tanrı’yı aramak, kendi etrafında dönmek gönül aynasında parlayan Nur’un pervanesi olmak demektir.

Bektaşilik: 13. yy. Hace Bektaşi Veli’nin kurduğu ve Halifesi Balım Sultan’ın düzenlediği Türk tarikatıdır. Yesevi, Haydari, Kalenderi, Babai, Melâmi, Hurufi ve Bâtıni gelenek ve düşüncelerle oluşmuş bir ezoterik/gizlemli yapılanmadır. Hace Bektaş zamanında Fütüvvet ehliyle kaynaşmış, Abdallar, Kalenderiler, Haydariler ve giderek Babailer, Edhemiler gibi toplulukları temsil etmeye başlamıştır.

  1. Eşitlik ve kardeşlik anlayışı, ortak mal varlığı görüşü ve kapalı oluşu Bâtınilikten geçmedir.
  2. Bütün bu gelenek ve törenleri birleştirerek son şeklini almıştır.
  3. Hace Bektaşi Veli’nin evli olduğunu savunan gruba ‘ Çelebi Kolu ‘, evli olmadığını savunan guruba ‘ Babalar Kolu ‘ denir.
  4. Bu nedenle Bektaşilik hem evli hem de evlenmeyen (Mücerret) Babalarla temsil edilir.

Mücerret babalar sağ kulaklarına demir ya da bakırdan Mengüş adı verilen bir halka takarlar. Kadın-erkek ayrımı yoktur, eşler törenlere birlikte katılırlar. Bektaşilikte ‘Dört kapı’ ilkesi vardır. Her kapıda 10’ar makam bulunur.

  1. Şeriat Kapısı: Bel-oğlu; İslam Dininin ve Aleviliğin genel koşulları
  2. Tarikat Kapısı: Yol-oğlu; Mürşide bağlanma, törenler, Yol-oğlu olmanın erdemleri
  3. Hakikat Kapısı: İl-oğlu; Kendini Bilme aşaması
  4. Marifet Kapısı: Atam Gök – Anam Yer; Tanrı-Evren-İnsan hakkındaki tüm gizemler.

Bektaşiliğe göre ruh, kafes (beden) içinde bir kuş gibidir. Özüne (Tanrı’ya) dönmeye çalışır. Ölüm (Hakka Yürümek), ruhun beden değiştirmesidir (Tenasüh). İnsan ateş, hava, su ve topraktan yapılmıştır (Çarmıh). Sultan olan (benliği yöneten) akıldır. İyiye götüren akıl Hüma kuşu (Zümrüt-ü Anka), kötüye götüren akıl Şeytandır.

  1. Tanrı-Muhammed-Ali üçlemesi teslis inancına benzer.
  2. Yetkin insan ‘ Kutup ‘, Kutupların en yetkini ‘ Kutuplar Kutbu ‘dur ve evren bunların etrafında döner.
  3. Alevi-Bektaşiler Tanrı’nın birliğine, Hz.
  4. Muhammed’in son peygamberliğine, Kuran’ın Tanrı buyruğu olduğuna, Ali’nin de Halife ve İmamlığına inanırlar.

Ehl-i Beyt’i (ev halkı: Muhammet, Ali, Fatma, Hasan, Hüseyin) seveni sever (tevella), sevmeyeni sevmezler (teberra). İbadet yeri ‘ Meydan Odası ‘, kıblesi ‘ Meydan Taşı ‘dır; ‘ Çerağ ‘dır, ‘ Post ‘tur. Besmelesi ‘ Bismişah ‘tır. Ahlâk ilkeleri: Benliğe egemen olma, dürüst, saygılı, sabırlı ve hoşgörülü olmaktır.

Bektaşi olmak: Sevecenlikte güneş gibi, cömertlikte su gibi, alçakgönüllülükte toprak gibi, teslimiyette ölü gibi, giz saklamada gece gibi olmaktır. Bektaşi yalan söylemeyen, gönül kırmayan, öfkesini yenebilen kişidir. ‘ İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı’ ilkesine uygun davranır.

‘ İncinme, incitme ‘ anlayışına bağlı olarak her çeşit düşünce ve inanca saygı gösterir. Eline sahip olup hırsızlık ve kötülük yapmayacak, diline sahip olup kötü sözler ve yalan söylemeyecek, beline sahip olup namus ve iffete dikkat edecektir. İbadetin en büyüğü, çalışmak, doğruluk ve insan sevgisidir.

  • Bektaşiliğe giriş töreni: Bektaşiliğe girmek ‘ Nasip Almak ‘, ‘ İkrar Vermek ‘ ya da ‘ Kurban Edilmek ‘ adı verilen bir törenle olur.
  • Bektaşilikte Âşık, Muhip, Derviş, Baba, Halife dereceleri vardır.
  • Tarikata girecek olana Âşık, İstekli ya da Harici denir.
  • İki kişinin kefaleti ile tarikata tanıtılan istekli tören günü bir kurban tığlatır (kestirir) ve rehberi ile birlikte Meydan Odası’na gelirler.

Dünyaya ait kabul edilen para, altın, vb. değerli şeyler üzerinden alınır. Daha sonra başları açık, ayakları çıplak olan can ya da canlara kendi istekleriyle mi geldikleri sorulur. “Evet” yanıtını alan Baba, bu yolun güçlüğünü, demirden leblebi, ateşten gömlek olduğunu anlatır.

Ardından ” Erenler, gelme gelme, dönme dönme, gelenin malı, gidenin canı buyurmuştur, kendinizde bu gücü buluyor musunuz? ” diye sorar. ” Allah, Eyvallah ” diyen âşık rehberin dizini öper ve çerağ uyandırma töreni başlar. Çerağcı (delil) denen küçük mumları ayak mühürleyerek gittiği ocaktan (küre makamı) yakar.

Terceman denen dizeler eşliğinde kürsüdeki mumları uyandırdıktan sonra iki parmak arasında çerağı ezerek söndürür (sırreder, dinlendirir). Baba’nın ” Eğlenceler daim, cemler kaim, gönüller şen ola ” sözlerinden sonra rehber âşığı dışarı çıkartır ve abdest aldırır.

  • Caferi Mezhebi’ne göre abdest alan istekli ellerini yıkarken rehberi ona;
  • ” Tanrı’nın yasaklarına el sürdün ise arınmak için yıka!
  • Ağzını çalkalarken; yalan ve kötü sözlerden arınmak için yıka!
  • Yüzünü yıkarken; yüz kızartıcı suçlardan arınmak için yıka!
  • Başını ıslatırken; akılsızca yaptığın işlerden arınmak için yıka!

Ayaklarını yıkarken; suça ve günaha gittin ise arınmak için yıka! ” der ve havlu verirken de ” Tanrı’dan başka her şeyden silinip Pir-ü pak olmak içindir, sil ” diyerek bitirir. O gün tığlanmış kurbanın yününden örülmüş ipi boynuna takar, sağ elinden tutarak meydana getirir.

Peymançeye (ana karnındaki durum) geçerek içeri giren isteklinin bu duruşu ‘ yeniden doğuş ‘u simgeler. Dört Kapıya selâm verilir. Baba isteklinin boynundaki tığbendi çıkarır, sağ elini tutar, âşık da Babanın eteğini tutar (El benim, etek senin, doğru yolda yürüyelim) ve Babanın tövbe ettirici sözlerini tekrarlar.

Baba âşığa ” Kimseye kötülük etme, benliğinle mücadele et, bağışlayıcı ve alçakgönüllü ol, eline, beline, diline – aşına, eşine, işine sahip ol, hakikat sırlarını açıklama ” gibi öğütlerde bulunur. Başına Bektaşi başlığını (12 dilimli Taç-Arakıyye) takar.

Tığbende, eline ve diline sahip olmasını simgeleyen iki düğüm atar, beline sahip olmayı simgeleyen üçüncü düğümü bağlanırken çözülecek şekilde (harama bağlı-helâle açık) düğümleyip beline bağlar. Böylece dış âlemden (şeriattan) gelerek Muhiplik derecesini alan istekli tarikata girmiş olur. Artık açık anlamların ardındaki gizli anlamları öğrenecek (marifet) ve gerçeğe (hakikate) ulaşacaktır.

Muhip ‘post’a, ‘dar’a, ‘ocağa’, ‘Baba’ya, oturanların her birine ya da ‘cümleden cümleye’ diyerek niyaz ettikten sonra Baba sakiye seslenerek ” Kalk Erenler! Hz. Hüseyin için sebil eyle! ” der. Hazırlanmış olan şerbet herkese sunulur. Bazen şerbet yerine tuzlu su içilir.

  • Baba su ile (bilim-bilgelik) tuzu (adalet-erdem) karıştırıp Muhip’e ve oradakilere içirir.
  • Yoldan dönülemeyeceğini simgeleyen su ve tuza ant içildikten sonra rehber bir süpürgeyi yerde sürüyerek sembolik bir temizlik yapar ve tarikata giriş töreni bitmiş olur.
  • Sofra serilir, dem (rakı) eşliğinde sohbet başlar ve muhabbet denen sazlı sözlü (deyiş) ve semahlı bu toplantı gece boyunca sürer.

Bektaşilik Caferi Mezhebi’ni kabul ettiğini söylemekle birlikte alınan abdest o gecekinden ibarettir. Namaz kılınmaz. Oruç Muharrem’in ilk on günü su içmemektir. Bu yönleriyle de Bektaşilik tamamıyla Bâtıni bir tarikattır. Sofra başında yapılan sohbet toplantısına ‘ Ayn-ül Cem ‘ denir.

