Sabor De Minas

Dicas | Recomendações | Comentários

Infak Ne Demek?

Infak Ne Demek

İnfak dini anlamı nedir?

Dinî-ahlâkî bir terim olarak genellikle ‘ Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması ‘ demektir.

İnfak ne demek örnekler?

Sahabedeki İnfak Örnekleri · Davet Mektebi Dergisi Kur’ân’da infilak et, toprağa düş, filizlenSünnetin bahçesinde artık sende şekillenSahabe, Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (sav) görmüş, iman etmiş ve bu iman üzere ölen kişilere denir. İnfak, Allah’ın insana ihsan ettiği malını sağlığında Allah yolunda ve O’nun rızasına uygun bir biçimde Allah’ın razı olacağı kişiler, kurumlar ve kuruluşlara verme ve harcamadır.

  1. Miktarı sınırsızdır.
  2. Işinin kendisine verilen ihsan derecesinde ihsanda bulunmadır.
  3. Ur’ân-ı Kerim’in pek çok ayetinde varlıklı mü’minlere “Allah yolunda infak edin.” emir ve tavsiyesinde bulunulmuş, Allah yolunda infak edenler övülmüştür.
  4. Genelde infak; Mü’minin kendisinde mevcut her nimeti başkalarına yansıtması, başkalarını o nimetlerden yararlandırması demektir.

Her türlü malî yardımlarla davranış biçimindeki yardımlar infak kavramının içine girer. İnfak paradan, maldan olduğu gibi, ilimden, güzel sözden, güler yüzden de olur. Ayrıca sağlığın, saadetin, gençliğin de infakı vardır. İnfak, farz olan cihadın bir şubesidir.

İnfak, malın geri gelmesini beklemeksizin karşılıksız yapılan yardımdır.”Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın.” (Bakara, 267)”Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan kimseler var ya, işte onların Rableri katında ecirleri vardır.

Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 274) “Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, her başağı yüz daneli yedi başak bitiren bir tohumun hali gibidir. Allah dilediği kimseye kat kat verir. Allah’ın ihsanı çok geniştir.

Her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara, 261) “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcayıncaya kadar birre (Cennete ve iyiliğin en güzeline) eremezsiniz.” (Âl-i İmrân, 92) “Sarfettiğiniz her hangi bir şeyin yerine O, daha iyisini koyar.” (Sebe’, 39) “Allah, faizi tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir.

Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.” (Bakara, 276) “Sizden birinize ölüm (alâmetleri) gelip de: ‘Ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edin.” (Münâfikûn, 10) Zekât ve her çeşit infakın önemini anlatan çok hadis-i şerif vardır.

“Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Belâya dua ile karşı koyun.””Malın zekâtını ödedin mi, kendinden onun şerrini def ettin demektir.” “Sadaka, malın miktarını eksiltmez, artırır.” “Zekâtını ödeyen, üzerinde bulunan (fakirin) hakkını ödemiş olur, fazla vermek efdaldir.””Farz zekâtı öde.

Zira o seni temizler. Sıla-i rahmi eda et. Dilenci, komşu ve fakirin hakkını gözet.””Zekâtı ödeyen, misafire ikram eden, musibete uğrayanlara veren cimrilikten kurtulur.””Allah, zekâtını ödemeyen kimsenin namazını kabul etmez, ikisini birlikte yapıncaya kadar.

Zira Allah Teâlâ namazla zekatı (Kur’ân’da yanyana birlikte zikretmek suretiyle) birleştirmiştir; Siz aralarını açmayın.””Allah imanı ve namazı ancak zekatla kabul eder.”1Bu ayet ve hadislere muhatap olan o zamanki Müslümanlar yani sahabeler, bu ilahi direktiflerin anlamını gerçekten kavradılar. Sevdiklerinden fedakârlık ederek, mallarının en değerli olanlarını Allah yolunda dağıtarak iyiliğe ulaşma çabasına girdiler.

Zira iyilik bütün güzel şeylerin bütünüdür. Daha büyük ve daha üstünlerini elde etmek umuduyla cömertlik örnekleri verdiler. Sahabe efendilerimizin hepsinden Allah razı olsun. Bu bilinç ve şuur ışığında infakı hayatlarının bir parçası yapmışlardı. Ve hayatları bu ulvi örneklerle doludur.

Bunlardan bazılarıHz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor; Hz. Peygamber (sav) bir gün bizlere sadaka vermemizi emretti. O sıralarda mal bakımından oldukça zengindim. Kendi kendime eğer Ebu Bekir’i (r.a) geçebilmem mukadderse, ancak bugün olabilir. Dedim ve malımın yarısını getirdim. Hz. Peygamber (sav) ‘Aile efradına bir şey bıraktın mı?’ diye sordular.

‘Evet, onlara da bir şeyler bıraktım’ dedim. Ne kadar bıraktığımı sorduklarında da bunun kadar da onlara bıraktım cevabını verdim. Biraz sonra da Ebubekir (r.a) geldi. Hz. Peygamber (sav) ona da ‘Ey Ebu Bekir! Sen aile efradına ne bıraktın?’ diye sordu. O da ‘Onlara Allah’ı ve Onun Resûlünü bıraktım.

Yetmez mi ya Rasulallah, kâfi gelmez mi ya Rasulallah?’ dedi. Bunun üzerine onu hiçbir zaman geçemeyeceğimi anladım.2Abdullah b. Zübeyr (r.a) şöyle diyor: ‘Aişe ile Esma’dan daha cömert kadın görmedim. Ancak bunların cömertlikleri birbirinden farklıydı. Şöyle ki; Aişe biriktirir ondan sonra dağıtırdı, Esma ise elinde bulunanı ertesi güne bırakmazdı.”3Hz.

Ömer’in (r.a) oğlu Abdullah hastalanmış, canı balık çekmişti. Aradılar, ancak bir tane bulabildiler. Yemek için pişirip önüne koyduklarında bir fakir gelerek Abdullah’ın yanına oturdu. Abdullah ona ‘şu balığı ye’ deyince oradakiler, ‘Subhanallah. Biz bu balığı güç bela bulabildik, onu sen ye, bu adama da başka bir şey veririz.’ dediklerinde o, ‘ben bu balığı çok istedim.

Öyle ise onu sadaka vereceğim.’ dedi.4Hz. Peygamber (sav) bir hutbe irad ederek mali sıkıntı çeken İslâm ordusuna yardım etmek hususunda sahabeleri teşvik etti. Bunun üzerine Hz. Osman (r.a) kalkarak ‘Eyerleriyle birlikte yüz deve veriyorum.’ dedi. Hz. Peygamber (sav) bulunduğu yerden bir basamak inerek yine teşvik yollu şeyler söyledi.

Hz. Osman (r.a) bu kez de kalkarak aynı şekilde ikinci bir yüz deveyi de verdiğini söyledi. Hz. Peygamber (sav) hayrete düşen bir insanın yaptığı gibi mübarek elleriyle işaret ederek, ‘Bundan sonra yapacağı şeyler Osman’a bir zarar vermez.’ buyurdular.Hz.

Aişe (r.a) validemiz Medine’de evinde bulunduğu bir sırada dışarıda bazı sesler duydu, ne olduğunu sordu. ‘Abdurrahman b. Avf’ın (r.a) Şam’dan yiyecek getirmekte olan kervanı döndü. Bu sesler ondan’ dediler. Bu kervan 700 deveden meydana gelmiş olup Medine onların sesleriyle çınlıyordu. Bunun üzerine Hz.

Aişe (r.a), ‘Ben Hz. Peygamber’in (sav) ‘Abdurrahman b. Avf’ın cennete sürünerek girdiğini gördüm.’ buyurduğunu işitmiştim.’ dedi. Bu sözler Abdurrahman’ın (r.a) kulağına gittiğinde, ‘Eğer yapabilirsem oraya (cennete) sürünerek değil, ayakta ve yürüyerek girmeye çalışacağım.’ dedi.

  • Ve gelen kervanları bütün yükleri ve hayvanlarıyla birlikte Allah yolunda infak etti.5Ebu Talha (r.a) Medineli Müslümanların en zenginiydi.
  • En çok sevdiği malı da Beyraha bahçesi idi.
  • Bu bahçe Mescidi Nebevi’nin karşısındaydı. Hz.
  • Peygamber (sav) oraya girer, orada bulunan tatlı bir kaynaktan içerdi.
  • Sevdiğinizden dağıtmadıkça iyiliğe ulaşamazsınız’ ayeti inince, Ebu Talha dedi ki, ‘Allah “Sevdiğinizden dağıtmadıkça iyiliğe ulaşamazsınız” buyuruyor.

Benim en sevdiğim malım ise Beyraha bahçesidir. Onu Allah yoluna bağışlıyorum. Onun iyiliğini umuyor ve yüce Allah katında bana azık almasını ümit ediyorum. Ey Allah’ın Resûlü, Allah’ın sana gösterdiği şekilde onu kullan.’ Peygamber (sav) ‘Çok güzel! Çok güzel! Bu kârlı, verimli bir arazi, bu kârlı bir arazi.

  1. Ben işittim.
  2. Ben, onu akrabalarına dağıtmanı uygun görüyorum buyurdu.’ Ebu Talha da ‘Öyle yaparım ey Allah’ın Elçisi’ dedi ve onu akrabaları ile amcaoğulları arasında paylaştırdı.6Hz.
  3. Ömer (r.a) “Ey Allah’ın Resûlü, Hayber’de payıma düşen arazi kadar benim yanımda değerli hiçbir malım olmadı.
  4. Onu ne yapmamı önerirsin?” dedim.

Resûlullah (sav) “Aslını bırak, ürününü Allah yolunda vakfet.” buyurdu.7Mekke müşrikleri Suheym b. Sinan er-Rumi’yi (r.a) dininden döndürmek için işkence etmişlerdi. Suheyb (r.a), Mekkelilere “Ben ihtiyar bir adamım. Malım da var. Sizden veya düşmanlarınızdan olmamın size bir zararı olmaz, ben bir söz söyledim, ondan caymayı iyi görmem, malımı ve eşyamı size verir, dinimi sizden satın alırım” demişti.

  1. Onlar buna razı olmuşlar, Suheyb’i (r.a) salıvermişlerdi.
  2. Oradan kalkıp Medine’ye girerken kendisine rastlayan Hz.
  3. Ebubekir (r.a), “Alışverişin karlı olsun ya Suheyb” demiş, o da “Senin alışverişin de zarar etmesin” cevabını vermiştir.Sahabenin çoğu bu şekilde davrandı.
  4. Endilerini İslâm’a kavuşturduğu günde iyiliğin tümüne kavuşturan Rablerinin direktiflerine sarıldılar.

Bu yönelişleri onları malın köleliğinden, nefsin cimriliğinden ve egoistlik sevdasından özgürlüğe kavuşturdu. Bu aydınlık ufuklara özgürce, serbestçe ve rahatça yükseliverdiler.Sahabeyi yıldız yapan, infaka teşvik eden asıl güç, Rablerine olan şüphesiz imanlarıdır.

Rızkın Allah’tan olduğuna olan kat’i inançlarıdır. Ahiret yurdu arzuları ve infakın malı azaltmayıp bereketlendireceğini kabul etmiş olmalarıdır. Tereddütsüz infak etmelerinin ana sebebi işte budur. Acaba imanım ne durumda, diye düşünüyorsanız, infaktaki seviyemize bakmak lazım. İmanın sağlamasını ve göstergesini infak ile anlayabilirsiniz.

İnfakta nasibiniz yoksa, iman ışığınız ya sönmüş, ya da sönmek üzeredir. Rabbimiz bizlere ve tüm ümmete sahabenin infak şuurunu versin. Âmin 1) Kütüb-i Sitte, c.7, s.322 – 323, 2) Ebu Davud, Tirmizî, 3) Buhârî, 4) Ebu Nuaym, 5) Hayat’üs Sahabe, 6) Buhârî, Zekât, 44; Müslim, Zekât, 14, 7) Buhârî ve Müslim : Sahabedeki İnfak Örnekleri · Davet Mektebi Dergisi

İnfak nedir ne zaman yapılır?

Zekât vermenin belli bir zamanı yoktur. Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi nisap miktarı malın üzerinden bir sene geçmiş olması konusunda da kamerî ay hesabı uygulanır. Farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir kamerî ayı veya Ramazan’ı beklemeye gerek yoktur.

İnfak sadaka kimlere verilir?

Sadaka Nedir, Sadaka Kimlere Verilir? Sadaka; Allah rızası için fakirlere, ihtiyaç sahiplerine, karşılık beklemeden verilen yardım ve Allah yolunda yapılan harcama olarak kabul edilir. Allah-u Teâla’ya yakınlaşmak ve O’nun rızasını almaya vesile olan sadaka, bir Müslümanın mal ya da sahip olduğu nakitten bir kısmını ihtiyaç sahibi diğer Müslüman kişilere Allah rızası için ve hiçbir karşılık beklemeden vermesidir.

Sadakanın çeşitleri vardır. Bunlar arasında en makbul olanları Sadaka-i Cariye, yani Müslüman kişinin durumu uygunsa vakıf, okul, cami, medrese, çeşme, kuyu, köprü, yol, kütüphane inşa etmek ve bunu karşılık beklemeksizin kalıcı olarak insanların kullanımına bırakmaktır. Sadaka veren kişiler, Allah rızasını da gözeterek hem dünya hem de ahiret hayatı için bu yardımları yaparlar.

Sadaka çeşitleri arasında doğrudan nakit bağışı da vardır. Müslümanlar gelirleri doğrultusunda istedikleri zaman ihtiyaç sahiplerine istedikleri kadar sadaka verebilirler. Hayat Yolu Derneği olarak yılın tüm dönemi sadaka bağışlarınız ile dünyanın dört bir yanındaki yoksul kişilere, ihtiyaç sahiplerine, öksüz ya da öğrencilere, mağdur ve mazlumlara ulaşıyor ve desteklerinizle yardımda bulunuyoruz.

  • Sadaka, Allah rızası gözetilerek, hiçbir karşılık, çıkar ya da kazanç beklenmeksizin elde edilmiş helal maldan verilmelidir.
  • Sadaka verirken gösteriş ve kibirden uzak bir tutum ve yol tercih edilmelidir.
  • Sadaka, doğrudan veya elden verilebildiği gibi kurum ve kuruluşlara yapılan bağışlar ile de verilebilir.

Her Müslüman, kendi ekonomik gücü doğrultusunda istediği kadar miktarı, istediği zaman bakmakla yükümlü olmadığı akrabaya, yoksullara, yetimlere, ihtiyaç sahibi öğrencilere, maddi durumu zorda olanlara verilebilir. Müslüman kişi ayrıca, sadaka-i cariye olarak da bilinen sadaka çeşidiyle okul, cami, mescit, medrese, hastane, köprü, çeşme, su kuyusu, gibi kalıcı eser olarak devamlılığı olan inşaatları yapıp hayata kazandırarak da tüm Müslümanların hizmetine sunabilir.

  1. Sadaka çeşitleri arasında yer alan fıtır sadakası, halk arasındaki bir diğer adıyla fitre de bulunmaktadır.
  2. Ramazan ayı içinde verilmesi gereken fıtır sadakası; insan olarak yaratılıp, Ramazan orucunu tutup, Ramazan’ın bereket, fazilet ve sevabından yararlanılması nedeniyle Allah-u Teâla’ya bir şükür ifadesi olarak kabul edilmektedir.

Dinen zengin olan kişilerin vereceği fıtır sadakası tutarı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından asgari tutarda hesaplanmasının ardından Ramazan ayına sayılı günler kala kamuoyuna duyurulur.

Namaz infak mı?

