Sabor De Minas

Dicas | Recomendações | Comentários

Marksist Ne Demek?

Marksist düşünce ne demek?

Marksizm

serilerinden
  • ()
Bakış açıları

Alakalı konular

Alakalı kategoriler

Marksizm, özgün bir siyasal felsefe akımı, bir yorumuna dayanan ve bir dünya görüşü, Marksist açıdan çözümlenmesi, bir, ‘ın ve ‘in çalışmalarından çıkarılan, insanın özgürleşmesiyle ilgili bir, Marksizm bir öğreti olarak siyasal, ekonomik ve felsefi bir bütünlük içerir.

Marksist bakış açısı ne demek?

Vikipedi, özgür ansiklopedi İlk sayısı Aralık 2004’te çıkan Marksist Bakış dergisi, işçi sınıfı ve gençlik mücadelelerine Marksist bir önderlik yaratmak ve bu doğrultuda devrimci kadroları bir araya getirip örgütlemek için, ideolojik -politik perspektifler sunmak çabasındadır.

  1. Grubun çıkış yeri Ankara olmakla birlikte süreç içerisinde faaliyet alanı İstanbul, Trabzon, Amasya, Samsun, Antalya gibi illere genişlemiştir.
  2. Marksist Bakış çevresinde örgütlenen devrimcilerin amacı, sovyetik ayaklanma yoluyla sosyalist dünya devrimini yapmaktır.
  3. Genel olarak Marksist-Leninist çizginin, özel olarak da Troçki ‘nin sürekli devrim tezinin gereği olarak Marksist Bakış sosyalist dünya devrimini (dünya proleter devrimi) savunmaktadır.2009 Nisan ayında ilan edilen ” Sürekli Devrim Hareketi ” ile “dergi çevresi” konumunu aşmıştır.

Sürecinin olgunlaşmasının ardından 2016 yılında SDH, yola Sosyalist Emekçiler Partisi olarak devam etme kararı almıştır. günümüzde 6 aylık teorik yayın olarak yayın hayatına devam eden Marksist Bakış’ın yanında; Sosyalist (15 günlük gazete) ve Marksist Liseliler(dergi) yayınları ile mücadele alanını ve kitlesini genişletmeye devam etmektedir. Ayrıca dergi ve diğer sürekli yayınlardaki içerikler ile gündem değerlendirmeleri sosyalistgundem.com 1 Kasım 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi, adresinden yayınlanmaktadır.

Marksizm dini nedir?

Din ve Marksizm – Vikipedi

serilerinden
  • ()
Bakış açıları

Alakalı konular

Alakalı kategoriler

table>

Kavramlar

Yönleri

Çeşitleri

Uluslararası

Önde gelen isimler

İlgili kavramlar

Eserler

Marksizm ve din, akımı ile dinlerin karşılık ilişkileri, koşutlukları ve karşıtlıkları ile ilgilenir. Marksizm, öncelikle politik alanın son derece dar olarak tanımlanmasından yanadır. Yani dil, din, etnik köken, cins, cinsel tercih, politik alanın dışında olmalı, devlet veya politik olanın, hiçbir şekilde bunlarla tanımlanmaması gerektiğini savunur ve bunu demokrasinin asgari koşulu olarak görür.

Marksist sosyalist ne demek?

Ortaya çıkışı – Sosyalist fikirler tarih boyunca dile getirilmiş olsa da 19. yüzyıla kadar siyasi bir şekil almış değildi. Bu şekilleniş, sanayi kapitalizmine karşı esnafların çıkarlarını dile getirmesiyle başladı. Fakat kısa süre sonra işçilerin sorunlarına odaklandı.

Sosyalizmin çıkış amacı kapitalist ekonomiyi ortadan kaldırmak ve yerine ortak mülkiyet anlayışına dayanan bir ekonomi oluşturmaktı. Bu amaç devrimci, ütopik bir karakter taşıyordu. Ancak sosyalizm 19. yüzyılın sonlarından itibaren fikirsel ayrılığa uğradı. Bir kısım sosyalist, işçilerin haklarının düzenlenmesinin, ücretlerin arttırılmasının ve çalışma şartlarının iyileştirilmesinin, sendikalar ve siyasi partiler aracılığıyla olmak üzere aşamalı bir şekilde kanunlar ile yapılması gerektiğini düşünüyordu.

(Bkz. Robert Owen, Charles Fourier, William Morris ) Diğer bir kısım ise devrimci yollardan sosyalizmin sağlanacağına inanıyordu. Böylece sosyalizm, devrimci yolları izleyecek olan komünizm ve devrimci, reformist yolları izleyecek olan sosyal demokrasi olarak ikiye bölündü.

(Bu bölünme hem sosyalizme ulaşmak için hangi araçların kullanılması gerektiği, hem de sosyalizmin amacının ne olduğu sorunsalını ortaya çıkardı.) Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder.

Marksizm komünizmin teorik ve felsefi zemini, komünizm sosyalizmin ardılı olarak gelişecek toplumsal sistemdir. Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827’de İngiltere’de, Robert Owen ‘ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır.

Fransa’da, yine özgönderimsel olarak, 1832 yılında l’Encyclopédie nouvelle’deki Saint-Simon, ardından Pierre Leroux ve J. Regnaud’un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımı hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar.

Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre işleyip, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19.

Marksist Hangi akım?

Marksizm-Leninizm’i temsil eden bir afiş Marksizmin kurucuları: Karl Marx ve Friedrich Engels Marksizm-Leninizm, adını Karl Marx ve Vladimir Lenin ‘den alan, 1920’li yıllarda komünist partiler arasında popülerlik kazanan ideolojik akım. Marksizm-Leninizm; Marx, Engels ve Lenin’in ortaya koyduğu temel öğretilere bağlı kalarak, değişen koşullara ve çağın gereklerine uygun bir biçimde sosyalist sistemde yeniden uygulanmasıdır.

Omintern ‘in de kuruluş ideolojisi olarak benimsenen bu görüş, en yaygın benimsenen komünist ideolojidir. Özelinde kapitalizme, faşizme ve emperyalizme karşıdır ve sınıfsız bir toplum yaratmak için özel mülkiyete dayalı üretim biçimlerinin tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. Marksist-Leninist ideoloji kişiye ait özel mülkiyete karşı değil, büyük ölçekli işletmelerin ve toplumsal üretim alanlarının özel teşebbüse ait olmasına karşıdır.

Ekonomide küçük ölçekli işletmelerin korunmasını ve teşvik edilmesini savunmakla birlikte, büyük ölçekli üretim alanlarında kolektif işletme biçimini savunur. Tarihsel olarak Paris Komünü sayılmazsa, Marksist-Leninist ilkeler ilk olarak 1917 yılında gerçekleşen Ekim Devrimi ‘nden sonra Sovyetler Birliği ‘nde uygulandı ve ardından devletin resmî ideolojisi haline geldi.

Komünizm görüşü nedir?

Orak ve çekiç, günümüzde komünizmin sembolü olarak kabul edilir. Komünizm ( Latince kökenli communis – ortak, evrensel); üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir.

Sadece üretim araçlarının ortak kullanımına dayanan sosyalizm ile tam olarak aynı anlama gelmemesine rağmen hatalı bir biçimde eş anlamlı olarak da kullanılabilmektedir.20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle Karl Marx ‘ın ve Friedrich Engels ‘in kaleme aldığı Komünist Parti Manifestosu ile birlikte anılır.