  • Yemekler yenir, saz eşliğinde nefesler okunur, Pervaz (semah) yapılır, anlaşmazlıklar görüşülüp karara bağlanır.
  • Bir başka Bektaşi erkânı da ‘sorulma’dır (baş okutma).
  • Dar-ı Mansur’a gelip Peymançeye geçen can, sağ eli kalbinde ” Elim erde, yüzüm yerde, özüm darda, bu fakirden incinmiş, gücenmiş canlar haklarını istesin, ” der.

Böyle bir kişi çıkarsa Baba ikisini de dinler, çözümler getirir ve onları barıştırır. Sessizlik varsa Canlar hep birlikte ” Biz hoşnutuz, erenler de hoşnut olsun, ” derler. Dem sofrası kurulur, ‘Zakir’ler çalıp söyler, semahlar, devranlar yapılır. Diğer bir erkân gençlere yol yöntem öğretmek, onlara tarikat ilkelerini aşılamak amacıyla düzenlenen (Koldan Kopan) toplantılarıdır.

  • Ölen (Hakka yürüyen) Bektaşi önce ‘sedir’ sonra ‘saf su’ ile yıkanır.
  • Arakıyesi başına takılır, tığ-bendi beline bağlanır.
  • Derviş ya da Baba ise önce tennure ve hırkası üzerine serilir, tığ-bendi boynuna takılıp uçları ellerine verilir ve kefen kapatılır.
  • Dar’dan İndirme’ erkânı, ölen Bektaşi’de kimsenin hakkı kalıp kalmadığının sorulduğu mirasçıların isteğiyle yapılan toplantıdır.

Kısaca Bektaşilik Edep-Erkân yoludur. ” Her ağaç meyvesinden tanınır” özdeyişi Anadolu kadim bilgeliğinin temel düsturudur. “Kitaplardaki bilgi zihne yazılır ve ölüdür, bilgelerdeki bilgi (irfan) kalbe yazılır ve diridir. Kitapta sevgi yoktur ki alalım, kişi, bilgelerin sevgi ve şefkat ışığıyla gelişir” diyerek, Pisagorcu philo-sophia (sevgi ve hikmet) geleneğinin halen yaşatıldığının izlerini göstermişlerdir.

  1. İlim, mantıkla ve düz yazıyla ifade edilirken, bilgeliğin (irfan) dili şiir olmuştur.
  2. Bir anlamda poetik felsefe ‘den söz etmiş oluyoruz.
  3. Bektaşiliğin piri Hace Bektaşi Veli’nin ünlü deyişi:
  4. Hararet nardadır, sacda değildir; Keramet baştadır, tacda değildir.
  5. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir.

Bir Bektaşi dervişi olan Yunus Emre, ” Yetmiş iki milleti bir bilmeyen insan değil ” diyerek vurguyu insanın evrenselliğine yapmıştır. Yine Yunus Emre, “Cümle yaratılmışlara bir göz ile bakmayan, halka müderris ise de hakikatte asidir,” demiştir.

  • Aşk imamdır bize, gönül cemaat; Dost yüzü kıbledir, daimdir salât.
  • Dost yüzün görünce şirk yağmalandı; Onunçün kapıda kaldı şeriat.
  • Din ve millet sorar isen, Âşıklara din ne hacet.
  • Âşık kişi harab olur, Âşık bilmez din diyanet.
  • Bir örnek de ünlü Hak âşığı Melâmi Niyazi-i Mısri’den verelim:
  • Zât-ı Hak’kı anla gör, zâtındır senin, Hem sıfatı, hep sıfatındır senin,
  • Sen seni bilmek necatındır senin, Gayre bakma sende iste, sende bul.
  • Hüsnünü izhar eder bunca sıfat,
  • Zatına insanı burhan eylemiş,
  • Hakkı istersen yürü, insana bak,
  • Şems-i zât, yüzünden rahşân eylemiş,
  • Hak yüzü insan yüzünden görünür,
  • Zât-ı Rahman, şeklin insan eylemiş.
  • Kaynakça:
  • • Metin Bobaroğlu – Anadolu Aydınlanma Vakfı Çalışmaları
See also:  KaNtıYa Ne Iyi Gelir?

• Tasavvuf Tarihi – Prof. Dr. Cavit Sunar – Ankara İlahiyat Fak. Yayınları • Tasavvuf Felsefesi veya Gerçek Felsefe – Prof. Dr. Cavit Sunar – Ankara İlahiyat Fak. Yayınları

  1. • İslam Felsefesi – Hilmi Ziya Ülken – Cem Yayınları
  2. • Aşk Ahlâkı – Hilmi Ziya Ülken – Ülken Yayınları
  3. • İnsan Ruhu Ebedi midir? – Cemil Sena – Erkmen Matbaası 1951
  4. • Düşünce Tarihi – Orhan Hançerlioğlu – Remzi Kitabevi
  5. • Tarikatlar ve Mezhepler Tarihi – İsmet Zeki Eyuboğlu – Geçit Kitabevi
  6. • Büyük Dinler ve Mezhepler Ansiklopedisi – Tan Matbaası İst.1964
  7. • Bektaşilik-Mevlevilik-Masonluk – Nevzad Odyakmaz – İnkılâp Kitabevi
  8. • Kadim Bilgeliğin Yeniden Keşfi – Fernand Schwarz – İnsan Yayınları
  9. • Abdülbaki Gölpınarlı – Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar – İnkılâp Kitabevi
  10. • Abdülbaki Gölpınarlı – Manakıb-ı Hace Bektaşi Veli “Vilayet-nâme” – İnkılâp Kitabevi
  11. • Alevi-Bektaşi İnancının Esasları – Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu, Danimarka 2008

: Bülent Gürkan

Hermetik düşünce ne demek?

Hermetik felsefenin ileri sürdüğü, ‘Gerçeklik madde değildir’ söylemi, ‘madde, enerjinin özel bir şeklidir’ diyen modern bilimin kanıtladığı bir kabuldür.

Bilge insan kime denir?

Bilgelik, tarafsız yargılama, merhamet, deneyimsel öz- bilgi, kendini aşma ve bağlanmama gibi öz niteliklerle ve etik ve iyilik gibi erdemlerle ilişkilidir. Bu vasıfları taşıyan kişiye bilge denir.

Ezoterizm bilim midir?

Sonuç olarak, ezoterizm bilimsel bir disiplin olarak kabul edilmez, ancak bazı ezoterik uygulamaların insan sağlığı ve psikolojisi üzerindeki etkileri bilimsel olarak araştırılabilir.

Ezoterik kitap ne demek?

Dünyanın ötesindeki derin bilgilerin ve sırların herkese yayılmamasını, bu bilgilere sadece hazır olan kişilerin ulaşabilmesini savunan akım olan ezoterizme ait konuların yer aldığı çok sayıda kitap bulunur. Bu kitaplar evreni ve ötesini farklı yol ve bakış açılarıyla anlatır, yorumlar ve bazı bilgileri ortaya çıkarır.

  1. Hiçbir din ve inanç sınıfıyla sıkı sıkıya bağımlı olmayan ama hepsiyle bağlantısı olan ezoterik bilgilerin yer aldığı gizli öğreticilik kitapları konuya meraklı okurlara sunulur.
  2. Ezoterizm Nedir? Ezoterizm, evren, yıldızlar, görünmeyen sistem, meleksi enerjiler, ruhsal kavramlar ve benzeri çok sayıda konu ile ilgili derin bilgiler ve sırlardır.

Ezoterizm akımına göre bu sırların, sadece yetkin kişilerle paylaşılması, diğerlerinden saklanması gerekir. Ezoterizmde ötesi kavramlara, bilinmeyenlere, sırlara, derin bilgilere dair görüş, fikir ve düşüncelerin bunlara hazır olmayan kişilerle paylaşılması o kişilere zarar verebileceği düşünülür.

  • Ezoterizmle İlgili Kitaplar ne Anlatır? Ezoterizmde evren ve ötesi kavramları çok sayıda yolla anlatılır.
  • Spiritüelliğe ait kavramlar, yasalar, sırlar bunlardan bazılarıdır.
  • Bu tür kitaplar okurlar üzerinde aydınlanma yaratır.
  • Undalini öğretisine ait çok sayıda kitap da ezoterik bilimlerin adeta kalbi gibidir.

Bu bilgiler açığa çıkan kozmik enerjileri, varoluşu ve bunun gibi bilinmeyenlere ait birçok detayı anlatır. Kundalini Yogada pek çok gelenek, Tanrıçalar ve benzeri figür ve semboller üzerinden birçok teknikten bahsedilir. Ezoterik bilimlere göre zaman kavramı bizim anladığımızdan farklı işler.

Bugün dünde, dün yarında gibi zamansal kavramlar farklı metodlarla açıklanır. Bu tür ezoterik konular meraklı okurlar tarafından maceralı bir yolculuk gibi hissedilir. Okurlar ezoterik bilgileri içeren kitapları okurken zamanda ve uzayda yolculuğa çıkmışçasına heyecan duyar. Tekrar doğduklarını ilan edenlerin hikayeleri, Atlantis, El Dorado, Camelot, Semerkand gibi kayıp ve yok olan kıtalar ve uygarlıklar.

Hepsi gizli öğreticilik kitaplarının konuları arasındadır. Yeraltı krallıkları ile bulunamayan adalar, binlerce görsel, piramitler, mayalar, Tac Mahal, kayıp uygarlıklar ve benzeri ulaşılması güç bölgelerden geldiği iddia edilen bilgiler ezoterizmin konuları içindedir ve kitaplarda yer alır.