İnfak etmek ne demek? İnfak ile ilgili ayet ve hadisler neler? | Dini Bilgiler İslam dininde Arapça olarak anlamı bilinmeyen birçok terim var. Vatandaşlar bu terimlerin anlamlarını merak edip araştırıyor. Bunlardan birisi de infak. Aslında infak kelimesinin anlamını en güzel özetleyen şey dayanışma ve yardımlaşmadır. İşte infak kelimesiyle ilgili her şey. Harcama, ödeme anlamına gelen Arapça bir kelime olan infak, herhangi bir iyilik bir karşılık beklemeden sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapılır. Müslümanların yardıma ihtiyacı bulunan kişilere (Maddi anlamda) yardımda bulunmasına infak denir. İnfak etmek, Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması demektir. Bu bakımdan infak, farz olan zekâtı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir. Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 215. Ayetine baktığımızda infakın öncelik olarak ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolcular için yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. olmalıdır. Anne baba ilk sırayı almaktadır. Sonra akrabalar ve öksüzler olarak devam etmektedir. Bakara sûresinin 2. âyetinde Allah’a samimiyetle inanan müminlerin başlıca özellikleri sayılırken iman ve namazın ardından infak zikredilmiştir. Fahreddin er-Râzî’ye göre bu âyet farz ve mendup olan bütün infak çeşitlerini kapsamaktadır. Farz olan infak zekâtla, kişinin kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamak üzere yaptığı harcamalar ve ülkenin savunmasına katkılarıdır. Mendup olan infak ise bunun dışında kalan harcamalardır. Bakara Sûresinde (261-274) infakın önemi, amacı, hangi mallardan kimlere ve nasıl verileceği, karşılığında vaad edilen ödüller ayrıntılı biçimde zikredilir. > O (takva sahipleri), gayba iman eder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. (2/Bakara 3) > İyilik, yüzünüzü doğu ya da batı cihetine dönmeniz değildir. (Gerçek anlamda) iyilik, Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, Kitab’a ve nebilere inananların; sevmesine rağmen malı, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere verenlerin; namazı kılıp, zekâtı verenlerin; söz verdiklerinde sözlerine bağlı kalanların; fakirlik, hastalık ve savaş zamanında sabredenlerin yaptığıdır. İşte bunlar sadık olanlardır. Bunlar takva sahiplerinin ta kendileridir. (2/Bakara 177) > Allah yolunda infak edin ve (İslami mücadeleden geri kalmak suretiyle) kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Kulluğunuzu en güzel şekilde yerine getirin. Çünkü Allah muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları sever. (2/Bakara 195) > Dünya hayatı, oyun ve eğlenceden ibarettir. Şayet iman eder ve korkup sakınırsanız (Allah,) ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez. (47/Muhammed 36) > Şayet sizden (tüm malınızı) isteyip sizi zora soksa, cimrilik edersiniz. O da sizin kininizi/düşmanlığınızı açığa çıkarmış olur. (47/Muhammed 37) > İşte sizin durumunuz budur: Allah yolunda infak etmeye çağrılmaktasınız, içinizden bazıları cimrilik etmektedir. Kim de cimrilik ederse, ancak kendi aleyhine cimrilik etmiş olur. Allah, (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) El-Ğaniy’dir. Muhtaç olanlar sizlersiniz. Şayet yüz çevirirseniz, (sizin yerinize) başka bir kavim getirir, sonra (onlar) sizin gibi de olmazlar. (Allah’a itaat ederler.) (47/Muhammed 38) > Allah’a ve Resûl’üne iman edin. Sizi, kendisinde yetkili kıldığı (mallardan) infak edin. Sizden iman edip infakta bulunanlara büyük bir mükâfat vardır. (57/Hadîd 7) > Göklerin ve yerin mirası Allah’a ait olmasına rağmen, ne oluyor size ki infak etmiyorsunuz? İçinizden, fetihten önce infakta bulunup savaşan (kimse, böyle olmayanla) bir olmaz. Bunlar Allah katında, fetihten sonra infak edip savaşanlardan daha büyük bir dereceye sahiptir. (Bununla beraber) Allah, hepsine güzellik vadetmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (57/Hadîd 10) > Allah’a güzel bir borç verip de Allah’ın ona kat kat fazlasını vereceği o (bahtiyar) kimdir? Ve onun için değerli bir mükâfat vardır. (57/Hadîd 11) > Sizden birine ölüm gelip de: “Rabbim! Beni yakın bir zamana erteleseydin de sadaka verseydim ve salihlerden olsaydım.” demeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (63/Münafikûn 10) > Allah, eceli gelmiş olan hiçbir kimsenin (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (63/Münafikûn 11) > Allah’tan gücünüz yettiğince korkup sakının. İşitin, itaat edin. Kendinize hayır olarak infakta bulunun. Kim de nefsinin bencilliğinden korunursa işte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler. (64/Teğabûn 16) > Şayet Allah’a güzel bir borç verirseniz size (karşılığını) kat kat arttırır ve (günahlarınızı) bağışlar. Allah (kullarına teşekkür eden ve yaptıklarının karşılığını fazlasıyla veren) Şekûr, (kulların hak ettikleri cezayı erteleyen) Halîm’dir. (64/Teğabûn 17) > O ki; malını vererek arınır. (92/Leyl 18) – “Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda infak üzerine yediyüz misli katlanır.” (Ebu Davud) – “Ashabıma sebbetmeyin (dil uzatmayın). Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun (sizden) biri, Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin infak ettiği bir müdd’e hatta yarım müdd’e bedel olmaz.” (Müslim) – Hz. İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) minberde, sadakadan ve dilenmeye tevessül etmemekten bahsettiği sırada: “Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır!” buyurdu. “Üstteki” infak eden “alttaki” de dilenen demektir.” (Buhari, MüsIim) – “Sen, Ehlikitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey, Allaha ibadettir. Onu bilip anladıklarında, Allahın günde beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bunu kabul edip uygulamaya başladıklarında, Allahın, onlara, mallarından, zenginlerden alınıp, fakirlere verilecek olan zekâtı farz kıldığını bildir. Zekât alırken, halkın gözünde kıymetli olan mallarından uzak dur. Zulme uğrayanın bedduasından da kaçın. Çünkü, onun bedduası ile Allah arasında hiçbir perde yoktur.” (Buhârî) – “Kıyamet gününde, fakirlerden dolayı zenginlerin vay hâline! Çünkü onlar şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Bu zenginler bize haksızlık ettiler. Senin, bizim için onlara farz kıldığın hakkımızı vermediler.” Allah teâlâ da şöyle diyecektir: “izzetim ve Celâlim hakkı için, sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım.” (Taberânî) – “Gerçek fakir, bir veya iki lokma, ya da bir veya iki hurma ile baştan savulan değildir, asıl fakir, ihtiyacını giderecek bir şey bulamayan, kendisine sadaka verilmesinin zarureti bilinmeyen ve kalkıp insanlardan da dilenmeyen kimsedir.” (Buhârî) – “Kulların sabaha kavuştuğu hiçbir gün yoktur ki, iki melek inip, biri: “Allahım! Allah için veren kimsenin verdiği malın yerine daha iyisini ver!” Öbürü: “Allahım! Vermeyip, elinde tutanın malına telef ver!” demesinler.” (Buhârî) – “Bir müslüman, sevabını Allahtan umarak çoluk çocuğuna bir harcama yaparsa, bu onun için bir sadaka olur.” (Buhârî) – “Yarım hurma ile de olsa ateşten korunun. Bunu da bulamazsanız, gönül alıcı güzel sözler söyleyin.” (Buhârî) – “Allah için vermekle mal eksilmez. Allah, affeden kulunun şerefini daha da artırır. Allah için tevazu göstereni, Allah daha da yükseltir.” (Müslim) – “Yüksek el, alçak elden daha hayırlıdır. Bakmaya yükümlü olandan başla. En hayırlı yardım, ihtiyaç dışındakinden verilendir. Kim iffetli davranmak isterse, Allah onu iffetli kılar. Kim insanlardan bir şey beklemezse, Allah onu kimseye muhtaç etmez.”(Buhârî) – “Herhangi bir müslüman, bir ağaç diker, ya da bir ekin eker de, ondan kuş, ya da insan, veya hayvan yerse, mutlaka karşılığında bir sadaka sevabı alır.” (Buhârî) – “İnsanın, her bir organı için, her gün verilmesi gereken bir sadakası vardır. iki kişi arasında adâletli davranman bir sadakadır. Binitine binerken birine yardım etmen, onu üzerine bindirmen veya yükünü onun üzerine yüklerken yardım etmen, bir sadakadır. Güzel bir söz de bir sadakadır. Namaza gitmek üzere attığın her adım bir sadakadır. Yoldan insanları rahatsız edici bir şeyi kaldırman da bir sadakadır.” (Buhârî) – “Kişinin kendi malı hayır ve iyilikler yaparak infak edip önceden gönderdiği mallardır. Mirasçısının malı ise harcamayıp geriye bıraktığı menkul, gayri menkul her türlü maldır”, buyurdu. (Buhari) – “Her sabah yeryüzüne iki melek iner. Biri: -Ya Rabbi, infak edip iyilik edenin malının yerine yenisini ver, der. Diğeri de: -Ya Rab cimrilik edenin malını telef et, diye dua eder.” (Buhari, Müslim) – “Ey Adem oğlu, infak et(malını hayır yolunda sarfet ki) sana da infak(Allah sana karşılığını hem bu dünyada ve hemde ahirette versin) olunsun.” (Buhari, Müslim) – “İnfak et, sayıp durma, sana da sayı ile verilir, fazlalık malını ve paranı muhtaç kimselerden esirgeme, senin de rızkın engelenir.” (Buhari, Müslim) – “Cimri ise bir şey vermek istediğinde zırhın halkaları birbirine iyice geçer ve onu sıkıştırır. Genişletmek için ne kadar çalışsa da başaramaz, infak etmek ister de bir türlü infak edemez.” (Buhari, Müslim) : İnfak etmek ne demek? İnfak ile ilgili ayet ve hadisler neler? | Dini Bilgiler

İnfak emir midir?

İnfaka Dâvet: – Allah-u Teâlâ iman edenlere seslenerek, kendilerine rızık olarak verdikleri şeylerden Allah yolunda infakta bulunmayı emrediyor. Hakk katında bunların sevabını biriktirmeleri, inandıkları gayeye ulaşabilmeleri, bu hayırlı işlere koşmaları için mali fedakârlıkta bulunmayı teşvik ederek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Ne alış-verişin ne de dostluğun ve ne de iltimasın olmadığı günün gelmesinden önce, size verdiğimiz rızıklardan (Allah için) sarfedin.

İnkar edenler ancak zâlimlerdir.” (Bakara: 254) Serveti veren O’dur, verdiği şeylerden infak etmeye davet eden de O’dur. Allah-u Teâlâ geçici olarak tasarrufumuza bıraktığı az miktardaki malı, o korkunç gün gelmeden önce, O’nun rızâsı mucibince infak etmemizi istemektedir. Şöyle ki; Zekât günü gelince kuruşuna kadar verilmeli, fakirin hakkı geciktirilmemelidir.

Zekât ve sadaka vermekle beraber, dinin yücelmesi için gereken harcamayı yapmak, bu gibi bağışlarda bulunmayı adet haline getirmek gerekmektedir. Bugün elde fırsat dilde ruhsat varken malını istediği gibi harcayabilen insan, yarın öyle bir gün gelecek ki, istese bile infakta bulunamayacak.

Çünkü o gün alım-satım, değiş-tokuş günü değil; yargılama günü, ceza ve mükafat verme günüdür. Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor: “O gün ne mallar fayda verir ne de oğullar. Meğer ki Allah’a tamamen salim ve temiz bir kalp ile gelenler ola.” (Şuarâ: 88-89) Ahirette herkes kendi derdi ile meşgul olacağı için dünyadaki sevgiler unutulur.

Kendi başı selamet buluncaya kadar hiç kimse diğerinin halini sorup soruşturamaz. Hiç kimse kendisini, istediği kadar bolca verse de malıyla kurtaramayacak. Nitekim diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor: “O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde bulunan her şey ve bunların bir o kadarı daha onların olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için feda etseler yine kendilerinden kabul edilmez.

  • Onlar için pek acıklı bir azap vardır.” (Mâide: 36) Allah-u Teâlâ’nın nimetlerine karşı nankörlük edip malını keyfine göre sarfedenler, kendi nefislerine zulmetmekten başka hiçbir şey yapmamışlardır.
  • Allah-u Teâlâ rızkını genişlettiği kimseye, şükrünü denemek için ihtiyaç sahiplerine infakta bulunmasını emir buyurdu: “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver.

Allah’ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Rûm: 38) Bu infak vazifesini yapmayanlar veya gösteriş için yapanlar bu müjdeye lâyık olamazlar. • İnsan Allah-u Teâlâ’nın ve O’nun yüce Peygamberi’nin emrine uyarak infak ettiğinde, bu fedakarlığının menfaatı ve mükafatı kendisine ait olduğu gibi; infak etmekten kaçınıp cimrilik yaptığında, o cimriliğin zararı da kendisine aittir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır: “İşte sizler, Allah yolunda infak etmeye çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Amma cimrilik eden bilsin ki, ancak kendisine cimrilik etmiş olur.” (Muhammed: 38) Allah-u Teâlâ onlardan fedakarlık isterken, sırf kendilerinin iyiliği için istemektedir.

Şu halde cimri bir kimse bu davranışı ile malını esirgediğini zanneder, fakat kendi malını kendisinden esirgediğini, bu yüzden kendisini sevaptan ve rızâ-î Bârî’ye ermekten mahrum bıraktığını bilmez. Kim bir fedakarlıkta bulunursa, bu kendisi için biriktirilmiş bir hazinedir.

Allah-u Teâlâ kullarının mallarını infak etmelerine ihtiyaçtan münezzehtir, verilenlerden müstağnidir. İnsanlar ise dünyada da ahirette de O’na muhtaçtırlar. “Allah ganidir, siz ise fakirsiniz.” (Muhammed: 38) O lütfetmedikçe hiç kimse hiç bir rızık elde edemez. “Eğer ondan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir kavim getirir de, onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed: 38) Onlar iman ve takva ile bu işe sahip çıkarlar, ilâhî hükümlere muhalefette bulunmazlar, vaad edilen ecir ve mükafatlara kavuşurlar.

Nitekim öyle olmuştur. Diğer bir Âyet-i kerime’de ise şöyle buyuruluyor: “Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki; Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik ve güçlüdür.

  • Allah yolunda cihad ederler.
  • Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.
  • İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfu ihsanıdır ki, onu dilediğine verir.
  • Allah’ın lütfu geniştir, her şeyi bilendir.” (Mâide: 54) İnfak; zekâtı, sadakayı ve hayır yolda verilen her yardımı içine alan bir ifadedir.
  • İslâm’ın doğuşuyla doğmuş olup, İslâm cemaatinin hayatında ta başından beri mevcut olan bir prensiptir.

Allah-u Teâlâ infak emriyle, infak eden kişinin nefsini temizleyip terbiye ve tezkiye etmektedir. Kalplerin temizlenmesi, mal ve mülk sevgisinden uzaklaşması için en iyi ilâçtır. Kur’an-ı kerim’in bir çok Âyet-i kerime’lerinde infak hükümleri vardır.

Fitre infak mıdır?

İnfak nedir? Sözlükte “tükenmek, tamamlanmak, son bulmak” mânasındaki nefk kökünden türetilen infâk “bitirmek, yok etmek; yoksul düşmek” gibi anlamlara gelirse de daha çok “para veya malı elden çıkarmak” mânasında kullanılmaktadır. Dinî-ahlâkî bir terim olarak genellikle “Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması” demektir.

Bu bakımdan infak, farz olan zekâtı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir. Râgıb el-İsfahânî, infakı iyi ve kötü olarak ikiye ayırdıktan sonra iyi olanı “harcama yapan kişinin âdil olduğunu gösteren infak” şeklinde yorumlasa da (eẕ-Ẕerîʿa, s.409) kelime yalın olarak kullanıldığı zaman meşrû ve yararlı harcamaları ifade eder, harcanan şeye de nafaka denir (el-Müfredât, “nfḳ” md.).

Ancak nafaka hukukta daha çok, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaptığı harcamaları ifade eder. Kur’ân-ı Kerîm’de infak kavramı bir âyette “yoksul düşme” (el-İsrâ 17/100), yetmişe yakın âyette ise “harcama yapma” anlamında geçmektedir (bk.M.F.

Abdülbâkī, “nefḳ” md.). Hadislerde de infak konusu geniş şekilde ele alınmıştır (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “nfḳ” md.). İslâmî telakkiye göre insanın sahip olduğu servetin asıl sahibi Allah’tır. O’nun emanet olarak verdiği bu servetten başkalarına infakta bulunmak gerekir (en-Nûr 24/33; el-Hadîd 57/7). Bakara sûresinin 2.

âyetinde Allah’a samimiyetle inanan müminlerin başlıca özellikleri sayılırken iman ve namazın ardından infak zikredilmiştir. Fahreddin er-Râzî’ye göre bu âyet farz ve mendup olan bütün infak çeşitlerini kapsamaktadır. Farz olan infak zekâtla, kişinin kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamak üzere yaptığı harcamalar ve ülkenin savunmasına katkılarıdır.

  • Mendup olan infak ise bunun dışında kalan harcamalardır (Mefâtîḥu’l-ġayb, II, 20-29).
  • Bakara sûresinde (261-274) infakın önemi, amacı, hangi mallardan kimlere ve nasıl verileceği, karşılığında vaad edilen ödüller ayrıntılı biçimde zikredilir.
  • Bu açıklamalar şu şekilde özetlenebilir: a) İnfak ve tasadduk gösterişten uzak, yalnız Allah rızâsı için yapılmalıdır.

b) İnfakta bulunan kişi onu alıp kabul edenin onurunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır. c) Yapılan yardım en iyi ve en kaliteli mallardan seçilmelidir. d) İnfakın yerine ulaşması için gerçek ihtiyaç sahipleri tesbit edilmelidir. Aynı sûrenin 195.

  1. Âyetinde geçen “Allah yolunda infak” tabirinin, âyetin bağlamı dikkate alındığında öncelikle ülkenin savunması için gerekli maddî yardımda bulunmayı ifade ettiği görülür.
  2. Ancak bu tabirin geçtiği birçok âyet ve hadisin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuca göre Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslâm’a ve müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama Allah yolunda infak sayılmaktadır.

İslâm medeniyet tarihinde de böyle bir niyet taşıması şartıyla ülkenin savunması, hac hizmetleri, yoksulların desteklenmesi, okul, kütüphane, cami, yol, köprü, çeşme, bakımevleri gibi hayır kurumlarının tesisi, hatta tabiatın korunup geliştirilmesine kadar çok çeşitli hizmetler için yapılan her türlü harcama Allah yolunda infak kapsamında değerlendirilmiştir.

  • Âyetin devamında, “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” cümlesiyle bir anlamda, cimrilik edip bu tür harcamalardan kaçınmanın müslüman toplum ve fertler için tehlike oluşturduğu bildirilmiştir.
  • Bakara sûresinde yer alan bir âyette (2/215) infakla ilgili öncelik sırasına işaret edilmekle birlikte âyetin sonundaki ifadeden asıl önemli noktanın hayır yapma arzusu ve niyeti olduğu anlaşılmaktadır.

Hadislerde de aile fertlerine yapılan harcamalar infak kavramıyla ifade edilmiş ve bunun bütün sadakaların en hayırlısı olduğu belirtilmiştir (Müsned, V, 277; Müslim, “Zekât”, 38, 39). Kur’an’da, varlıklı müslümanların mallarında yoksulların hakları bulunduğunun belirtilmesi (ez-Zâriyât 51/19; el-Meâric 70/24-25) zenginlerin, bir özür sebebiyle çalışamayan veya geliri ihtiyacını karşılamayanlara yardımda bulunmakla yükümlü olduğunu göstermektedir.

  1. Bu yardımın tasadduk, zekât, fıtır sadakası, kurban, hediye, kullanmaya verme (iâre), vakıf, devlet bütçesinden maaş bağlama gibi birçok çeşidi bulunmakta olup bunların hepsi geniş anlamda infak kavramıyla ilgilidir.
  2. İslâmî anlayışa göre herkes, öncelikle emeğiyle kendisinin ve yükümlülüğü altındakilerin ihtiyacını karşılamaya çalışmalıdır.

Zira bir hadiste belirtildiği üzere kişi elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir (Müsned, II, 334; Buhârî, “Büyûʿ”, 15; ayrıca bk. Tâhâ 20/131-132). Ancak dinî naslar bir bütün olarak incelendiğinde, herkesin elinden geleni yapması gerekli olmakla birlikte fertlerin toplumun maddî değerlerinden yalnızca çalışarak hak ettikleri kadar değil normal ihtiyaçları kadar faydalandırılması ilkesinin benimsendiği anlaşılır.

  1. Hz. Peygamber dul ve yetimlerin geçimini bizzat üstlenmiş (Buhârî, “Zekât”, 18; “Ferâʾiż”, 4, 15; Müslim, “Ferâʾiż”, 14), Hz.
  2. Ömer de bu uygulamayı resmîleştirmiştir.
  3. Fârâbî, devlet gelirlerinin bir kısmının çalışma gücü bulunmayanlarla mesleği para kazanmak olmayıp sosyal faaliyet gösterenlere harcanması gerektiğini söyler (Fuṣûlü’l-medenî, s.145-146).