Buna göre özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu komünist toplum gerçektir. Komünizmin temelinde yatan sebep, sınıfsız, ortak mülkiyete dayalı bir toplumun kurulması isteğidir. Sınıfsız toplumlarda en genel anlamıyla tüm bireylerin eşit olması fikri karşıt görüşlüler tarafından ” ütopya ” olarak görülür ve zorla yaşanmaya çalışılırsa kaosa yol açacağı iddia edilir.

  • Paris Komünü, komünist sistem yaşayabilmiş ilk topluluktur.
  • Bunun dışında Mahnovist hareket öncülüğünde Ukrayna ve İspanya iç savaşı sırasında yaklaşık dört yıl süren anarko-komünist hareketle şekillenen toprakların kolektifleştirilmesi esasına dayalı olarak komünist topluluklar da kurulmuştur.
  • Omünizm, siyasi düşünürler ve yazarlar tarafından siyasi yelpazede aşırı sol olarak konumlandırılmıştır.

Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını Marksizm-Leninizm ‘dir. Marksizm-Leninizm ‘e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya rejimi başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir.

Marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır. Resmi olarak komünist tanımını kullanmakla birlikte sosyalizm bir devlet rejimi olarak ilk kez 1917 Ekim Devrimi ‘nden sonra kurulan Sovyetler Birliği ‘nde uygulanmıştır. Sovyetler Birliği modelinin yarattığı etki ve aşırı sol hareketlerin güçlenmesiyle 20.

yüzyılda birçok sosyalist devlet kurulmuştur. Kurulan sosyalist devletler içerisinde özellikle Pol Pot, Josef Stalin ve Mao Zedong gibi sosyalist liderlerin katı bir diktatörlüğe dayanan totaliter bir rejim uygulaması sebebiyle bu devlet yapısı hem anti-komünistler hem de Nikita Kruşçev gibi Stalin’in ölümünün ardından yönetime gelen Sovyet liderleri tarafından eleştiri konusu olmuştur.

  1. Nikita Kruşçev özellikle Stalin ve Mao Zedong’un yarattığı sistemi eleştirmiş ve komünizme aykırı olarak tanımlamıştır.
  2. Leninizm dışında iki komünist akım daha bulunmaktadır.
  3. Bunlardan ilki Marksizm’in temel görüşlerini benimseyen fakat Leninist modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden sol komünizm veya konsey komünizmi olarak adlandırılan akımdır.

Lenin’in “Sol” Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı adlı eserine cevaben yazılan Herman Gorter ‘in “Yoldaş Lenin ‘e Açık Mektup”, Gilles Dauvé ve François Martin ‘in “Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı” isimli kitaplar bu akımın takipçilerinin yarattıkları eserlerdir.

  1. Diğer bir komünist akım ise anarşist komünizmdir,
  2. Anarşizmin bireyci ve kolektivist akımlarından ayrılan anarşist komünizm fikri, komünizme devlet aygıtını ele geçirerek geçilebileceğini reddeder ve bunu savunan Marksizm’i eleştirir.
  3. Peter Kropotkin, Nestor Makhno, Errico Malatesta, Carlo Cafiero anarşist komünizm düşüncesinin temellerini atan düşünürlerden ve eylemcilerden bazılarıdır.

Anarşist komünizm, anarşizmden “sınıf” gerçeğine göre hareket etme ve örgütlenme temelinde ayrılır. Savunucuları komünizmin, bilimsel sosyalizm olmadan gerçekleştirilebileceği üzerinde birleşir. Anarşist komünizm, devletin kapitalizm için bir kılıf olduğunu ve bu yüzden de sınıfsız bir topluma gidilecek süreçte kullanılmasının sonucunda “diktatörlük”, “devlet kapitalizm”i ya da “bir sözde zümre”nin, toplum üzerinde iktidarına yol açacağını düşünür.

Karl Marx a göre ideoloji nedir?

İdeoloji, gerçeklikle ilişkisi olmayan veya gerçeği manipüle etmeye çalışan düşünceler bütünü olarak anlaşılmıştır. Bu anlamda ideoloji bir ‘yanılsama’dan ibarettir. Nitekim Marx’ın ideolojiyi ‘sahte bilinç’ olarak tanımlayan yaklaşımı, kendisinden sonra yapılan ideoloji analizlerini önemli ölçüde etkilemiştir.

Marksizme göre ideoloji nedir?

Marksistlerin görüşleri – Karl Marx, bir toplumun baskın ideolojisinin üst yapısının ayrılmaz bir parçası olduğunu öne sürer. Marx’ın analizi, ideolojiyi egemen sınıfın kendi kendini sürdürme aracı olarak bilerek yaydığı yanlışların bir sistem olarak görmektedir. Marksist toplumun temel ve üstyapı modelinde, temel üretim ilişkilerini ve üretim biçimlerini ifade ederken üstyapı ise egemen ideolojiyi (örneğin, dini, hukuki, siyasi sistemler) ifade eder.

  1. Üretimin ekonomik temeli toplumun siyasi üstyapısını belirler.
  2. Egemen sınıfın çıkarları üstyapıyı ve haklı çıkarılara hizmet eden ideolojinin doğasını belirler – bu eylemler, egemen sınıfın üretim araçlarını kontrol etmesi nedeniyle mümkün olur.
  3. Örneğin, feodal bir üretim biçiminde, dini ideoloji üstyapının en önemli unsuru iken, kapitalist oluşumlarda liberalizm ve sosyal demokrasi gibi ideolojiler hakimdir.
See also:  Qual A FunO Do Prefeito?

Bu nedenle, ideolojinin büyük önemi, bir toplumu haklı çıkartır ve yanıltıcı bilinç yoluyla toplumun yabancılaşmış gruplarını siyasi olarak karmaşık hale getirir. Bazı açıklamalar sunulmuştur. Antonio Gramsci, kültürel hegemonyayı kullanarak işçi sınıfının çıkarlarının yanlış ideolojik bir kavrayışa sahip olduğunu açıklar.

Marx ise “Malî üretimin araçlarına sahip olan sınıf aynı zamanda zihinsel üretim araçları üzerinde de kontrol sahibidir.” şeklinde ifade eder. “İdeolojinin toplumsal çoğaltmanın bir aracı olarak” Marksist formülasyonu, bilgi sosyolojisi açısından kavramsal olarak önemlidir. Karl Mannheim, Daniel Bell ve Jürgen Habermas gibi düşünürler, Mannheim’ın ideoloji kavramını “toplumsal hayatın bir ürünü” olarak tanımlayan “genel” ve “toplumsal” bir ideoloji anlayışına ilerleyen bir yaklaşım geliştirdi.

Bu yaklaşım, Marksizm de dahil olmak üzere tüm ideolojilerin toplumsal yaşamdan kaynaklandığını kabul eder. Bu fikir, sosyolog Pierre Bourdieu tarafından geliştirilmiştir. Slavoj Žižek ve Frankfurt Okulu gibi düşünürler ise ideolojinin sadece bilinçli değil, bilinçaltı fikirleri de içerdiği psikanalitik bir perspektifi “genel teori”ye eklemişlerdir.