Evrenin şifresi, dini öğretilere bakış, melekler, üstatlardan mesajlar, evrenin gizli şifreleri, Kabala, Buda. Onlar da gizli öğreticilik kitaplarının konuları arasındadır. Ezoterik Şifa Kitapları Mevcut Mu? Kadim uygarlıklar, varlığımızın üç unsurunun beden, ruh ve yaşam olduğundan bahseder. Ezoterik bilgilerin yer aldığı bu şifa kitapları insan ve evrenin nasıl mükemmel bir yapıda olduğunu ve etkin bir şekilde nasıl kullanılacağını anlatır.

Kitaplar, kadim uygarlıklardan çeşitli şifa teknikleriyle hem zihinsel hem de fiziksel olarak dengeli yaşamların nasıl sürdürülebileceğine dair değerli ipuçları sunar. Bu tür bilgiler ışığında pratik tekniklerle sağlık alanlarında iyileşme ve dengeye gelme durumları gözlenir.

  1. Bu kitaplarda kadim uygarlıkların yaşamsal enerjilerini sudan, yemekten ve daha birçok şeyden daha çok önemsedikleri anlatılır.
  2. Ezoterizmde Sirius’un Yeri Nedir? Sirius yıldızının gece gökyüzünde görülen en parlak yıldız olduğu bilinir.
  3. Güneşten yaklaşık yirmi üç kat daha büyük boyutta olduğu bilim adamları tarafından söylenir.

Gizli öğreticilik kitapları Sirius yıldızını pek çok farklı bakış açılarıyla ele alır. Çeşitli yazarların yıldızla alakalı birbiriyle taban tabana zıt görüşleri bulunur. Her biri konuya bambaşka pencereden bakıp açıklar. Bu konuyu merak eden okurların yazılmış olan çeşitli kaynaklardan destek almaları uygun olabilir.

  • Ezoterizm Kitaplarına Astroloji Kitapları Dahil mi? Atrolojinin ezoterik bilimlerin bir parçası olduğunu kabul edenler var.
  • Öte yandan astrolojiyi bilim dalı olarak gören kişi sayıda oldukça fazla.
  • Bazı bilim adamları güneş sistemi dahilindeki güneş, ay ve gezegenlerin ancak bilim tarafından açıklanabileceğini savunurken ezoterik bilgi kaynakları astrolojiyi kendi alanlarına dahil eder.

Astrolojinin sadece bu bilgiyi merak edip araştırıp öğrenenler tarafından gerçek anlamda öğrenildiği düşünülürse gizli öğreticilikle bağlantısı kurulacaktır. Ezoterik gizli öğreticilik kitapları ilginizi çekiyorsa hepsiburada.com aracılığıyla göz atabilirsiniz.

Ezoterizm Nedir Ekşi?

ezoterizm sözcük olarak yunanca’dan eswterikov “içe ait, içrek, sadece müritlerin bildiği” (gizli öğreticilik olarak kullanılmıştır) sözcüğünden gelmektedir. anlam olarak ise ezoterizm “sadece belli sayıda müritlere açıklanan halkın düzeyine inmeyen ya da inmemesi gereken doktrine” denir. Ezoterik Ne Demek ezoterizm hakkında dikkat edilmesi gereken bir husus da dinlerin ezoterik ve egzoterik yanları olmakla birlikte, ezoterizm sadece dinlerin ezoterik yanı demek degildir. bunun yanında ezoterizm sadece belli topluluklara ait bir din de değildir. kutsal olan sadece dinin tekelinde bulunmaz, daha farklı bir deyişle kutsal ile ilgilenen her öğreti bir din olmak zorunda değildir.

Dinimizde astroloji günah mı?

Astroloji ye inanmak – Astroloji, ” Halk arasında yıldız falı, burç falı gibi inanışları konu edinen, gök cisimlerinin oluşum ve özelliklerinin insanın geleceğine etkilerini konu alan bir uğraştır.” Gök cisimleri ve yıldızlara asla metafizik anlamda bir güç izafe edilmemelidir.

  1. İslam, yıldızların, insanların kaderlerini şekillendirici bir etkisinin olabileceği yolundaki inanca karşı çıkmıştır.
  2. Ayrıca günümüzde yapılan pek çok astrolojik yorum, gayba ait bilgiler verme iddiası taşımaktadır.
  3. Gayb bilgisi ise yalnızca Allah ‘a aittir.
  4. İslam dini; falcılık, kehanet, medyumluk vb.

faaliyetleri şiddetle yasaklamıştır. Yıldız falcılığının da bu kapsamda yasaklanması doğaldır. Bu bakımdan astroloji, İslam âlimlerinin reddettiği uğraşılardan olmuştur. İslam dini bu işlerle uğraşanlara danışmayı, onların yönlendirmelerine göre hareket etmeyi, bu konularda söylediklerini onaylamayı tasvip etmez.

  1. Müslümanların bunlardan uzaklaşması ve bunlarla meşgul olanlara ilgi göstermemesi gerekir.
  2. 93 Harbi Kahramanı Nene Hatun’un Vefatı. (1955) 5.
  3. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Vefatı.
  4. 1982) – Göklerde ve yerde olanlar hep O’na aittir.
  5. O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadet etme hususunda ne büyüklenirler ne de yorulurlar.

Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah’ı tenzih ederler. (Enbiyâ, 21/19-20)

Astrolojinin islamda yeri var mı?

Öztürk, ‘ Kuran’ı Kerim’den astrolojiye bir gerekçe, temel çıkmasının mümkün değildir. Kuran’ı Kerim’de tabiata dair hiç bir atıf, bir kuru fizik olayının bir tasfiri, bir betimlemesi bir nesnenin anlatımı değildir. Her şey değer yüklüdür, birer ayettir.

Astroloji yapan kişiye ne denir?

Kehanet sanatı ve astroloji – 6.yüzyıl Beit Alpha ‘ da bulunan Resmi Günümüzde astrologlar, ‘in ‘ın ve gezegenlerin insanın yaşamı üzerinde etkileri olduğunu ve buradan hareketle bir kişinin geleceğinin kestirilebileceğini öne sürerler. Bazı dergi ve gazetelerde, aynı burçta doğan herkes için ortak bulunan yıldız falları yayımlanır.

Babilliler İÖ 6. yüzyılda gezegenlerin gökyüzündeki hareketini gösteren haritalar yaptılar. Böylece Güneş ve Ay tutulmasının ne zaman olacağını önceden kestirebiliyorlardı. Astroloji Babil’den Eski Yunan’a, oradan da Mısır’a ve Hindistan’a geçti. Daha sonra bütün Asya ve Avrupa’ya yayıldı. İS 1066’da gökyüzünde parlak bir görünmüş ve bu alışılmadık olay insanları çok korkutmuştu.

Bunu yorumlayan astrologlar yakın gelecekte bir kralın öleceğini ve çok önemli olayların yaşanacağını söylediler. Gerçekten de birkaç ay sonra, ‘nda Kralı öldürülünce pek çok kişi bu kehanetin doğru olduğuna inandı. Oysa bugün olarak adlandırılan bu kuyruklu yıldızın her 76 yılda bir Dünya çevresindeki yörüngesinden geçtiğini biliyoruz.

Ezoterik Tradisyon ne demek?

Tradisyon-Gelenek – Tradisyonalist ekolü yazarlarının ” tradisyon ” kelimesiyle kastettikleri, Türkçede de gelenek ifadesinin karşılığı olan ve sadece tarihi bakımdan ve bir sıfat olarak geçmiş günümüze gelen bir şeyi işaret etmemektedir. Rene Guenon, tradisyon ile halk arasında az veya çok anlamı kaybolmuş adetleri birbirine karıştırmamak gerektiğini ifade ederken bu ayrıma dikkat çekmektedir.

Tradisyon burada kaynağı yaratıcı ilk ilke olan ve ancak ehil kişilerin gerçek manasına nüfuz edebildiği ezoterik bilgidir. Tradisyon, insanoğlunu semaya bağlayan, tradisyonel bilimler, ayinler ve erginleme (initiatory) pratiklerinin çeşitli formlarını işaret eder. Genel inanan kitlesi ise tradisyonun en dış ve biçimsel yönüne iştirak edebilmekte, daha öte bir anlayışa kavuşmak için “inisiyasyon” denilen erginleştirme işleminden geçmek ve tüm irade ve anlayış kabiliyetini kullanmak gerekmektedir.

Guenon, çağdaş zihniyetin etkisiyle tradisyonel düşüncenin bazı çevrelerce kasıtlı bile olmaksızın çarpıtıldığını ve hakiki tradisyonel düşüncenin ortaya çıkarılması için nereye bakılabileceğinin bile artık bilinemediğini ve insanların, tradisyon ifadesi altında kendilerine sunulan ve özünde tradisyon karşıtı, hatalı düşünceleri kabule fazlasıyla hazırlıklı olduklarını söyler.

Guenon’un tradisyon ile ilgili dikkati çektiği bir başka nokta da çağdaş zihniyetin tradisyon kelimesini kullanma biçimidir. Tradisyon kelimesi “adet” veya “davranış biçimi” kelimeleriyle eşanlamlı kullanılmakta ve böylelikle tradisyon daha düşük beşeri düzeyle ve derin bir anlamdan tamamen yoksun şeylerle karıştırılmaktadır.

Diğer ve daha incelikli deformasyonlar da bulunmaktadır ve hepsinin ortak özelliği tradisyon düşüncesini tamamen insani düzeye indirgemesidir. Oysa insanüstü düzenden bazı unsurları içermeyen hiçbir şey gerçek manada tradisyonel olamaz. Tradisyonu tamamen insani düzeyle ve bu düzeyin psikolojik, sosyal boyutlarıyla ilişkilendiren çağdaş sapmanın bir başka biçimi de tradisyonun bazı şekillerini “dinler”le karıştıran, din ve tradisyonları sadece insani unsurlarla açıklamaya çalışan akademisyenlerdir.

