Sabor De Minas

Dicas | Recomendações | Comentários

Feraset Ne Demek?

Feraset sahibi olmak ne demektir?

Feraset kelimesi kulağınıza gelmiş olabilir. Anlamı ve ne demek olduğu konusunda merak ediyorsanız detaylı bir araştırma sonucunda Türk Dil Kurumu tarafından kabul edilen açıklamalarına göz atabilirsiniz. Peki, Feraset ne demek? Feraset nedir? – Feraset, sözlük manası dikkate alındığında birden fazla anlamı barındıran kelimelerden biridir.

Günlük hayatta çok sık kullanılmasa da edebi dilde sıklıkla kullanılan feraset kelimesi birçok manaya gelmektedir. Kelime olarak güzel anlamlar taşıdığı için kız bebek ismi olarak da tercih edilebilmektedir. TDK sözlükte kelime anlamı mevcut olan feraset, farklı anlamlarıyla cümle içinde de sıklıkla kullanılmaktadır.

Feraset Nedir? TDK sözlükteki anlamları dikkate alındığı zaman feraset kelimesi, öncelikle anlayış, seziş ve sezgi anlamlarını taşımaktadır. Çabuk kavrayan, doğru ve hızlı karar veren kimseler için ferasetli kelimesi kullanılmaktadır. Herhangi bir meslek alanında yeterli bilgi düzeyine sahip, uzmanlaşmış kişiler içinde ferasetli kelimesi kullanılmaktadır.

  1. Elimeyi örnek cümle içinde kullanmak gerekirse: “Ferasetli bir avukat olduğu için girdiği tüm davaları kazandı.” “Arkadaşım feraset sahibi bir insan olarak bana güzel ve doğru şeyler öğretti.” cümleleri oldukça uygun anlamlar içermektedir.
  2. Feraset Ne Demek? Feraset kelimesi dilimize Arap dilinin etkisinde yerleşmiş bir kelimedir.

Köken olarak Fars kökünden gelmektedir. Bu kök ise gözde ya da kavrama yeteneğinde keskinlik anlamları taşımaktadır. Türkçeye yerleştikten sonra yaygın olarak tercih edilen kelime özellikle edebi metinlerde sıklıkla kullanılmıştır. Anlayışta ve kavrayışta güçlü, zeki, anlayışlı, sezgileri kuvvetli anlamları taşımaktadır.

Ferasetli insan nasıl olur?

KAD ile hikmet, feraset ve basiret aynı şeyler midir? İlgisi nedir? KAD; bilgi, belge, delile dayanan, düşünerek, akıl yürüterek bilme, anlama ve bu anlama ışığında yaşama ve gerçeği bulmadır. Benzer örnekler kıyaslanarak yeni bilgiler üretilebilir, doğru kararlar akıl yolu ile, KAD süreci sonunda alınabilir.

  1. Feraset; görünüşten, içyüzünü fark edebilmektir.
  2. Feraset zihin uyanıklığı, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti, bir insanın ahlakını, kabiliyetini yüzünden anlamak melekesi demektir.
  3. Apsamlı ileri görüşlülük sahibi olmaktır.
  4. İyi ve doğru olanı çabuk sezinleyebilmektir.
  5. Feraset keskin bir sezgi yeteneğidir.

Yöneldiği varlığın bâtınına nüfuz ederek onun yapısını, özelliklerini, varoluş gaye ve hikmetini sezme hassasıdır. Feraset iki türlüdür. Bir çeşidi ilham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir. Diğeri bir kazanma eseridir ki, muhtelif tabiatlara vakıf olmak sebebiyle meydana gelir.

Ferasetin zıddı ahmaklıktır, zekadan mahrumiyettir. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan bu kavramlar arasındaki ayrım kullanıldıkları bağlamlara da bağlıdır. Basiret; ilim, zekâ, tecrübe ekseninde doğru ve ölçülü bakış, uzağı görme, kalp ile görme ya da gönül gözüne işaret eder. Erdemler ekseninde bir hayat süren, maneviyatını geliştiren insana Allah tarafından verilen bir özellik niteliğindedir.

Basiret seçilmesi gereken şey ile sakınılması gereken şeyi belirlediğinden, risk ve karar almayı gerektirir. Basiret ancak saygın bir amacın hizmetinde olursa kendisini gerçekleştirir. Ahlâki bir hayatta iyi niyet bir garanti değil; vicdan iyiliği de özür (kusur) değildir.

Ahlaki bir hayatta tek başına iyi niyet yapılan işlerin sonucunun da iyi olacağının garantisi olmadığı gibi, iyiniyetin kendisi de kötü, eksik veya olumsuz bir şey de değildir. Aynı zamanda zekâ ve aydınlık bir bilinç gereklidir. Basiretin öngördüğü şey de budur. Hikmet; nesneyi yerli yerine koymada ve/veya olayların sebep-sonuç ilişkisini kurup hükme varmada aklı isabetli kullanarak elde edilen sonuçtur.

Hikmet, doğru gören keskin bir göz gibidir. Hikmet isabetli hüküm vermektir. Hikmet sahibi, yanlış karar vermeyip doğru karar verdiği gibi, doğru seçenekler içerisinden de en doğru olanını, kişiye, zamana ve mekana göre olaya, soruna, nesneye en uygun olanını seçen kişidir.

Hikmet sahibi, sebep ve sonuçları doğru tespit edebilir. Geleceğe dair sağlıklı öngörüler yapabilir. Konuların çok boyutlu haritalarını çıkarabilir. Doğru, uygun ve faydalı eylemlerde bulunabilir. Hikmete batılılar aydınlatıcı yol derken müslüman filozoflar nurlu, ışıklı yol tanımını getirirler. Hikmet bir şeyi etraflıca her yönüyle değerlendirmedir.

Allah’ın her şeyinin bir hikmete mebni olduğunu bilmemiz gerekir, sebep sonuç ilişkisine bakmaktır. Müsebbibul esbab (sebepleri yaratan)Allah’tır. Her işinde nurunu yansıtır. KAD her sağlıklı insanda olması beklenen, gereken ve çalışma ile geliştirilebilen bir beceri/yetenek iken; feraset, basiret ve hikmet çoğu kez sonradan kazanılan, ahlâki bir hayat vasıtasıyla Allah tarafından verilen yeteneklerdir.

Kritik ve analitik düşünme yeteneğini geliştiren insan doğumu, ölümü, hayat ve varlıkları tefekkür eder, Yaratıcıyı bulur, O’nun rızasına uygun yaşar, sevgisini kazanır ve Allah’a yakınlığı arttıkça feraset ve basiret yeteneği kazanır, hikmete ulaşır. KAD tefekkürün yolunu açan bir metod ve bilişsel bir beceridir.

Allah rızasını kazanmada; tefekkürün yolunu açacak, feraset, basiret ve hikmete bizi taşıyacak bir yol ve metod olarak Kritik Analitik Düşünme sistemini hayat tarzı haline getirmeliyiz. : KAD ile hikmet, feraset ve basiret aynı şeyler midir? İlgisi nedir?

Islam feraseti ne demek?

İnsanların, diğer varlık ve olayların iç yüzünü keşfetme, gelecek hakkında doğru tahminlerde bulunma melekesi anlamında bir terim ve bu konuyu ele alan ilim dalı.

Ferasetli davranmak ne demek?

Feraset Nedir? Tdk’ya Göre Ferasetli Ve Ferasetsiz Ne Demektir? Feraset kelimesi özellikle yazılı basında ve televizyonda sıkça duyulan bir isimdir. Türk Dil Kurumu açısından bakıldığında veraset ‘isim’ ve ‘ruh bilimi’ şeklinde geçmektedir. Anlamları üzerinden farklı cümlelerde amacına bağlı olarak kullanılabilir. Aynı zamanda ‘zeka’ olarak da bilinen bir sözcüktür.

Feraset Kelimesinin Sözlük Anlamı Nedir? Feraset birçok farklı sözlük anlamı taşımaktadır.- Ruh bilimi,- Sezgi, seziş,- Zeka,- Anlayışlılık,- Keskin anlayış ve sezgi,

Felaket kelimesini bu sözlük anlamları üzerinden değerlendirmek mümkün. Aynı zamanda TDK ya göre ferasetli ‘anlayışlı’ şeklinde geçmektedir. Zıttı olarak aksine ise ferasetsiz ‘anlayışsız’ anlamında kullanılmaktadır. Tüm bu anlamları üzerinden farklı cümlelerde feraset kelimesi kullanılabilir.