Sosyalizm ne anlama gelir?

SOSYALİZM Ansiklopediler – TÜBİTAK Özel mülkiyetin ve sınıfların olmadığı bir toplumsal düzende insanın eşit ve özgür olabileceğine inanan ve devrimci veya evrimci yollarla nihai hedefe ulaşılabileceğini düşünen bir ideolojidir. Sosyalist sözcüğü Latince “sociare”den türetilmiştir.

  1. Birleşmek ya da paylaşmak anlamına gelmektedir.
  2. Avramın kökeni konusunda bir muğlaklık olmamakla birlikte sosyalizmin ne ifade ettiğini belirlemek için öncelikle anlamlandırılma biçimlerini irdelemek gerekecektir.
  3. Bu bağlamda öne sürülebilecek en temel ayrım, sosyalist toplumsal düzene devrimci veya evrimci yöntemlerle ulaşılabileceğini iddia eden yaklaşımlarla ortaya çıkmaktadır.

Bu ayrım, sosyalizm ile birlikte düşünülen Marksizm, komünizm, sosyal demokrasi ve benzeri kavramların çeşitliliğini de açıklamak için son derece işlevseldir.19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren sosyalizm sözcüğü kullanılmaktadır ve aslında sosyalist fikirlerin tarihi çok daha eskilere kadar götürülmektedir.

Örneğin Platon’un (ö. MÖ 348) Devlet adlı eserinden veya Thomas More’un (ö.1535) Ütopya’sından sosyalist fikirler devşirmeye çalışan akademik gayretler azımsanamayacak düzeydedir. Bir başka ifadeyle, bazı sosyalistler için anılan tarihsel geçmiş, entelektüel bir miras olarak kabul görmektedir. Buna rağmen sosyalizmin köklerini, Aydınlanma sonrası şekillenen fikir ikliminde aramak daha doğru bir yaklaşımdır.

Aydınlanma Çağı’nın alabildiğine hızla fikir ürettiği yıllarda, özellikle 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra, anlaşma odaklı toplum tasarımının insanları eşitlik ve özgürlüğe ulaştıracağına dair fikirler cılız bir biçimde de olsa ifade edilmekteydi.

  • Henüz sosyalizm sözcüğünün kullanımına rastlanmayan bu dönem, çok kısa süre sonra ete kemiğe bürünecek olan kavramın doğum sancısı olarak düşünülmelidir.
  • Sosyalist kavramı ilk olarak 1827 yılında Britanya’da kullanılmıştır.
  • Isa süre içinde hem Saint Simon’ın (ö.1825) hem de Robert Owen’ın (ö.1858) takipçileri, sahip oldukları fikirleri sosyalizm olarak adlandırmaya başladılar.

Nihayet 1840’lı yıllara gelindiğinde, Avrupa’nın endüstrileşmiş ülkelerinde kavram artık bilinmekteydi. Kavramın bu ülkelerde çok bilinmesi bir rastlantı değildir. Nitekim sosyalizm, endüstriyel kapitalizmin gelişmesiyle paralel biçimde kendini belli eden sosyal ve iktisadî sorunlara bir tepki veya çözüm arayışı olarak ortaya çıkmıştır.

  1. Liberal piyasa toplumuna bir eleştiriydi ve yoksullukla özdeşleşen işçi sınıfının mağduriyetleri üzerinden derin bir teoriyi adım adım inşa etmiştir.
  2. İlk dönem sosyalizmin karakterine rengini veren de budur; işçi sınıfının içinde bulunduğu ağır çalışma koşulları, ücretlerindeki yetersizlik, kadın ve çocukların çalışma yaşamına dâhil edilmesi ve benzeri olumsuzlukları dikkate alan ilk sosyalistler kimi zaman Charles Fourier (ö.1837) ve Robert Owen (ö.1858) gibi iş birliği ve sevgiye dayanan ütopik toplum tasarımlarının kimi zaman da Marx ve Engels’in (ö.1895) büyük çabasıyla şekillenen ve tarihin yasalarının eşlik ettiği devrimci teorilerin kapılarını aralamıştır.19.

yüzyılın önemli bir kısmında sosyalizm, Marx ve Engels’in devrimci fikriyle ciddi bir teorik olgunluğa ulaştı. Yüzyılın sonlarına doğru ise ideolojik kırılmalar yaşanmaya başlandı. İşçi sınıfının, kapitalist dünya sistemine daha çok entegre edilmesine olanak veren gelişmelerin yaşanması, sosyalizm konulu fikirlerin çeşitlenmesini de sağladı.

  1. Nitekim daha çok siyasal haklar elde eden, sendikalaşma sayesinde haklarını savunma noktasında çok daha iyi duruma gelen ve ücretleri iyileştirilen bir sınıfı artık devrimci bir özne olarak görmek zorlaşmaktadır.
  2. Nihayet sosyalizmin içinden revizyonist fikirler ortaya çıkmaya başlamıştır.
  3. Sosyalizm, diğer ideolojilerde olduğu gibi, ideal bir toplum modeli sunmaya çalışmaktadır.20.

yüzyılın en önemli siyasal gelişmelerinden biri, sosyalist idealin yükselişine ve çöküşüne sahne olmasıdır. Yükselişi anlamlandıran, sosyalizm düşüncesinde boy gösteren fikrî zenginliğe güçlü bir pratiğin eşlik etmesidir. Öyle ki 20. yüzyıldan itibaren artık sosyalizm ideolojisinden bahsedilirken birkaç ana akımı ifade etmemek mümkün değildir.

Marksizm ve komünizm, devrimci sosyalizmin başat fikir yapıcıları iken bunlardan ikincisiyle Lenin öncülüğündeki Bolşevik devrim kastedildi, daha doğrusu Bolşevikler, “komünist” nitelemesinin kendilerine daha uygun olacağına kanaat getirdiler. Anılan yüzyılda, evrimci sosyalistler adını alan Fabiancılık ve Revizyonist Marksizm akımları da boy gösterdi.

Fabian akım Beatrice Webb (ö.1943) ve Sidney Webb (ö.1947) öncülüğünde doğdu ve farklı isimlerin katkısı ile gelişti. Fabianlar, sosyalist bir parti aracılığıyla hedefe ulaşılabileceğini iddia ettiler. Bu yönüyle Fabian akım, Marksizm’in aksine devleti tarafsız bir dengeleyici unsur olarak gördü ve devrim fikrini rafa kaldırdı.

  • Eduard Bernstein (ö.1932) ise Fabian fikirleri daha ileri düzeye taşıdı ve Marksizm içinden ifade edilen revizyonist akımı başlattı.
  • Bernstein işçi sınıfının, parlamenter demokrasinin kurallarına sadık kalarak iktidara gelmesinin mümkün olabileceğini, nihayetinde ise sosyalist bir düzene ulaşılabileceğini ileri sürdü.

Bernstein’ın öncülük ettiği reformcu anlayış zamanla, liberal düzeni reddetmeyen ve sosyalist düzen fikri iddiasını terk eden ancak kapitalizmi de reforma tabi tutarak insana yaraşır hâle getirmeyi temel gayesi olarak belirleyen sosyal demokrasi hareketinin gelişmesini sağladı.