Ezoterik grup ne demek?

Ezoterizm, genellikle dinler içindeki gizli ve derin boyutları olan grupla- rın ibadet ve faaliyet şeklini ifade etmek için kullanılır. Bazı yazarlar ise onun anlamını dinle irtibatlandırmazlar; dinî olmayan yapılar içinde de ezoterik unsurların bulunabileceğini ifade ederler.

Islam sembolu nedir?

Müslümanların kullanımı – Hilal, tek başına 13. yüzyıldan itibaren kullanılan İslam savaş bayraklarında kullanılan bir sembol olarak tasvir edilir, ancak 14. veya 15. yüzyıla kadar yaygın bir şekilde kullanılmadığı görünmektedir. İslami bir bağlamda yıldız ve hilal, ortaçağda daha nadir görülse de, 14.

  • Yermük Muharebesi’nde Saracen tarafında bir yıldız ve hilal bayrağı tasviri (Tatarların Tarihi’nin el yazması illüstrasyonu, Katalan atölyesi, 14. yüzyılın başları).
  • Babür İmparatoru Şah Cihan’ı yıldız ve hilal süslemeli bir kalkan taşırken tasvir eden minyatür bir tablo.
  • Bir Padişahname el yazmasından (1633) alınan bir resim, Aurangzeb’in çıldırmış savaş fili Sudhakar’la yüzleştiği sahneyi tasvir ediyor. Sowar’ın kalkanı bir yıldız ve hilal ile süslenmiştir.
  • Hilal sancağını tutan Osmanlı sipahileri savaşta (Józef Brandt tarafından çizildi)
  • 1835’ten 1921’e kadar Cebel Şammar Emirliği Bayrağı (bugünkü Suudi Arabistan Krallığı’nda Ha’il)
  • Mısır Hidivliği arması (1867-1914)
  • Mısır Krallığı Bayrağı (1922–1953) ve Mısır Cumhuriyeti’nin ortak resmi bayrağı (1953–1958)
  • Mısır Arap Cumhuriyeti Bayrağı

Ezoterik konusu nedir?

Ezoterik Nedir? Tarihte Ezoterizm İlk Olarak Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır? İslam felsefesinde, metafizikte ve spiritüalizm gibi öğretilerde ezoterizmin temel özellikleri yer alıyor. Bununla birlikte Platonizm de felsefelerden biri olarak tanımlanır. Bu tür öğretilerde bilgiler batıni ve zahiri olarak ikiye ayrılır.

  1. Ezoterik Nedir? Ezoterizm, bazı bilgilerin sadece belli bir zümre tarafından bilinmesi anlamına gelir.
  2. Bu tür bilgiler de ezoterik olarak tanımlanır.
  3. Bu bilgiler metafizik, felsefi ya da tarihi olabilir.
  4. Bilginin saklanmasının temel nedeni, herkesin söz konusu bilgileri kavramaya muktedir olmamasıdır.
  5. Örneğin Aristoteles ve Konfüçyüs gibi bilgiler, bazı bilgilerin halktan gizlenmesi gerektiği görüşünü savunmuştur.

Savaş Sanatı kitabının yazarı Sun Tzu da, yetkililerinin halka sadece gerekli bilgileri arz etmesi gerektiğini yazmıştır. Tarihte Ezoterizm İlk Olarak Ne Zaman Ortaya Çıktı? Ezoterizmin ortaya çıktığı ilk dinlerden biri paganizmdir. Pagan ayinlerini sadece seçkin ve ruhani özellikleri bulunan liderler yönetebilirdi.

Bu liderler, diğer hiç kimsenin bilmediği özel bilgilere sahipti. Gözle görünmeyen varlıklarla iletişime geçebilir ve yeteneklerini ileride başkalarına aktarabilirdi. Ezoterizmin görüldüğü ilk felsefi akımlardan biri ise Platonizmdir. Antik Yunan filozoflarından Platon’un tanımladığı idealar dünyası ezoterizmin ilk örnekleri arasında yer alır.

İdealar dünyası duyularla algılanamadığı için herkes tarafından bilinemez. İslam felsefesine göre de batıni olarak tanımlanan bilgiler, birer sır olarak kalmalıdır. Çünkü sadece havas (seçkin zümre) tarafından bilinebilir. Farabi, Muhyiddin İbn Arabi ve İbn Rüşd, ezoterik düşünürlere örnek olarak gösterilebilir.

Ezoterik kadim ilim nedir?

Bülent Gürkan Önce konumuzun kavramsal çerçevesini oluşturmak, sonra da tarihsel ve kültürel sürecini ele almak kanımca yararlı olacaktır. Ezoterik (Bâtıni, içrek): Dışa kapalı, içe dönük demektir. Ezoterizm (Bâtıniye, içreklik): Kadim bilgelikle günümüze kadar gelen ve gerçeğin yalnızca seçkin ve söyleneni anlayacak kişilere verilebileceği anlayışına dayalı bir öğreti biçimidir.

  1. Toplumdaki akıldışı âdet ve bilgilerle çatışan ussal öğretiler zorunlu olarak içrekliği ve kapalı olmayı, başka deyişle ezoterik (gizlemli) yapılanmaları gerektirmiştir.
  2. Ezoterik yapı: İsteklilerin özenle seçildiği, kendine özgü çalışma yöntemi (erkânı) ve öğretimi olan, bilgi ve görgülerin doğrudan değil simgeler, özdeyişler ve alegorik öykülerle aşamalı olarak verildiği, kapalı bir topluluktur.

Antik Yunan’da bu yapı daha çok belli bir topluluğa özgü ve dışarıya kapalı bir öğretiyi anlatır. Doğudaki biçiminde ise kapalı olmanın yanında anlam içrekliği de söz konusudur. Tarihsel ezoterizm daha çok dinsel kavramların dış yüzünden iç yüzüne geçmeyi dile getirir.

  1. Utsal olanın özüne bakıştır.
  2. Bu kadim gelenek, adaylara inisiyasyon (tekris) yolu ile aktarılır.
  3. Yola girmek isteyene âşık, müptedi, tâlip, çırak ya da mürid (inisiye), yol gösterene de usta, mürşid (inisiyatör) denir.
  4. Ezoterik bilgi: Yalnızca akla değil, aynı zamanda deneyime dayalı, bilgeliği de içeren bilgi türüdür.

Adaydan, kendisinde doğuştan bulunan yeteneklerini hayata geçirmesi istenir. Bunlar, üzerine erdemlerin inşa edileceği yeteneklerdir ve ustalık gerektirir. Akla dayalı bilgiye ‘ Zâhiri-bilgi “, keşfe dayalı bilgiye ise ‘ Bâtıni-bilgi ” denmiştir. Zâhiri bilgi ‘ ilim ‘, Bâtıni bilgi ‘ irfan ‘ diye adlandırılır.

  1. Zâhiri bilginin kanıtı akıl ve deney, bâtıni bilginin kanıtı ise zevk ve vicdandır.
  2. Zâhiri bilgi kavramlarla elde edilirken, Bâtıni bilgi simgeler, ritüeller aracılığıyla keşfedilir.
  3. Eşfedilen bilgi (irfan) kişinin kendisinde gizlidir (gömülüdür).
  4. Bu nedenle ” Bilen başkasını bilir, keşfeden kendini keşfeder, ” özdeyişi ünlüdür.

Ezoterik bilgi, mistik bilgiden ayrılır; gerçi her ikisi de deneyime dayanır, ancak mistik deneyim düzensiz olduğu halde, ezoterik deneyim düzenli ve ritüeliktir. Bâtıni gelenekte, bilgi sırrîdir ve adaylara derece derece verilir ve her derece için yeniden ahit(and) yapılır; ahde vefa ise en önde gelen değerdir.

  • Bu nedenle geleneğe bağlı olanlara vefai de denmiştir.
  • Anadolu’daki yapılanma sürecini düzgün izleyebilmek için, Anadolu’nun kültür yapısına ve sosyal tarihine bakmak gerekir.
  • Bilindiği gibi Anadolu ‘doğu’dur ve ışık doğu’dan yükselir.
  • Anadolu, Ana-Tanrıça’nın yani Kibele’nin vatanıdır ve antik mitler Anadolu’da doğup serpilmiştir; tüm Tanrılar (inançlar) Kibele’nin çocukları olduğu için kardeştir ve aralarında Kibele’nin şefkati hâkimdir.

Daha sonra pagan öğreti ve gelenekler bu mitlerle kaynaşmıştır. Pagan geleneğin pluralist (çoğulcu) yapısı özünde hoşgörüyü barındırır; herkes birbirinin inancına saygı duymaktadır. Tek Tanrılı dinlerin Anadolu’ya gelişi, ikonoklast (put-kırıcı) tavrıyla baskı oluşturmuş ve bu nedenle de kadim öğretileri yer altına itmiş ve ezoterik örgütlenmeyi pekiştirmiştir.

  1. İyonya felsefe geleneği, Diyonizos ve Orfe Geleneği, Delf Mabedi ve Pisagor Okul-Mabedi bir pota oluşturmuş ve sonradan gelen inanç ve gelenekleri kendi potasında dönüştürmüştür (simya).
  2. Anadolu’daki çoğulcu yapı bununla da sınırlı değildir.
  3. Yukarıda anılanların yanında Sümer, Hitit, Asur, Babil’in kültürel mirası, Budist gelenek, Zerdüştilik, Gnostik Hıristiyanlık, Sufi İslâm, Karmatilik, Bâtınilik, bu kültür toprağına ekilmiş tohumlardır.