Feraset nasıl kazanılır?

16 Nisan 2021, Cuma Yapılan ilmî çalışma, gözlem ve deneyler kesin olarak şu gerçeği doğruladı: Yaratılan bütün varlıklar (su ve kesif toprak, bitki, ağaç, taşlar dahil) canlıdır, hisleri vardır (enerji boyutu olarak); etkiler, etkilenirler. Kâinat; nötron, proton, foton gibi, tesbit edilen 200 parçası ile atomdan hücre; uzuv, su, bitki, hayvanlar, unsurlar, yıldızlardan galaksilere kadar sayısız esrarlı varlık, karmaşık hâdise ve enteresan faaliyetlerin cereyan ettiği; her şeyin bir şey, bir şeyin her şeyle irtibat; düzen, denge ve alış veriş içinde olduğu âlem içinde âlemdirler.

Bu âlemlerin merkezinde de insan yerleştirilmiştir. Ki, insan kâinatın özü, küçültülmüş bir nümûnesidir; bütün varlıkların özetidir. Bütün enerji boyutları, canlılık ve kanunlar onda da geçerlidir. Rûh/duygu-beden, madde-mânâ, fizik-metafizik (gayb) âlemler, elektro-biyo-manyetik enerji türleri canlıdır, rûh sahipleridir ve bir bütünün parçalarını teşkil ederler.

Aralarında da komplike, enteresan bağlantılar bulunmaktadır. İnsanoğlu da o varlıklardan süzüldüğüne, onların özelliklerini taşıdığına göre; eğer duyu, duygu, his ve enerji boyutlarını geliştirebilir, yönlendirebilirse onların gayb-melekût, madde ötesi boylarıyla irtibata geçebilir ve özelliklerini yansıtabilir.

  1. Aynı zamanda beyin gücü, düşünce, niyet, nazarımızla maddeyi ve olayları etkileme maharetini kazanabilir.
  2. Seyr u sülûk’, yâni, metafizik/ mânâ/gayb âlemlerinde ‘mânevî seyahat’ ile gözlemler yapabilir.
  3. Düşünce, duygu, his ve lâtifeleriyle bu kanunla irtibata geçebilir.
  4. İnsanlara en gelişmiş teknolojik cihazlarla bile kıyaslanamayacak mükemmellikte yetenek verilmiştir.

Manyetik etki, telkin ve her türlü mesajlara duyarlı. Kalb, akıl, hayal ve sâir duyguların metafizik âlemlere seyahati sağlayan anahtar, şifre ve vasıtalardır. İlâhî zikir ve tefekkür ve motivasyon; yâni zikir, şükür, riyâzet ile kalbi ve duyguları işlettirir, olgunlaştırır.

  • Bu sayede, hem duygu hem de duyularımız şeffafiyet, letâfet kazanır; hem de gayb âleminin hakikatlerine bir ayna gibi olur.
  • Böylece tam bir feraset, basiret sahibi olur.
  • Alb gözünün açık olması; mânâ, misâl (resimler, simetri âlemi), ve gayb/metafizik âlemlerinin sırlarına ulaşması demektir.
  • Olumlu/pozitif duygu ve lâtifeleri, ulvî hasletleri, özellikleri geliştirme; nefsî, şehevî, behimî (hayvânî) duygular geri plâna itme oranındadır.

İşte tam feraset ve basiret! Okunma Sayısı: 1486 YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi’ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Müminin feraseti ne demek?

MÜSLÜMAN FERASET SAHİBİDİR! Peygamber Efendimiz ( s.a.v.) “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” (1) buyurmuştur. O halde “feraset” nedir? Feraset, “varlık veya olayların akıbetini ve perde arkasını görmek, bir görüşü doğru ve hızlı değerlendirmek, kararında isabet etmek” demektir.

Tutarlı ve basiretli hareket etme, istikamet ve hakta isabet etme ve bir şeyin sonucunu görebilme özelliğine feraset denmektedir. Bir mümin önceden bir işin mahiyetini ve içyüzünü görebilecek duruma gelmişse ona ferasetli denir. Ferasetin kalpte bulunan iman nuru ile alâkası vardır. İnsanın feraset sahibi olabilmesi için kalbini art niyet ve ön yargılardan arındırması şarttır.

Bununla beraber feraset delil, tecrübe, akıl ve fıtrata uygun geleceği okuyabilme ve hissedebilme özelliğidir. Bu özel değere sahip olan bir Müslüman, Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.”(2) ve “Mümin akıllı, zeki ve uyanıktır.”(3) Sâdât-ı Kirâm’dan Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî (k.s.) hazretleri Buhara’da mürit ve muhipleriyle velilik hâlleri üzerine sohbet ediyordu.

  1. Sohbet halkasına elinde tesbih, sırtında dervişlik hırkası, omuzunda seccade olan bir genç de dahil olmuş, can kulağı ile Hâce’yi dinlemekteydi.
  2. Meclistekilerin ilk defa gördükleri bu genç, bir müddet sonra sual sormak için müsaade aldı ve son derece hürmetkâr bir eda ile şöyle dedi: – Efendim, malumunuz, Hz.

Peygamber (s.a.v.), “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” buyurmuştur. Bu hadis-i şerifin sırrı nedir acaba? Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî (k.s.) bu gence kısa bir süre heybetle nazar eyledikten sonra sert bir tonla: – Sen önce belindeki zünnarı kesip imana gel, Müslüman ol ki bu hadis-i şerifin sırrı tecelli etsin, buyurdu.

Hâce’nin bu tavrı ve sözleri oradaki herkesi şaşırttı. Zünnar, papazların, ucunu önden sarkıtarak bellerine bağladıkları örme bir kuşaktı ve tıpkı haç gibi Hıristiyanlık alâmetiydi. Halbuki bu genç Müslüman bir derviş kıyafeti içindeydi. Nitekim inkâra yeltendi ama yakınında bulunan birkaç kişi gencin üzerindeki hırkayı çıkarınca, düğüm düğüm ederek gizlemeye çalıştığı zünnarının belinde bağlı olduğu görüldü.

Aslında Hıristiyan olan bu genç, müminin ferasetindeki isabeti şimdi bizzat yaşayarak öğrenmişti. Af diledi, zünnarını çözüp attı, kelime-i şahadet getirip Müslüman oldu. Bunun üzerine Hâce hazretleri etrafındakilere döndü, buyurdu ki: – Ey dostlar! Bu genç zünnarını kesti, Müslüman oldu.

Gelin sizler de kalplerinizdeki zünnarı kesip iman edin. Kalpteki zünnar kibir ve gururdur. Bunları çözüp atmadıkça ahdine sadık bir mümin olamazsınız! Cenâb-ı Allah insanoğlunu kâinatın en şerefli varlığı olarak yaratmış ve yeryüzünün halifesi(4) payesini vererek her şeyi, semada ve arzda ne varsa, onun emrine ve hizmetine vermiştir.(5) Böyle mükemmel bir donanım bahşedilen insan, eğer verilen bu nimetlerin farkında olur da gereğini yaparsa meleklerden üstün olur, ancak nankörlük eder de yaratıcıyı tanımayıp her şeyin bir raslantı olduğuna inanır da inancının gereği gibi düşünmez ise o zamanda Fravun misali şeytandan daha aşağı derekelere düşebilir.

Cenâb-ı Hak, yüce kitabımızda “Ey İman edenler! Allah’tan korkarak hareket eder de takva dairesinde bulunursanız Allah size hakkı batıldan ve doğruyu eğriden ayıracak bir kabiliyet, bir nur verir”(6) buyurur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’ de “Müminin ferasetinden korkun o Allah’ın nuru ile görür”(7) buyurarak Müminin Allah’ın kendisine verdiği kabiliyet ile geleceği göreceğini ve bazı olayların hakikatine erebileceğini ifade etmişlerdir.

See also:  Dgs Tercih Ne Zaman?