Fakat bunlara yapılacak infak, hizmetlerinin önemiyle sınırlı olmalıdır. Nitekim Hz. Ömer, ilk zamanlarda hâfızlık çalışması yapanlara maaş bağlatmışken daha sonra bu faaliyetin hizmet niteliğini kaybettiğini görünce bundan vazgeçmiştir (Abdülhay el-Kettânî, III, 95).

  1. İnfak kelimesi umumiyetle karşılıksız yardımlar için kullanılır; nitekim Kur’an’da yaptıkları iyiliklerden dolayı bir karşılık beklemeyenler övülmektedir (el-İnsân 76/8-9).
  2. Bununla birlikte meşrû alanlarda yatırım yaparak istihdam yoluyla insanların nafakalarını sağlamaya vesile olmak da infak kapsamında değerlendirilebilir.

Serveti âtıl bırakıp (kenz) Allah yolunda harcamayanları ağır bir dille yeren âyetler (et-Tevbe 9/34-35) bu hususu da kapsamaktadır. Gazzâlî buradaki “kenz” kavramının malı veya parayı piyasadan çekmek, bunları Allah yolunda harcamanın ise piyasaya sürmek demek olduğunu belirtmiştir (İḥyâʾ, IV, 91-92, 95).

Her ne infak ederseniz?

İnfak İle İlgili Ayetler Nedir? –

  • Bakara Suresi, 3. ayet:
  • Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
  • Bakara Suresi, 195. ayet:

Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. Bakara Suresi, 215. ayet: Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır.

  • Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” Bakara Suresi, 219.
  • Ayet: Sana içkiyi ve kumarı sorarlar.
  • De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır.
  • Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar.
  • De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz; Bakara Suresi, 254.

ayet: Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler. Onlar zulmedenlerdir. Bakara Suresi, 261. ayet: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir.

  1. Bakara Suresi, 262. ayet:
  2. Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
  3. Bakara Suresi, 264. ayet:

Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir.

  • Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler.
  • Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.
  • Bakara Suresi, 265.
  • Ayet: Yalnızca Allah’ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır).

Allah, yaptıklarınızı görendir. Bakara Suresi, 267. ayet: Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.

Bakara Suresi, 270. ayet: Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. Bakara Suresi, 272. ayet: Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir.

Zaten siz, ancak Allah’ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir. Bakara Suresi, 273. ayet: (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler.

  • Al-i İmran Suresi, 17. ayet:
  • Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ‘seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir.
  • Al-i İmran Suresi, 92. ayet:
See also:  Qual O HorRio?

Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. Al-i İmran Suresi, 134. ayet: Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir.

Allah, iyilik yapanları sever. Nisa Suresi, 38. ayet: Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o. Nisa Suresi, 39. ayet: Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.

Maide Suresi, 64. ayet: Yahudiler: “Allah’ın eli sıkıdır” dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O’nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır.

  1. Enfal Suresi, 3. ayet:
  2. Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
  3. Enfal Suresi, 60. ayet:

Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size ‘eksiksiz olarak ödenir’ ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.

  • Tevbe Suresi, 54. ayet:
  • İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah’ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
  • Tevbe Suresi, 91. ayet:

Allah’a ve elçisine karşı ‘içten bağlı kalıp hayra çağıranlar’ oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

  1. Tevbe Suresi, 92. ayet:
  2. Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum” dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
  3. Tevbe Suresi, 98. ayet:

Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir. Tevbe Suresi, 99. ayet: Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah Katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar.

  • Tevbe Suresi, 121. ayet:
  • Küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah’ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.
  • Ra’d Suresi, 22. ayet:

Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.

  1. İbrahim Suresi, 31. ayet:
  2. İman etmiş kullarıma söyle: “Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.”
  3. Nahl Suresi, 75. ayet:

Allah, (Kendisi’ne ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’ındır; fakat onların çoğu bilmezler.

  • Hac Suresi, 35. ayet:
  • Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
  • Kasas Suresi, 54. ayet:
  • İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
  • Secde Suresi, 16. ayet:

Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. Sebe Suresi, 39. ayet: De ki: “Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

  1. Fatır Suresi, 29. ayet:
  2. Gerçekten Allah’ın Kitab’ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.
  3. Yasin Suresi, 47. ayet:

Ve onlara: “Size Allah’ın rızık olarak verdiklerinden infak edin” denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: “Allah’ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.”

  • Şura Suresi, 38. ayet:
  • Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler,
  • Muhammed Suresi, 38. ayet:

İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir.

Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. Hadid Suresi, 7. ayet: Allah’a ve Resûlü’ne iman edin. “Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdiği’ şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır. Hadid Suresi, 10. ayet: Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.

İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va’detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Münafikun Suresi, 7.

  1. Münafikun Suresi, 10. ayet:
  2. Sizden birinize ölüm gelip de: “Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam” demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.
  3. Tegabün Suresi, 16. ayet:

Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. : İnfak İle İlgili Ayetler Nelerdir?

İnfak zekât yerine geçer mi?

ZEKAT VE İNFAK Yüce Rabbimizin lütfu ve inayetiyle bir Ramazan ayını daha idrak etmekteyiz.Ramazan ayı bizim için pek çok güzellikleri barındıran bir ay,Sevgili Peygamberimiz ( sav )in ifadesiyle, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan çok özel bir zaman dilimi,

Bizim için kulluk görevlerimizi yerine getirme ve böylece de Allah Teala’ya layık bir kul olma yolundaki samimiyetimizi, fiillerimiz ve davranışlarımızla izhar etme, Yüce Rabbimize yakınlaşma, rızasını kazanma, af ve mağfiretine nail olma zamanı, Ramazan ayı ; ahir ve akıbetimizi güzelleştirme, Allah katındaki derecelerimizi yükseltme, Rabbimizin hoşnut olacağı kamil bir insan olma yolunda her sene bize sunulan güzel bir fırsattır.Kul olarak bizim üzerimize düşen ise bu fırsatı değerlendirmek, gereğini yerine getirmek ve bu mübarek aydan en güzel bir şekilde istifade etmektir.

Yüce Rabbimiz tarafından Kur’an-ı Kerim’de yaşantısı bizlere ” güzel bir örneklik ” olarak ( Ahzab / 21 ) gösterilen Sevgili Peygamberimizin ( sav ) Ramazan’daki hayatına baktığımızda O’nun (sav ) bu ayda ihtiyaç sahiplerine fazlasıyla yardımda bulunduğunu görmekteyiz.

Ashabı Kiram Sevgili Peygamberimizi( sav )anlatırken ; O’nun ” insanların en cömerdi ”olduğunu söylerler, Ramazan ayında ise ”bereket getiren yağmur yüklü bulutlardan da daha cömert ”olduğunu ifade ederlerdi.Her konuda olduğu gibi bu hususta da yine bize rehberlik ve önderlik edecek olan ” Alemlere rahmet olarak gönderilen ” Sevgili Peygamberimiz (sav ) olacaktır.

Ayrıca Yüce Dinimiz İslam ‘da müslümanların birbirleriyle yardımlaşmaları son derece önem arzetmektedir,hatta öyleki İslamın 5 şartından birisi olan zekat bu gayeye matuf olarak emredilen bir ibadettir. Dinimizde namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ibadetlerin yanısıra kişinin malından mülkünden Allah yolunda harcaması da bir ibadettir,Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Allah yolunda müslümanların mallarından harcama yapmaları da istenilmekte ve bu harcamayı yapanların Allah katında büyük ecir ve mükafat elde edecekleri beyan edilmektedir.

Allah Teala’nın razı olacağı bir kul olabilme yolunda kişininin dünyevi ihtiras ve arzularından arınması, bütün varlığıyla ve benliğiyle sadece ve sadece Allah’ın kulu olduğunu idrak etmesi ve gerektiğinde canını da malını da bu uğurda feda edebilmesi son derece önemlidir,Mümin kişi bu dünyada sahip olunan malın ve mülkün de diğer dünya nimetleri gibi sadece bir imtihan vesilesi olduğunu aklından çıkarmamalıdır.

( Enfal / 28,Teğabün / 15 ) İnsanın mal ile olan imtihanını kazanabilmesi,onu Allah yolunda harcayabilmesinden geçmektedir,Hayat rehberimiz Kur’an- Kerim’de bu yolda yapılan maddi harcamaların hepsi genel olarak ” İnfak ” kavramı ile ifade edilmektedir.

  1. İnfak; hem İslamın beş esasından birisi olup, belirli şartları taşıyan müslümanlara emredilen,farz olan ” zekatı ”, hem de durumu ne olursa olsun her hangi bir müslümanın gönüllü olarak, Allah’ın rızasını gözeterek yaptığı harcamayı ifade etmektedir,
  2. İnfak bir üst kavram olarak ; farz olan zekatı da nafile olarak yapılan tasaddukları da hayır ve hasenatı da kapsamaktadır, dolayısıyla Allah yolunda harcama yapmak ve sevap elde etmek için illaki belirli bir mali güce sahip olmak şart değildir ; burada samimiyet ve ihlas, dünya nimetlerinin ahiret kazançlarının bir vesilesi olduğunu bilmek ve gönül zenginliğine sahip olmak kafidir.

Kur’an-ı Kerim’de infak, müslümanlara sıklıkla tavsiye edilir ve bir kurtuluşa erme, ahiret ve mahşer gününün sıkıntılarından emin olma vesilesi olarak sunulur, Bakara suresinini 254.ayeti kerimesi şöyledir : ” Ey iman edenler size rızık olarak verdiğimiz şeylerden kendisinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve aracılığın olmayacağı o kıyamet günü gelmeden önce Allah yolunda infak edin / harcayın ” Yine Münafikun suresinin 10.ayetine bakacak olursak, görürüz ki infakta bulunmamak,insanın elinde gelip geçici bir emanet hükmünde olan malı Allah için sarfetmemek büyük bir pişmanlık sebebidir,

Ayeti kerimede şöyle buyurulmaktadır : ” Size rızık olarak verdiğimiz şeylerden, sizden birinize ölüm gelip çatıp da ‘ Ya Rabbi ! benim ölümümü biraz ertelesen de hayır hasenatta bulunup salih kimselerden olsam ‘ demeden önce Allah yolunda infakda bulunun ” Bir başka ayeti kerimede ise Allah yolunda yapılan her türlü harcamanın kişiye ahirette büyük bir mükafat olarak geri döneceği bildirilmekte ve genel olarak bütün müslümanlar, kendi imkanları ölçüsünde Allah yolunda infakta bulunmaya, yeri geldiğinde ihtiyaç içerisinde olan kardeşlerine yardım etmeye teşvik edilmektedir : ” iyilik namına her ne yaparsanız muhakkak ki onu ( yarın )Allah katında daha iyi ve mükafat olarak daha büyük bulursunuz ” ( Müzzemmil / 20 ) Allah Teala’nın bütün müslümanlar için katındaki güzelliklere, büyük ecir ve mükafatlara vesile kıldığı ve yine onlara tavsiye ettiği infakın içerisine İslamın temel esaslarından birisi olan zekatta girmektedir.

İnfak ; genel olarak, bir müslümanın imkanları çok iyi olmamakla beraber Allah’ın kendisine verdiği rızıktan gönüllü olarak, sırf Allah rızası için kendisinden daha aşağı konumda olan bir kardeşinin de faydalanmasını sağlaması anlamına gelirken, Zekat ; Allah’ın mal, mülk nimetini ihsan ettiği kuluna yüklediği dini bir vecibe hükmündedir.

Bu nedenle de dinimizdeki yardımlaşma ve dayanışmanın esas noktasını aslında zekat ibadeti teşkil etmektedir. Zira infak,” müminlerin kardeşliğini ” zor durumdaki müslümanlara hissettirme, onları daha çok manen huzura kavuşturma, onlara İslam toplumu içerisinde yapayalnız olmadıklarını gösterme mahiyetinde iken, bu kişilere asıl maddi destek” İslamın Köprüsü ” olarak nitelenen zekat ibadeti ile yerine getirilmektedir,

Bu ibadet de Allah’ın kendilerine mal mülk ihsan ettiği, dolayısıyla bir anlamda ihtiyaç içerisindeki kullarını kendilerine emanet ettiği varlıklı müslümanlara has bir dini vecibedir, Zekat ; dini manada bir sorumluluk olduğu için belirli şartlar dahilinde müslümana farz olmaktadır.

Temel ihtiyaçlarından arta kalan,dinen ”nisab” miktarı mala sahip olan her müslüman bu sorumluluğu taşımaya ehil olmaktadır, Burada kişinin oturduğu evin ve kullandığı binek aracının da temel ihtiyaçlar arasında olduğunu ifade etmek gerekir,Bunların haricinde ve evinin geçimi için yaptığı harcamalardan sonra herhangi bir borcu da olmaksızın, nisab miktarı olarak ”80.18 gr” altına ve yahut buna eşdeğer bir meblağda paraya sahip olan kişi dinen zekat verecek konumda olmaktadır,

Bu kişinin bu durumu bir sene boyunca devam ederse yani bir senenin sonunda, bu mal elinde yine aynı şartlarda mevcut olarak bulunursa, bu kişi bu malının kırkta birini yani % 2,5 ‘unu zekat olarak ihtiyaç sahiplerine verir, Zekat ibadeti ile ilgili olarak söyleyebileceğimiz bir diğer önemli hususta zekatın Ramazan ayında verilmesinin dinen gerekli bir şart olmamasıdır,

Bununla beraber Ramazan ayında, Allah’ın af ve mağfiretinin ve de rahmetinin son derece geniş olması ve bu ayda yapılan ibadetlerin sevabının daha çok olması sebebiyle, öteden beri müslümanlar Allah’ın af ve mağfiretini umarak zekatlarını bu ay içerisinde vermeye özen göstermişlerdir. Ancak İslam alimlerinin pek çoğu, zekatın farz olmasından sonra geciktirilmesini kul hakkı olduğu gerekçesiyle uygun görmemektedirler,bu nedenle zekatın vakti geldiğinde bekletilmeden hemen verilmelidir, gelecek senenin zekatının ise önceden daha fazla sevap kazanmak amacıyla Ramazan ayında verilmesinde bir mahzur yoktur,

Gerek farz olsun gerek nafile olsun Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan her türlü mali harcamayı ifade eden infakın bir diğer çeşidi de Ramazan ayına mahsus olan ” Sadaka-i Fıtr ” dır, Halkımız arasında ” Fitre ” olarak bilinen bu ibadet de zekat gibi dinen gerekli şartları taşıyan müslümanlar üzerine dini bir vecibedir,

  • Sadaka-i Fıtr’da da zekat için gerekli olan şartlar geçerlidir, ancak nisab miktarı malın üzerinden bir yıl geçmesi şartı sadaka-i fıtr da yoktur.
  • Başkanlığımız tarafından bu seneki fitre miktarı 27tl olarak belirlenmiştir, ancak bu miktarın ”bir alt sınır” olduğunu unutulmamalı ve infak ile ilgili yaptığımız açıklamaları da göz önüne alarak elimizden geldiğince bu miktarın üzerine çıkarak bol bol sevap kazanmayı, Rabbimizin katında güzel mükafatlar ve dereceler elde etmeyi amaçlamalıyız,

Yüce Rabbimizin lütfu ve ihsanının çok geniş olduğu bir zaman diliminde bulunmaktayız, İçinde bulunduğumuz bu mevsim Rabbimizin rızasını kazanma yolundaki samimiyetimizi ve kulluk yolundaki sadakatimizi de göstermemiz için bir fırsattır, Dinimizi Allah’ın rızasına uygun olarak nasıl yaşayacağımızı hayatıyla bizlere gösteren Sevgili Peygamberimizin ( sav ), Ramazan ayındaki cömertliğini de hatırlayarak bu mübarek ayda,namazlarımızın ve oruçlarımızın yanına,karşılığını ahirette kat kat fazlasıyla göreceğimiz hayır ve hasenatımızı da bol bol eklemeyi unutmayalım.

İnfak ibadetini kimler yapar?

İnfak kimlere yapılır? YÜCE Allah, Kuran’da infak denen iyiliğin kimlere yapılacağını ele almakta ve şu ayette bunu açıklamaktadır: “Sana, kimlere infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İyilik umarak yapacağınız harcama anne-babanıza, yakın akrabanıza, yetime, muhtaca ve yolcuya aittir; her ne iyilik yaparsanız mutlaka Allah onu bilir.” (Bakara, 215) 1.

İnfak iyilik uğruna yapılır. Harcama manasına gelen “infak”ın, ibadet olabilmesi için niyetin Allah rızası için olması gerekir. Allah adına yapılmayan bir harcama ibadet olamaz. Bazı ayetlerde “Allah yolunda” (Bakara, 261), bazı ayetlerde de “Allah’ın rızasını arayarak” (Bakara, 265) ifadeleriyle niyetin Allah rızası için olması gerektiği vurgulanmaktadır.

O nedenle, Allah rızası için olmadıkça hiçbir iyilik, hiçbir yardım, hiçbir ibadet insanı hayra eriştirmez. Bakara 177’de, hayra erişmenin, erdemliliğin şartları sayılmaktadır: İman, infak, namaz, zekât, ahde vefa ve sabır. Bu durum, ortaya konan davranışların bilinçli olmasının önemini ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır.

İmandan sonra, yoksulluğun ortadan kaldırılması için mücadele edilmesini öngören bu ayet, infaka çok büyük önem vermektedir. Bakara 177. ayeti de hayra ermenin altı şartından birinin infak olduğunu belirtmekte ve kimlere infak yapılacağını açıklamaktadır. İnfak, iyiye kavuşmak, iyiliğin insanlığa yayılması, kötülüklerin kaynağında yer alan fakirliğin ortadan kalkması için yapılmalıdır.2.

İnfak kimlere yapılır? Ayetin ikinci bölümü, iyiliği umarak yapılacak harcamanın kimlere yapılacağını belirlemektedir. Bunlar, Bakara 177’de akraba, yetim, yoksul, yolda kalmış, dilenci ve köle olarak sıralanırken, Bakara 215’te ana-baba, akraba, yetim, muhtaç ve yolda kalan şeklinde sıralanmıştır.

  • Her iki ayeti birleştirdiğimizde infakın kimlere yapılacağı tam olarak netleşmektedir: Ana-baba, akraba, yetim, muhtaç, yolda kalan, dilenci ve köle.
  • Ayetlerde sayılan fakir gruplar, önemli olandan önemsize doğru sıralanmaktadır.
  • Ana-baba ilk sırayı almaktadır.
  • Ana-babasına harcama yapmayan insan, uzaktakilere harcama yaparak hayra eremez.3.