Günümüzde yeni yeni bilgi dağarcığımıza katılan ve Anadolu’nun en kadim öğretisi ise Luvi ‘lerin öğretisidir ve kendilerine ‘ ışığın çocukları ‘ denmektedir. Her ne kadar resmi din ve ideolojiler bu kadim geleneği heretik (sapkın) ilân etmişse de gelenek her inancı bir elbise gibi giyip çıkarma yeteneğiyle bu baskılardan ustaca sıyrılmasını bilmiş ve bu güçlü çekirdek ezoterik gruplar toplumu alttan alta etkilemeyi sürdürmüştür.

Kapadokya katakomplarında yuvalanmış Gnostik Hıristiyanların hemen yanı başına Horasan göçmeni sufi İslâm Alp-Erenler yerleşmiş, Ihlara vadisinin bir ucunda Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, diğer ucunda Hace Bektaşi Veli hiçbir kıyım olmaksızın tüm Anadolu kültleriyle bağdaşmayı başarmıştır. İslamiyet’in ilk yıllarında, Peygamberin ölümünden sonra yeni dinin Bâtınilik yanlısı grubu olan Hanifler, halifeliğe Hz.

Peygamberin damadı Ali’nin seçilmesini istemiş, ancak Sünni çoğunluğun kabulü ile Hz. Ebu Bekir seçilmiştir. Ali’yi sevmeyen ve onun halife olmasını istemeyenler bir araya gelerek Haricileri, Ali yandaşları da bir araya gelerek Şiileri (Dost, Yoldaş) oluşturdular.

  • Ali’nin halifelik sorunu olarak siyasal biçimde başlayan bu bölünme giderek düşünsel ayrılığa da dönüştü, hatta bir iman sorunu biçimine büründü.
  • Bilindiği gibi her düşünce kendine uygun ortamda doğar ve gelişir.
  • Tasavvuf da İslam’ın bu bölünme devresinde ve daha çok eski inançların yerleştiği bölgelerde gelişmiştir.

Bu bölünme Ortodoks Müslümanlığa karşı bir çeşit Protestan Müslümanlığı ortaya çıkartmıştır. Tasavvuf düşüncesinin, Peygamberin amcaoğlu ve damadı Ali’nin ” Peygamber bana ayetlerin gizli anlamlarını açıklardı, ” sözü ile başladığı (Aleviler) öne sürülür.

Örneğin, Kutsal Kitap’taki “Allah Âdem’i kendi suretinde / şeklinde yarattı ve ona kendi ruhundan üfledi “, “Önsüz sonsuz benim, her nereye baksanız beni görürsünüz” sözleri “Her şey aynı/tek varlık, o da Tanrı’dır” şeklinde yorumlanmış ve Bâtıniliği de içeren tasavvuf süreci başlamıştır. (8. yy. Bâtıniliğin temsilcisi İsmailliye oldu) (Alevilik: 1- Ali yandaşlarının benimsediği görüş, 2- Ali ile karısı Fatıma’nın ‘peygamberin Hatice’den olma kızı’ soyundan gelenler).

Tasavvuf (Mistisizm, Gizemcilik): Kişinin doğrudan tanrı bilgisine ulaşmasını amaçlayan düşünce, inanç ve yaşam biçimidir. Başka deyişle. duygu ve sezgiye dayalı gerçeğe ulaşma anlayışıdır. Kişinin kendi içine dönerek Tanrı’yı kendinde araması, Tanrı’nın varlığında eriyerek kişiliğin (Ben zannının, egonun, nefsin) yok edilmesidir.

Kuruluşta temel nitelik, dünyadan yüz çevirip katıksız bir dinsel yaşamı gerçekleştirme çabasıydı. Emevi saltanatına tepki duyan ilk Zahitler (günahtan sakınan) toplumdan uzaklaşarak (uzlet) bireysel bir dinsel yaşama yöneldi. Çile çekmek (arınmak), sabırlı olmak, tanrıya güvenmek (tevekkül), günahtan kaçınmak ve tanrı sevgisi gibi öğelerle tasavvuf giderek zenginleşti.

Gelişme döneminde (9. yy. başı) dinsel (İslami) kuralların yorumlanması başladı. Tasavvufun ilke, kural ve yöntemleri oluşurken, Eski Yunan, Hint, İran gelenek ve inançlarının etkisi de görülür oldu. Tanrıya manevi yolculuğun durakları (makamlar) ve kişideki tanrısal durumlar (haller) belirlendi.

  • Bunu insanın tanrıya dönüşmesi kuramı izledi.
  • Artık tanrı yetkin insanda (İnsan-ı Kâmil) görünüyor, onun ağzından konuşuyordu.
  • Bu Bâtıni anlayış Yunan felsefesinin İslamileştirilmesi (Hukemalık-Filozoflar, hikmetli kişiler, âlimler) ile eski Hint-İran dinlerinin ve Sabiliğin bir karışımıdır.
  • Burada ezoterik olan tanrısal gizlerin asıl anlamlarıdır.

Tanrı sözlerinin bir dış bir de iç anlamı vardır. Bu anlamlara tevil (ilk ve asıl olana götürme) adı verilen yorum yöntemi ile ulaşılır. Tasavvufta yaratılış değil, varlık birliği (Vahdet-i Vücut) vardır. Hiçbir şey yoktan varolmaz. Evren varolandır. İlksiz, sonsuzdur ne yaratılmıştır ne de yok olacaktır (Parmedines).

  • Peygamber yetkin insan (İnsan-ı Kâmil), Cebrail ise onun (tümel) aklıdır.
  • Doğanın gelişmiş, dönüşmüş en yetkin biçimi ‘insan’dır.
  • O halde gerçek apaçık ortadadır: Kendini Bil.

Sır ‘Enel Hak’ tır. Tanrı’yı arayan sonunda kendini bulur. Bunun da yolu ‘temelde arınma (saflaşma), yolda irfaniyet (anlayış, hikmet), sonda aşk’tır. İslami ezoterizmin (Bâtıniliğin) temel özellikleri: Yorum yöntemi (Tevil), Peygamber ve İmam’a aşırı inanç (Gulüvv), Tanrının insanda görünüşünü (Tecelli) kabul ve giderek tüm dinsel kuralların düzeni temin için olduğunu anlayıp tüm bunların dışlanması.

Halkın anlayışına göre söylenmiş sözlerin asıl anlamlarını açıklayan İmam böylece insanları dinsel kuralların (Şeriat) yükünden kurtarmış olur. Gerçek diye anlatılan bu bilgilerin dine aykırı olduğunu öne süren İslam bilginleri bu duruma şiddetle karşı çıkmış ve birçok Sufinin hapsine ve öldürülmesine neden olmuşlardır (Sühreverdi, Hallac-ı Mansur).

Daha sonra tasavvuf Muhyiddin Arabî ile (öl.1240) varlık birliği (vahdet-i vücud) öğretisine dayalı felsefi bir sisteme dönüşmüştür.12. yüzyıldan sonra tasavvufta kurumlaşma ve örgütlenme süreci başlar. Tasavvufun pratik kural ve yöntemlerini yeniden belirleyen mutasavvıflar kendi adlarıyla anılan tarikatların oluşmasına neden oldular.

  1. Tasavvufun Anadolu’da yayılması Selçukluların gerileme devrine ve küçük beyliklerin kuruluş dönemine rastlar.
  2. Bunalmış insanların sıkıntılarını, acılarını giderecek bir dayanak aradıkları yerlerde ot biter gibi yabancı çevrelerden gelmiş bir ‘ermiş’in karanlıklar içinde belirdiği görülür.
  3. Moğol saldırıları sonucu varı yoğu elinden alınıp iyice yoksullaşan 12–13.
See also:  Qual Jogos Tem Hoje?

yy. Anadolusu ‘ermişler yatağı’ olmuştur. Selçuklu döneminde Anadolu’ya biri İran diğeri Suriye-Irak üzerinden iki karşıt görüşün girdiği görülür. Tarikat kavramı altında toplanan bu iki kuruluştan ilki Ali’ye ikincisi Sünniliğe bağlıdır. Ali’ye bağlı Aleviliğin İran’daki kolu Şiilikten beslenir, özünde eski İran çoktanrıcı inançlar vardır.

  1. Anadolu Aleviliği ise tüm Anadolu kültür birikiminin bir bağdaşımıdır.
  2. Ahilik, Bektaşilik, Kızılbaşlık, Tahtacılık, Çepnilik gibi kolları bulunur.
  3. Tarikat, Arapça ‘yollar’ demektir.
  4. Tasavvufta ise kulu Tanrı’ya ulaştıran zevk, neşe, irfan, aşk ve cezbe yoludur.
  5. Bu yola giren kişi varlığını Tanrı’ya verir, her yerde onun kudret ve hikmetini görür.

Kendini Tanrı’da yok eder, bilişi (ilm-el yakin) görüş, görüşü de (ayn-el yakin) oluş (hak-el yakin) haline gelir. Bilmek-Bulmak-Olmak şeklinde dile gelir. İslam düşüncesi tanrısal bilgiyi, onun getireceği coşku ve mutluluğu 3 ayrı yoldan aramıştır: 1- Kutsal Kitabın/Kuran sözcük anlamları ile aramıştır.

Tanrısal bilginin tek yolu Kuran ve Hadislerdir (Tarik-i Muhammediye); yoruma gerek yoktur (Arap düş, Zâhir bilimi, Sünnilik).2- Kutsal Kitabın yorumu ile aramıştır. Mutasavvıflara göre dinin açık anlamları bilgisizler içindir. İçrek anlamları yetkin kişilerin (Arif, İmam) yorumları ile ortaya çıkar. Farklı yetkin kişilerin farklı yorumlarından farklı tarikatlar ortaya çıkmıştır (İran düşüncesi, Bâtın bilimi, Bâtınilik).3- Kutsal Kitabın sözcük anlamını da, yorumunu da dikkate almayan yalın Tanrı düşüncesi ile aramıştır (Türk düşüncesi, Tanrı bilimi, Melâmilik).