Sosyalizmin 20. yüzyılda ulaştığı fikrî zenginlikle yükselişe geçmesi, uygulama şansı bulmasıyla ivme kazandı. İlk sosyalist devrim 1917 yılında gerçekleşti. Bolşevik devrim, Vladimir Lenin’in (ö.1924) ifadeleriyle “önce, tüm köylülerle birlikte monarşiye, toprak sahiplerine ve Orta Çağ kalıntılarına sonra da yoksul köylüler, yarı proleterler ve tüm sömürülenlerle birlikte köy zenginleri, kulaklar ve vurguncular da için de olmak üzere kapitalizme karşı” yapıldı.

Bolşevik devrimi, Doğu Avrupa’ya ihraç edildi; Çin ve Küba devrimlerine örnek oldu. Batı Avrupa’nın sosyalist hareketleri ise devrimci çizgiden uzaklaştılar ve reformist ekole sadık kalarak sosyal demokrat partilerin güçlenmesini sağladılar. Sosyalist fikirler neredeyse dünyanın her tarafına yayıldı.

Latin Amerika’da ve Asya’nın birçok ülkesinde etki alanlarını genişlettiler. Arap dünyasında da hatırı sayılır bir yaygınlık kazandı. İslâm’ın temel ahlakî kuralları üzerinden geliştirilen Arap sosyalizmi, siyasal partilerle temsil imkânı buldu. Böylece 20. yüzyıl sosyalizmin adeta altın çağı oldu. Ancak 1989-91 yıllarında başlayıp hızla yayılan yıkılma süreci ile insanlık, sosyalizmin yükselişi ve çöküşüne aynı yüzyıl içinde tanıklık etmiş oldu.

Fikir ve pratik bağlamında ciddi tarihsel birikimi olan sosyalizm hem zaman içinde çeşitlenen sosyalist akımlar hem de farklı değerlendirilmesinden kaynaklanan zorluklar nedeniyle anlaşılması en zor kavramlardan biridir. Sosyalizmi üç farklı şekilde anlamaya çalışan yaklaşımlar söz konusudur.

İlki, kapitalizme alternatif ekonomik bir model olarak kabul eden yaklaşımdır. İkincisi, sosyalizmi işçi hareketinin bir aracı olarak kabul etmektedir. Üçüncüsü ise sosyalizmi bir ideoloji olarak ele almakta; düşünce, değer ve teori kümesiyle ayırt edilebilen özelliklerine vurgu yapmaktadır. Sonuncu yaklaşım, sosyalizm konusunu anlamayı kolaylaştıracak temel ilkelere ulaşmayı sağlamaktadır.

Bir başka ifadeyle sosyalizm, içinden türeyen farklı akımlara ve uygulama biçimlerine rağmen ideoloji olmasını anlamlandıran ana ilkelere sahiptir. Sosyalizmin temel ilkelerini şekillendiren, insana bakışıdır. Sosyalizme göre insan, iş birliğine açıktır ve bu özelliği, dayanışmacı olmasının yolları açar.

  1. Oysa tarihsel süreçte bu iyi özelliğini dışa vurabilmesi için insanoğluna fırsat verilmediği düşünülür.
  2. Şartlar insanın iyi özelliklerinin ortaya çıkmasını sağladığı müddetçe, toplum hâlinde yaşamanın tüm bireylere mutluluk getireceğine inanılır.
  3. O hâlde üzerinden gelinmesi gereken en önemli problem, sınıfsal farklılıkların ortadan kaldırılmasıdır.

Sosyalizm sınıf farklılıklarının yok olacağı bir toplumsal düzenin insan için çok daha elverişli ve adil olduğunu düşünmektedir. Toplumsal sınıfların kaynağında yer alan iktisadî eşitsizliklerin giderilmesi en önemli amaç olarak belirmektedir. Gerçek anlamda eşitliğin, bireylerin sosyal ve iktisadî manada eşit kılınması ile mümkün olacağı düşünülmektedir.

Sosyalizme göre gerçek anlamda eşitlik, insanın içinde var olan kardeşlik duygularının öne çıkmasını sağlayacaktır. Bu durum, toplum içi dayanışmanın rekabete tercih edilmesi anlamını taşıyacaktır. Sınıfların olmadığı bir sosyalist düzende herkes yeteneğince üretime katılacak ve temel insani ihtiyaçların karşılanması bağlamında hiçbir sorun yaşanmayacaktır.

Bunun sürdürülebilir olmasının yegâne yolu ise ortak mülkiyet anlayışından uzaklaşmamaktır. Sosyalizmde üretim araçlarının tamamı, ilgili topluluğun mülkiyeti olarak kabul görmektedir. Üretimin yapılma biçimi veya üretim araçlarının nasıl kullanılacağına karar verme hakkı topluma bırakılmaktadır.

Marksistler ateist mi?

Marx, Yahudi kökenli bir ailenin Protestan geleneklerine göre vaftiz edilen oğlu olsa da, ba- basının Aydınlanmacı deist inancından dolayı çocukluk yıllarında herhangi bir din eğitimi almadan büyümüş ve yirmili yaşlarda ‘tavizsiz bir ateist’ kim- liğe sahip olmuştur (Aktürk, 2011: 225).

Marksizm solcu mudur?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Solculuk, var olan sosyal hiyerarşiyi kaldırmak isteyen ve zenginliğin eşit dağılımını destekleyen politik hareketlere karşılık gelen terimdir. Emek-sermaye çelişkisinde emekten taraftır. İnsan merkezlidir, odağına din, ırk, milliyet, cinsiyet vb.

Marksistler komünist mi?

MARKSİZM Ansiklopediler – TÜBİTAK Alman idealist felsefesine karşı bir anti-felsefe, İngiliz liberal ekonomi politiğine karşı bir anti-kapitalist ekonomi politik ve Fransız ütopik sosyalistlerine karşı bilimsel bir sosyalizm iddiasıdır. Her biri farklı dönemlerdeki Karl Marx’a (ö.1883) denk düşen eserlerden ve yorumlardan farklı Marksizmler de doğmuştur.

Bu nedenle Marx ile Marksizm arasındaki ayrımın sadece yorum farklarından doğduğunu düşünmek de anlamlı değildir. Marx’ın eserlerindeki dönemsel çelişkiler de farklı Marksizmler ortaya koymuştur.1848’de yazılan “Komünist Manifesto”ya kadar geçen süre Marx için Alman idealist felsefesine karşı ama özelde G.W.

See also:  Qual Meu Ascendente?

Friedrich Hegel’in (ö.1831) hukuk felsefesine karşı felsefe eleştirisi yaptığı döneme denk gelmektedir. Marksizm, Hegelyen burjuva toplumunu meşrulaştıran idealist diyalektiğin yerine doğanın ve toplumun materyalist yorumuna dayalı proletaryanın praksisini ve politik değişimci eleştiriyi yerleştirmiştir.

  1. Marksizm’i eleştirel de olsa felsefi kalıplara hapsetmek istemeyenler Marx’ın kapitalizm eleştirisini geliştirdiği ikinci dönemini daha çok önemserler.
  2. İlk dönemin eleştirel diyalektik-materyalist felsefesinin yerini ikinci dönemde pozitif bir bilim olarak sosyalizm almıştır.
  3. Ortodoks Marksizm’in ortaya çıktığı bu dönemde Marx’ın ekonomi politik eleştirileri, sınıfsal toplum analizleri ve tarihsel materyalizm fikri bilimsel bir dogma hâlini almıştır.