Müslümanlar olarak özellikle son zamanlarda plânlanan ve etnik, mezhep ve fırka farklılıklarına dayalı olarak oluşturulmak istenen ve bölgede güçlü bir Türkiye istemeyen iç ve dış düşmanların, çatışma senaryolarını görmeli ve bu fitneci akımlara karşı duyarlılığımız devam etmeli, hilecilerin hileleri ayaklarına dolaşmalıdır.Bu sebeple feraset sahibi Müslümanlar, bu çirkin saldırılar karşısında aynı ümmetin üyeleri olduğumuzun bilincinde olmalı, fiziki farklılıklarımızın ötesinde, şuurlu bir ümmetin fertleri olma duygusunu pekiştirip tek yürek olmalıyız.Gönülden Muhabbetlerimle

Dipnotlar: 1-Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16.2-Buhari, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.3-Suyutî, Câmiu’s-Sağir, 2:571.4-Bakara Sûresi, 30.5-Casiye Sûresi, 13.6-Enfal, 8:29.7-Tirmizi, Tefsir, 6. : MÜSLÜMAN FERASET SAHİBİDİR!

Feraset nedir diyanet?

Basîret en geniş anlamıyla kalp gözüdür, firâset de ileri görüşlü olmaktır.

Allah’ın nuru ile bakmak ne demek?

Feraset: Allah’ın nuruyla bakmak

Feraset: Allah’ın nuruyla bakmakEbû Hüreyre”den (ra) nakledildiğine göre,Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:”Mümin, bir delikten iki kere sokulmaz.” (B6133 Buhârî, Edeb, 83; M7498 Müslim, Zühd, 63)Ebû Saîd”den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Tökezlemeyen, halîm (akıllı) olmaz, tecrübe edinmeyen hakîm olmaz.”(T2033 Tirmizî, Birr, 86; EM565 Buhârî, el-Edebü”l-müfred, 199)***

Ebû Saîd el-Hudrî”den nakledildiğine göre Resûlullah (sav), “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah”ın nuruyla bakar.” buyurdu ve ardından, “Elbette bunda feraset sahipleri için ibretler vardır.” (Hicr, 15/75) âyetini okudu.” (T3127 Tirmizî, Tefsîru”l-Kur”ân, 15; MK7497 Taberânî, el-Mu”cemü”l-kebîr, VIII, 102) *** Ebû Hüreyre”den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Her kim benim velî bir kuluma düşmanlık ederse ona harp ilân ederim.

  • Ulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha hoş olan bir şeyle yaklaşamaz.
  • Ulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder.
  • Sonunda onu severim.
  • İşte o zaman onun işiten kulağı, gören gözü, sımsıkı tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum.
  • Benden bir şey isterse bunu ona mutlaka veririm.

Bana sığınırsa onu mutlaka korurum”” (B6502 Buhârî, Rikâk, 38) – Mekke”de şiirleriyle Hz. Peygamber”i hicveden ve müşrikleri Müslümanların aleyhine kışkırtan Ebû Azze Abdullah b. Amr b. Umeyr adında bir şair vardı. Bu şair, Bedir Savaşı”nda esir alınmıştı.

O gün Hz. Peygamber”in huzuruna getirilmiş ve fakir olduğunu, fidye verecek malı mülkü bulunmadığını ve ailesinin kalabalık olduğunu söyleyerek bağışlanma talebinde bulunmuştu. Ayrıca Resûlullah”a, bir daha kendisiyle savaşmayacağına dair söz vermişti. Allah Resûlü de onu serbest bırakmıştı. Ne var ki Ebû Azze Mekke”ye gittikten sonra, şiirleriyle müşrikleri Hz.

Peygamber aleyhine kışkırtmaya devam etti. İşbu Ebû Azze, aradan bir yıl geçtikten sonra bu kez Uhud Savaşı”nda Müslümanların karşısına çıktı. O, daha önce Resûlullah”a verdiği sözü hatırlatsa da Mekkeli müşriklerden Safvân b. Ümeyye, malı ve ailesi konusunda kendisine teminat vererek onu bu savaşa katılmaya ikna etti.

  • Ebû Azze, Uhud”da da esir düştü.
  • Ureyşli tek esir olarak Hz.
  • Peygamber”in huzuruna getirildiğinde, zorla getirildiğini ve Mekke”de bakıma muhtaç kızları olduğunu söyleyerek yine bağışlanma talebinde bulundu.
  • Bunun üzerine Allah Resûlü, “Bana verdiğin söz nerde kaldı! Hayır, vallahi Mekke”de, “Muhammed”i iki kez aldattım.” diyerek sakalını ovuşturamayacaksın.” dedi ve ekledi: “Mümin bir delikten iki kere sokulmaz.” Sonra da Âsım b.

Sâbit”e, (savaş suçundan dolayı) onu cezalandırması talimatını verdi. Hz. Peygamber”in kendine has üslûbuyla ifade ettiği, “Mümin, bir delikten iki kere sokulmaz.” şeklindeki veciz beyanı bütün hadis kaynaklarında yer bulmuş, Buhârî ve Müslim”in Sahîh leri gibi önemli eserlerde bâb/konu başlığı olarak kaydedilmiştir.

Bu, söz konusu hadisin erken dönemlerden itibaren Müslüman zihninde ve vicdanında önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Bu hadise göre Müslüman aynı sebepten dolayı iki kez üst üste aldanmaz, aldatılamaz. Bir kez hata yapar ancak ondan ders alır, sonrası için tedbirli davranır. Bir yılan tarafından aynı delikten iki kez ısırılmak nasıl ki bir gaflet ise bir hatayı iki kez üst üste işlemek de o derece gaflettir.

O hâlde mümin, hatalarına kendisine tecrübe kazandıran birer fırsat olarak bakmalıdır. Mümin, günahından tevbe eder gibi hatalarını fark edip onları bir daha işlememeye azmetmelidir. “Mümin bir delikten iki defa ısırılamaz.” Hadisini “Müslüman, işlediği bir günahın cezasını dünyada çekerse, o günahtan ötürü âhirette tekrar cezalandırılmaz.” şeklinde anlamak isteyenler olmuştur.

Ancak hadisin söylenme sebebi, bu tür yorumlara mahal vermemektedir. Mümini gaflete düşmemesi konusunda uyaran ve zekâsını kullanmaya teşvik eden bu hadis, hayatta sebep sonuç ilişkilerini ve tecrübeyi dikkate alan bir mümin ahlâkını karakterize etmektedir. Bu hadisle bağlantılı olan ve inanmış insanın şahsiyetini yansıtan bir başka rivayette ise hataların, insanı olgunlaştıran, geliştiren ve hikmetin tecelli etmesini sağlayan tecrübeler oldukları ifade edilmektedir.”Tökezlemeyen, halîm (akıllı) olmaz, tecrübe edinmeyen hakîm olmaz.” diyen Allah”ın Elçisi, aynı zamanda hataların insanî birer gerçeklik olduğunu özlü bir biçimde belirtmektedir.

“Akıl” anlamına gelen ve “cehalet”in zıddı olan “hilm”, ilim ile sadece lafzî olarak değil, mânâ olarak da birbirine yakındır. Hicrî birinci asrın gözde simalarından Atâ b. Ebî Rabâh”ın, “İlm ile hilmden daha güzel birbiriyle uyuşan, bütünleşen bir şey yoktur.” demesi manidardır.

Bu durumda kişi, yaşadığı birçok tecrübeden edindiği bilgiler sayesinde hilm kazanmalıdır. Böylece başkalarının işlediği hatalara karşı daha hoşgörülü olur ve “halîm” erdemini kazanır. Halîm kişi de tedbirli olmalı, geçmişteki yaşantılarından, hatalarından, eksiklerinden ders çıkartmalı, tecrübeleri ışığında hareket etmelidir.

İnsan, tecrübeleri sayesinde halîm olduktan sonra da kendisinden hikmetli işler sadır olur. “Hikmet”, “en güzeli, en güzel şekilde bilmek” anlamlarına gelmekte olup bilgi, ince anlayış, kavrayış (fıkh) gibi insanın farklı tecrübelerle ulaştığı bilgelik düzeyine işaret etmektedir.

Nitekim yukarıdaki hadis, hakîm olmayı tecrübeli olmaya bağlamaktadır. Halîm ve hakîm kişi, attığı her adımın sonucunu önceden düşünen ve ona göre istikametini belirleyen kişidir. İnanmış insanın, olası her türlü tehlike ve tehdit karşısında uyanık olması, davranışlarında tedbirli olması ve kendi hatalarını faydalı tecrübelere dönüştürmesi, hiç şüphesiz feraset ve basireti elden bırakmamasına bağlıdır.