Bu bağlamda tasavvuf içinde tasavvufa karşıt bir görünüm veren Melâmilikten biraz söz edelim.9. yy. Horasan’da kurulmuştur (Horasan Erenleri-Alp Erenler). İsimleri ‘levm – kınanmak, taşlanmak, pişmanlık’ kökünden gelir. Melâmiler, içinde (bâtınında) dava, dışında (zâhirinde) riya ve gösterişi olmayan kişilerdir.

  • Özel bilgileri, kıyafetleri, toplantıları yoktur.
  • Halktan ayrılmazlar, ” Tanrı’ya zikirle, rüya ile ayin/törenlerle varılmaz, bu yol dürüstlük, alçakgönüllülük, Hakk’a bağlanmak ve Halka hizmet yoludur,” derler.
  • Bu anlayış Melâmi görüşünü halka yayan esnaf ve sanatkârları örgütleyen ‘Fütüvvet/Ahilik’i meydana getirmiştir.

Sünniler Tanrısal buyruklara uyacak, ölümden sonra Tanrı’ya ulaşacaktır. Bâtıniler Tanrı’yla bir olduklarını bilirler, ancak tarikatın da ‘bilgisizlere Tanrı ile bir olduklarını öğreten kendini bilme yolu’ olduğu için gereğine inanırlar. Melâmiler ise Tanrı’dan başka her şeyi gönlünden çıkarıp ‘gönül beklemeye’ geçerler.

  1. Bütün eylemlerin Hak’tan geldiğini, kendinin de tüm varlıklar gibi Hak’tan bir parça olduğunu düşünür, ölümsüzlük sevincine (varlık birliği) ulaşırlar.
  2. Buna ‘Melâmet Neşesi’ denir.
  3. Başka deyişle Melâmet bir neşedir, zevktir, ‘hal’dir, terk-i dava ve giderek ‘terk-i terk’tir.
  4. Sohbet esastır, ‘ muhabbette fena, sohbete devamda vefa, marifette beka ‘ anlayışı egemendir.

Bektaşilik, Mevlevilik, Abdallar, Kalenderilik, Haydarilik gibi tarikat oluşumlarına öncülük etmişlerdir.9 ve 10. yüzyılda tarikat denince, ‘ her sufinin tek tek izlediği manevi yol ‘ anlaşılırdı. Zamanla sufiler şeyh, baba, dede, pir adı verilen manevi önderlerin etrafında toplanmaya başladılar.12.

  • Yüzyılda tarikat, bir şeyhin önderliğinde yaşamını ve ibadetini belli kurallara göre düzenleyen müritler topluluğu oldu.
  • Tarikat başının (Pir) ruhani silsilesi peygambere (Hz.
  • Muhammed) Hz.
  • Ali yoluyla ulaşıyorsa bunlara ‘Alevi’, Hz.
  • Ebubekir yoluyla ulaşıyorsa ‘Bekri’ ya da ‘Sünni’ denir.
  • Urumlaşmış tarikatın başında ya o tarikatın kurucusu (Pir) ya da kurucu kabul edilen bir kişi vardır.

Ayrıca silsilesi ona ulaşan halifeler, bu halifelerin irşad (aydınlatma) yetkisi verdiği Şeyhler, Babalar, Dedeler ve onların müritleri (öğrencileri) bulunur. Tarikatın Pir makamı (Pir’in yattığı tekke – Astane), Hankah denen büyük tekkeleri, daha altta dergâhları, konaklama yerleri (zaviyeler), özel giyimleri, zikir biçimi, adap ve erkânı, hizmetli dervişleri ve geçimlerini sağlayan vakıfları vardır.

  1. Böylece toplumdan ayrı ‘ Sufiler ‘ denen elit bir sınıf ortaya çıkmıştır.13. yy.
  2. İranlı Şihabettin Fazlullah Esterabadi’nin kurduğu ‘harf ve rakamlardan dinsel anlamlar çıkaran’ İslam tarikatına “Hurufilik” denir.
  3. Harf ve rakam yorumlayan bütün eski sistemlerin (Pythagoras gizemciliği, Bâtınilik, Tasavvuf) bir sentezidir.

Hurufiliğe göre varlığın özü sesten oluşur. Sesin ortaya çıkmasıyla evren var olmuştur. Cansızlarda gizilgüç olan ses, canlılarda istemle ortaya çıkar. İnsanın ayrıcalığı sözdür (kelâm). Gerçekleşmiş varlık ya da belirmiş Tanrı olan söz insanda dile gelir.

Başka deyişle, insan ‘ konuşan Tanrı ‘dır. Bâtıniliğin temel düşüncesini sürdüren Hurufilikte amaç insandır, İnsanı bilmek Tanrı’yı bilmektir. İran’dan kaçan Hurufiler Anadolu’da Akçahisar, Eskişehir, Sivas, giderek İstanbul ve Rumeli’de Arnavutluk ve Ergiri Kasrına geldiler. Fazl’ın Halifesi Aliyyul-Ala’nın Hacı Bektaş tekkesinde öğreti yaptığı söylenirse de Hurufiliğin Bektaşiliğe Mir Şerif ve Nesimi ile etki ettiği bilinmektedir.

Osmanlı döneminde Sultan Fatih’in Hurufiliğe eğilimini duyan Edirne Camii müderrisi Fahreddin-i Acemi şeriat adına Hurufileri yaktırmıştır.15-16. yy. Hurufilik, Bektaşiliğin asli inançlarından olmuştur. Ancak günümüz Bektaşiliğinde bir geleneğe uyuş biçimine dönüşmüştür.

  • Hurufilik Mevleviliğe ve son Melamilere de etki etmiş ancak ‘ bunu da biliriz ‘ olarak kalmış, ön plana çıkamamıştır.
  • Mevlevilik: 13.
  • Yy.’da Anadolu’da Celaleddin Rumi’nin düşüncelerini temel alan tarikatın adıdır.
  • Şeriat ile birlikte Yeni Platoncu görüşler, varlık birliği inancı ve eski Anadolu gelenekleri bir arada bulunur.

Ayrıca Kalenderilik, Melâmilik ve Bektaşilikten alınma pek çok motif vardır. Mevlevilik, Tanrı’yla evrenin birliği görüşüne dayanır. Gerçek varlık Tanrı’dır ve başka varlık yoktur. Önsüz sonsuz, salt us (Saf Bilinç), salt ışık (Nur), salt erk (Güç), salt sevgidir.

  • Evren Tanrı’nın görünümüdür, bu nedenle seven de, sevilen de, sevgi de kendidir.
  • Her şey Tanrı’dan gelir ve Tanrı’ya döner.
  • İnsan ruhu (ölümsüz tanrısal öz) evren yaratıldıktan sonra insan bedenine girmiş ve geldiği yere dönmenin özlemi içinde çırpınıp durmaktadır.
  • Mevlana bu durumu ‘ney’den çıkan dokunaklı, yakınmalı, özlem dolu sese benzetir.

Bu nedenle ölüm, sevgiliye kavuşma anlamında bir düğün gecesidir (Şeb-i Aruz). Kişiyi tanrısal özün gizemlerine ulaştıracak olan akıl değil, Tanrı’ya duyulan büyük özlem, aşk ve sevgidir. Bu şekilde olgunlaşmanın yolu ise ‘kendini bilmek’ tir. Sevgi tanrısal özdür.

  1. Bu nedenle sevmek tanrısal bir eylemi gerçekleştirmektir.
  2. İnsan Tanrı’yı yansıtan varlık olduğu için insanı sevmek Tanrı’yı sevmektir.
  3. Âşık Tanrı’nın aynasıdır.
  4. Bu ayna (Gönül) arınmış ve pırıl pırıl olmamışsa nur orada parlamaz.
  5. İnsan iyiye, doğruya, güzele yönelmeyi, sabırlı, çalışkan ve erdemli olmayı ilke edinmelidir.

Sevgi tüm insanları birleştirir, kardeşlik duyguları içinde barışsever bir yaşam sağlar. Mevleviliğin katılım, çalışma yöntem ve törenlerini (Ayin) oğlu Sultan Veled düzenlemiştir. Bir şeyhe bağlanmak, çile çıkarmak (matbaha/mutfak soyunmak) isteyen tâlip (Muhip) dedelerden biri tarafından soruşturulması için Meydancı Dede’ye götürülür.

Soruşturma olumlu geçerse talibe bu yolun zorlukları anlatılır ve Kazancı Dede ile tanıştırılır. Bu aşamada ahlâki yönden araştırılan muhip sonuç olumlu ise Aşçıbaşı Dede’ye götürülür ve ” Hak Erenler yardımcın olsun ” sözleriyle kabul edilmiş olur. Çile çıkarmak isteyen Muhip’e Âşık denir. Âşık Mutfak/Matbah kapısından içeri alınır.

Dış kapı yanına serilen Ayak Postu (Saka Postu) denen beyaz bir posta dizüstü çökertilir. Burada sessizce ve düşünerek (Murakabe) geçen üç günün sonunda isteğinde kararlıysa kendisine tennure (yakasız, kolsuz, geniş etekli giysi) giydirilir. Beline Eliflamed (ince, uzun kuşak) bağlanır, sırtına Destegül (kolu kısa hırka), başına da Sikkesi (Mevlevi külahı) konur.