Marx’ın bile Marksist olmadığını ifade ettiği dönem bilimsellik iddiaların ortaya çıktığı dönemdir. Marksizmin bu dönemdeki Papa’sı olan Karl Kautsky (ö.1938), devrimin bilimsel anlamda kendiliğindenliğine öylesine inanmıştı ki hem Eduard Bernstein’ın (ö.1932) proleterlerin acılarını hafifleten revizyonizmine hem de Lenin ve Luxemburg’un devrimci şiddet içeren siyasetine karşı durmuştur.

  1. Marksizmin üçüncü dönemi ise Vladimir Lenin (ö.1934) ve eleştirileri ile birlikte başlayan politik dönemdir.
  2. Bu dönemde Marksizm artık bir devrim ideolojisi, iktidarı hedefleyen bir hegemonya ya da tüketim, bürokrasi ve ideolojik aygıtlar üzerinden bir eleştirel teoridir.
  3. Günümüzde ise Komünist Manifesto’nun söylem, agonizma, karar verilemezlik ve dayanışma üzerinden yeniden yazılmasını hedefleyen bir postmarksizmden bahsedebiliriz.

Marksizm, bilimsellik iddiası gereğince insanlık konusunda rasyonalist aydınlanmacı bir tutum geliştirmiştir. Marksist ideolojide insanı hayvandan ayıran doğası bilinç ya da inanç değildir, homo faber anlamında insanın eliyle üretimidir. İlk birikimi yaratan da insanın bu anlamdaki emeğidir.

  • İnsan tarihsel materyalist bağlamda geliştiği ve iyileştiğinden dolayı insanın içinde yaşadığı maddi şartlar değiştiğinde doğası da karakteri de değişir.
  • Marksizm’in kurucu babası sayılan Friedrich Engels’e (ö.1895) göre Charles Darwin (ö.1882) nasıl organik doğanın gelişim yasasını keşfetmişse Marx da insan tarihinin gelişim yasalarını keşfetmiştir.

Tarihin itici gücü ise üretim ilişkileridir. İnsanlar sistematik şekilde düşünmeye başlamadan önce bile hayatta kalmak için üretmek zorundadır. Sosyal ve politik yapıları şekillendiren bu üretim biçimidir. Sınıflar, üretim biçimindeki ekonomik çıkarlar etrafında oluşur ve çatışır.

Marx, devleti sınıfsal çıkarların egemenlik aracı olarak olumsuz anlamda görse de Marksizm, merkezîleşmiş proleter diktatörlüğüne dayalı devleti komünizme giden yolda zorunlu bir aşama olarak görmektedir. Marx’ın özgürlükçü ve otoriteden bağımsız komünist toplum önerisine rağmen Marksizm, bürokrasi tarafından örgütlenen ve yönetilen totaliter bir toplum yaratmıştır.

Toplumu anlamaktan değil değiştirmekten bahseden Marksizm’in bilimselliği kapitalist aydınlanmacı modernizmden farklı olmayan pozitivist anlayışa dayalı endüstrileşmiş bir modernizm ortaya çıkarmıştır. Marksizm, klasik politik ekonomiyi rasyonel anlamda son noktasına kadar taşıyarak eleştirmektedir.

Apitalist sistem içinde proletaryanın kendi emeğine yabancılaşması sonucu ortaya çıkmasını beklediği çelişkilerin değişimi yani Marksist devrimi tetikleyeceğini iddia etmektedir. Kapitalizmin iç çelişkilerinin sosyalizmi doğurmayacağını düşünenler yanlış bilinç sahibidir. Bu anlamda yanlış bilinç, Marksizm’in karşı olduğu olumsuz anlamda ideolojidir.

Diğer taraftan Georg Lukacs’ın (ö.1971) bir sınıf bilinci olarak işçi sınıfının ahlakı olarak tanımladığı olumlu anlamda ideoloji anlayışı da Marksizm’e aittir. Fakat Marksizm’i bilimsel ve materyalist olarak yorumlayanlar için doğal olana nasıl bir ahlak yüklenemezse Marksist düşünce de iyi ve kötü kategorileriyle ele alınamaz.

  1. Bu nedenle Marksist tarihsel materyalizm tarihî mücadelenin iyiler ile kötüler arasında değil sömüren ile sömürülen arasında olduğunu iddia eder.
  2. Apitalizmin üstün bir ahlak ve adalet anlayışı üzerinden aşılamayacağını düşünen Marksistler, adalet ve ahlak anlayışının da burjuva toplumuna içkin olduğunu iddia etmektedir.

Marksizm, 19. yüzyılın ikinci yarısında pozitivizmin, sosyal darwinizmin, materyalizmin, aydınlanmanın ve modernizmin hâkim olduğu bir dönemin ruhuna uygun bir ideolojidir. Bu anlamda Marksist düşüncenin kendisi de bilimsellik ve evrensellik iddiasına rağmen tarihseldir.

Nitekim 20. yüzyılda belirlenimci ve materyalist bilimsel Marksizm’in yerini genç Marx’a dönen iradeci, devrimci ve eleştirel bir Marksizm almıştır. Bir taraftan altyapının üst yapıyı belirlediği bağlamındaki kapitalist sistemin kendiliğinden yıkılışı anlayışının yerini devrimci ve iradeci bir çağrı alırken diğer taraftan da kültür endüstrisi gibi Marx’ın bile hayal edemediği nedenlerden dolayı işçi sınıfının devrim bilincini ve iradesini kaybetmesine bağlı olarak bir özne niteliğini yitirmesi söz konusudur.

Bu nedenle Marksizm hem kendi tarihinin çocuğudur hem de tarihsel değişime açık bir ideolojidir. Marksizm ideolojiyi toplumun yapısal dönüşümüne ters bir yanlış bilinç hâli ya da egemen sınıfların hâkimiyet aracı olan bir uyuşturucu olarak tanımlasa da aynı zamanda ideoloji Marksizm içinde olumlu anlamıyla sınıfsal çelişkilerin arttığı bir toplumda işçi sınıfının bilinci olarak da kullanılmıştır.

Olumlu anlamıyla Marksizm, işçi sınıfının politik eylemleriyle yeniden yoğrulan kitlesel ve tarihsel bir ideolojidir. Marksizm’de bilimsel teorik tartışmalarla kitlesel politik tartışmalar iç içe geçmiştir. Marksist bir devrimin stratejisi, ekonomik belirlenimcilik ve kapitalizmin çöküşü, parlamentarist reformizm, işçi sınıfının özneliği ve milletlerin kendi kaderini tayini, emperyalizm ve sermayenin küreselleşmesi, devletin ve bürokrasinin anlamı gibi konular hem teorik hem de ideolojik çatışmalardır.