Allah yapılan iyiliği bilir. Bu ifade, toplumda mevcut olan fakirlikle mücadele için yapılan infakın Allah tarafından bilindiğinin şuurunda olarak infak etmeyi öngörmektedir. Hayra ermek ve Allah tarafından değerlendirmeye tabi tutulacağının şuurunda olarak infakta bulunmanın neticeleri sadece bu dünyada değil ahirette de görülecektir.

  • Allah yaptığınız her türlü infakı/iyiliği bilir” ibaresi insanları, hem iyilik yapmaya, hem de bunun devamlı olmasına teşvik etmekte; göz ardı edilen amellerin zamanla ortadan kalkacağına işaret etmektedir.
  • Ayetin bu kısmını insanlığın hayatına uyarlarsak şöyle bir neticeye varabiliriz: İyi adına insanların ürettikleri her şey bilinmeli, kayda geçirilmeli, değerlendirilip ödüllendirilmelidir.

Bayraktar Hoca CEVAPLIYOR? ■ Hocam, adetliyken oruç tutmak istesem tutamaz mıyım? K.Z. Âdet görmek bir hastalıktır. Bakara Suresi 185’te “Hasta olan orucunu kazaya bırakır” der. Bu nedenle kadın kendisini çok hasta hissediyorsa orucunu kazaya bırakıp sonradan tutar.

  1. Ama kendisini hasta hissetmiyor ve orucunu tutabilme gücünü kendinde görüyorsa da orucunu tutar.
  2. Abri ziyaret etmek şart mı? N.O.
  3. Abir ziyareti şart değildir.
  4. Peygamberimizden rivayet edilen bir hadise göre, yapılan kabir ziyareti bize ahireti hatırlatmalıdır.
  5. Bu maksatla yapılıyorsa ziyaret faydalıdır.

Ama kabir ziyareti, ölüden yardım dilemek veya Allah’tan yardım istemek için ölüyü aracı kılmak adına yapılıyorsa şirktir. : İnfak kimlere yapılır?

İnfak vermek farz mı?

İslamiyet’e Göre İnfak – İslamiyet’e göre infak nedir veya infak farz mıdır sorularını araştırmak çok mantıklıdır. Çünkü bu sayede üzerimize düşen ve yapmamız gereken durumlarında farkına varabilmekteyiz. Ne yazık ki birçok kişi Kuran-ı Kerim’i Arapça okuyarak dini vecibelerini tamamladığını düşünüyor.

  • Oysa bu durum tam olarak doğru değildir.
  • Okuduğunuzu anlamak ve anladığınızı yapabilmek daha da önemli olandır.
  • Bu yüzden infak ile ilgili ayetler araştırması yaparken sadece Bakara süresini bile okumanız yeterli olacaktır.
  • Birçok ayetinde sıkça görebileceğiniz infak kelimesi para anlamında yapılan yardım demek olup kişinin mevcut ihtiyacı dışında kalandan düzenli ödeme yapması demektir.

İnfak Allah rızasını kazanıp hoşnut etmek amaçlı kişinin servetinden yardıma ihtiyacı olan kişilere para yardımı yapması demektir. Bu sayede infak farz mıdır sorusuna da açıklık getirilebilmektedir. İnfak maddi anlamda durumu iyi olan kişilerin üzerine farzdır.

  1. Aynı zamanda oldukça önemli hayır anlamları içermektedir.
  2. İnfak farzını gerçekleştirmek içinde hayır kurumları ile iletişime geçmek son derece mantıklıdır.
  3. Çünkü bu kurumlar sadece yardımlaşma anlamında kurulmuş ve sürdürülmekte olan çalışmalar yapmaktadır.
  4. Bu sayede kendi kendinize arayıp bulamadığınız muhtaç kişilere bir çırpıda ulaşan kurumlar vesilesi ile bu yardımların daha kolay yapılabildiği bilinmektedir.

Hayır kurumunun topladığı bağışlar beraberinde toplu yardımlar yapılarak daha önemli yol kat edildiği bilinmektedir.

İnfak neden olur?

İNFAK AYI RAMAZAN İnfak, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunmasıdır. İnfak, farz olan zekâtı, vacip olan fıtır sadakasını ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içine alır.

Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslâm’a ve müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama infaktır. TDV İslam Ansiklopedisi. Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” ( Bakara 2/215) Allah yolunda yapılan harcamalarda önemli olan ihlastır, imkanın elverdiğini yapmaktır ve harcama yapılacak alanlarda ihtiyaç sahibi olmak şartıyla, karşılık beklemeden, kimsenin onurunu kırmadan, en yakın akraba olan ana babadan başlamak üzere akraba, komşu ve ihtiyaç sahiplerine yardımda önceliğe riayet etmektir.

Peygamberimiz aile fertlerine yapılan harcamaları infak kavramıyla ifade etmiş ve bunun bütün sadakaların en hayırlısı olduğu belirtilmiştir. ( Müsned, V, 277; Müslim, “Zekât”, 38, 39) İnfak, adaletin kalesidir, malın ve canın Allâh’a adanışıdır. İnfakın amacı ihtiyaç sahibine yardım etmek ve onu kendine yeterli bir hâle getirmektir, düşkünün elinden tutup onu ayağa kaldırmaktır.

Allah’ın lütfettiği zenginlikten, sevdiği şeylerle başkalarını da faydalandırmaktır. Kardeşinin gönlünü almak, olmayana yardım etmek, olana ikram etmektir. Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça “iyiliğe” ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu bilir. Al-i İmran, 3/92. Allah onu karşılıksız bırakmaz, bire on, bire yüz, bire yedi yüz verir.

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Bakara 2/261.) Bu ayet gösteriyor ki Allah için vermek, aslında vermek değil almaktır.

İslam medeniyeti bir infak medeniyetidir. Peygamberimiz paylaşmayı, yardımlaşmayı ve infakı hayatın merkezine almış: Ey âdemoğlu! (Allah için) infak et ki, sana da infak olunsun! ( Müslim, Zekât, 11.) İnfak et sayıp durma, Allah da sana karşı nimetini sayıp esirger. ( Müslim, Zekât 88.) diyerek infakı teşvik etmiş, cimriliğe karşıda uyarılarda bulunmuş, Mala, mülke sahip olmayı değil, servete ait/mahkum olmayı reddederek, “Veren el, alan elden hayırlıdır!” (Buhârî, Zekât 18; Müslim, Zekât 94.) buyurarak İnfakın faziletine dikkat çekmiştir.

Toplumlardaki dünyevileşmeyi, yozlaşmayı ve çürümeyi hazırlayan temel faktörlerin başında, dünya hırsı, bencillik, israf ve lüks gelir. Bir toplumda, infak terk edilirse o cemiyet helâk sürecine girmiş demektir. Malını dağıtmayanları malı dağıtır. Cimrilik, israf, lüks ve refahtan şımarma(mütref), medeniyetleri içten içe çökerten, güçlerini kıran ölümcül bir illettir.

Peygamberimiz, cimriliğe karşı mü’minleri uyarmış ve onu toplumların helâk sebebi olarak niteleyerek: Cimrilikten sakının! Çünkü cimrilik sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helâl saymaya sevk etmiştir. (Müslim, Birr,56.) buyurmuştur. Hayır, insan kendini kendine yeterli görerek haddi aştı (Alâk, 96/6-7) ayeti, kendi kendine yeter görmekle, insanın, Allah’ı ve ahireti unuttuğunu, sonunda dünyevileşme batağına saplandığını belirtir.

“Malının kendisini ebedileştirdiğini zanneder.” (Hümeze, 104/3) âyeti, mal ve mülkün insanı sonsuzluk duygusuna sürüklediği, ancak onu ölümden kurtaramayacağı gibi, mal hırsının ahirette de cehennem olarak tecelli edeceği uyarısında bulunur. Mal, içinizde zenginlerin arasında dolaşan bir devlet olmasın.

Haşr, 59/7) âyeti, sermayenin belli ellerde, mutlu bir azınlıkta toplanmasına karşı insanları uyarır. Çünkü toplumda ekonomik gücün belli bir kesimin tekelinde toplanması, sosyal dengesizlikleri ve bölünüp parçalanmaları da beraberinde getirir. Mülkün gerçek sahibi Allah’tır, insanlar ise emanetçidir, sadece mülk üzerinde tasarrufta bulunma yetkisine sahiptirler.

Zenginlerin mallarında fakirlerin de hakkı vardır. ” Onların (zenginlerin) mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat, 51/19.) İnfak, insanın dünya malına karşı dengeli olmasını sağlar, onu cimrilik ve açgözlülük hastalığından kurtarır, ona gönül zenginliği verir.

Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur. (Buhârî, Rikak 15; Müslim, Zekât 130.) İnfak, dünya malının insan üzerindeki boğucu etkisine karşı, insanın kalbini imana ve yüzünü uhrevî âleme yöneltir. İnfak, nifakın panzehiridir. İnfak kişiyi nifak mikrobundan ve münafıklıktan kurtarır. Cehennemden korur.

Peygamberimiz: Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun ! ( Buhârî, Zekât 9, Müslim, Zekât 66.) Kıyamet günü müminin gölgeliği, onun verdiği sadakadır, (İbn Hanbel, IV, 233.) buyurur. Öyleyse yakınlarımızı görüp gözetmek, ihtiyaç sahiplerini araştırıp bulmak, muhtaçlara yardım etmek bizim kulluk görevimizdir.

İnfakla, kardeşlik ve paylaşma duygularımız gelişir. İhtiyaç sahiplerinin yaşadıkları sevinç ve memnuniyet, infak edenin gönlünde huzura ve genişliğe dönüşür. Böylelikle mümin gerçek anlamda iyiliğe ulaşmış olur. Ayetler ışığında infak ve tasaddukun niçin ve nasıl yapılması gerektiğini şöyle özetleyebiliriz: 1.

İnsanların takdir ve beğenisini kazan­mak için değil Allah rızası için yapılmalıdır.2. İnfakın arkasından başa kakma ve incitme gibi davranışlar gelmemelidir.3. Malın kötüsü değil iyi­si olmalıdır.4. İnfakta, gerçek ihtiyaç sahipleri tercih edilmelidir.

En iyi sadaka nedir?

Hz. Peygamber, akrabaya verilen sadakanın aradaki kin, haset, dargınlık vb. duyguları gidereceğine işaretle, ‘Sadakanın en faziletlisi içinde sana karşı (gizli) düşmanlık duygusu besleyen akrabaya verilen sadakadır.’ buyurmuştur.

İnfak ve sadaka aynı şey mi?

KUR’AN’DA İNFAK,SADAKA VE ZEKAT KAVRAMLARI-1 KUR’AN’DA İNFAK,SADAKA VE ZEKAT KAVRAMLARI-1 Kur’an’da mali yükümlülükler ile ilgili olarak temelde üç kavram karşımıza çıkar; infak, sadaka, zekat.1.İNFAK: ” الإنفاق İnfak” sözcüğünün kökü olan ” ن ف ق”nın ilk anlamı, “at ve diğer canlıların ölmesi” demektir.

  • Sözcük daha sonra genel olarak “yok olma, tükenme” anlamında kullanılır olmuştur.
  • Bu sözcüğün ” إفعال İf’âl” babından türevi olan ” إنفاق infak” sözcüğünün anlamı ise “malın, paranın, canın harcanması tüketilmesi” demektir.
  • Lisan ve Tac.) Kur’an’da 14’dü Mekke’de, 11’i Medine’de olmak üzere toplam 25 surede türevleriyle beraber yaklaşık 80 yerde ‘infak’ kelimesi geçer.

Bunların dışında infakla ilgili zekat, sadaka, iyilik, yardım vb. ayetleri de sayarsak 200’e yakın yerde infak üzerinde durulduğunu görürüz. İnfak kelimesi, Kur’an da, sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan harcamalar için kullanılmamıştır. Örnek; Kuranda kafirlerin yaptığı harcama içinde infak kelimesi kullanılıyor Âl-i İmrân/117-Onların, bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavurucu bir rüzgârın durumu gibidir.

  1. Onlara Allah zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.
  2. Erkeğin ev için harcama yapması için de infak kelimesi kullanılmıştır Nisâ/34-Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur.
  3. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır.

Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

  • Ancak dini bir terim olarak infak; Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan tüm harcamaların(sadaka, zekat) adıdır.
  • İNFAK FARZDIR! İnfak bir müminin en önemli amelidir.
  • Bir mümin Allah’a olan sadakatini ve bağlılığını yine Allah’ın razı olacağı yerlere malını harcaması ile ortaya koyar.
  • Bakara/195-Allah yolunda harcayın.

Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever. İnfak =(eşittir) Zekât değildir İnfak, sadaka ibadetinin hem zorunlu olan “zekât” boyutunu hem de zorunlu olmayan ve müminin bilinç, şuur derecesini gösteren gönüllülük esasına dayanan harcama boyutunun tamamını kapsamaktadır.

Örneğin şu ayette;( Bakara/215-Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.) infaktan söz edilmesine rağmen zekâtın verileceği 8 sınıf dışında anne-baba, yakınlar, yetimler zikredilmiştir.2.SADAKA: Doğruluk demektir.

Allah’a sadakatten dolayı bu adı almıştır. Kul Allah’a olan bağlılığını sadaka vererek belli eder. Sadaka vermek, Allah’a imanın ispatı hükmündedir. Sadaka, ihtiyaçlılara yapılan karşılıksız yardımdır. Sadaka; Zekât’tan daha geniş bir kavramdır. İnfağın bir çeşidi olarak Zekâtı da kapsamakta ancak sadaka=(eşittir) zekât değildir.

Örnek; Kişinin peygamberle görüşmeden önce ödenmesi istenilen mali yükümlülüğe de sadaka denmiştir Mücâdele/12Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Mücâdele/13 Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Alacaklının alacağını bağışlaması sadaka olarak nitelendirilmiştir.

Kadına verilen mehir için sadaka kavramı kullanılmıştır. Nisâ/4-Kadınlara mehirlerini(sadakalarını) gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin. Ölenin ailesine ödenmesi gereken diyetin ölenin ailesi tarafından bağışlaması sadaka olarak nitelendirilmiştir

Nisâ/92-Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış(tasadduk etmek) ola.

(Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır.

Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Mâide/45-Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa(tasadduk ederse) kendisi için o keffâret olur.

  1. Im Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.
  2. Sadaka en geniş anlamıyla, Allah rızası için yapılan her iyilik, verilen ve harcanan her şeydir.
  3. Buna en güzel örneği Peygamberimiz (s.a.v)’in şu hadisinde görebiliriz: “İçinde güneş doğan her gün insanların her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir.

Mesela; iki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır.” (42 Buhârî, Sulh, 11; Müslim, Zekât, 56; Ebu Dâvud, Tatavvu’, 12.) 3.ZEKAT ; Temizlik, artma ve arınma anlamlarına gelir.

Malı ve veren kişiyi arındırdığı için bu adı almıştır. Zekat –Sadakanın bir çeşididir. Tevbe suresi 60.ayeti Sadaka kavramı ile başlamakta ve zekat kavramı geçmemektedir. Hâlbuki tüm âlimlerin ittifakı ile Tevbe 60.ayeti zekatın verileceği kimseler anlatılmaktadır. Buda gösteriyor ki zekat, sadakanın bir çeşididir.

Tevbe/58-Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse razı olurlar, şayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar. Tevbe/60-Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur.

Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir. Tevbe/103-Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir. Kur’an daki ayetler incelendiğinde; Sonuç olarak Kısaca; Artan mala karşılık verilmesi farz olan sadakaya zekat denir.

Zekat; verilmesi farz olan mala, Sadaka; zekatı da içine alarak Allah yolunda yapılan tüm harcamalara, İnfak ise; zekatı da sadakayı da içine alan Allah yolunda yapılan maddi-manevi tüm fedakarlıkları harcamaları, iyilikleri, yardımları, hayır ve hizmetleri ifade eder.

İnfak kardeşe verilir mi?

Fakir olan kardeşe zekât verilebilir. Kardeş çocuğu, amca, dayı, hala ve bunların çocukları da böyledir (Merğinânî, el-Hidâye, 2/224; İbnü’l-Hümâm, Fethü’l-kadîr, 2/275; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/353-354). Hatta zekât verirken yoksul akrabalara öncelik verilmesi daha sevaptır.

Anne babaya infak olur mu?

يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَۜ قُلْ مَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَ وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ Türkçe Transcript Yes-elûneke mâżâ yunfi k ûn (e) (s) k ul mâ enfe k tum min ḣayrin felilvâlideyni vel-a k rabîne velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîl (i) (k) vemâ tef’alû min ḣayrin fe-inna (A)llâh e bihi ‘alîm (un) Abdulbaki Gölpınarlı Meali Ne gibi nafaka vereceklerini, mallarını nereye sarfedeceklerini soruyorlar sana.

De ki: Hayra ait sarf edeceğiniz şey, anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlaradır. Hayra dair ne yaparsanız şüphe yok ki Allah onu bilir. Abdullah-Ahmet Akgül Meali Sana neyi (ve kime) infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey; anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlaradır.

Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (İslam’daki infak sigortası; ana, baba ve yakın akrabaların bakımı için, devletin bilgisi ve özendirmesi dahilindeki bir geçim ve bakım garantisi gibidir.) Abdullah Parlıyan Meali Başkaları için ne harcayacaklarını sana soruyorlar.

De ki: “İyilik ve hayır umarak yapacağınız harcama, öncelikle ana babanız, yakın akrabanız, yetimler, yoksullar ve yolda kalanlar içindir. Siz her ne iyilik yaparsanız, mutlaka Allah onu çok iyi bilir.” Ahmet Tekin Meali Sana Allah yolunda İslâm uğrunda karşılık beklemeden, gönüllü, nereye, ne kadar harcayacaklarını soruyorlar: “Karşılık beklemeden, gönüllü yapacağınız hayırlar, anaya-babaya, akrabalara, yetimlere, dullara, kimsesizlere, çevresi, çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolcularadır.

Yapacağınız her türlü iyiliğin, ihsanın izzetin, ikramın hepsini Allah biliyor, mükâfatsız bırakmayacak.” de. Ahmet Varol Meali Sana ne sarfedeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır yolunda sarfedeceğiniz şey anne-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere ve yolda kalmışadır.

See also:  HadM Ne Demek?