Bu kılığa ‘ soyunmak ‘ denir, kendisi ‘ Matbah Canı ‘ sayılır ve ‘ Ayakçı ‘ ünvanını alır. ‘ İkrar verme ‘ denen bu tören sonunda mutfağa gönderilir ve 1001 gün sürecek çile dönemi başlar. Üç yıla yakın meydancılık, çamaşırcılık, şerbetçilik, bulaşıkçılık vb.18 hizmeti tamamlayan ‘ Can ‘ derviş giysisini giyer, saka postuna oturur, dedelerin yemeğinin bitmesini bekler.

Sonra tüm dedelerin sağ ellerini öper ve tören sona erer. Dedelik makamı için önce üç, ardından 18 günlük yeni bir hücre çilesi vardı. Sonunda kendi zikrini alır, hücre sahibi bir dede olurdu. Mevlevilikte yönetim ‘ Çelebi ‘ denen Mevlana soyundan gelen şeyhlerdedir.

  1. Mevlevi Törenleri: Mevlevilerin giyim kuşamları, müzikleri, raksları, deyimleri çok özel ve kutsaldır.
  2. Törenler (Ayin) Mevlevihane’de düzenlenir.
  3. Müzik ve raks/semah ile yürütülen dört bölümlük ruhsal coşku törenidir.
  4. Selam ‘ denen bölümler bir dervişin geçirdiği gelişme dönemlerini simgeler.
  5. Bunlar; şeriatın koşullarını (dinsel kuralları) öğrenme, tarikatın ilkelerini benimseme ve özümseme, gerçeği arayıp bulma (kendini bilme) ve bilgisini ve coşkusunu başkalarına aktaracak hizmet dönemleridir.

Semah töreninde ney, kudüm, cenk, rebap ve benzeri sazlar eşliğinde Mesnevi’den şiirler okunur, raks edilir. Namaz sonrası dervişler üstlerinde tennure, bellerinde eliflam, sırtlarında güldeste ve başlarında sikkeleriyle ayakta beklerler. Neyzenbaşı’nın ney taksimiyle maddi dünyadan uzaklaşır, şeyhe baş keserek Semah’a başlanır.

  • Semah tam bir simgesel törendir.
  • Her hareketin tanrısal bir anlamı vardır.
  • Çark atmak ‘ dönmek; her yönde Tanrı’yı görmeyi ve her yönden Nur (tanrısal ışık) almayı anlatır.
  • Ayak vurmak ‘ benliği (nefsi/egoyu) ayaklar altında ezmek, ona egemen olmak demektir.
  • Olları yana açmak olgunluğa yönelmek, teşekkür etmektir.

Semazenin başındaki sikke mezar taşını, sırtındaki hırka mezarını, tennuresi de kefenini simgeler. Sağ elleri yukarı, sol elleri aşağı dönüktür. Bu, ‘ Hak’tan alır Halk’a veririz, hiçbir şeyi kendimize mal etmeyiz, aracı olmaktan başka bir şey değiliz ‘ anlamını taşır.

  1. Semah töreni Tanrı aşkı taşıyanların coşku ile dönmesidir.
  2. Bu dönüş hem kendi etrafında, hem de çevreyi dönme şeklinde yapılır.
  3. Özünden ayrı düşen insanın geçirdiği evreleri ve insan olduktan sonra özüne dönüşü anlatır.
  4. Çevreyi dönmek Tanrı’yı aramak, kendi etrafında dönmek gönül aynasında parlayan Nur’un pervanesi olmak demektir.

Bektaşilik: 13. yy. Hace Bektaşi Veli’nin kurduğu ve Halifesi Balım Sultan’ın düzenlediği Türk tarikatıdır. Yesevi, Haydari, Kalenderi, Babai, Melâmi, Hurufi ve Bâtıni gelenek ve düşüncelerle oluşmuş bir ezoterik/gizlemli yapılanmadır. Hace Bektaş zamanında Fütüvvet ehliyle kaynaşmış, Abdallar, Kalenderiler, Haydariler ve giderek Babailer, Edhemiler gibi toplulukları temsil etmeye başlamıştır.

Eşitlik ve kardeşlik anlayışı, ortak mal varlığı görüşü ve kapalı oluşu Bâtınilikten geçmedir. Bütün bu gelenek ve törenleri birleştirerek son şeklini almıştır. Hace Bektaşi Veli’nin evli olduğunu savunan gruba ‘ Çelebi Kolu ‘, evli olmadığını savunan guruba ‘ Babalar Kolu ‘ denir. Bu nedenle Bektaşilik hem evli hem de evlenmeyen (Mücerret) Babalarla temsil edilir.

Mücerret babalar sağ kulaklarına demir ya da bakırdan Mengüş adı verilen bir halka takarlar. Kadın-erkek ayrımı yoktur, eşler törenlere birlikte katılırlar. Bektaşilikte ‘Dört kapı’ ilkesi vardır. Her kapıda 10’ar makam bulunur.

  1. Şeriat Kapısı: Bel-oğlu; İslam Dininin ve Aleviliğin genel koşulları
  2. Tarikat Kapısı: Yol-oğlu; Mürşide bağlanma, törenler, Yol-oğlu olmanın erdemleri
  3. Hakikat Kapısı: İl-oğlu; Kendini Bilme aşaması
  4. Marifet Kapısı: Atam Gök – Anam Yer; Tanrı-Evren-İnsan hakkındaki tüm gizemler.

Bektaşiliğe göre ruh, kafes (beden) içinde bir kuş gibidir. Özüne (Tanrı’ya) dönmeye çalışır. Ölüm (Hakka Yürümek), ruhun beden değiştirmesidir (Tenasüh). İnsan ateş, hava, su ve topraktan yapılmıştır (Çarmıh). Sultan olan (benliği yöneten) akıldır. İyiye götüren akıl Hüma kuşu (Zümrüt-ü Anka), kötüye götüren akıl Şeytandır.

Tanrı-Muhammed-Ali üçlemesi teslis inancına benzer. Yetkin insan ‘ Kutup ‘, Kutupların en yetkini ‘ Kutuplar Kutbu ‘dur ve evren bunların etrafında döner. Alevi-Bektaşiler Tanrı’nın birliğine, Hz. Muhammed’in son peygamberliğine, Kuran’ın Tanrı buyruğu olduğuna, Ali’nin de Halife ve İmamlığına inanırlar.

Ehl-i Beyt’i (ev halkı: Muhammet, Ali, Fatma, Hasan, Hüseyin) seveni sever (tevella), sevmeyeni sevmezler (teberra). İbadet yeri ‘ Meydan Odası ‘, kıblesi ‘ Meydan Taşı ‘dır; ‘ Çerağ ‘dır, ‘ Post ‘tur. Besmelesi ‘ Bismişah ‘tır. Ahlâk ilkeleri: Benliğe egemen olma, dürüst, saygılı, sabırlı ve hoşgörülü olmaktır.

Bektaşi olmak: Sevecenlikte güneş gibi, cömertlikte su gibi, alçakgönüllülükte toprak gibi, teslimiyette ölü gibi, giz saklamada gece gibi olmaktır. Bektaşi yalan söylemeyen, gönül kırmayan, öfkesini yenebilen kişidir. ‘ İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı’ ilkesine uygun davranır.

‘ İncinme, incitme ‘ anlayışına bağlı olarak her çeşit düşünce ve inanca saygı gösterir. Eline sahip olup hırsızlık ve kötülük yapmayacak, diline sahip olup kötü sözler ve yalan söylemeyecek, beline sahip olup namus ve iffete dikkat edecektir. İbadetin en büyüğü, çalışmak, doğruluk ve insan sevgisidir.

  1. Bektaşiliğe giriş töreni: Bektaşiliğe girmek ‘ Nasip Almak ‘, ‘ İkrar Vermek ‘ ya da ‘ Kurban Edilmek ‘ adı verilen bir törenle olur.
  2. Bektaşilikte Âşık, Muhip, Derviş, Baba, Halife dereceleri vardır.
  3. Tarikata girecek olana Âşık, İstekli ya da Harici denir.
  4. İki kişinin kefaleti ile tarikata tanıtılan istekli tören günü bir kurban tığlatır (kestirir) ve rehberi ile birlikte Meydan Odası’na gelirler.

Dünyaya ait kabul edilen para, altın, vb. değerli şeyler üzerinden alınır. Daha sonra başları açık, ayakları çıplak olan can ya da canlara kendi istekleriyle mi geldikleri sorulur. “Evet” yanıtını alan Baba, bu yolun güçlüğünü, demirden leblebi, ateşten gömlek olduğunu anlatır.

  1. Ardından ” Erenler, gelme gelme, dönme dönme, gelenin malı, gidenin canı buyurmuştur, kendinizde bu gücü buluyor musunuz? ” diye sorar.
  2. Allah, Eyvallah ” diyen âşık rehberin dizini öper ve çerağ uyandırma töreni başlar.
  3. Çerağcı (delil) denen küçük mumları ayak mühürleyerek gittiği ocaktan (küre makamı) yakar.

Terceman denen dizeler eşliğinde kürsüdeki mumları uyandırdıktan sonra iki parmak arasında çerağı ezerek söndürür (sırreder, dinlendirir). Baba’nın ” Eğlenceler daim, cemler kaim, gönüller şen ola ” sözlerinden sonra rehber âşığı dışarı çıkartır ve abdest aldırır.

  • Caferi Mezhebi’ne göre abdest alan istekli ellerini yıkarken rehberi ona;
  • ” Tanrı’nın yasaklarına el sürdün ise arınmak için yıka!
  • Ağzını çalkalarken; yalan ve kötü sözlerden arınmak için yıka!
  • Yüzünü yıkarken; yüz kızartıcı suçlardan arınmak için yıka!
  • Başını ıslatırken; akılsızca yaptığın işlerden arınmak için yıka!