Bu bakımdan, “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah”ın nuruyla bakar.” diyen Allah Resûlü (sav), ferasetli olmayı mümin şahsiyetin temel bir zihinsel karakteri olarak ifade etmiş ve ferasetle “Allah”ın nuru” arasında bir ilgi kurmuştur. Feraset bir şey hakkında derinlemesine, ayrıntılarıyla, incelikli bir şekilde düşünmektir.

Bir atlı (fâris) nasıl ki atının hareketlerine dair birtakım sezgilere sahip olur ve yolunu ona göre belirlerse, feraset sahibi mümin de hayata dair güçlü öngörülere sahiptir ve istikametini bu öngörüleri muvacehesinde belirler. Bu hadiste imanî ve ilâhî yönü (vehbî) ortaya koyulan feraset, Allah”ın sevdiği ve değer verdiği kullarının kalplerine yerleştirdiği, doğru yolu gösteren, doğru tahminler yapmasını sağlayan sezgi ve ilhamlar anlamına da gelmektedir.

Feraset, müminin aklı ve düşünce kabiliyetinin yanı sıra Rabbinin, ona imanı karşılığında verdiği bir lütuf olarak da anlaşılabilir. Buradan hareketle Hz. Peygamber”in dolaylı bir şekilde müminin anlayışlı, uyanık ve ferasetli olmasını istediği de söylenebilir.

Şüphesiz ferasetin, doğuştan gelen zeka ve kabiliyet şeklinde ifade edilebilecek fıtrî yönü yanında, tecrübeyle artan yönleri de vardır. Sonradan kazanılan tecrübe, uzmanlık ve bilgi de feraseti tamamlayan unsurlardır. Nitekim Arapçada bir kişi bir işi bildiği zaman “innehû le-fârisün bi-zâlike”l-emr”(O, bu işte çok mahir birisidir.) denilir.

Arapçadaki bu kullanım, geçmiş yaşantı ve tecrübelerin insanı olgunlaştırdığını, gelecekle ilgili öngörülerinde isabetli olmasını ve doğru kararlar almasını sağladığını göstermektedir. Hz. Ali de muhtemelen bu nedenle, “Yaşlı bir kişinin fikri, bana, genç birinin görüşünden daha sevimlidir.” demiştir.

  1. Hz. Peygamber de feraset ve fetanet sahibi olması, üstün zekâsı ve anlayış kabiliyeti sayesinde birçok gizli şeyi bilebilmiş ve geleceğe dönük doğru tahminler yapabilmiştir.
  2. Resûlullah”ın, bir arada yaşadığı münafıkları ağız çalımlarından, konuşmalarından hâl ve davranışlarından tanıması, onun idrak kuvveti ve üstün kabiliyetini göstermektedir.

Yüce Allah bu hususa şöyle dikkat çekmiştir: “Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun, sen onları, konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah, yaptıklarınızı bilir.” Bir başka âyette ise Hz. Peygamber”in onurlarından dolayı dilencilik yapmayan insanları tanıması konu edilmektedir: “(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir.

  1. İffetlerinden dolayı (başkalarından isteyip dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır.
  2. Sen onları yüzlerinden tanırsın.
  3. İnsanlardan arsızca istemezler.
  4. Siz hayır olarak ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” Resûlullah, farklı sahâbîlerden gelen aynı sorulara fetaneti, feraseti, zekâsı ve anlayışı sayesinde muhatabının durumunu tespit ederek onların kişisel ihtiyaç ve eksikliklerini dikkate alan değişik cevaplar vermiştir.

Hz. Peygamber”in, ilk bakışta şartları Müslümanların aleyhine gözüken ancak sonra lehine dönen Hudeybiye antlaşması da onun dehasını, ileri görüşlülüğünü, tahlil ve değerlendirme kabiliyetini açıkça ortaya koymaktadır. O hâlde, “Mümin, Allah”ın nuruyla bakar.” ifadesini, “Mümin, Allah”ın doğuştan kendisine verdiği özel yetenekleri ve kavrama kapasitesiyle bakar.” şeklinde anlamak mümkündür.

Elbette bu kavrama kapasitesi, sadece inanan insanlarda mevcut değildir. Nitekim câhiliye döneminde bir kimsenin fizikî yapısı ve organlarından hareketle onun soyu, ahlâkı ve karakteri hakkında tahminde bulunulan “kıyâfe” diye adlandırılan ve tecrübeye dayanan bir ilim dalı vardı. Bu konuda feraset, basiret, bilgi ve tecrübeye sahip kişilere de “kâif” denirdi.

Nitekim Resûlullah da bir keresinde sadece ayak tabanlarını görerek Zeyd b. Hârise ile oğlu Üsâme”nin baba oğul olduğunu söyleyen bir kâifin bilgisine şaşırmış ve mutlu olmuştu. Enes b. Mâlik vasıtasıyla Resûlullah”a nispet edilen bir sözde, “Allah”ın, işaretlerle insanları tanıyan kulları vardır.” buyrulması, bu özel yeteneğin potansiyel olarak her insanda olabileceğini göstermektedir.

Ancak Efendimizin (sav) “Allah”ın nuruyla bakma” ile iman arasında bir ilgi kurması, feraset ve basiretin, mümin insanda daha fazla gelişmiş olması gerektiğini ifade etmektedir. Bilge sahâbî Abdullah b. Mes”ûd, insanlar arasında feraseti en güçlü kişilerin; Hz. Yusuf”u satın aldıktan sonra hanımına, “Ona iyi bak.

Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” diyen Mısırlı Aziz ve Hz. Musa hakkında, “Babacığım, onu ücretle tut. Herhâlde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır.” diyen Hz. Şuayb”ın kızı ile halifeliği Hz.

  1. Ömer”e bırakan Hz.
  2. Ebû Bekir olduğunu söylemiştir.
  3. Bütün bu örnekler, aslında hayata Allah”ın nuruyla bakan bir idrakin yansımalarıdır. Hz.
  4. Peygamber”in, “Müminin ferasetinden sakının.
  5. Çünkü o, Allah”ın nuruyla bakar.” dedikten sonra, “Elbette bunda feraset sahipleri için ibretler vardır.” âyetini okumuş olması anlamlıdır.

Burada, alâmetleri, işaretleri okuyabilen ve onların neye delâlet ettiğini anlayabilen, eşyanın ve varlıkların arkasındaki nihaî mânâlara vâkıf olan kişilerden söz edilmektedir. Bu âyette ifade edilen “mütevessim” müminler, Kur”ân-ı Kerîm okurken, kâinatı incelerken, insanlara bakarken, her gözün göremediği, her aklın idrak edemediği bazı şeyleri hissederler.

Bu âyet-i kerimenin öncesinde Yüce Allah, Lût kavminin yaptığı ahlâksızlıklardan, onlara ceza olarak gönderilen uğultulu bir sesle (sayha) şehirlerinin altının üstüne getirilmesinden ve üzerlerine taş yağdırılmasında bahsetmektedir. Böylece âyet, inananların geçmişe ibret nazarıyla bakıp ondan dersler çıkarmaları gerektiğine de işaret etmektedir.

Elbette müminin sadece tarihte yaşananlara değil etrafında olup biten her şeye ibret nazarıyla bakması gerekir. Müminin, “Allah”ın nuruyla bakması”, onda böyle bir melekenin mevcudiyetini ifade etmektedir. Bu melekenin açığa çıkmasında insanın gayreti de önemlidir.

  1. Şüphesiz ki, Allah”ın nuru, rahmeti tüm kullarına yayılır.
  2. Ancak hırslarından, kaprislerinden arınıp nefsini tezkiye edebildiği oranda insanın sezgi gücü artar, kavrayışı ve feraseti kuvvet kazanır.
  3. İnsan, günahlara battığında, küçük hesapların peşinden koştuğunda kavrama yeteneğini kaybeder.
  4. O hâlde insanın Allah”ın nuruyla bakması, fıtrî olana ve fıtratına dönmesiyle mümkündür.

Gerçek mümin, bütün mahlûkata Allah”ın nuruyla bakar. Bu nur sayesinde onun kalp gözü açılır ve hakikatleri şeffaf bir şekilde görür. Müminin, “Allah”ın nuruyla bakması”, Yaratıcı”nın ona bahşettiği bir nurla bakması ya da Allah”ın rızasına uygun amelleri yapması şeklinde de yorumlanabilir.