Hayır adına her ne işlerseniz şüphesiz Allah onu bilir.” 215.İbnu Münzir`in Ebu Hayyan`dan rivayet ettiğine göre Amr bin Cemuh (r.a.), Resulullah (a.s.)`a: “Mallarımızdan neyi infak edeceğiz ve nerelere vereceğiz?” diye sordu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Ali Bulaç Meali Sana neyi infak edeceklerini sorarlar.

De ki: ‘Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.’ Ali Fikri Yavuz Meali Ey Rasûlüm, onlar neyi nafaka olarak vereceklerini sana soruyorlar.

  1. De ki: “- Maldan vereceğiniz şey, ana-babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yolcunundur.
  2. Hayır olarak daha her ne yaparsanız.
  3. Cenâb-ı Allah onu bilir ve mükâfatını verir.
  4. Bahaeddin Sağlam Meali Onlar sana neyi (kime nafaka) vereceklerini soruyorlar.
  5. De ki: “İnfak ettiğiniz mal, öncelikle ana babanın, akrabaların, yetimlerin, miskinlerin ve yolcularındır.

Yaptığınız her iyiliği, hiç şüphesiz Allah çok iyi bilir. Bayraktar Bayraklı Meali Sana, kimlere infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İyilik umarak yapacağınız harcama, anne babanıza, yakın akrabanıza, yetime, muhtaca ve yolcuya/bitirilemeyen hayır işlerine aittir; her ne iyilik yaparsanız mutlaka Allah onu bilir.” Besim Atalay Meali (1965) Ne gibi bir nesne harcanmak için, senden soruyorlar, diyesin ki: «Anaya, ataya, hısımlara, öksüzlere, yoksullara, yolculara maldan ne hayır işlerseniz onu Allah bilicidir Cemal Külünkoğlu Meali Sana neyi (ve kime) infak edeceklerini soruyorlar.

De ki: “İnfak edeceğiniz mal anne-babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmış gariplere verilmelidir. Muhakkak ki Allah, yapılan o iyiliği hakkıyla bilendir.” Bkz.2/219 Cemil Said (1924) Kimi infâk itmeli diyu senden soracaklardır. Ânlara di ki: “Akrabaya, yetîmlere, fakîrlere ve seyyâhlara yardım itmelidir, yapacağınız hayrı Allâh bilür.” Diyanet İşleri Meali (Eski) Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: “Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir.

Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir”. Diyanet İşleri Meali (Yeni) Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” Kur’an Yolu (Diyanet İşleri) Sana ne harcayacaklarını soruyorlar.

De ki: “Harcayacağınız mal, ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolcular için olmalıdır. Hayır olarak ne yaparsanız muhakkak ki Allah onu bilir.” Diyanet Vakfı Meali Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır.

Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir. Edip Yüksel Meali Nasıl yardım edeceklerini soruyorlar sana. De ki, “Para ve mal yardımlarınızı ana-babaya, yakınlara, öksüzlere, yoksullara ve yolda kalmışlara yapmalısınız.” İşlediğiniz her iyiliği ALLAH bilir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali Ey Muhammed! Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir. Elmalılı Meali (Orijinal) Sana soruyorlar: neye infak edecekler? deki: verdiğiniz nefaka ana baba, en yakınlar, öksüzler, biçareler, yolda kalmışlar içindir, hayrolarak daha her ne yaparsanız hek halde Allah onu bilir Emrah Demiryent Meali (Habibim!) Sana (hak yolunda, kime) ne harcayacaklarını soruyorlar.

De ki: “(Mallarınızdan hak yolunda) vereceğiniz şey (ler), anne-baba, yakın (akraba) lar, yetimler, fakirler ve (mağdur durumda olan) yolcular için olmalıdır. Hayra dair ne yaparsanız şüphesiz ki Allah o hayrı hakkıyla bilir.” Erhan Aktaş Meali Sana neyi infak¹ edeceklerini soruyorlar.

De ki: “Hayır² adına ne harcayabilirseniz; o, anne ve babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yol oğlunadır.³ Hayır adına her ne yaparsanız kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilir.” 1-Yardım.2- Sahip olduğunuz varlıktan, maldan ve mülkten.3- “İbnu\s-sebili,” “yol oğlu” demektir. Bu bir deyimdir. Bu deyime, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir.

Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey, iki yol arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır.

Diğer bir anlam da yaptığı şey imkânsızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir. Hasan Basri Çantay Meali Onlar, hangi şey’i nafaka olarak vereceklerini sana sorarlar. De ki: «Maldan vereceğiniz şey (evleviyyetle) ananın, babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yol oğlunun (müsâfirin hakkı) dır. Her ne hayır işlerseniz şübhesiz Allah onu çok iyi bilen (mükâfatını veren) dir.

Hayrat Neşriyat Meali (Ey Resûlüm!) Sana (Allah yolunda) neyi (kime) sarf edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır (ve hasenât)dan ne sarf ederseniz, artık (onlar); ana baba, en yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) için olmalıdır.” Hayır (ve hasenât)dan ne yaparsanız, artık muhakkak ki Allah, onu hakkıyla bilendir.(2) (2)”Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubûdiyet (kulluk) boşu boşuna gitmez.

  1. Bir dâr-ı mükâfât, bir mahall-i saâdet (saâdet yeri) senin için ihzâr edilmiştir (hazırlanmıştır).
  2. Senin şu fânî dünyâna bedel, bâkī bir Cennet seni bekler.
  3. İbâdet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı zü’l-Celâl’in va‘dine îmân ve i‘timâd et.
  4. Ona va‘dinde hulf etmek muhâldir (sözünde durmamak imkânsızdır).
  5. Udretinde hiçbir cihetle noksâniyet yoktur.

İşlerine, acz müdâhale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği (yarattığı) gibi, Cenneti dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana va‘d etmiş ve va‘d ettiği için, elbette seni onun içine alacak!” (Asâ-yı Mûsâ, 10. Hüccet-i Îmâniye, 189) İlyas Yorulmaz Meali Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar.

Deki “Mallardan yapacağınız her türlü harcama, (öncelikli olarak) ana babaya, akrabalara, yetimlere, fakir insanlara ve yolda kalmışlara.” yapılır. Mallardan ne harcarsanız, elbete ki Allah hepsini bilir. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu Onlar size kimleri geçindireceklerini sorarlar. Onlara de ki: « İyilik olarak geçindirecekleriniz, ana, baba, yakınlar, öksüzler, düşkünler, yolda kalanlardır.

Her ne iyilik işlersiniz gerçekten Allah onu bilicidir.» İsmail Hakkı İzmirli Ne harcedelim? Diye sana soruyorlar. Onlara de ki ne mal harcederseniz onu anaya, babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara, ve yolculara verin. Her ne hayır işlerseniz Allah onu hakkıyla bilir.

  1. İsmail Yakıt (Ey Peygamber!) Sana ne harcayacaklarını soruyorlar? De ki: “Hayır olarak vereceğiniz/harcıyacağınız; öncelikle ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir.
  2. Her ne hayır işlerseniz işleyin muhakkak ki Allah onu bilir.” Kadri Çelik Meali Sana, ne infak edeceklerini sorarlar.

De ki: “İnfak edeceğiniz mal; ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, zorda kalan yolcular içindir. Yapacağınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir.” Mahmut Kısa Meali Ey Muhammed! Sana, Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. Oysa asıl, kimlere harcamak gerektiğini sormalıydılar.

  • Onlara de ki: “Harcayacağınız mallar, ana baba başta olmak üzere akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir.
  • Öyleyse az çok demeyin iyilik edin, çünkü her ne iyilik yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir ve karşılığını mutlaka verecektir.
  • Ve en büyük iyilik şudur: Mahmut Özdemir Meali Sana neyi / nereye harcayacaklarını soruyorlar.

De ki: -“Mal türünden harcadıklarınız, Ana-Baba, En Yakın (Akraba)lar, Yetimler, Düşkün Yoksullar ve Yolcular içindir”. Hayır / Mal türünden ne yaparsanız, onu Allah bilmektedir. Mehmet Çakır Meali Sana nasıl bir harcama yapmaları gerektiğini soruyorlar.

De ki: ” Hayır harcamalarınız, en başta anne babalar, sonra akrabalar, sonra yetimler, yoksullar, ve yol mağdurları şeklinde olmalıdır “. Hayır olarak ne yaparsanız yapın Allah onu kesinlikle bilir, Mehmet Çoban Meali Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız onu harcayın! Harcadıklarınızda ananın, babanın, akrabaların, yetimlerin, fakirlerin ve yolda kalmışların hakkı vardır.

İyilik olarak ne yaparsanız, Allah yaptığınızı hakkıyla bilir.” Mehmet Okuyan Meali Sana nereye (kime) infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “infak edeceğiniz her bir şey, ana baba, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolcular için olmalıdır. Her ne iyilik yaparsanız şüphesiz ki Allah onu bilendir.” Mehmet Türk Meali (Ey Muhammed!) Sana (mallarını) Allah yolunda nereye harcayacaklarını soruyorlar.¹ Sen onlara: “Hayır olarak vereceğiniz mal anaya, babaya, yakın akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalanlara aittir.

Allah hayır olarak yaptıklarınızın tamamını, mutlaka bilir.” de.1 Bu âyet Uhud muharebesinde şehit olan çok ihtiyar ve çok malı bulunan bir zat olan Amr b. Camuh’un, Rasulullah (s.a.v)’e: “mallarımızı nelere sarf edeceğiz ve nereye vereceğiz” diye sorması üzerine nâzil oldu. Muhammed Esed Meali BAŞKALARI için ne harcayacaklarını sana soruyorlar.

De ki: “İyilik/hayır umarak yapacağınız harcama, ebeveyninize, yakın akrabanıza, yetime, muhtaca ve yolcuya aittir; her ne iyilik yaparsanız mutlaka Allah onu çok iyi bilir.” Mustafa Çavdar Meali Sana infak olarak ne vereceklerini soruyorlar. De ki: “İyilik yaparak harcadığınız şey; anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlaradır.

  • Hayır, olarak ne yaparsanız, Allah şüphesiz onu bilir.” 2/219, 4/36 Mustafa İslamoğlu Meali Sana, (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar.
  • Cevap ver: “Hayır olarak yapacağınız harcama öncelikle ebeveyninize, akrabanıza, yetimlere, yoksullara, yoldakileredir.
  • Her ne iyilik yaparsanız yapın, Allah onu mutlaka bilir.

Krş: 219’un sonu; infak için bkz: 274, not 511. Dış bağlam ışığında, buradaki yetimlerden kasıt savaşın yetimleridir. Bu bağlamda yetim, velisini Allah’a kurban verdiği için velisi Allah olmuş kimselerdir. Bu yüzden mücahitlerin yetimleri, İslâm’ın çocuklarıdır.

Orhan Kuntman Meali (Ey Muhammed) Sana (Allah yolunda) nasıl harcama yapacaklarını soruyorlar, de ki: Hayırdan (helal maldan) yapacağınız yardım; ana-baba, en yakın akraba, muhtaç yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar için olmalıdır. Her ne hayır yaparsanız Allah elbette onu bilir (ve sizi mükafatlandırır) Osman Fırat Meali Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar.

De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, anababa, akraba, yetimler, miskinler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir. ” Ömer Nasuhi Bilmen Meali «Ne infak edelim?» diye senden soruyorlar. De ki: «Maldan ne infak ederseniz anababa ile en yakınlar, yetimler, yoksullar, yolcular içindir.

Ve hayırdan her ne yaparsanız şüphe yok ki, Allah Teâlâ onu hakkıyla bilir.» Suat Yıldırım Meali Sana Allah yolunda kimlere ve ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: İnfak edeceğiniz mal anne baba, akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmış gariplere verilmelidir. Hayır olarak daha ne yaparsanız Allah muhakkak onu bilir.

Süleyman Ateş Meali Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Verdiğiniz hayır (mal), ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) içindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir. Sûre içinde yeni bir hukukî konu açan bu âyet, farz olan zekâtın yanında, gönülden yapılacak harcamaların kimlere sarfedileceğini belirtmektedir.

Bütün mezheb imamları, yoksul ana-babayı beslemenin, evlâd üzerine farz olduğunu belirtmişler ve bu husustaki harcamayı zekât saymamışlardır. Bundan dolayı zekât, böyle gönülden yapılacak iyiliklerden ayrıdır. Kur’ân, her vesiyle ile müslümanları iyiliğe teşvik etmekte ve yapılacak iyiliğin, herşeyden önce ana-babaya, akrabâya, yetîmlere, rızkını kazanmaktan âciz yoksullara, yolda kalmışlara yapılmasını öğütlemektedir (Tefsîru Âyâti’l Ahkâm 1/114).

Süleyman Tevfik (1927) (Yâ Muhammed) senden ne gibi şeyler infâk ideceklerini sorarlar. Di ki: Maldan her ne infâk ider iseniz baba ve anaya, akrabâya, yetîmlere, fakîrlere, yolcılara infâk idiniz. Her ne hayır işlerseniz Allâh Te’âlâ onı bilir. Sonradan Uhud gazâsında şehîd olan ‘Ömer bin el-Cumûh pek zengin bir ihtiyâr idi.

  1. Bir gün Rasûl ‘aleyhisselâmın yanına gelerek Yâ Rasûlallah ne gibi şeyler infâk idelim ve kimlere virelim diye sordı.
  2. Âyet-i kerîme bunun üzerine nâzil oldı.
  3. İbni ‘Abbâs” İnfakda tertîb ber vech-i âtîdir: Baba ve anaya.
  4. Yok iseler veyâ muhtâc değillerse akrabâlık derecesine göre hısımlara, onlardan sonra eytâma, sonra dilenci olmayan fukarâya, sonra gurbetde bulunan yolcılara, sonra dilencilere.

Muhtâc babası ve anası var iken akrabâsına, fakîr akrabâsı var iken sâirlerine virilen mal infâk ve sadakadan sayılmaz ve beklenilen ecir de hâsıl olmaz. Süleymaniye Vakfı Meali (Kime) neyi harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Yapacağınız harcama; ana-baba, en yakınlarınız, yetimler, çaresizler ve yolda kalmışlar için olsun.” Hayır için yaptığınız her şeyi bilen Allah’tır.

  • Neyi harcayacaklarının cevabı (Bakara 2/219) âyettedir.
  • Burada ise Allah nerelere harcayacaklarını açıklıyor.
  • Şaban Piriş Meali Sana sadaka olarak ne vereceklerini soruyorlar, de ki:-Hayırdan infak edeceğiniz şey; anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlaradır.
  • Hayır olarak yaptığınız şeyleri, Allah şüphesiz en iyi bilendir.

Ümit Şimşek Meali Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Hayır olarak harcayacağınız şey, anne ve baba, akraba, yetimler, yoksullar ve yolcular(105) içindir. Siz hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. (105) 177. âyetle ilgili açıklamaya bakınız.

  1. Yaşar Nuri Öztürk Meali Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar.
  2. De ki: “İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır.
  3. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir.” Eski Anadolu Türkçesi śorarlar saña kim, ne nesene nafaķa eylerler.

eyit: “her ne kim nafaķa eyleyesiz ħayırdan, ataya añaya ya’nį virüñ; daħı yaķın ħısımlara, daħı yetįmlere, daħı miskinlere, daħı yol erine. daħı her ne kim işleyesiz ħayrdan, bayıķ Tañrı anı bilicidür. Satır Altı Meal (1534) Yā Muḥammed ṣorarlar saña ki ne nesne nafaḳa iderler.

Eyit yāMuḥammed: Her ne ki nafaḳa eyleseñüz ḫayrdan ataya, anaya nafaḳa eyleñüz,daḫı ḳarāyiblere, daḫı yetimlere, daḫı miskinlere, daḫı misāfirlere, daḫı herne kim işlegen ḫayrdan Tañrı Ta‘ālā anı bilür. Bunyadov-Memmedeliyev (Ya Rəsulum!) Səndən (Allah yolunda) nə verəcəkləri haqqında soruşanlara söylə: “(Malınızdan) verəcəyiniz şey ata-anaya, (yoxsul) qohumlara, yetimlərə, miskinlərə və (pulu qurtaran) müsafirə (yolçulara) məxsusdur”.

Şübhəsiz ki, Allah etdiyiniz xeyirli işi biləndir.M. Pickthall (English) They ask thee, (O Muhammad), what they shall spend. Say: That which ye spend for good (must go) to parents and near kindred and orphans and the needy and the wayfarer. And whatsoever good ye do, lo! Allah is Aware of it.

Yusuf Ali (English) They ask thee what they should spend (In charity). Say: Whatever ye spend that is good(235), is for parents and kindred and orphans and those in want and for wayfarers. And whatever ye do that is good, – (Allah) knoweth it well.235 Three questions arise in charity: (1) What shall we give? (2) to whom shall we give? and (3) how shall we give? The answer is here.

Give anything that is good, useful, helpful, valuable. It may be property or money; it may be a helping hand; it may be advice; it may be a kind word; “whatever ye do that is good” is charity. On the other hand, if you throw away what is useless, there is no charity in it.

  • Or if you give something with a harmful intent, e.g., a sword to a madman, or a drug or sweets or even money to someone whom you want to entrap or corrupt, it is no charity but a gift of damnation.
  • To whom should you give? It may be tempting to earn the world’s praise by a gift that will be talked about, but are you meeting the needs of those who have the first claim on you? If you are not, you are like a person who defrauds creditors: it is no charity.

Every gift is judged by its unselfish character: the degree of need or claim is a factor which you should consider; if you disregard it, there is something selfish behind it. How should it be given? As in the sight of Allah; this shuts out all pretence, show, and insincerity.

İnfak sadece maddî mıdır?

İnfak Nedir, Kimlere Verilir? İnfak Tdk Sözlük Anlamı Nedir? Infak Ne Demek İnfak Nedir? İnfak farklı anlamları ile beraber ifadeye sahip kelimelerden biridir. Özellikle kişinin bakmakla yükümlü olduğu insanlara vermesi gereken nafakayı anlatır. Ayrıca Müslümanların Allah rızasını kazanmak amacıyla, farz olan zekatı vermesi üzerine ifadesi bulunur.

  1. Her Müslümanın mutlaka yerine getirmesi gereken bir görev olarak da anlatmak mümkün.
  2. İnfak Kimlere Verilir? En merak edilen konular içerisinde infak’ın kimlere verilecek olmasıdır.
  3. Işilerin bakmakla yükümlü olduğu bireylere vermesi gerektiği nafakadır.
  4. Yani diğer bir değişle yapması gereken mecburi yardım olarak ifade edilebilir.