Ayaklarını yıkarken; suça ve günaha gittin ise arınmak için yıka! ” der ve havlu verirken de ” Tanrı’dan başka her şeyden silinip Pir-ü pak olmak içindir, sil ” diyerek bitirir. O gün tığlanmış kurbanın yününden örülmüş ipi boynuna takar, sağ elinden tutarak meydana getirir.

Peymançeye (ana karnındaki durum) geçerek içeri giren isteklinin bu duruşu ‘ yeniden doğuş ‘u simgeler. Dört Kapıya selâm verilir. Baba isteklinin boynundaki tığbendi çıkarır, sağ elini tutar, âşık da Babanın eteğini tutar (El benim, etek senin, doğru yolda yürüyelim) ve Babanın tövbe ettirici sözlerini tekrarlar.

Baba âşığa ” Kimseye kötülük etme, benliğinle mücadele et, bağışlayıcı ve alçakgönüllü ol, eline, beline, diline – aşına, eşine, işine sahip ol, hakikat sırlarını açıklama ” gibi öğütlerde bulunur. Başına Bektaşi başlığını (12 dilimli Taç-Arakıyye) takar.

Tığbende, eline ve diline sahip olmasını simgeleyen iki düğüm atar, beline sahip olmayı simgeleyen üçüncü düğümü bağlanırken çözülecek şekilde (harama bağlı-helâle açık) düğümleyip beline bağlar. Böylece dış âlemden (şeriattan) gelerek Muhiplik derecesini alan istekli tarikata girmiş olur. Artık açık anlamların ardındaki gizli anlamları öğrenecek (marifet) ve gerçeğe (hakikate) ulaşacaktır.

Muhip ‘post’a, ‘dar’a, ‘ocağa’, ‘Baba’ya, oturanların her birine ya da ‘cümleden cümleye’ diyerek niyaz ettikten sonra Baba sakiye seslenerek ” Kalk Erenler! Hz. Hüseyin için sebil eyle! ” der. Hazırlanmış olan şerbet herkese sunulur. Bazen şerbet yerine tuzlu su içilir.

  • Baba su ile (bilim-bilgelik) tuzu (adalet-erdem) karıştırıp Muhip’e ve oradakilere içirir.
  • Yoldan dönülemeyeceğini simgeleyen su ve tuza ant içildikten sonra rehber bir süpürgeyi yerde sürüyerek sembolik bir temizlik yapar ve tarikata giriş töreni bitmiş olur.
  • Sofra serilir, dem (rakı) eşliğinde sohbet başlar ve muhabbet denen sazlı sözlü (deyiş) ve semahlı bu toplantı gece boyunca sürer.

Bektaşilik Caferi Mezhebi’ni kabul ettiğini söylemekle birlikte alınan abdest o gecekinden ibarettir. Namaz kılınmaz. Oruç Muharrem’in ilk on günü su içmemektir. Bu yönleriyle de Bektaşilik tamamıyla Bâtıni bir tarikattır. Sofra başında yapılan sohbet toplantısına ‘ Ayn-ül Cem ‘ denir.

Yemekler yenir, saz eşliğinde nefesler okunur, Pervaz (semah) yapılır, anlaşmazlıklar görüşülüp karara bağlanır. Bir başka Bektaşi erkânı da ‘sorulma’dır (baş okutma). ‘Dar-ı Mansur’a gelip Peymançeye geçen can, sağ eli kalbinde ” Elim erde, yüzüm yerde, özüm darda, bu fakirden incinmiş, gücenmiş canlar haklarını istesin, ” der.

Böyle bir kişi çıkarsa Baba ikisini de dinler, çözümler getirir ve onları barıştırır. Sessizlik varsa Canlar hep birlikte ” Biz hoşnutuz, erenler de hoşnut olsun, ” derler. Dem sofrası kurulur, ‘Zakir’ler çalıp söyler, semahlar, devranlar yapılır. Diğer bir erkân gençlere yol yöntem öğretmek, onlara tarikat ilkelerini aşılamak amacıyla düzenlenen (Koldan Kopan) toplantılarıdır.

Ölen (Hakka yürüyen) Bektaşi önce ‘sedir’ sonra ‘saf su’ ile yıkanır. Arakıyesi başına takılır, tığ-bendi beline bağlanır. Derviş ya da Baba ise önce tennure ve hırkası üzerine serilir, tığ-bendi boynuna takılıp uçları ellerine verilir ve kefen kapatılır. ‘Dar’dan İndirme’ erkânı, ölen Bektaşi’de kimsenin hakkı kalıp kalmadığının sorulduğu mirasçıların isteğiyle yapılan toplantıdır.

Kısaca Bektaşilik Edep-Erkân yoludur. ” Her ağaç meyvesinden tanınır” özdeyişi Anadolu kadim bilgeliğinin temel düsturudur. “Kitaplardaki bilgi zihne yazılır ve ölüdür, bilgelerdeki bilgi (irfan) kalbe yazılır ve diridir. Kitapta sevgi yoktur ki alalım, kişi, bilgelerin sevgi ve şefkat ışığıyla gelişir” diyerek, Pisagorcu philo-sophia (sevgi ve hikmet) geleneğinin halen yaşatıldığının izlerini göstermişlerdir.

  1. İlim, mantıkla ve düz yazıyla ifade edilirken, bilgeliğin (irfan) dili şiir olmuştur.
  2. Bir anlamda poetik felsefe ‘den söz etmiş oluyoruz.
  3. Bektaşiliğin piri Hace Bektaşi Veli’nin ünlü deyişi:
  4. Hararet nardadır, sacda değildir; Keramet baştadır, tacda değildir.
  5. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir.

Bir Bektaşi dervişi olan Yunus Emre, ” Yetmiş iki milleti bir bilmeyen insan değil ” diyerek vurguyu insanın evrenselliğine yapmıştır. Yine Yunus Emre, “Cümle yaratılmışlara bir göz ile bakmayan, halka müderris ise de hakikatte asidir,” demiştir.

  • Aşk imamdır bize, gönül cemaat; Dost yüzü kıbledir, daimdir salât.
  • Dost yüzün görünce şirk yağmalandı; Onunçün kapıda kaldı şeriat.
  • Din ve millet sorar isen, Âşıklara din ne hacet.
  • Âşık kişi harab olur, Âşık bilmez din diyanet.
  • Bir örnek de ünlü Hak âşığı Melâmi Niyazi-i Mısri’den verelim:
  • Zât-ı Hak’kı anla gör, zâtındır senin, Hem sıfatı, hep sıfatındır senin,
  • Sen seni bilmek necatındır senin, Gayre bakma sende iste, sende bul.
  • Hüsnünü izhar eder bunca sıfat,
  • Zatına insanı burhan eylemiş,
  • Hakkı istersen yürü, insana bak,
  • Şems-i zât, yüzünden rahşân eylemiş,
  • Hak yüzü insan yüzünden görünür,
  • Zât-ı Rahman, şeklin insan eylemiş.
  • Kaynakça:
  • • Metin Bobaroğlu – Anadolu Aydınlanma Vakfı Çalışmaları

• Tasavvuf Tarihi – Prof. Dr. Cavit Sunar – Ankara İlahiyat Fak. Yayınları • Tasavvuf Felsefesi veya Gerçek Felsefe – Prof. Dr. Cavit Sunar – Ankara İlahiyat Fak. Yayınları

  1. • İslam Felsefesi – Hilmi Ziya Ülken – Cem Yayınları
  2. • Aşk Ahlâkı – Hilmi Ziya Ülken – Ülken Yayınları
  3. • İnsan Ruhu Ebedi midir? – Cemil Sena – Erkmen Matbaası 1951
  4. • Düşünce Tarihi – Orhan Hançerlioğlu – Remzi Kitabevi
  5. • Tarikatlar ve Mezhepler Tarihi – İsmet Zeki Eyuboğlu – Geçit Kitabevi
  6. • Büyük Dinler ve Mezhepler Ansiklopedisi – Tan Matbaası İst.1964
  7. • Bektaşilik-Mevlevilik-Masonluk – Nevzad Odyakmaz – İnkılâp Kitabevi
  8. • Kadim Bilgeliğin Yeniden Keşfi – Fernand Schwarz – İnsan Yayınları
  9. • Abdülbaki Gölpınarlı – Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar – İnkılâp Kitabevi
  10. • Abdülbaki Gölpınarlı – Manakıb-ı Hace Bektaşi Veli “Vilayet-nâme” – İnkılâp Kitabevi
  11. • Alevi-Bektaşi İnancının Esasları – Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu, Danimarka 2008

: Bülent Gürkan

Inisiye olmak ne?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Masonluğun inisiyasyon töreni (1745) İnisiyasyon ( Süluk ) ya da kılavuzluk kimi ansiklopedilerde bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metotlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır.

  • İnisiyasyon sözcüğünün kökeni, Latincede “bir yere girme, iştirak etme, kabul edilme, başlama” anlamındaki “initium” sözcüğüdür.
  • Osmanlı tarikat geleneğinde bulunan “süluk” kelimesi de, “iplik, sıra, dizi, yol, meslek, tutulan yol” anlamlarındaki Arapça “silk” sözcüğünden gelmektedir.
  • Bir inisiyasyonda üstat (inisiyatör, mürşit) tektir, öğrenci (inisiye adayı, mürit) ancak inisiyasyonu tamamladığı zaman inisiye olur.

İnisiyasyonu tamamlamamış olanlara inisiye denmez.