Bu bağlamda Marksizm, kendi içinde de çatışan ve politik dinamiğini hâlen kaybetmeyen bir ideolojidir. Bünyamin Bezci Kaynakça Bensussan, Gerard ve Georges Labica, Marksizm Sözlüğü, İstanbul: Yordam Kitap, 2017. Bottomore, Tom. Marksist Düşünce Sözlüğü,

Sosyalist ülkeler hangileri?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Günümüzdeki sosyalist ülkeler. Dünyadaki Sosyalist ülkelerin ömürleridir.Bu haritada; Marksist-Leninist, Arap ve Afrika Sosyalizmini savunan ülkeler vardır.60 yıl ya da daha fazla 50-60 yıl 40-50 yıl 30-40 yıl 20-30 yıl 10-20 yıl 10 yıl ya da daha az Sosyalist ülkeler 30 Aralık 1922’de Sovyetler Birliği ‘nin kurulmasıyla başlar.1924 yılında dünyanın ikinci sosyalist ülkesi oӀan Moğolistan Halk Cumhuriyeti kuruldu.2.

Dünya Savaşından sonra Doğu Avrupa ve Asya’da sosyalist ülkeler kurulmaya başlandı. Dünyada kurulan sosyalist ülkelerin çoğu Marksist – Leninist ideolojiye sahipti. Marksist-Leninist ideolojinin yanında Arap Sosyalizmi ve Afrika Sosyalizmi de bulunmaktaydı. Marksist-Leninist ideoloji savunan sosyalist ülkelerde devletçi ekonomi hâkimken Arap Sosyalizm ve Afrika Sosyalizmi savunan ülkelerde devletçi ve karma ekonomi hâkimdi.1989 yılında Doğu Avrupa ve SSCB’de yaşanan değişimlerden dolayı 1989-1992 arasında 20’den fazla ülkede sosyalist sistem çökmüştür.

SSCB ve Çekoslovakya dağılırken Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti iç savaşa gitmiştir. Bugün dünyada sadece Marksist-Leninist ideolojiye bağlı 4 sosyalist ülke kalmıştır. Çin 1978 yılında sosyalist piyasa ekonomisine geçiş yaptı. Küba, Laos ve Vietnam ise 1990’lı yıllarda Sosyalist odaklı piyasa ekonomisine geçmiştir.

Türk Marksist Leninist ne demek?

Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist ( TKP/ML ), 24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları tarafından kurulan yasa dışı komünist parti, Partinin siyasi düşünceleri doğrultusunda askeri kolu Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) ve gençlik örgütü Türkiye Marksist-Leninist Gençlik Birliği (TMLGB) kadın kolu ise Komünist Kadınlar Birliğidir (TKP/ML-KKB).

Marx ve Hegel in ortak yönü nedir?

Felsefenin Rolü Üzerine Hegel ve Marx Marx’ın Hegel’le karşı karşıya geldiği kapsayıcı bir konu, felsefe hakkındaki bir meta-tartışmadır. Felsefenin rolü hakkındaki karşıt görüşleri, büyük resmi görmemizi ve bu karşıtlığı çeşitli teorilerinin ayrıntılarına kadar izlememizi sağlar.

Marksizm ne demek edebiyat?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Marksist edebiyat kuramı, temelini Marksist felsefe ve politika akımlarından alan ve edebiyat eleştirisine ekonomik, politik ve tarihsel açıdan bakmayı savunan bir düşünce sistemidir.

Komünist karşıtı ne demek?

Antikomünist bir sembol Śląsk Wrocław taraftarlarının Wrocław Şehir Stadyumu ‘nda açtığı “Kahrolsun Komünizm” yazılı pankart, 2012 Rus İç Savaşı yıllarında Lenin, Troçki ve diğer Sovyet liderlerinin, rahipleri Marx ‘a kurban verir gibi gösteren Beyaz Ordu propaganda posteri, 1919 Vichy Fransası ‘nda Milice posteri: “Komünizme Karşı! General Sekreteri Joseph Darnand ” Antikomünizm ya da komünizm karşıtlığı, kapitalist görüşlere karşı olan ve aksinin gerçekleşebileceğini öneren komünizm düşüncesine karşı olarak komünist sistem ve görüşlerin yayılımını engelleme çalışmalarıdır.

Bununla birlikte Marksist-Leninist politikaların 20. yüzyılda dünya üzerine söz sahibi olması üzerine, bu politikalara karşı olan görüşleri ifade eden bir terimdir. Başlangıcı fikirsel olarak Karl Marx ve Friedrich Engels ‘in komünizm ile ilgili düşüncelerini açıkladığı döneme denk gelse de, somut olarak Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ‘nin ve yeni sistem arayışı içerisinde olan savaş yorgunu Asya devletlerin katılımıyla 1917-1922 aralığında kurulan Sovyetler Birliği dönemine dayanır.

II. Dünya Savaşı öncesi ve savaş sırasında Adolf Hitler ve Benito Mussolini gibi milliyetçi liderler anti-komünist politikalar izlemiş, savaş sonrasında ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) en belirgin karşı çıkışı yaparak NATO ‘nun kurulmasına ön ayak olmuş ve bütün dünya ülkelerinde antikomünizm faaliyetlerine destek vererek bu eylemlerin birer parçası olmuştur.

Bu gelişme üzerine sosyalist ülkeler bir araya gelerek Varşova Paktı adlı askerî ve siyasal birliği oluşturmuştur. Antikomünist politikalar Avrupa’da hâlen zaman zaman devam etmektedir. Örneğin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi 25 Ocak 2006 tarihindeki kış oturumunda “totaliter komünist rejimleri kınadığını” açıklamıştır.

Bununla birlikte Avrupa Parlamentosu 2008 yılında 23 Ağustos gününü “20. yüzyıl Nazi ve komünist suçlar için Avrupa çapında anma günü” yapma önerisinde bulunmuştur.

Deniz Gezmiş komünist mi?

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Deniz Gezmiş
Doğum 28 Şubat 1947 Ayaş, Ankara, Türkiye
Ölüm 6 Mayıs 1972 (25 yaşında) Ulucanlar, Altındağ, Ankara, Türkiye
Ölüm sebebi İdam
Defin yeri Karşıyaka Mezarlığı, Ankara
Milliyet Türk
Eğitim İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1969’da ihraç edildi.)
Etkin yıllar 1965-1972
Organizasyon THKO (1970-72)
Tanınma nedeni Öğrenci lideri
Siyasi parti Türkiye İşçi Partisi (1961) (1965-1969)
Ebeveyn(ler) Cemil Gezmiş (d.1922 – ö.2000) Mukaddes Gezmiş (d.1920 – ö.2014)
Akraba(lar) Bora Gezmiş (ağabeyi) Hamdi Gezmiş (kardeşi)

Deniz Gezmiş (d.28 Şubat 1947, Ankara – ö.6 Mayıs 1972, Ankara), Türk Marksist-Leninist öğrenci lideridir.1965’te Türkiye İşçi Partisine üye oldu.1968’de 6. Filo protestolarına katıldı. Olaylardan dolayı öğrencileri ayaklandırmaya teşvik suçundan yakalama kararı çıkarıldı ve 30 Temmuz 1968’de tutuklandı.

  1. Asım 1968’de yeni ABD Elçisi Robert Komer’i protesto ettiği için tekrar tutuklandı.26 Aralık 1968’de Oya Sencer’in doktora tezinin kabul edilmemesi üzerine protestoları organize eden öğrenciler arasında olduğu için hakkında tutuklama verildi ve üniversite süresiz kapatıldı.
  2. İstanbul Üniversitesi’nin kütüphanesine sol görüşlü Vedat Demircioğlu ismini vermeleri üzerine sağ görüşlü öğrencilerle aralarında çıkan kavgaya karıştıktan sonra 18 Mart 1969’da tutuklandı.
See also:  Ne Kadar Emekli Maa Alabilirim?