Aynı zamanda fakir olan ve yardıma ihtiyacı olan kişiler için verilen bir zekattır. Bu doğrultuda her Müslüman kendi bütçesine uygun şekilde, ihtiyacı olan insanlara destek sağlar. Bu destek hem maddi hem de manevi şekilde gerçekleşebilir. İnfak TDK Sözlük Anlamı Nedir? İslamiyet üzerinden Müslümanların yapması gerektiği bir yardım, nafaka ve zekat olarak İnfak ön plana çıkar.

Aynı zamanda bu sözcük Türk Dil Kurumu üzerinden kelime bazında da ele almakta ve anlam ifade etmektedir. Bu doğrultuda ‘Nafaka vererek bir kimsenin geçimini sağlamak’ şeklinde karşılık bulunmaktadır. Özellikle maddi yönden yardıma ihtiyacı olan muhtaç kişiler için, onların masrafını karşılamak şeklinde anlatmak mümkün.

Daha çok Allah rızası için Müslümanların yapması gerektiği bir zekat olarak nitelendirilir. Günümüzde farklı dönemlerde ya da isteğe bağlı yılın herhangi bir zamanında İnfak yardıma muhtaç insanlar için gerçekleştirilebilir. : İnfak Nedir, Kimlere Verilir? İnfak Tdk Sözlük Anlamı Nedir?

Infakın en üst derecesi nedir?

Bu nitelikleri taşıyan ‘infak’ın yapıldığı yön (cihet) zaman ve şartlar itibari ile kendi içinde bir meratibi (hiyerarşisi) vardır. Mesela bir yönüyle ‘infak’ın farz, (vacip) ve mendup olanları vardır ki, bu sıralamaya göre ‘infak’ın farz olanlarının başında zekat gelir.

Nifak ve infak ne demek?

İnfak Nifakın Panzehiridir 40’tan 1 çıkarsa rasyonel matematiğe göre 39, iman matematiğine göre 400 kalır. Zekâtı verilen malın artışı, budanan çubuğun üzümündeki artışa benzer ve buna “bereket” adı verilir. Servet mülkiyet değil emanettir Kur’an’da sadece üç şey “Allah yolunda” ( fî sebilillah ) kaydı düşülerek emredilir: Cihad, hicret, infak.

Bu kayıt infakı bir yönüyle mali bir cihad kılarken, bir başka yönüyle metâ’ dan na’îm ‘e hicret kılar. Metâ’ daim, sabit ve kâmil olmayandır. Na’îm ise metâ’ ın tam tersine daim, sabit ve kâmil olan nimettir, yani cennettir. İnfak ‘ın türetildiği nefeka kökü “elden çıktı, bitti, tükendi” manalarına gelir.

İnfak terim olarak “yarar veren bir şeyi ona muhtaç olan biriyle karşılıksız paylaşmak” manasına gelir. Kelimenin geçişli (infak) olması, bir ‘öteki’ olmaksızın bu ibadetin gerçekleşemeyeceğine işaret eder. İnfakın farz olanına zekât adı verilir. Zekât’ın ilk anlamı “artma ve çoğalma”, ikinci anlamı “arı duru hale getirme”dir.

Zekât’ın Kur’ani açılımı, “artmak ve arınmak için ödenmesi gereken bedeli ödemek” demektir. Rasyonel matematiğe göre 40’tan 1 çıkarsa 39, iman matematiğine göre 40’tan 1 çıkarsa 400 kalır. Zekâtı verilen malın artışı, budanan çubuğun üzümündeki artışa benzer. Bu artış meyvenin artışıdır ve buna “bereket” adı verilir.

İnfakın nafile olanına fıkıhta sadaka adı verilir. Sadaka, “doğruluk, dürüstlük, sadakat” demektir. Zaten sadakaya da, kişi Allah’ın verdiği servet emanetine “mülkiyet” olarak değil “emanet” olarak bakıp onu paylaştığı için “sadaka” adı verilmiştir. Zira serveti paylaşmak, emanete sadakat, onu biriktirmek ve hasislik yapmak, emanete ihanettir.

İnfak’ın Ramazan ayına has olanına fıtr denilir. Fıtrat sadakası, yani zengin olsun olmasın, insanın “varoluş” infakı olduğu için bu adı almıştır. İnfak’ın sırf maldan yapılanına hayr denilir. Kur’an serveti “hayr” olarak isimlendirir. Bu, kadim mistik öğretilerin ve Hind fakirizminin savunduğunun aksine, Kur’an’ın servete özü itibarıyla şer değil bilakis “hayr” olarak baktığını gösterir.

İnfakı anlamanın ve sindirmenin yolu, vahyin inşa ettiği bir servet tasavvuruna sahip olmaktan geçer. Bu tasavvurun yaslanacağı akide de, tevhid akidesidir. “Mülk kimindir?” sorusuna Kur’an’ın defaatle verdiği cevap açıktır: Mülk Allah’ındır. Peki, ya mülkten insanın payına düşene ne demeli? Şu bir hakikat ki, bu pay insana emanet olarak verilmiştir.

  • Zira insan bu cihana sahip olmak için değil şahit olmak için gelmiştir.
  • Serveti imana şahit kılmak lazımdır.
  • Bu ise, servete mülkiyet değil emanet gözüyle bakmakla gerçekleşir.
  • Ur’an servet konusundaki iki aşırı ucu da dışlar.
  • Bunlardan birini Batı’nın “mutlak mülkiyet” anlayışına dayalı Kapitalizmi, ötekini ise Doğu’nun dünyayı bir günah sayan fakirizmi temsil eder.

Serveti ferdin değil toplumun mülkü olarak gören Komünizm mahiyet itibarıyla Kapitalizm ile servete bakışta aynı gözede buluşurlar. Buluştukları o göze, servetin emanet değil mülkiyet olduğu fikridir. Servetin bireyin mi toplumun mu mülkiyeti olduğu tartışması tali bir tartışmadır.

  1. Vahyin sahibi, servetin belli ellerde temerküz ederek devlete dönüşmesine razı değildir (Haşr 7).
  2. Yığma arzusu, insanı “servete sahip” değil, “servete ait” kılmıştır.
  3. Servete ait olanın serveti olamaz.
  4. Zira ortada “sahip” denilecek bir özne kalmamıştır.
  5. Bunun en tipik örneği Kârun’dur.
  6. Ur’an Kârun tipini serveti emanet değil mülkiyet gören kişinin akıbeti bağlamında zikreder (Kasas 76-84).

Kur’an bazı mistik öğretilerin ve Hind fakirizminin tutumu olan dünyayı ve dünyalığı günah veya pislik gibi görme tavrını da reddeder ve servette denge yolunu gösteren şu duayı talim ettirir: ” Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik güzellik ver, ahirette de iyilik güzellik ver! ” (Bakara 201).

  • Servet konusunda bu dengeli tavrı, “el kârda gönül yârda” özdeyişi ifade eder.
  • Bu yüzden işin sırrına erenler: “Ya Rab! Elimizde çok eyle, gönlümüzde yok eyle!” diye dua ederlermiş.
  • Buna Efendimiz’in “Fakr övüncümdür” hadisi ile karşı çıkılabilir.
  • Fakat “Kur’an akıldır, akıl Kur’an’dır” muhteşem tesbitinin sahibi olan Haris el-Muhasibi’nin büyük öğrencisi Cüneyd’e (ve daha başkalarına da) atfedilen şu fakr tarifi, meseleyi merkezine oturtmaktadır: “Fakr senin hiçbir şeye sahip olmaman değil, dünyalara sahip olsan da, hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir.” Dünyalık, Kur’an’ın buyurduğu gibi, insanın cevherini cürufundan ayıran bir ergitme potasıdır.

Fitne, tam da bu demektir. Kullukta yücelmenin (mirac) iki kanadı vardır: Biri kuldan Allah’a uzanan boyutu temsil eden namaz, diğeri kuldan kullara uzanan boyutu temsil eden infak. Bu çift kanat en güzel ifadesini Mâûn Sûresi’nde bulur. Şu âyet de bu hakikati ifade eder: “Namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler” (Hac 35).

  1. Nifak-infak karşıtlığı Önce şu suali sormak gerekir: Mü’mini kâfirden iman ayırır, ya mü’mini münafıktan ne ayırır? Bu sualin Kur’an’dan yola çıkılarak verilecek en kestirme cevabı “infak”tır.
  2. Evet, mü’mini münafıktan infak ayırır.
  3. Garip bir tevafuktur ki, infak ile nifak aynı köke nisbet edilirler.
  4. İkisinin de ortak yanı mezid fiil olmasıdır.

Farklı bablara ait olsalar da, her iki kelimeyi buluşturan bir mana vardır. Her ikisi de, “iki ucunda iki deliği bulunan yeraltı geçidini” ifade eder. Bu yüzden modern Arapça’da “metro” için de enfak nitelemesi kullanılmıştır. İnfak kelimesinde, iki dünyalığa dair lugavî bir işaret vardır.

  1. Adeta deliğinin biri bu dünyaya diğeri öbür dünyaya açılan bir tünelden bir şeyler göndermeyi ima eder.
  2. İnfak eden kimse, aslında infak ettiği şeyi sureta vermiş görünüyorsa da, hakikatte ahirette kendi hesabına göndermiş bulunmaktadır.
  3. Nifak ‘ta ise bu mana, kendisini “iki yüzlülük” olarak gösterir.
  4. Münafık, köstebek gibi nereden vurup nereden çıkacağı belli olmayan bir zararlıdır.

Birinden girip diğerinden sıvışır. Hangisinden girip hangisinden çıktığını bilemezsiniz. Dışından İslam’a girer gibi yapar, fakat içinden ya girmemiştir, ya da çoktan çıkmıştır. Özetle, infak ve nifak kelimelerinin kökenleri aynı olmakla beraber, delalet ettikleri manalar birbirine zıttır.

  • Nifak ikiyüzlülüğün, infak iki dünyalılığın göstergesidir.
  • Nifak ehli, tek dünyalı olduğu için infak edemez.
  • Zira infak etmesi için ahirette karşılığını alacağına kalbinin yatması gerekir.
  • Zaten kalbi buna yatsa münafık olmaz.
  • İnfak ehli ise iki dünyalı olduğu için tek yüzlüdür.
  • Allah rızası için verdiklerinin zerresinin zayi olmayacağına imanı tamdır.

Kur’an’ın infak-nifak karşıtlığını işlediği yerlerden biri, Tevbe Sûresi’ndeki 38-60. âyetler arasında yer alan pasajdır. Bu pasajda nifakın birkaç türünü ele alan âyetlerin hemen devamında söz infaka getirilir ve münafıklara şöyle buyurulur: ” De ki: İster gönüllü infak edin ister gönülsüz; sizden asla kabul edilmeyecektir.

Çünkü siz, hepten sapık bir güruh haline geldiniz. ” Ve devamındaki âyette münafıkların infaklarının kabulünün önündeki gerçek engel açıklanır: ” Onların infaklarının kabulüne tek engel, Allah’a ve onun elçisine ısrarla nankörlük etmeleridir; onlar namaza hep üşene üşene katılırlar ve onlar her daim gönülsüzce hayır yaparlar ” (Tevbe 53-54).

Tevbe Sûresi’nin 54. âyetinden anlaşılmaktadır ki, münafıklar asla gönüllü “infak” etmemektedirler. Doğrusu, infak turnusolü onların gerçek rengini ortaya çıkarmıştır. Onlar küfür boyasının üzerine sahte bir iman boyası sürerek mü’minleri aldatmaya çalışmaktadırlar.

  1. Allah ise onların küfürlerinin üzerine sürdükleri sahte iman boyasını infak ile sıyırmaktadır.
  2. İnfak-nifak karşıtlığını en güzel işleyen sûre Munafikûn Sûresi’dir.
  3. Adının da gösterdiği gibi münafıklardan bahisle başlayan sûre, infakı emreden bir pasajla son bulur.
  4. Bu da infakın nifakın panzehiri olduğunun göstergesidir.

İnfak-nifak karşıtlığını aynı çarpıcılıkta Hadid Sûresi’nin 11-15. âyetleri arasında yer alan pasajda da buluyoruz. Faiz-infak/zekât karşıtlığı Kur’an vahyi, infakın mükellefin boynuna borç olan türü zekât emri ile faiz yasağı arasında ters orantılı bir ilişki kurar.

Zira faizi yasaklayan bir ekonomik sistem, zekâtı farz kılmadan hedeflediği ekonomik adaleti tesis edemezdi. Zira nasıl ki faiz yasağı tevhid kelimesindeki la ilahe nefyini temsil ediyorsa, zekât emri de tevhid kelimesindeki illallah isbatını temsil etmektedir. Bu ikisi birbirinin olmazsa olmazıdır. Faiz yasağı sürecini ilk başlatan Âl-i İmran Sûresi’nin 130.

âyeti Uhud savaşının ardından nazil olmuştur. Zira savaşın kaybedilmesinin görünmeyen sebeplerinden biri de faizdir. Allah Rasulü’nün yerlerinden asla ayrılmamaları talimatını verdiği okçuların kahir ekseriyetinin yerini terk etmesinde faiz belasının rolü bulunmaktadır.

Pasajın devamında müminlere, faizde, yani mallarını artırmada yarışacaklarına hayırda yarışmaları emredilmektedir (Âl-i İmran 133). Bunun ardından da infakla ilgili şu âyet gelecektir: ” O (muttakiler) ki bollukta da darlıkta da infak ederler ” (Âl-i İmran 134). Darlıkta veremeyenler varlıkta hiç veremezler.

Faiz yasağıyla infak/zekât emrini yan yana zikreden pasajın mesajı açıktır: Elinize fazla servet geçince onu faizle çoğaltmayı değil, infak ve zekâtla çoğaltmayı düşünün. Zira “artış” anlamına gelen riba (faiz), servetin miktarını artırır fakat ruhunu, yani bereketini öldürür.

Diri servet sahibini sırtında taşırken, ölü serveti sahibi sırtında taşır. Ribanın aksine, köken itibarıyla “artma” anlamına gelen zekât görünürde malın miktarını azaltırsa da, hakikatte bereketini artırır. İnfakta tedric Kur’an, tüm diğer yükümlülüklerde olduğu gibi, infak konusunda da aşamalı (tedrîcî) bir yol takip etti.

Fakat infak konusundaki aşamalılık ilkesi, diğer konulardakinin tam tersi bir süreç izledi. Namaz, oruç, cihad emirleri içki ve faiz yasağı gibi birçok yükümlülükte azdan çoğa doğru bir seyir izleyen tedric süreci, infak konusunda tam tersine çoktan aza doğru bir seyir izledi.

Anaatimizce bu, İslam cemaatinin ilk dönemlerdeki zaruret durumuyla izah edilebilecek bir şeydi. Tabi ki buradan şu genel hükmü çıkarmak hiç de yanlış olmayacaktı: Şartların zorlaştığı benzer dönemlerde, infakta da, zekâtta olduğu gibi oranlı ve sınırlı bir miktardan oransız ve sınırsız bir verme seferberliğine dönülebilir.

Bu söylediklerimizin delili ise Bakara Sûresi’nin 219. âyetinde mevcuttur. Bakara Sûresi’nin 3. âyetinde iman ve namazın hemen ardından zikredilen infak, mü’minlere yeni bir mükellefiyet yüklüyordu. Rabbimiz, ” Nelerden infak edelim? ” diye soran mü’minlere, ” Bağışlanabilen her şeyden (infak edin)! ” buyurdu (Bakara 219).

  • Çoğunluk bu âyetteki el-afv ‘ı “ihtiyaçtan artan” ile tefsir ettiler.
  • Bu durumda infak emri ilk başlarda ihtiyaçtan arda kalanı vermek anlamına geliyordu.
  • Medine’deki İslam cemaati güçlendikçe bu yükümlülük sınırlandırıldı.
  • İnfakın zorunlu olanı zekât adını aldı.
  • Zekât miktarı Hz.
  • Peygamber tarafından zaman zaman yeniden düzenlendi.

Hayvanlarda cinse göre adet üzerinden, para ve ticari emtiada ise oran üzerinden tesbit edildi. En sonunda 1/40 oranında istikrar buldu. Bu kırkta bir oranı sahabe tarafından “hadd-i mutlak” veya “hadd-i a’la” (maksimum sınır) olarak anlaşılmayıp, “hadd-i edna” (minimum sınır) olarak anlaşılmış olmalı ki, Hz.

  1. Ali kırkta bir oranına “cimrilerin zekâtı” dedi.
  2. Demek ki, zekât oranlarının anlamı “Alt sınır bu, ötesi ise Allah’a olan imanınızın/güveninizin derecesine kalmış” demekti.
  3. Esasen Kur’an’la inşa olmuş bir akla sahip olan Hz.
  4. Ali’nin sözünde dile gelen bu hakikatin kaynağında da yine Kur’an vardı.
  5. Zira Kur’an infak konusunda mü’minlere Allah’ın cömertliğini hatırlatıyordu: ” Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren ve her başakta yüz dane bulunan tohuma benzer.

Allah dilediğine kat kat verir: Zira Allah (rahmetiyle) sınırsızdır, her şeyi tarifsiz bilendir ” (Bakara 261). Bu âyet, yürek kulağı olup gönlüyle dinlemeyi bilene çok şey söylüyordu. İlk söylediği şey şu hakikatti: Allah için vermek, vermek değil almaktır,

Bu, tıpkı Hz. İbrahim’in evladını infak edişine benziyordu. O İsmail’ini göz kırpmadan verdi, Allah ondan İsmail’ini almadığı gibi, üzerine bir de İshak koydu. Âyetin söylediği ikinci hakikat şuydu: Allah’ın kulun infakına karşılık olarak bire yedi yüz verdiğine iman eden kul, hep daha fazlasını vermeğe çalışmalıdır.

Esasen âyetteki “bire yedi yüz” rakamı, “hadsiz ve hesapsız karşılık”tan kinayedir. Nihayet âyetin işaret ettiği son hakikat de şudur: Kul nihai tahlilde Allah’ın kendisine verdiğinden verir. Kulun kendisi de Allah’ın mülküdür, emanetçisi olduğu mal ve mülk de.

Şu takdirde, Allah’ın mülkü olan kulun Allah’ın emaneti olan malından Allah için infak etmesi, Allah’a bir ikram değil, Allah’ın kula olan ikramıdır. İşin hakikati, yaptığı infak karşılığında kulun karşılık beklemeye bile hakkı yoktur. Zira infak edebilme liyakatinin bizzat kendisi Allah’ın o kula verdiği bir ödüldür.