  1. Bu nur, onun gördüklerine bakmasını sağlayan akıldır, basirettir.
  2. İnanan insan gözleriyle görür, aklıyla bakar, kalbiyle idrak eder.
  3. Ancak Allah”ın kendisine lütfettiği aklı işletebilirse bu mânâda “bakmış” olur.
  4. Bu meleke sayesinde kul, Yaratıcı”nın yaratmasındaki gaye ne ise eşyaya bu gayeye uygun olarak bakar.
See also:  Bel FTığıNa Ne Iyi Gelir?

Artık Allah ile görmeye, işitmeye başlar. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, bu durumu şöyle ifade etmektedir:”Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Her kim benim velî bir kuluma düşmanlık ederse ona harp ilân ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha hoş olan bir şeyle yaklaşamaz.

Kulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Sonunda onu severim. İşte o zaman onun işiten kulağı, gören gözü, sımsıkı tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum. Benden bir şey isterse bunu ona mutlaka veririm. Bana sığınırsa onu mutlaka korurum.”” Bu hadis, Rabbiyle ilişkisini güçlendiren inanmış insanın kazandığı feraset ve basiret melekesinin hangi boyutlara ulaşabileceğini ve onu hangi derecelere yükselteceğini göstermektedir.

Bu mertebede kul ile Allah arasındaki perdeler âdeta kalkmaktadır. Allah”ın, velim (dostum) diyerek ve sevgisini bahşederek iltifat ettiği kul, bu sevgi bağı sayesinde tüm eşyaya ve kâinata ilâhî maksatlar muvacehesinde bakmaya başlar. Ayrıca Allah Teâlâ, “Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum.” derken, temsilî bir ifadeyle, sevgisine mazhar olmuş kuluna yakınlaştığını belirtmek suretiyle ona büyük bir ikramda bulunmaktadır.

Olgun ve kemal sahibi müminler, düşünen, tefekkür eden, keskin görüşlü, akl-ı selim sahibi, olaylara ve insanlara doğru teşhisler koyabilen, geleceğe dair sağlam, isabetli tahmin ve öngörülerde bulunabilen, ibret alan feraset ve basiret sahibi kişiler olmalıdır. İmanları ve tecrübeleri arttıkça feraset ve basiretleri artan müminler, tarihî olaylar ile kişisel yaşantılarından dersler çıkarmalı, geçmişten ve gelenekten aldıkları ışıkla ve marifetle geleceğe bakarak Yüce Allah”ın, “De ki: İşte bu benim yolumdur.

Ben ve bana uyanlar, marifet ve anlayış (basiret) ile Allah”a çağırırız. Allah”ın şanı yücedir. Ben, Allah”a ortak koşanlardan değilim.” âyeti ışığında hareket etmelidir. Kaynak: DİB Hadislerle İslam : Feraset: Allah’ın nuruyla bakmak

Feraset ilmi ne demek?

Firaset ya da feraset bir şeyi sezmek, anlamak, iç yüzünü keşfetmek gibi anlamlara gelir. İlm-i firaset insan, hayvan, dağ, tepe gibi varlıklara bakarak yeni bilgilere ulaşmayı amaçlayan bütün ilimlerdir. Fizyonomi, ilm-i kıyafet, el okuma, yüz okuma gibi bütün ilimler ilm-i firaset içerisinde yer almaktadır.

Keskin feraset ne demek?

Her iki kelimenin anlamına baktığında ‘keskin feraset keramete nal toplatırmış’ deyiminin anlamı kısaca şöyledir: Hisleri ve zekası güçlü bir kişi, bir işin sonucunu olağan üstü bir durumun ve kişinin üstesinden daha rahat gelir ‘ anlamına gelir.

Feraset hangi dilde?

İslam dininde önemli bir yeri bulunan feraset kelimesi bazı ilimlerde terim olarak da değerlendirilmektedir. Her insanın sahip olamayacağı özelliklerden biri olan bu durum, feraset ne demek, TDK sözlük anlamı ile feraset nedir gibi sorularla inceleniyor.

Ayrıca bu kelimeye anlamca yakın olan basiret sözcüğü de basiret ne demek sorusuyla inceleniyor. İşte feraset ve firâset kelimelerinin anlamı. – Feraset sözcüğü dini okumaların yanında günlük dilde de pek çok kişinin karşısına çıkan bir terimdir. Bu nedenle çoğu kişi feraset ne demek, doğru yazılışı feraset mi firâset mi diye araştırıyor.

TDK sözlük anlamı ile feraset nedir sorusu da incelemeler arasında yer alıyor. İşte bu kelimenin anlamı ve doğru kullanımı. FERASET ANLAMI NEDİR? Arapça kökenli olan feraset sözcüğü firasa “göz veya kavrayışta keskin olma” kelimesinden türetilmiştir. Feraset kelimesinin Türk Dil Kurumu’na göre sözlük anlamı “anlayış, seziş, sezgi ve anlama kabiliyeti” şeklindedir.

  1. Elimenin bir diğer anlamı da öngörü şeklinde verilmiştir.
  2. FERASET NE DEMEK? Feraset sözcüğü, insanların çevresinde olan olayların ve diğer varlıkların iç yüzünü keşfetme; geleceğe dair doğru tahminlerde bulunma ve öngörülü olma yetisiyle alakalı bir terimdir.
  3. Ayrıca bu konuyu ele alan bir ilim dalı olarak da karşımıza çıkar.

Türkçe sözlükte keşfetme, sezme, ileri görüşlü olma gibi de anlamları vardır. Kelimenin derinine inildiğinde, duyu organlarıyla ve akılla bilinemeyen şeylerin sezgilerle bilinebilmesi olarak yorumlanır. BASİRET NE DEMEK? Basiret; zeka, doğru görme ve kavrama gibi anlamlar taşır.

Olayların iç yüzünü sezgisel olarak hissetme anlamı da taşıdığı için feraset ile yakın anlamlıdır. Ancak feraset basiretten bir üst mertebedir. Zira basiret kalp gözü denilen hisler aracılığıyla elde edilen yorumlama becerisinden oluşur. Feraset ise kişinin maddeyi zekası ile manaya uyarlama yetisidir.

İslam alimleri imanı basiret olarak yorumlar. Basireti açık olanlar dinin hükümlerine talip olurken basireti kapalı olanlar dinden uzaklaşır. Feraset ise tasavvufta akıl ve maneviyatın birleşimi olarak belirtilir. Feraset sahipleri akl-ı kül mertebesine erişmiş kabul edilir.

  1. FERASET SAHİBİ İNSAN OLMAK NE DEMEK? Feraset her insanın sahip olamayacağı bir özelliktir.
  2. Feraset sahibi insanlar manevi anlamda güçlü ve çakraları açık kimselerdir.
  3. Bu nedenle feraset sahibi olmak belli kimselere has bir durumdur.
  4. Bu durum zaman zaman alimler ve çok bilgili kimseler için kullanılırken, bazen de karşısındaki kişinin içsel özelliklerini yüzüne bakarak kavrama yeteneği olan insanlar için kullanılır.

Feraset sahibi kimseler, insan sarrafı olarak adlandırılan kişilerdir. FERASET Mİ FİRÂSET Mİ? Firasa kökünden gelen feraset sözcüğü firâset şekliyle de kullanılmaktadır. Kelimenin her iki yazılışı da doğrudur. Ancak Türkçe’nin ses dizimine ve sesletim özelliklerine göre feraset kullanımı daha uygundur.

Feraset osmanlica ne demek?

1 – سواری کردن.2 – مهارت داشتن در اسب – شناسی. – (اِمص.) ادراک ، دریافت.

Siyasette feraset ne demek?

Feraset Ne Demek? – Feraset genellikle bir kişinin içgüdüsel olarak doğru kararlar verebilme yeteneği olarak tanımlanır. Feraset, anlayış, seziş ve sezgi gibi kavramlarla ilişkilendirilebilir ancak bunlardan farklı bir anlam taşır. Anlayış, bir konuyu kavrayabilme, derinlemesine anlama ve mantıksal ilişkileri kurabilme yeteneği olarak tanımlanır.

Anlayış, bilgi ve deneyim birikimiyle gelişen bir özelliktir. Bir konuyu anlamak için o konuyla ilgili bilgileri özümsemek, analiz etmek ve çeşitli bağlantıları gözlemlemek gerekir. Seziş, bir konunun içyüzünü, gizli olanı veya görünenden daha derin bir gerçeği sezme yeteneğidir. Sezgi, bilinçli düşünce süreçleriyle açıklanamayan daha ziyade içgüdüsel bir doğru bilgiye ulaşma şeklidir.