Üniversite Reform Tasarısını desteklemek için öğrenciler ve akademisyenler tarafından Mayıs 1969’da protestolar başladı. İstanbul Üniversitesinin işgaline liderlik etti. Sönümlenmeyen olaylardan dolayı üniversite yönetimi Haziran 1969’da polis nezaretinde sınav yapılması kararından sonra protestolar şiddetlendi.

Güvenlik kuvvetlerinin üniversiteye müdahalesi sırasında polis ve öğrenciler yaralandı. Hakkında tekrar tutuklama kararı verildi.1969’da Filistin ‘de bulunan Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesinin gerilla kampına silahlı eğitim almak ve FDHKC üyeleri ile aynı safta savaşmak için gitti.20 Aralık 1969’da yakalandı, 18 Eylül 1970’e kadar tutuklu kaldı.

İstanbul Hukuk Fakültesinden kanun dışı eylemlere katıldığı için ihraç edildi. Bursa Cezaevi’nden tahliye edildikten sonra askere alınacakken Sivas’a sevki sırasında askerden kaçtı. Silahlı Marksist-Leninist örgüt Türkiye Halk Kurtuluş Ordusunu kurdu.29 Aralık 1970’te Yusuf Aslan’ın çaldığı bir otomobille giderken ABD elçiliği önündeki Kavaklıdere Polis Kulübesi’ni kurşunladı, iki polis ağır yaralandı.11 Ocak 1971’de Türkiye İş Bankası Emek Şubesi soygununu gerçekleştirdi.4 Mart 1971 günü dört Amerikalıyı kaçırdı, bir bildiri yayımlayarak 400.000 dolar fidye ve “tüm devrimcilerin serbest bırakılmasını” istedi.

Güvenlik güçleri 5 Mart’ta kendisini ve Amerikalıları bulmak için THKO’nun “karargâhı” sayılan ODTÜ ‘yü kuşattı. Öğrencilerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı.9 saat süren çatışmada 1’i komando er Mevlüt Meriç olmak üzere 3 kişi öldü, 26 kişi yaralandı. Üniversite süresiz kapatıldı.9 Mart’ta Amerikalıları serbest bıraktı.12 Mart 1971 Muhtırası ‘nın ardından yakalanarak yargılandı ve idama mahkûm edildi.

Cezası ertesi yıl Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ‘la aynı gün infaz edildi.

Faşizm ile komünizm arasındaki fark nedir?

Bu maddenin veya maddenin bir bölümünün gelişebilmesi için siyaset konusunda uzman kişilere gereksinim duyulmaktadır. Ayrıntılar için lütfen ilgili tartışmaya bakınız. Konu hakkında uzman birini bulmaya yardımcı olarak ya da maddeye gerekli bilgileri ekleyerek Vikipedi’ye katkıda bulunabilirsiniz. ( Mayıs 2020 )

İtalya’da kurulan ideolojinin orijinal versiyonu için İtalyan faşizmi sayfasına bakınız. Benito Mussolini (solda) ve Adolf Hitler (sağda), sırasıyla Faşist İtalya ve Nazi Almanyası ‘nın liderleri. Faşizm, ilk olarak İtalya ‘da Benito Mussolini tarafından oluşturulan, otoriter devlet üzerine kurulu radikal bir aşırı milliyetçi politik ideolojidir.

İlkeleri ve öğretileri, La dottrina del fascismo adı altında Giovanni Gentile tarafından yazılmıştır. Benito Mussolini ‘nin kurucusu olduğu Ulusal Faşist Parti ‘nin İtalya’da iktidara gelmesinin ardından, faşizm birçok milliyetçi ideolojiye örnek olmuştur. Hitler ‘in nasyonal sosyalizmi ve Franko ‘nun falanjizmi, faşizmden çok etkilenmişlerdir.

Milliyetçi işçi hareketlerinden ilham alan ilk faşist hareketler, İtalya’da I. Dünya Savaşı sıralarında; sol düşünceleri, sağcı ve milliyetçi unsurlarla birleştirerek; komünizme, marksist sosyalizme, liberalizme, demokrasiye ve geleneksel sağcı muhafazakârlığa karşı olarak ortaya çıkmıştır.

  1. Faşizm, geleneksel siyasal yelpazede genelde aşırı sağa konulsa da, siyaset bilimciler tarafından bu tanımın yeterli olmadığı tartışılmaktadır.
  2. Faşistler kendi uluslarını, ulusal camianın kitlesel seferberliğini teşvik eden totaliter bir devlet yoluyla bütünleştirmeyi amaçlarlar ve faşist ideolojiye uygun ilkelerle birlikte ulusu örgütlemeyi hedefleyen devrimci siyasal harekete önayak olan bir öncü partiye sahip olmayla nitelenirler.

Liberalizme, demokrasiye, marksist sosyalizme ve komünizme muhalif faşist hareketler; devlete ihtiram, güçlü bir lidere bağlılık ve aşırı milliyetçilik ile militarizme verilen önem gibi ortak özelliklere sahiptir. Faşizm, siyasal şiddeti, savaşı ve emperyalizmi ; ulusal ihyaya ulaşmak için bir araç olarak görür ve güçlü ulusların, daha güçsüz ulusların yerine geçerek topraklarını genişletmeye hakkı olduğunu ileri sürer.

  1. Faşizmi bir dünya görüşü olarak benimseyen İtalyan lider Benito Mussolini ‘nin 1922’de İtalya ‘da iktidara gelmesinin ardından, onun iktidarı döneminde, İtalya’da resmi ideoloji olarak yürütülmüştür.
  2. Isa süre içerisinde genel anlamıyla otoriter rejim anlayışını betimler bir nitelemeye dönüşmüş ve nasyonal sosyalizm başta olmak üzere, anti-demokratik ve otoriter ideoloji ve yönetim sistemlerinin tamamına halk tarafından verilen genel bir isim halini almıştır.

Kavramın kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş hükûmet yetkisini sembolize eden, ucunda balta bulunan bir çubuk demetinin adı olan Latince fasces sözcüğünden ileri gelir. Aynı simge daha sonraları Fransız Devrimi sırasında Aydınlanma anlamında, halkın elindeki devlet gücünü temsil etmek üzere kullanılmıştır.

Söz konusu sembol birtakım değişikliklerle 1926 yılından itibaren İtalya’nın resmi devlet sembolü olmuştur. Sembolün üçlü anlamı, yani devlet gücü, halk mülkiyeti ve birliktelik Mussolini’nin propagandasında kullanılmıştır. Faşizm, baskıcı rejimleri tanımlamak için kullanılan genel bir terim olmadan önce, asıl olarak İtalyan milliyetçiliğini temsil eden bir ideoloji olarak ortaya atılmıştır.

Ancak kendisiyle eş zamanlı olarak ortaya çıkan nasyonal sosyalizm ve falanjizm gibi akımlar da amaç ve uygulamalar bakımından bir İtalyan ideolojisi olan faşizme yakın oldukları için faşizme bağlı siyasi hareketler olarak tanınmışlardır. Aşırı milliyetçi ve anti-komünist bir hareketin İtalya dışında “faşist” olarak nitelenmesinin ilk örneği Avusturya’da görülmüştür.