Eğer kulun infakına Allah bire sonsuz ödül veriyorsa, bu o kul onu hak ettiğinden değil, Allah’ın sonsuz ikram ve ihsan sahibi olmasındandır. İnfak ahlakı Vahyin her emrinin bir de ahlakî boyutu vardır. Vahiy kula, çizdiği sınırlar içerisinde iman etmeyi emreder.

Bu emrin karşılığı imandır. Fakat bir de “iman ahlakı” söz konusudur. İman eğer ahlaktan mahrum olursa “ahlaksız iman” olmuş olur. Mesela nifak bir iman problemi olmaktan daha çok bir “iman ahlakı” problemidir. Yine vahiy ilmi emreder ve cehaleti yerer. Fakat bir de “ilim ahlakı” vardır. Kul “ilim ahlakına” sahip olmadan ilme sahip olursa, Araf 174-175.

âyetlerde anlatılan Bel’am tipini kendi çağında üretmiş olur. Vahiy meşru güç ve serveti dışlamaz. Bununla beraber, Hz. Davud ve Hz. Süleyman örnekleriyle “güç ahlakı” ve “servet ahlakı” konusunda bir inşa gerçekleştirir. Vahiy zaferi müjdeler. Fakat Nasr Sûresi’nde olduğu gibi aynı zamanda muhatabında/ öğrencisinde bir “zafer ahlakı” inşa eder.

Bu örneklerde görüldüğü üzere, vahiy emrettiği her hususta bir de ahlak inşa etmiştir. İnfak da bundan istisna değildir. Kur’an bir infak ahlakı inşa eder. Bu konu Kur’an’a göre o kadar önceliklidir ki, 23 yıllık peygamberlik sürecinin daha ilk inen üçüncü pasajı olan Müddessir Sûresi’nin 6. âyetinde şöyle buyurur: ” İyilik yapmayı kazanç kapısı haline getirme !” veya ” Allah için yaptığın iyiliği çok görme! ” Bu nehiy, “infak ahlakına” dair bir nehiydir.

Âyette geçen el-mennu, yardım edenin yardım alana iyiliğini hatırlatması, bir tür baş kakıncı yapmasıdır. Hasan Basri, âyetin istiksar ‘ı yasakladığını söylemiştir. İstiksar, “daha fazlasını elde edeceği beklentisiyle vermek”; kaz gelecek yerden tavuğu esirgememek tir.

  1. Bu tutum infak ahlakına aykırıdır, zira gerçekte mülkün tamamı Allah’ındır ve buna kulun kendisi de dâhildir.
  2. Dolayısıyla kulun vermesi, hakiki değil mecazi anlamda bir vermedir.
  3. Hakikatte veren de Allah’tır, verdiren de.
  4. Veren kul, kendisine vermeyi nasip ettiği için Allah’a şükür borçludur.
  5. İnfak ahlakını derli toplu işleyen Kur’an pasajlarının başında Bakara 261-274.
See also:  Qual O NúMero?

âyetleri gelir. Bakara 262 ve 263. âyetler, infakı anlamlı kılanın ancak “infak ahlakı” olduğunu şöyle beyan eder: ” Mallarını Allah yolunda infak edip de, sonra infak ettiklerini başa kakıp gönül incitmeye kalkışmayanlar, ödüllerini yalnızca Rabb’leri katında alacaklardır.

  • Artık onlar gelecekten endişe duymayacaklar, geçmişten dolayı mahzun olmayacaklar.
  • Gönül yapan hoş bir söz ve rahmet dileme, arkasından incitmenin geldiği bir yardımdan daha hayırlıdır.
  • Ve Allah kendi kendine yetendir, cezalandırmadan önce fırsat tanıyandır.
  • Demek ki, infak edip başa kakanlar ödülden mahrum kalacaklardır.

Bunun manası ise açıktır: İnfak ehli olup infak ahlakından mahrum olmayanlar, yani karşılığını almak için iyilik yapmak yerine iyilik yapmayı kendisine verilmiş en büyük ikram bilenler, Kerîm olan Allah’tan fazladan bir ödül alacaklardır. Devamındaki âyet ise, “İnfak edip de ardından inciteceksen, yani deyimsel ifadesiyle ‘kaşığıyla verip sapıyla gözünü çıkaracaksan’, bırak yapma!” der gibidir.

Bu âyetlerin ardından, yine infak ahlakına dair âyetler sıralanır: ” Siz ey iman edenler! İnsanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimse gibi başa kakarak ve gönül inciterek yardımlarınızın sonucunu iptal etmeyiniz! O kişinin hali, üzerinde biraz toprak bulunan bir kayaya benzer: bir sağanak yağar, onu cascavlak bırakıverir.

İşte bu gibilerin yaptıklarından hiçbir kazançları olmaz. Zira Allah kâfir/nankör bir topluma asla rehberliğini bahşetmez ” (Bakara 264). Sonunda başa kakılan ve gönül inciten bir yardım, Allah adına değil, gösteriş için yapılan bir yardımdır. Böyle bir eylem daha derinlerde olan bir probleme delalet eder ki, o problemin adı “Allah tasavvuru problemi”dir.

  1. Allah’ın gördüğüne yürekten inanan birinin sırf başkaları görsün diye iyilik yapması, o iyiliğin dayandığı ahlaki dinamikleri tahrip eder.
  2. Ahlaki olandan hareketle yapılmamış bir iyilik, sonuçta gerçek bir iyilik değil, iyilik kisvesi altına saklanmış bir aldatış ve aldanıştır.
  3. Ne gibi?” sorusuna cevabı âyet veriyor: ” Üzeri ince bir toprak tabakasıyla örtülmüş bir kaya gibi.

” Yağan rahmet, üzerini ince bir toprakla örtmüş kayada bitki bitirmez, sadece onun maskesini sıyırır. Esasen tohum saçan için bu da bir rahmettir. Hiç değilse tohumunu kayalara saçarak zayi etmez. Fakat kendisi infak ahlakından yoksun olduğu halde infak etmeye kalkan kişi, bu haliyle topraktan bir maske altına saklanan kaya durumuna düşmüştür.

  • Yani infakı nifakına panzehir olacak yerde, perde olmuştur.
  • İşte Bakara 264.
  • Âyet bu hakikati beyan etmektedir.
  • Bunun devamında yer alan 265.
  • Âyet ise, oradakinin tersine, infakını sırf Allah rızası için yapan kimsenin durumunu tasvir etmekte ve böyle birini “verimli bir bahçeye” benzetmektedir.
  • İnfak ahlakıyla ilgili bu pasajın içerisinde yer alan 267.

âyet infak ahlakından mahrum olmanın bir başka boyutunu ele almaktadır: Sahip olduğunun en kötüsünü vermek, Bu bir “Kabil kompleksi”dir. Kur’an’ın naklettiği Âdem’in iki oğlu kıssa-meselinde, Habil sahip olduğunun en iyisini Allah’a kurban sunarak onun rızasını celbetmiş, Kabil ise sahip olduğunun en kötüsünü Allah’a kurban sunarak Allah’ın gazabını celbetmiştir.

  1. Habil’in kurbanı onu Allah’a yaklaştırırken, Kabil’in kurbanı onu Allah’tan uzaklaştırmıştır (Maide 27-30).
  2. Burada sorun infak etmekten mahrum olmak değil, infak ahlakından mahrum olmaktır.
  3. Bunun neticesinde Kabil kardeşini kıskanmış, o kıskançlık da onu kardeş katili olmaya götürmüştür.
  4. Bu lanetli süreci başlatan unsur, yaygın kanaatte olduğu gibi kıskançlık değil, onun da arkasında yatan “dünya sevgisi”dir.

Hz. Peygamber’in “Dünya sevgisi tüm kötülüklerin başıdır” muhteşem tesbitini, bu olay ışığında anlamak icap eder. Dünya sevgisi, insanın manevi direnç sisteminde zaafa yol açar. Bu zaaf artık Şeytan’ın üzerinde çalışabileceği ve insanın aleyhine kullanabileceği manevi bir “virüs”e dönüşebilir.

  • O virüs, açlık korkusudur.
  • Aç olanı bir ekmek doyurur, fakat açlık korkusu çekeni dünyanın tüm fırınları doyuramaz.
  • Bakın infak ahlakıyla ilgili pasajın içerisinde yer alan şu âyet, bu hakikati nasıl dile getiriyor: ” Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.
  • Allah ise size katından bir bağış ve daha fazlasını vaad eder ” (Bakara 268).

İnfakın açıktan veya gizli yapılması meselesi de bir infak ahlakı meselesidir. İnfakın açıktan yapılması infak ahlakındaki bir zaafa delalet etmez. Yeter ki bu isteğin arkasında görünme ve gösterme tutkusu yatmasın. Fakat gizli olması, Allah’ın daha hoşuna gider.

  • İşte infak ahlakıyla ilgili pasajın sonlarında yer alan şu âyet bu hakikati dile getirir: ” Eğer yardımları açıktan yaparsanız, o da hoş.
  • Yok eğer onu ihtiyaç sahiplerine gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına kefaret olur.
  • Zira Allah yaptıklarınızın tümünden haberdardır ” (Bakara 271).

Bu âyetin ardından gelen âyet şöyle başlar: “(Ey Peygamber!) İnsanların hidâyeti senin elinde değildir; lâkin Allah isteyenin hidâyetini diler ” (Bakara 272). Âyetin hem önü, hem arkası, hem de bu cümlelerden sonrası infak ahlakıyla ilgilidir. Dolayısıyla arada yer alan bu cümlelerin de pasajın konusuyla doğrudan bir irtibatı olması lazım gelir.

Peki, nedir bu irtibat? Nüzûl sebebini göz önüne aldığımızda, ortaya, âyetin bu kısmıyla ilgili şu çarpıcı gerçek çıkmaktadır: Yoksula yardım o kadar hasbi ve o denli karşılık beklentisi olmadan yapılmalıdır ki, değil kişisel menfaat ve minnet altına alma, onu sapık bulduğunuz inanç ve düşünce dünyasına müdahale için bir araç olarak dahi kullanmamalısınız.

Neden mi? Nedeni âyette: Çünkü hidayet Allah’tandır. Hidayet kişinin kendisine iyilik yapanın hatırı için onun istediği yola girmek değil; hakkın hatırına, kişinin özgür iradesiyle Allah’a teslim olmasıdır. Zaten âyetin devamında infak ve infak ahlakıyla ilgili tüm emir ve nehiylerin maksadu’l-makasıdını veren muhteşem cümleler gelir: ” Hayır için harcadığınız herhangi bir şey kendi yararınızadır (Bundan çıkarı olan Allah değil sizsiniz); yeter ki Allah’ı kazanmak için harcayın! ” (Bakara 273).

Allah’ı kazanan neyi kaybeder, Allah’ı kaybeden neyi kazanır? Kur’an infakın sahibini cennete götüren bir yol, cimriliğin de sahibini cehenneme götüren bir yol olduğunu şu âyetlerle îmâ eder: ” Her kim (Allah için) karşılıksız verir ve Allah’a muhtaç olduğunun bilinciyle hareket eder ve daha güzeliyle ödüllendirileceğine inanırsa; işte ona rahatlık ve mutluluğun zirvesine giden yolu kolaylaştırırız.

Kim de cimrilik yapar ve kendi kendine yettiğini zanneder, En Güzel’in (vahyini) yalanlarsa; işte ona da zorluk ve felaketin en dibine giden yolu kolaylaştırırız. ” (Leyl 5-10) Bu âyetlerin yer aldığı Leyl Sûresi Mekke’de, peygamberliğin ilk yıllarında inmiştir.

  • Fakat sahabe bu âyetlerle Medine’de olan bir olay arasında ilişki kurmuştur.
  • Bu, sahabe neslinin, vahyi sürekli nazil olmaya devam eden bir hitap olarak gördüğünün ifadesidir.
  • İşte İbn Abbas’tan bu âyetlerle irtibat kurularak nakledilen ibretlik bir infak rivayeti: “Ensar’dan birinin hurması, yetimleri olan yoksul komşunun bahçesine ağmaktadır.

Bu dallardan dökülen hurmaları komşu evin çocukları yemektedirler. Bahçe sahibi bir gün hışımla gelir, toplanmış hurmaları alır ve çocukları döver. Olay Allah Rasulü’ne intikal edince bahçe sahibini çağırtır ve o ağacın meyvesini vakfetmesi durumunda kendisine Allah’tan ahirette bir bahçe vermesi için dua edeceğini vaat eder.

  • Sonuçta servete sahip değil servete ait olduğu anlaşılan adam bu muhteşem fırsatı teper.
  • Bu olayı duyan Uhud gazisi Sabit b.
  • Dahdah el-Belevi iki gözü iki çeşme Allah Rasulü’ne gelerek “Duanın aynısı benim için de geçerli mi?” diye sorar ve Medine’nin en değerli hurmalıklarından olan bahçesine karşılık o ağacı alarak vakfeder” (İbn Ebi Hatim).

Rivayetin bir varyantında, infaktan kaçınan adam “münafıklardan biri” olarak değerlendirilmiştir. Bu da ilk nesillerin tasavvurundaki infak-nifak karşıtlığını gösterir. Sözün özü: İnfak nifakın panzehiridir. Rabb’im bizleri nifaka karşı infak aşısı yaptıran münfikîn ‘den eylesin.

Sadakanın ölçüsü nedir?

İHH İnsani Yardım Vakfı Nisap ne demektir? Miktarı ne kadardır? Nisap, zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap, asgarî zenginlik ölçüsü şeklinde de tanımlanabilir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır.

  1. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; sadaka-i fıtır vermek ve kurban kesmekle de yükümlü olur.
  2. Borçtan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olan bu malın artıcı olması ve üstünden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtının verilmesi gerekir.
  3. Zenginliğin asgari sınırı olan “nisap” Hz.
  4. Peygamber tarafından belirlenmiştir.

Bu asgarî sınırlar, o dönem İslam toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir: 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve.

İnfak neden olur?

İNFAK AYI RAMAZAN İnfak, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunmasıdır. İnfak, farz olan zekâtı, vacip olan fıtır sadakasını ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içine alır.

Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslâm’a ve müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama infaktır. TDV İslam Ansiklopedisi. Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” ( Bakara 2/215) Allah yolunda yapılan harcamalarda önemli olan ihlastır, imkanın elverdiğini yapmaktır ve harcama yapılacak alanlarda ihtiyaç sahibi olmak şartıyla, karşılık beklemeden, kimsenin onurunu kırmadan, en yakın akraba olan ana babadan başlamak üzere akraba, komşu ve ihtiyaç sahiplerine yardımda önceliğe riayet etmektir.

Peygamberimiz aile fertlerine yapılan harcamaları infak kavramıyla ifade etmiş ve bunun bütün sadakaların en hayırlısı olduğu belirtilmiştir. ( Müsned, V, 277; Müslim, “Zekât”, 38, 39) İnfak, adaletin kalesidir, malın ve canın Allâh’a adanışıdır. İnfakın amacı ihtiyaç sahibine yardım etmek ve onu kendine yeterli bir hâle getirmektir, düşkünün elinden tutup onu ayağa kaldırmaktır.

  1. Allah’ın lütfettiği zenginlikten, sevdiği şeylerle başkalarını da faydalandırmaktır.
  2. Ardeşinin gönlünü almak, olmayana yardım etmek, olana ikram etmektir.
  3. Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça “iyiliğe” ye eremezsiniz.
  4. Her ne harcarsanız, Allah onu bilir.
  5. Al-i İmran, 3/92.
  6. Allah onu karşılıksız bırakmaz, bire on, bire yüz, bire yedi yüz verir.

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Bakara 2/261.) Bu ayet gösteriyor ki Allah için vermek, aslında vermek değil almaktır.

İslam medeniyeti bir infak medeniyetidir. Peygamberimiz paylaşmayı, yardımlaşmayı ve infakı hayatın merkezine almış: Ey âdemoğlu! (Allah için) infak et ki, sana da infak olunsun! ( Müslim, Zekât, 11.) İnfak et sayıp durma, Allah da sana karşı nimetini sayıp esirger. ( Müslim, Zekât 88.) diyerek infakı teşvik etmiş, cimriliğe karşıda uyarılarda bulunmuş, Mala, mülke sahip olmayı değil, servete ait/mahkum olmayı reddederek, “Veren el, alan elden hayırlıdır!” (Buhârî, Zekât 18; Müslim, Zekât 94.) buyurarak İnfakın faziletine dikkat çekmiştir.

Toplumlardaki dünyevileşmeyi, yozlaşmayı ve çürümeyi hazırlayan temel faktörlerin başında, dünya hırsı, bencillik, israf ve lüks gelir. Bir toplumda, infak terk edilirse o cemiyet helâk sürecine girmiş demektir. Malını dağıtmayanları malı dağıtır. Cimrilik, israf, lüks ve refahtan şımarma(mütref), medeniyetleri içten içe çökerten, güçlerini kıran ölümcül bir illettir.

  1. Peygamberimiz, cimriliğe karşı mü’minleri uyarmış ve onu toplumların helâk sebebi olarak niteleyerek: Cimrilikten sakının! Çünkü cimrilik sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helâl saymaya sevk etmiştir.
  2. Müslim, Birr,56.) buyurmuştur.
  3. Hayır, insan kendini kendine yeterli görerek haddi aştı (Alâk, 96/6-7) ayeti, kendi kendine yeter görmekle, insanın, Allah’ı ve ahireti unuttuğunu, sonunda dünyevileşme batağına saplandığını belirtir.

“Malının kendisini ebedileştirdiğini zanneder.” (Hümeze, 104/3) âyeti, mal ve mülkün insanı sonsuzluk duygusuna sürüklediği, ancak onu ölümden kurtaramayacağı gibi, mal hırsının ahirette de cehennem olarak tecelli edeceği uyarısında bulunur. Mal, içinizde zenginlerin arasında dolaşan bir devlet olmasın.

  1. Haşr, 59/7) âyeti, sermayenin belli ellerde, mutlu bir azınlıkta toplanmasına karşı insanları uyarır.
  2. Çünkü toplumda ekonomik gücün belli bir kesimin tekelinde toplanması, sosyal dengesizlikleri ve bölünüp parçalanmaları da beraberinde getirir.
  3. Mülkün gerçek sahibi Allah’tır, insanlar ise emanetçidir, sadece mülk üzerinde tasarrufta bulunma yetkisine sahiptirler.