Sezgi, bazen 6. his olarak da adlandırılır. Örneğin bir kişi bir durumu veya kişiyi değerlendirirken içten gelen bir sezgiyle hareket edebilir ve sonradan bu sezginin doğru olduğunu fark edebilir. Feraset ise anlayış, seziş ve sezgiden farklı bir kavramdır. Feraset Ne Demek Feraset, içgüdülerin ötesine geçen bir yetenek olduğu için genellikle bir kişinin yaşam deneyimleri, bilgi birikimi ve özgün düşünme becerileriyle gelişir. Ferasete sahip olan bir kişi, olayların ve insanların özünü anlama konusunda daha başarılı olabilir ve böylece gelecekle ilgili doğru tahminlerde bulunabilir.

  1. Feraset, bir liderlik niteliği olarak da kabul edilir.
  2. Bir lider, karmaşık durumları veya sorunları analiz ederken ferasetini kullanarak doğru kararlar alabilir ve takımına rehberlik edebilir.
  3. Feraset, zekâyla birlikte çalıştığında etkili sonuçlar doğurabilir.
  4. Zekâ, bir kişinin akıl yürütme, problem çözme ve bilgi işleme yeteneğiyle ilgiliyken feraset daha çok içgüdüsel, sezgisel ve derin anlama ile ilgilidir.

Sonuç olarak feraset bir kişinin içgüdüsel olarak doğru kararlar verebilme yeteneğini ifade eder. Feraset; anlayış, seziş ve sezgiden farklı bir kavram olup bilgi, deneyim, sezgi ve özgün düşünme becerileriyle gelişir. Feraset, bir liderin başarısında önemli bir faktör olabilir ve doğru kararlar alarak olayları ve insanları daha iyi anlamamızı sağlar.

Basiret feraset Dirayet ne demek?

Basiret Ve Feraset Nedir? Basiret Ve Feraset Kavramları Tasavvufta Ne Anlama Gelir? Basiret ve feraset kelimelerinin okunuşları birbirine yakın olduğu için sık sık birbirinin yerine kullanılmaktadır. Ancak basiret ve feraset özelliği temelde kazanılış bakımından oldukça farklıdır.

  1. Basiret ve Feraset Nedir? Basiret; zekâ, ilim, doğru görmek ve kavramak anlamlarını taşımaktadır.
  2. Ayrıca bir işin iç yüzünü sezgisel olarak hissetmek için kullanılmaktadır.
  3. Feraset kelimesi de basiret ile aynı anlamlara gelmektedir.
  4. Ancak basiret, tamamen sezgisel olarak ve kalp gözü denilen hisler aracılığı ile kazanılan yorumlama becerisidir.

Ferasete ise kişinin maddesel olarak gördüğü somut kanıtları zekaya uygun bir biçimde açıklamasıdır. Basiret ve Feraset Kavramları Tasavvufta Ne Anlama Gelir? Basiret ve feraset kavramları tasavvufta sık sık kullanılmaktadır. Bu kapsamda İslam alimleri, imanı basiret olarak yorumlamaktadır.

Feraset ne demek milliyet?

Günümüzde unutulmuş bir kelime olan ‘ferâset’ sözcüğünün aslı, Arapça ‘firâset’ ten gelir. Sözlüklerde; ‘ sezgi, keskin bakma, anlayış ve sezme yeteneği, çabuk seziş yeteneği ‘ olarak açıklanmaktadır. Çok bilinmeyen bir anlamı da; ‘binicilik, at yetiştirme bilgisi, at yetiştirip terbiye etmek, yiğitlik, mertlik’ tir.

Feraset sistemi nedir?

Veraset Sistemi Nedir? Kısaca Osmanlı’da Veraset Sistemi Nasıl Uygulanmıştır? İslamiyet öncesi olan kut anlayışının olumlu yanları olsa da olumsuz yanları da vardı. Kut anlayışından dolayı taht kavgaları çıkmıştır. Bu kavgaları yaşamamak için zamanla veraset sistemine geçilmeye başlanmıştır.

Veraset Sisteminin Ayrıntıları Nedir? Veraset sisteminin temelini yönetimi oluşturmaktadır. Yani bu sistem bir devlet yönetimi sistemidir. Veraset sisteminin uygulanışı zaman zaman değişiklik göstermiştir. Sistemin asıl amacı ise devleti yönetme yetkisini hanedana vermektir. Ülke toprakları hanedan üyelerinin ortak bir malıdır anlayışı vardı.

Bu durumda ülkeyi yönetme yetkisini hanedan kullanmalıdır. Tabi bu durum taht kavgalarını azaltmak yerine daha çok arttırmıştır. Hanedan üyelerinden her biri tahtta hal iddia etmiştir. Bunun sonucunda da taht kavgaları sık sık görülmüştür. Osmanlı’da Veraset Sistemi Nasıl Uygulanmıştır? Osmanlı Devleti’nde uygulanan veraset sisteminin zamanla farklılaştığı görülmüştür.

  1. Verasetin temelinde yer alan ülkenin hanedanın ortak malı olması anlayışı zaman içerisinde farklı bir anlayışa dönüşmüştür.
  2. Veraset sisteminin en farklı şekilde uygulandığı Türk-İslam Devleti Memlükler devletidir.
  3. Bu devlet Kut anlayışı yerine klasik olan veraseti kullanmışlardır.
  4. Ancak, bu sistemi kullanırken ülkeyi hanedanın ortak malı saymamışlardır.

Hükümdar olma yetkisini güçlü olan komutanlara vermişlerdir. Güçlü olan her komutanın tahta geçme hakkı bulunuyordu. Hanedan üyesi olup olmaması önemli değildi. Veraset Sisteminin İlk Düzenlemesini Hangi Padişah Yapmıştır? Veraset sisteminde ilk değişikliğe giden padişah I.

Murat (Hüdavendigar) olmuştur.1362 yılı ile 1389 yılları arasında hüküm süren bu padişah sistemde değişikliğe gitmiştir. Veraseti uygulamış olsada ülkeyi hanedanın ortak malı saymamıştır. Bunun yerine ülkeyi padişah ve oğullarının yönetme yetkisi bulunduğunu belirtmiştir. de bu dönemde bu düşünce yapısıyla uygulanmıştır.

Ülkenin padişah ve oğullarının sayılması ile taht kavgalarının önüne geçilmeli istenmiştir. Veraset Sisteminin Son Hali Nasıl Olmuştur? Zamanla farklılık gösteren sistemi tahta geçen Fatih Sultan Mehmet daha farklı bir boyuta taşımıştır. Çıkardığı “Kanunname-i Ali Osman” yasası ile kardeş katlini yasal bir hale sokmuştur.17.

Feraset nedir sorularla islamiyet?

FİRASET » Sorularla İslamiyet Düşüncede tutarlı olmak, bir şeyde düşünerek davranmak ve basiretli hareket etmek, bir şeyin gerçek mahiyetini görebilmek. Bir kişi işlerin iç yüzünü görebildiği, önceden tahmin edip, düşünebilme kabiliyet ve maharetine sahip olduğu müddetçe firasetli sayılır.

  1. Bir müslüman kalbini kin, nefret, münafıklık, çekememezlik, düşmanlık,vb.
  2. Her türlü kalb hastalıklarından temizleyip, iman nuru ile takva muhabbetiyle doldurduğunda, aynaya akseden eşyanın sureti gibi bazı sırlar adeta cilalanmış olarak kalbine akseder, “başkalarının gönüllerindeki saklı olan şeyleri de keşfedebilir ki, işte bu gerçek “firasettir”.
See also:  Mide Tmesine Ne Iyi Gelir?

Nitekim Hz. Peygamber “müminin firasetinden sakınınız; zira o Allah Teâlâ’nın nuru ile bakar” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağır, 1, 24) buyurmuştur (Gazzalî, İhyau Ulumi’d-Din tıc. Ahmet Serdaroğlu, İstanbul 1973, II.726). Firaset kabiliyetinin iman nuru ile yakından alakalı olduğunu destekleyen şu ayeti burada hatırlatmak gerekir.