Avusturyalı anti-komünist aşırı milliyetçilerin ideolojisi Avusturya faşizmi ( Austrofaschismus ) olarak isimlendirilmiştir. Aynı zamanda, Almanya’da komünistler, nasyonal sosyalistleri kendi propagandaları gereğince “faşistler” ( die Faschisten ) olarak isimlendirmişlerdi. Bir rejimin faşist olarak nitelendirilebilmesi için, o rejimin ideolojisinin milliyetçi olması ve milletin varlık ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutması gereklidir.

Bu yönüyle halkçılığı da içermeli ve sadece zenginlerin veya işçilerin değil, milletin bütün fertlerinin refahını sağlamayı hedeflemelidir. Bu hedefe ulaşmak için ise ekonomi üzerinde sıkı bir devlet kontrolü uygulamak, işçi ücretlerinin yeterli olmasını sağlamak, keyfi işten çıkarmaları önlemek, hayat pahalılığının önüne geçmek için fiyat kontrolü uygulamak gibi önlemler uygulamak faşizmin politikalarındandır.

Faşizm, sınıflar arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmayı öngörür. Bu yönde devlet eliyle korporatif sendikalar kurulur ve işçi ile işveren arasında anlaşma sağlanır. Toplumdaki yoksul ve orta sınıfın ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır; örneğin Almanya’da çıkan toprak yasasıyla köylülerin topraklarının ipotek yoluyla ellerinden alınmasının önüne geçilmiş ve fırsatçı sermayenin köylüyü sömürmesi engellenmiştir.

Faşizmin amacı bir toplumu birlik-beraberlik, ulusal değerler, tarih bilinci, vatan-bayrak-devlet üçlemesi, halkçılık ve devletçilik gibi anlayışların altında bütünleştirmektir. Saldırgan milliyetçi olmakla birlikte -özellikle de nasyonal sosyalizmde- ırkçı boyutlara varabilmektedir.

Milliyetçi veya ırkçı fikirlerin benimsenmesi ülkelere göre değişmektedir; örneğin İtalyan faşizminde “İtalyan vatandaşlığı” kavramı ön plandayken, Alman nasyonal sosyalizminde ise “Alman kanı taşıma” düşüncesi ön plandadır. Mussolini’nin doktrininde vatandaşlık kavramı vurgulanırken, Hitler’in doktrininde ise kan bağı vurgulanmaktadır.

İtalyan faşizmi milliyetçidir, Alman nasyonal sosyalizmi ise ırkçıdır. Faşist yönetimlerin başa geçmesi Almanya’da demokrasiyle, İtalya’da hükümdarı tehdit etmekle ( Roma’ya Yürüyüş ), İspanya’da ise iç savaşın kazanılmasıyla gerçekleşmiştir. Tarihe baskıcı rejimler olarak geçen bu yönetimler, o yıllarda mevcut oldukları ülke halkının çoğu tarafından, özellikle de Almanya’da desteklenmişlerdir.1922’de Benito Mussolini İtalya Kralı tarafından başbakan olarak atanmış, 1924 seçimleri sonucunda ise % 61.3 oy alarak Faşist Parti ‘nin iktidarda kalması kesinleşmiştir.

Marksist ne demek edebiyat?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Marksist edebiyat kuramı, temelini Marksist felsefe ve politika akımlarından alan ve edebiyat eleştirisine ekonomik, politik ve tarihsel açıdan bakmayı savunan bir düşünce sistemidir.

Marksizme göre ideoloji nedir?

Marksistlerin görüşleri – Karl Marx, bir toplumun baskın ideolojisinin üst yapısının ayrılmaz bir parçası olduğunu öne sürer. Marx’ın analizi, ideolojiyi egemen sınıfın kendi kendini sürdürme aracı olarak bilerek yaydığı yanlışların bir sistem olarak görmektedir. Marksist toplumun temel ve üstyapı modelinde, temel üretim ilişkilerini ve üretim biçimlerini ifade ederken üstyapı ise egemen ideolojiyi (örneğin, dini, hukuki, siyasi sistemler) ifade eder.

Üretimin ekonomik temeli toplumun siyasi üstyapısını belirler. Egemen sınıfın çıkarları üstyapıyı ve haklı çıkarılara hizmet eden ideolojinin doğasını belirler – bu eylemler, egemen sınıfın üretim araçlarını kontrol etmesi nedeniyle mümkün olur. Örneğin, feodal bir üretim biçiminde, dini ideoloji üstyapının en önemli unsuru iken, kapitalist oluşumlarda liberalizm ve sosyal demokrasi gibi ideolojiler hakimdir.

Bu nedenle, ideolojinin büyük önemi, bir toplumu haklı çıkartır ve yanıltıcı bilinç yoluyla toplumun yabancılaşmış gruplarını siyasi olarak karmaşık hale getirir. Bazı açıklamalar sunulmuştur. Antonio Gramsci, kültürel hegemonyayı kullanarak işçi sınıfının çıkarlarının yanlış ideolojik bir kavrayışa sahip olduğunu açıklar.

Marx ise “Malî üretimin araçlarına sahip olan sınıf aynı zamanda zihinsel üretim araçları üzerinde de kontrol sahibidir.” şeklinde ifade eder. “İdeolojinin toplumsal çoğaltmanın bir aracı olarak” Marksist formülasyonu, bilgi sosyolojisi açısından kavramsal olarak önemlidir. Karl Mannheim, Daniel Bell ve Jürgen Habermas gibi düşünürler, Mannheim’ın ideoloji kavramını “toplumsal hayatın bir ürünü” olarak tanımlayan “genel” ve “toplumsal” bir ideoloji anlayışına ilerleyen bir yaklaşım geliştirdi.

Bu yaklaşım, Marksizm de dahil olmak üzere tüm ideolojilerin toplumsal yaşamdan kaynaklandığını kabul eder. Bu fikir, sosyolog Pierre Bourdieu tarafından geliştirilmiştir. Slavoj Žižek ve Frankfurt Okulu gibi düşünürler ise ideolojinin sadece bilinçli değil, bilinçaltı fikirleri de içerdiği psikanalitik bir perspektifi “genel teori”ye eklemişlerdir.

Marksist inceleme nedir?

Karl Marx ve Marksizm: En Genel Hatlarıyla Marksizm Neler Söyler? Marksizm’e Yönelik Eleştiriler Nelerdir? Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir. – Karl Marx Marksizm (veya Marxizm ), 19. yüzyılın ikinci yarısında Karl Marx ve Friendrich Engels’in çalışmalarına dayanan felsefi, iktisadi, siyasal ve toplumsal bir yaklaşımdır.

  1. Daha resmî tanı mıyla Marksizm, özellikle de toplumsal sınıf ilişkilerini, sosyal çatışmaları ve sosyal dönüşümü diyalektik bir perspektiften inceleyen, tarihsel gelişimi materyalist (daha isabetli ifadesiyle tarihsel materyalist ) bir bakış açısıyla yorumlayan, sosyoekonomik bir analiz yöntemidir.
  2. Marksizm’in temelleri, 19.

yüzyılda yaşamış Alman filozofları Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından atılmıştır.