Zenginlerin mallarında fakirlerin de hakkı vardır. ” Onların (zenginlerin) mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat, 51/19.) İnfak, insanın dünya malına karşı dengeli olmasını sağlar, onu cimrilik ve açgözlülük hastalığından kurtarır, ona gönül zenginliği verir.

  1. Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.
  2. Buhârî, Rikak 15; Müslim, Zekât 130.) İnfak, dünya malının insan üzerindeki boğucu etkisine karşı, insanın kalbini imana ve yüzünü uhrevî âleme yöneltir.
  3. İnfak, nifakın panzehiridir.
  4. İnfak kişiyi nifak mikrobundan ve münafıklıktan kurtarır.
  5. Cehennemden korur.

Peygamberimiz: Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun ! ( Buhârî, Zekât 9, Müslim, Zekât 66.) Kıyamet günü müminin gölgeliği, onun verdiği sadakadır, (İbn Hanbel, IV, 233.) buyurur. Öyleyse yakınlarımızı görüp gözetmek, ihtiyaç sahiplerini araştırıp bulmak, muhtaçlara yardım etmek bizim kulluk görevimizdir.

İnfakla, kardeşlik ve paylaşma duygularımız gelişir. İhtiyaç sahiplerinin yaşadıkları sevinç ve memnuniyet, infak edenin gönlünde huzura ve genişliğe dönüşür. Böylelikle mümin gerçek anlamda iyiliğe ulaşmış olur. Ayetler ışığında infak ve tasaddukun niçin ve nasıl yapılması gerektiğini şöyle özetleyebiliriz: 1.

İnsanların takdir ve beğenisini kazan­mak için değil Allah rızası için yapılmalıdır.2. İnfakın arkasından başa kakma ve incitme gibi davranışlar gelmemelidir.3. Malın kötüsü değil iyi­si olmalıdır.4. İnfakta, gerçek ihtiyaç sahipleri tercih edilmelidir.

İnfak zekat yerine geçer mi?

ZEKAT VE İNFAK Yüce Rabbimizin lütfu ve inayetiyle bir Ramazan ayını daha idrak etmekteyiz.Ramazan ayı bizim için pek çok güzellikleri barındıran bir ay,Sevgili Peygamberimiz ( sav )in ifadesiyle, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan çok özel bir zaman dilimi,

  • Bizim için kulluk görevlerimizi yerine getirme ve böylece de Allah Teala’ya layık bir kul olma yolundaki samimiyetimizi, fiillerimiz ve davranışlarımızla izhar etme, Yüce Rabbimize yakınlaşma, rızasını kazanma, af ve mağfiretine nail olma zamanı,
  • Ramazan ayı ; ahir ve akıbetimizi güzelleştirme, Allah katındaki derecelerimizi yükseltme, Rabbimizin hoşnut olacağı kamil bir insan olma yolunda her sene bize sunulan güzel bir fırsattır.Kul olarak bizim üzerimize düşen ise bu fırsatı değerlendirmek, gereğini yerine getirmek ve bu mübarek aydan en güzel bir şekilde istifade etmektir.

Yüce Rabbimiz tarafından Kur’an-ı Kerim’de yaşantısı bizlere ” güzel bir örneklik ” olarak ( Ahzab / 21 ) gösterilen Sevgili Peygamberimizin ( sav ) Ramazan’daki hayatına baktığımızda O’nun (sav ) bu ayda ihtiyaç sahiplerine fazlasıyla yardımda bulunduğunu görmekteyiz.

Ashabı Kiram Sevgili Peygamberimizi( sav )anlatırken ; O’nun ” insanların en cömerdi ”olduğunu söylerler, Ramazan ayında ise ”bereket getiren yağmur yüklü bulutlardan da daha cömert ”olduğunu ifade ederlerdi.Her konuda olduğu gibi bu hususta da yine bize rehberlik ve önderlik edecek olan ” Alemlere rahmet olarak gönderilen ” Sevgili Peygamberimiz (sav ) olacaktır.

Ayrıca Yüce Dinimiz İslam ‘da müslümanların birbirleriyle yardımlaşmaları son derece önem arzetmektedir,hatta öyleki İslamın 5 şartından birisi olan zekat bu gayeye matuf olarak emredilen bir ibadettir. Dinimizde namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ibadetlerin yanısıra kişinin malından mülkünden Allah yolunda harcaması da bir ibadettir,Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Allah yolunda müslümanların mallarından harcama yapmaları da istenilmekte ve bu harcamayı yapanların Allah katında büyük ecir ve mükafat elde edecekleri beyan edilmektedir.

Allah Teala’nın razı olacağı bir kul olabilme yolunda kişininin dünyevi ihtiras ve arzularından arınması, bütün varlığıyla ve benliğiyle sadece ve sadece Allah’ın kulu olduğunu idrak etmesi ve gerektiğinde canını da malını da bu uğurda feda edebilmesi son derece önemlidir,Mümin kişi bu dünyada sahip olunan malın ve mülkün de diğer dünya nimetleri gibi sadece bir imtihan vesilesi olduğunu aklından çıkarmamalıdır.

( Enfal / 28,Teğabün / 15 ) İnsanın mal ile olan imtihanını kazanabilmesi,onu Allah yolunda harcayabilmesinden geçmektedir,Hayat rehberimiz Kur’an- Kerim’de bu yolda yapılan maddi harcamaların hepsi genel olarak ” İnfak ” kavramı ile ifade edilmektedir.

İnfak; hem İslamın beş esasından birisi olup, belirli şartları taşıyan müslümanlara emredilen,farz olan ” zekatı ”, hem de durumu ne olursa olsun her hangi bir müslümanın gönüllü olarak, Allah’ın rızasını gözeterek yaptığı harcamayı ifade etmektedir, İnfak bir üst kavram olarak ; farz olan zekatı da nafile olarak yapılan tasaddukları da hayır ve hasenatı da kapsamaktadır, dolayısıyla Allah yolunda harcama yapmak ve sevap elde etmek için illaki belirli bir mali güce sahip olmak şart değildir ; burada samimiyet ve ihlas, dünya nimetlerinin ahiret kazançlarının bir vesilesi olduğunu bilmek ve gönül zenginliğine sahip olmak kafidir.

Kur’an-ı Kerim’de infak, müslümanlara sıklıkla tavsiye edilir ve bir kurtuluşa erme, ahiret ve mahşer gününün sıkıntılarından emin olma vesilesi olarak sunulur, Bakara suresinini 254.ayeti kerimesi şöyledir : ” Ey iman edenler size rızık olarak verdiğimiz şeylerden kendisinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve aracılığın olmayacağı o kıyamet günü gelmeden önce Allah yolunda infak edin / harcayın ” Yine Münafikun suresinin 10.ayetine bakacak olursak, görürüz ki infakta bulunmamak,insanın elinde gelip geçici bir emanet hükmünde olan malı Allah için sarfetmemek büyük bir pişmanlık sebebidir,

Ayeti kerimede şöyle buyurulmaktadır : ” Size rızık olarak verdiğimiz şeylerden, sizden birinize ölüm gelip çatıp da ‘ Ya Rabbi ! benim ölümümü biraz ertelesen de hayır hasenatta bulunup salih kimselerden olsam ‘ demeden önce Allah yolunda infakda bulunun ” Bir başka ayeti kerimede ise Allah yolunda yapılan her türlü harcamanın kişiye ahirette büyük bir mükafat olarak geri döneceği bildirilmekte ve genel olarak bütün müslümanlar, kendi imkanları ölçüsünde Allah yolunda infakta bulunmaya, yeri geldiğinde ihtiyaç içerisinde olan kardeşlerine yardım etmeye teşvik edilmektedir : ” iyilik namına her ne yaparsanız muhakkak ki onu ( yarın )Allah katında daha iyi ve mükafat olarak daha büyük bulursunuz ” ( Müzzemmil / 20 ) Allah Teala’nın bütün müslümanlar için katındaki güzelliklere, büyük ecir ve mükafatlara vesile kıldığı ve yine onlara tavsiye ettiği infakın içerisine İslamın temel esaslarından birisi olan zekatta girmektedir.

İnfak ; genel olarak, bir müslümanın imkanları çok iyi olmamakla beraber Allah’ın kendisine verdiği rızıktan gönüllü olarak, sırf Allah rızası için kendisinden daha aşağı konumda olan bir kardeşinin de faydalanmasını sağlaması anlamına gelirken, Zekat ; Allah’ın mal, mülk nimetini ihsan ettiği kuluna yüklediği dini bir vecibe hükmündedir.

  1. Bu nedenle de dinimizdeki yardımlaşma ve dayanışmanın esas noktasını aslında zekat ibadeti teşkil etmektedir.
  2. Zira infak,” müminlerin kardeşliğini ” zor durumdaki müslümanlara hissettirme, onları daha çok manen huzura kavuşturma, onlara İslam toplumu içerisinde yapayalnız olmadıklarını gösterme mahiyetinde iken, bu kişilere asıl maddi destek” İslamın Köprüsü ” olarak nitelenen zekat ibadeti ile yerine getirilmektedir,

Bu ibadet de Allah’ın kendilerine mal mülk ihsan ettiği, dolayısıyla bir anlamda ihtiyaç içerisindeki kullarını kendilerine emanet ettiği varlıklı müslümanlara has bir dini vecibedir, Zekat ; dini manada bir sorumluluk olduğu için belirli şartlar dahilinde müslümana farz olmaktadır.

Temel ihtiyaçlarından arta kalan,dinen ”nisab” miktarı mala sahip olan her müslüman bu sorumluluğu taşımaya ehil olmaktadır, Burada kişinin oturduğu evin ve kullandığı binek aracının da temel ihtiyaçlar arasında olduğunu ifade etmek gerekir,Bunların haricinde ve evinin geçimi için yaptığı harcamalardan sonra herhangi bir borcu da olmaksızın, nisab miktarı olarak ”80.18 gr” altına ve yahut buna eşdeğer bir meblağda paraya sahip olan kişi dinen zekat verecek konumda olmaktadır,

Bu kişinin bu durumu bir sene boyunca devam ederse yani bir senenin sonunda, bu mal elinde yine aynı şartlarda mevcut olarak bulunursa, bu kişi bu malının kırkta birini yani % 2,5 ‘unu zekat olarak ihtiyaç sahiplerine verir, Zekat ibadeti ile ilgili olarak söyleyebileceğimiz bir diğer önemli hususta zekatın Ramazan ayında verilmesinin dinen gerekli bir şart olmamasıdır,

  1. Bununla beraber Ramazan ayında, Allah’ın af ve mağfiretinin ve de rahmetinin son derece geniş olması ve bu ayda yapılan ibadetlerin sevabının daha çok olması sebebiyle, öteden beri müslümanlar Allah’ın af ve mağfiretini umarak zekatlarını bu ay içerisinde vermeye özen göstermişlerdir.
  2. Ancak İslam alimlerinin pek çoğu, zekatın farz olmasından sonra geciktirilmesini kul hakkı olduğu gerekçesiyle uygun görmemektedirler,bu nedenle zekatın vakti geldiğinde bekletilmeden hemen verilmelidir, gelecek senenin zekatının ise önceden daha fazla sevap kazanmak amacıyla Ramazan ayında verilmesinde bir mahzur yoktur,

Gerek farz olsun gerek nafile olsun Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan her türlü mali harcamayı ifade eden infakın bir diğer çeşidi de Ramazan ayına mahsus olan ” Sadaka-i Fıtr ” dır, Halkımız arasında ” Fitre ” olarak bilinen bu ibadet de zekat gibi dinen gerekli şartları taşıyan müslümanlar üzerine dini bir vecibedir,

  • Sadaka-i Fıtr’da da zekat için gerekli olan şartlar geçerlidir, ancak nisab miktarı malın üzerinden bir yıl geçmesi şartı sadaka-i fıtr da yoktur.
  • Başkanlığımız tarafından bu seneki fitre miktarı 27tl olarak belirlenmiştir, ancak bu miktarın ”bir alt sınır” olduğunu unutulmamalı ve infak ile ilgili yaptığımız açıklamaları da göz önüne alarak elimizden geldiğince bu miktarın üzerine çıkarak bol bol sevap kazanmayı, Rabbimizin katında güzel mükafatlar ve dereceler elde etmeyi amaçlamalıyız,

Yüce Rabbimizin lütfu ve ihsanının çok geniş olduğu bir zaman diliminde bulunmaktayız, İçinde bulunduğumuz bu mevsim Rabbimizin rızasını kazanma yolundaki samimiyetimizi ve kulluk yolundaki sadakatimizi de göstermemiz için bir fırsattır, Dinimizi Allah’ın rızasına uygun olarak nasıl yaşayacağımızı hayatıyla bizlere gösteren Sevgili Peygamberimizin ( sav ), Ramazan ayındaki cömertliğini de hatırlayarak bu mübarek ayda,namazlarımızın ve oruçlarımızın yanına,karşılığını ahirette kat kat fazlasıyla göreceğimiz hayır ve hasenatımızı da bol bol eklemeyi unutmayalım.

İnfak etmek farz mıdır?

İslamiyet’e Göre İnfak – İslamiyet’e göre infak nedir veya infak farz mıdır sorularını araştırmak çok mantıklıdır. Çünkü bu sayede üzerimize düşen ve yapmamız gereken durumlarında farkına varabilmekteyiz. Ne yazık ki birçok kişi Kuran-ı Kerim’i Arapça okuyarak dini vecibelerini tamamladığını düşünüyor.

Oysa bu durum tam olarak doğru değildir. Okuduğunuzu anlamak ve anladığınızı yapabilmek daha da önemli olandır. Bu yüzden infak ile ilgili ayetler araştırması yaparken sadece Bakara süresini bile okumanız yeterli olacaktır. Birçok ayetinde sıkça görebileceğiniz infak kelimesi para anlamında yapılan yardım demek olup kişinin mevcut ihtiyacı dışında kalandan düzenli ödeme yapması demektir.

İnfak Allah rızasını kazanıp hoşnut etmek amaçlı kişinin servetinden yardıma ihtiyacı olan kişilere para yardımı yapması demektir. Bu sayede infak farz mıdır sorusuna da açıklık getirilebilmektedir. İnfak maddi anlamda durumu iyi olan kişilerin üzerine farzdır.

Aynı zamanda oldukça önemli hayır anlamları içermektedir. İnfak farzını gerçekleştirmek içinde hayır kurumları ile iletişime geçmek son derece mantıklıdır. Çünkü bu kurumlar sadece yardımlaşma anlamında kurulmuş ve sürdürülmekte olan çalışmalar yapmaktadır. Bu sayede kendi kendinize arayıp bulamadığınız muhtaç kişilere bir çırpıda ulaşan kurumlar vesilesi ile bu yardımların daha kolay yapılabildiği bilinmektedir.

Hayır kurumunun topladığı bağışlar beraberinde toplu yardımlar yapılarak daha önemli yol kat edildiği bilinmektedir.

Her ne infak ederseniz?

İnfak İle İlgili Ayetler Nedir? –

  • Bakara Suresi, 3. ayet:
  • Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
  • Bakara Suresi, 195. ayet:

Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. Bakara Suresi, 215. ayet: Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır.

Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” Bakara Suresi, 219. ayet: Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz; Bakara Suresi, 254.

ayet: Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler. Onlar zulmedenlerdir. Bakara Suresi, 261. ayet: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir.

  1. Bakara Suresi, 262. ayet:
  2. Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
  3. Bakara Suresi, 264. ayet:

Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir.

  1. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler.
  2. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.
  3. Bakara Suresi, 265.
  4. Ayet: Yalnızca Allah’ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır).

Allah, yaptıklarınızı görendir. Bakara Suresi, 267. ayet: Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.

  • Bakara Suresi, 270.
  • Ayet: Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir.
  • Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
  • Bakara Suresi, 272.
  • Ayet: Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir.
  • Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir.
  • Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir.

Zaten siz, ancak Allah’ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir. Bakara Suresi, 273. ayet: (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler.

  • Al-i İmran Suresi, 17. ayet:
  • Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ‘seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir.
  • Al-i İmran Suresi, 92. ayet:

Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. Al-i İmran Suresi, 134. ayet: Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir.

  • Allah, iyilik yapanları sever.
  • Nisa Suresi, 38.
  • Ayet: Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe de inanmazlar.
  • Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.
  • Nisa Suresi, 39.
  • Ayet: Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.

Maide Suresi, 64. ayet: Yahudiler: “Allah’ın eli sıkıdır” dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O’nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır.

  1. Enfal Suresi, 3. ayet:
  2. Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
  3. Enfal Suresi, 60. ayet:

Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size ‘eksiksiz olarak ödenir’ ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.

  • Tevbe Suresi, 54. ayet:
  • İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah’ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
  • Tevbe Suresi, 91. ayet:

Allah’a ve elçisine karşı ‘içten bağlı kalıp hayra çağıranlar’ oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

  1. Tevbe Suresi, 92. ayet:
  2. Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum” dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
  3. Tevbe Suresi, 98. ayet:

Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir. Tevbe Suresi, 99. ayet: Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah Katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar.

  • Tevbe Suresi, 121. ayet:
  • Küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah’ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.
  • Ra’d Suresi, 22. ayet:

Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.

  1. İbrahim Suresi, 31. ayet:
  2. İman etmiş kullarıma söyle: “Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.”
  3. Nahl Suresi, 75. ayet:

Allah, (Kendisi’ne ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’ındır; fakat onların çoğu bilmezler.

  • Hac Suresi, 35. ayet:
  • Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
  • Kasas Suresi, 54. ayet:
  • İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
  • Secde Suresi, 16. ayet:

Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. Sebe Suresi, 39. ayet: De ki: “Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

  1. Fatır Suresi, 29. ayet:
  2. Gerçekten Allah’ın Kitab’ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.
  3. Yasin Suresi, 47. ayet:

Ve onlara: “Size Allah’ın rızık olarak verdiklerinden infak edin” denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: “Allah’ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.”

  • Şura Suresi, 38. ayet:
  • Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler,
  • Muhammed Suresi, 38. ayet:

İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir.

  1. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar.
  2. Hadid Suresi, 7.
  3. Ayet: Allah’a ve Resûlü’ne iman edin.
  4. Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdiği’ şeylerden infak edin.
  5. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır.
  6. Hadid Suresi, 10.
  7. Ayet: Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.

İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va’detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Münafikun Suresi, 7.

  1. Münafikun Suresi, 10. ayet:
  2. Sizden birinize ölüm gelip de: “Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam” demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.
  3. Tegabün Suresi, 16. ayet:

Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. : İnfak İle İlgili Ayetler Nelerdir?