“Ey iman edenler! Şayet Allah’dan ittika ederseniz, o size fürkân (hem zahir, hem batında hak olanı olmayandan, iyiyi kötüden, temizi habisten ayırt edici bir marifet ve nur) verir” (el-Enfâl, 8/29) (Elmalılı Hamdı Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IV.2392). Yukarıda sözü edilen hadiste iki ayrı yorum yapılmıştır: Birincisi, hadisin zâhirinin delalet ettiği anlamdır ki, bunu Allah Teâlâ, evliyasının kalbine koyar da, onlar da bunun sayesinde kerâmet, isabetli zan ve hades (başkalarının bilmediği şeyleri bilebilme yeteneği) çeşitleri ile insanlardan bazısının durumlarını bilirler.

İkinci görüşe göre ise; hadiste sözü edilen firaset, delillerle, tecrübelerle, yaratılış ve ahlâkla öğrenilen bir tür (maharettir) ki, bazıları insanların bâtın hallerini bu maharetleri sayesinde bilebilirler (İbnü’l-Esir, en-Nihâye, Beyrut (t.y), III.428).

Bu tecrûbî ve rasyonel izahın da hadislerde izahını bulmak mümkündür. Zira Hz. Peygamber mümini akıllı, zeki ve ince görüşlü olarak tavsif etmekle (Suyûtî, a.g.e., Şam(t) II.571), iman ve takva sayesinde elde ettiği firâseti sayesinde her türlü hile, tuzak ve entrikaya da düşmemesi gerektiğini de şu hadisleri ile işaret etmişlerdir: “Mümin bir kovuktan iki defa ısırılmaz (Buhâri, edeb, 83; Müslim, zühd, 63; Ebû Davud, edeb, 29; İbn Mace, fiten, 13; Darimi, rikak, 65; Ahmed b.

Hanbel II.1 15). Talat SAKALLI : FİRASET » Sorularla İslamiyet

Feraset ne demek islam ve ihsan?

Yüksek İslam Ahlakı ‘Firaset’, ileriyi görmek, düşüncede tutarlı olmak, bir şeyde düşünerek davranmak, basiretli hareket etmek, bir şeyin gerçek özelliklerini görebilmek, demektir. Firaset, telaffuz farkı ile Türkçe’de ‘Feraset’ olarak da kullanılmaktadır.

Firaset ilminin alt dalları nelerdir?

Diğer varlık ve olayların içyüzünü keşfetme ilmi firâset Sözlükte “keşfetme, sezme, ileri görüşlülük” gibi mânalara gelen firâset kelimesi dar anlamda, bir kimsenin dış görünüşüne bakarak onun ahlâk ve karakteri hakkında tahminde bulunmayı ifade eder.

  1. Daha geniş anlamda ise akıl ve duyu organlarıyla bilinemeyen, ancak sezgi gücüyle ulaşılan bütün bilgi alanlarını kapsar.
  2. Bir kimsenin ahlâk ve istidadını yüzünden anlamak demektir.
  3. İlham eseri olarak meydana gelen seziştir.
  4. Mü’minin Allah’ın nuruyla bakması demektir.
  5. Bir hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “(Kâmil bir) mü’minin firâsetinden (çabuk seziş ve kuvvetli anlayışından) sakınınız, çünkü o Aziz ve Celil olan Allah’ın nuru ile bakar.” HİKEMÎ VE TABİİ, RİYÂZÎ, İLÂHÎ FİRÂSET TÜRLERİ Firaset bir şeyi sezmek, anlamak, iç yüzünü keşfetmek gibi anlamlara gelir.

İlm-i firâset insan, hayvan, dağ, tepe gibi varlıklara bakarak yeni bilgilere ulaşmayı amaçlayan bütün ilimlerdir. Fizyonomi, ilm-i kıyafet, el okuma, yüz okuma gibi bütün ilimler ilm-i firâset içerisinde yer almaktadır. Kaynaklarda, riyâzî, ilâhî olmak üzere üç firâset türünden söz edilir.

Hikemî ve tabii anlayışı dünyasına İslâm öncesi kültürlerden geçmiştir. Aristo’ya mal edilerek Yuhannâ b. Bıtrîk tarafından Arapça’ya tercüme edilen Kitâbü’s-Siyâse fî tedbîri’r-riyâse (Sırrü’l-esrâr) adlı apokrif eser İslâm toplumundaki bu tür firâset anlayışını geniş ölçüde etkilemiştir. Rivayete göre Aristo bu eserde öğrencisi İskender’e öğütler vermiş, ona savaşta hangi tarafın galip geleceğini veya mağlûp olacağını önceden tahmin etmenin ve böylece dünyaya hâkim olmanın yollarını ve savaş tekniğini öğretmiştir.

Bundan dolayı müslüman hükümdarlar bu tür eserlere ilgi duymuşlardır. Filozof Kindî Kitâbü’l-Firâse adıyla bir risâle kaleme almış, Ebû Bekir er-Râzî de tıpla ilgili Kitâbü’l-Manśûri’nin ikinci makalesini bu konuya ayırmıştır. Fahreddin er-Râzî’nin Kitâbü’l-Firâse’si de bu anlayışla yazılan bir eserdir.

  1. Bu çalışmalar sonucunda İslâm dünyasında firâset konusu çeşitli dalları olan kapsamlı bir ilim haline gelmiştir.
  2. FİRÂSET İLMİNDEN DOĞAN DİĞER İLİMLER Firâseti (physiognomy, cardiognosy) bir ilim olarak temellendirmeye çalışanlara göre bir kimsenin fizikî yapısına yani boyuna, rengine, çeşitli organlarının yapısına, el ve yüz hatlarına bakarak onun ahlâk ve karakterini teşhis etmek mümkündür.

Bundan dolayı ilk ve orta çağlarda hükümdarlar, kendilerine görev verecekleri kimselerin seçiminde bu ilmin verilerinden faydalanmak istemişlerdir. Taşköprizâde’ye göre “ilmü’l-kıyâfe” adıyla da anılan firâset ilminden doğan diğer ilimler şunlardır: ” İlmü’ş-şâmât ve’l-hayalân (insandaki ben vb.

şeylere bakıp onun iç dünyasını keşfetmek ), ilmü’l-kef veya ilmü’l-esârîr (kişinin el, ayak ve yüz hatlarına bakıp huyunu ve şahsiyetini anlamak), ilmü’l-ektâf (keçi ve koyunun kürek kemiğine bakıp savaş, barış, kıtlık ve bolluk konusunda bir sonuç çıkarmak), ilmü’l-irâfe (şu anda meydana gelen bazı olaylardan hareketle gelecekteki olaylar hakkında akıl yürütmek), ilmü’l-ihtilâc (organlarda görülen seyirme, çarpıntı vb.

durumlardan ileride meydana gelecek olaylara dair sonuç çıkarmak), ilmü’l- ihtidâ bi’l-berâri ve’l-akfâr (sahra ve çöllerde yön tayin etmek), ilmü istinbâti’l-maâdin (madenlerin yerlerini belirlemek), ilmü’r-riyâfe (toprağın nemine, üzerindeki bitkilere ve orada barınan canlılara bakarak yeraltı sularını bulmak), ilmü nüzûli’l-gays (yağmurun yağıp yağmayacağını tahmin etmek ), ilmü kıyâfeti’l-eser (iz sürmek), ilmü kıyâfeti’l-beşer (insanların organlarına ve bunlar arasındaki ilişki ve oranlara bakıp kişilerin ruh yapılarını teşhis etmek, iki kişi arasındaki benzerliği dikkate alıp aralarında nesep bağı bulunup bulunmadığını belirlemek).

  1. SIKI BİR PERHİZ VE ÇİLE SONUCU FİRÂSET SAHİBİ OLMAK Genellikle keskin bir zekâ ve üstün sezgi gücüne sahip olan kişilerin sıkı bir perhiz ve çile sonucu ruhî ve fikrî yönlerini güçlendirerek firâset sahibi olmaları mümkündür.
  2. Başka bir ifadeyle madde âleminden ve bedenî nazlardan soyutlanan insan herhangi bir kişi veya olay hakkında isabetli tahminler yapabilir.

“Riyazî firâset” denilen bu tür firâset Müslümanlarda olduğu gibi gayri Müslimlerde de bulunabilir. Allah’ın, kalbine attığı bir nur ile kulun hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan ayırmasına ve muhataplarının karakterlerini teşhis etmesine ” ilâhî firâset ” adı verilmiştir.

  1. Müminin fırâsetinden sakınınız, zira o Allah’ın nuru ile bakar” meâlindeki hadiste bu tür firâsete işaret edilir.
  2. Bu nevi firâsetin pratiği zâhir âlimlerinde de görülmekle birlikte daha çok sûfîler arasında yaygındır.
  3. Aynaklarda İmam Şâfiî’nin firâset sahibi olduğu, hatta İslâm dünyasında firâsete dair ilk eseri onun yazdığı kaydedilerek firâsetlerinden, firâsete esas aldığı kurallardan örnekler verilir.

Müfessirlerin çoğu gibi sûfiler de bir âyette geçen “mütevessimîn” kelimesini firâset sahipleri şeklinde anlamışlar, ayrıca; “Sen onları simalarından tanırsın” ve “Andolsun ki sen onları -münafıkları- konuşma tarzlarından da tanırsın” meâlindeki âyetlerde de firâsetin kastedildiğini söylemişlerdir.

Allah tarafından insana üflenen ruhun firâsetin kaynağı olduğuna işaret eden sûfîler, Hz. Ömer’in bazı âyetlerin getirdiği hükümleri bu âyetler inmeden evvel bilmesini, Hz. Osman’ın yanına gelen bir kişinin gelmeden önce nâmahreme baktığını anlaması üzerine onun, “Hz. Peygamber vefat ettikten sonra vahiy ile mi karşılaşıyorum!” diye hayret etmesini ve Hz.

Osman’ın, “Bu vahiy değil firâsettir” demesini firâsetin mümkün ve meşru olduğuna delil saymışlardır. (TDV,İslamansiklopedisi,Süleyman Uludağ​) İBN ARABİ’YE GÖRE FİRASET İLMİ Firâset ilmini mutasavvıfların yanında fakihler de kullanır. Fıkıh kitaplarında hakimin vasıflarından birisinin de f irâset olduğu yer alır.

  1. Hakim olayları, tarafları, şahitleri ve diğer delilleri firasetle değerlendirir ve en doğru kararı verir.
  2. İslam tarihinde ve geçmiş ümmetler döneminde firasetli hakimler tarafından isabetle karara bağlanan çok sayıda dava vardır. Hz.
  3. Süleyman’ın bir çocuğu paylaşamayan iki kadından hangisinin gerçek olduğu anlamak için başvurduğu yol bunlardan birisidir.

ilm-i firasetin bir fal olmadığını, var olan işaretlerden yola çıkılarak belirli sonuçlara ulaşıldığını söylemektedir. Cüneyd-i Bağdadi bu konuda şunları ifade eder: “Firaset, isabet kaydetmektir, gaybı bilmek değildir. Firaset isabetli düşünmektir.” Bununla birlikte firaset ilmini fal olarak kullananlar da olmuştur ki özellikle el ve yüz okuma ilimleri fal olarak görülmüştür.

İlmin ya da doğru bilginin farklı kaynakları vardır. Bunlar vahiy, akıl, havass-ı selime denilen duyular, mücerrebat denilen tecrübe ve deney, müşahedat denilen gözlem ve mütevatirat denilen yalan üzerinde birleşmesi mümkün olmayan bir topluluk tarafından ifade edilen sözdür. Bu bilgi kaynaklarının hepsi firaset ilmini desteklemektedir.

Firaset ilmi ile ilgili ayetler, hadisler, duyu organlarının tespitleri, deneyler, gözlemler ve doğru rivayetler, bu ilmin kaynaklarını teşkil etmektedir. Muhyiddin İbn Arabi’nin Tedbirat-ı İlahiyye isimli eserinin sekizinci babı ve Fütuhat-ı Mekkiye adlı eserinin 148.

Bölümü firaset ilmi (fizyonomi) ile ilgilidir. Firaset ilmini hikemî firaset ve şer’î firaset olarak ikiye ayıran, eserine firaset ilminin dine uygun olduğunu gösteren ayet ve hadislerle başlar. Hikemî firaseti insanın beden yapısıyla, şer’î firaseti ise ruh yapısı ile ilgili olarak açıkladıktan sonra, ikisi arasındaki farklar üzerinde durur.

Bu açıklamalar teorik olmaktan çok uygulamaya dayalıdır. İbn Arabi kendi tecrübelerine dayanarak bu bilgileri vermektedir. Şer’î firaset ise insanın ruh aynasını parlatması ile ulaştığı gayb bilgisidir. Günahlardan, hırslardan, şehvetlerden uzak duran insan, gaybî bilgilere sahip olabilmektedir.

Feraset nedir diyanet?

Basîret en geniş anlamıyla kalp gözüdür, firâset de ileri görüşlü olmaktır.

Feraset ne demek milliyet?

Günümüzde unutulmuş bir kelime olan ‘ferâset’ sözcüğünün aslı, Arapça ‘firâset’ ten gelir. Sözlüklerde; ‘ sezgi, keskin bakma, anlayış ve sezme yeteneği, çabuk seziş yeteneği ‘ olarak açıklanmaktadır. Çok bilinmeyen bir anlamı da; ‘binicilik, at yetiştirme bilgisi, at yetiştirip terbiye etmek, yiğitlik, mertlik’ tir.

Siyasette feraset ne demek?

Feraset Ne Demek? – Feraset genellikle bir kişinin içgüdüsel olarak doğru kararlar verebilme yeteneği olarak tanımlanır. Feraset, anlayış, seziş ve sezgi gibi kavramlarla ilişkilendirilebilir ancak bunlardan farklı bir anlam taşır. Anlayış, bir konuyu kavrayabilme, derinlemesine anlama ve mantıksal ilişkileri kurabilme yeteneği olarak tanımlanır.

  1. Anlayış, bilgi ve deneyim birikimiyle gelişen bir özelliktir.
  2. Bir konuyu anlamak için o konuyla ilgili bilgileri özümsemek, analiz etmek ve çeşitli bağlantıları gözlemlemek gerekir.
  3. Seziş, bir konunun içyüzünü, gizli olanı veya görünenden daha derin bir gerçeği sezme yeteneğidir.
  4. Sezgi, bilinçli düşünce süreçleriyle açıklanamayan daha ziyade içgüdüsel bir doğru bilgiye ulaşma şeklidir.

Sezgi, bazen 6. his olarak da adlandırılır. Örneğin bir kişi bir durumu veya kişiyi değerlendirirken içten gelen bir sezgiyle hareket edebilir ve sonradan bu sezginin doğru olduğunu fark edebilir. Feraset ise anlayış, seziş ve sezgiden farklı bir kavramdır. Feraset Ne Demek Feraset, içgüdülerin ötesine geçen bir yetenek olduğu için genellikle bir kişinin yaşam deneyimleri, bilgi birikimi ve özgün düşünme becerileriyle gelişir. Ferasete sahip olan bir kişi, olayların ve insanların özünü anlama konusunda daha başarılı olabilir ve böylece gelecekle ilgili doğru tahminlerde bulunabilir.

  • Feraset, bir liderlik niteliği olarak da kabul edilir.
  • Bir lider, karmaşık durumları veya sorunları analiz ederken ferasetini kullanarak doğru kararlar alabilir ve takımına rehberlik edebilir.
  • Feraset, zekâyla birlikte çalıştığında etkili sonuçlar doğurabilir.
  • Zekâ, bir kişinin akıl yürütme, problem çözme ve bilgi işleme yeteneğiyle ilgiliyken feraset daha çok içgüdüsel, sezgisel ve derin anlama ile ilgilidir.

Sonuç olarak feraset bir kişinin içgüdüsel olarak doğru kararlar verebilme yeteneğini ifade eder. Feraset; anlayış, seziş ve sezgiden farklı bir kavram olup bilgi, deneyim, sezgi ve özgün düşünme becerileriyle gelişir. Feraset, bir liderin başarısında önemli bir faktör olabilir ve doğru kararlar alarak olayları ve insanları daha iyi anlamamızı sağlar.

Feraset ilmi ne demek?

Firaset ya da feraset bir şeyi sezmek, anlamak, iç yüzünü keşfetmek gibi anlamlara gelir. İlm-i firaset insan, hayvan, dağ, tepe gibi varlıklara bakarak yeni bilgilere ulaşmayı amaçlayan bütün ilimlerdir. Fizyonomi, ilm-i kıyafet, el okuma, yüz okuma gibi bütün ilimler ilm-i firaset içerisinde yer almaktadır.