Sabor De Minas

Dicas | Recomendações | Comentários

Zikir Ne Demek?

Zikir ne anlama gelir?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Mevlana Müzesi, Zikir tesbihi. Osmanlı, 19. yy. Zikir, hatırlamak, anmak, zihinde tutmak, unutmamak anlamında Kur’an kaynaklı bir terimdir. Tasavvufta zikir sıklıkla atıf yapılan bir kavramdır.

Zikir nedir ve nasıl yapılır?

İslam dininde zikir çekmenin önemi çok büyüktür. İmanın kalpte kalması ve Allah ile sürekli bağlantı içinde olmak isteyen her Müslüman için zikir çekmek çok mühim bir ibadet olarak bilinmektedir. Namazlardan sonra zikir çekilebildiği gibi önemli gün ve gecelerde de zikir çekmek çok sevap kabul edilmektedir.

  • Zikir nasıl çekilir zikir çekerken neler söylenir hakkındaki tüm bilgileri sizler için derledik.
  • Zikir çekmek dilin ve kalbin her daim Allah ile beraber olması için yapılan bir ibadettir.
  • Işiyi günahlardan alıkoyan ve ibadetlerini huşu ile yapmasına vesile olan bir amel olarak bilinmektedir.
  • Zikir Nasıl Çekilir? Zikir çekmek Müslümanlar için kalbin ve dilin sürekli ibadet ile meşgul olması isteğiyle yapılan bir ibadettir.

Allahu Teala’nın sevdiği zikirleri ve esmaları dil ve kalp ile söyleyerek anmak şeklinde yapılan ibadete zikir çekmek denilmektedir. Zikretmek kelime manası olarak anmak ve sözlü olarak belirli şekilde tekrar etmek olarak kullanılmaktadır. Bir kelimenin zikir olabilmesi için içerisinde Allahu Teala’nın sevgisini kazanmak için ve dua etmek için kullanılan kelimelerden oluşması gerekmektedir.

  1. En önemli zikirlerden olan Kelime-i Tevhid zikri dil ile tekrar edilirken başka işlerle meşgul olmadan kalp ile de içten tekrar etmek zikretmenin yöntemlerindendir.
  2. Örneğin Kelime-i Tevhid sürekli dil ile söylenerek zikir çekmiş olunmaktadır.
  3. Zikir Ederken Ne Söylenir? Zikir etmek için kullanılan kelimeler Allahu Tealadan bağışlanma, af, sığınma ve Allah’ın birliğini teklifini ve büyüklük ile azametini ifade eden kelimeler olmalıdır.

İslam dininde bu kelimelere Kelime-i Tevhid, Kelime-i Tehlil ve Kelime-i Şahadet olarak adlandırılmaktadır. Zikir çekmek aynı zamanda Hazreti Peygambere Salat ve Selam okumak şeklinde de yapılmaktadır. En önemli zikirler şunlardır; La İlahe İllallah (Kelime-i Tevhid) Elhamdülillah (Kelime-i Hamd) Eşhedü En La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah (Kelime-i Şahadet) Allahu Ekber (Tekbir) Elhamdülillah (Hamd) Estağfurullah (Tövbe) Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve ala Ali Seyyidina Muhammed (Salavat) Bu kelimelerin dışında Esmaül Hüsna içerisinde bulunan esmaları zikretmek de zikir kabul edilmektedir.

Zikir konusunda birçok zikir ve dua bulunmaktadır. Namazlardan sonra yapılan zikirlerde bulunmaktadır. Farz namazlardan sonra 33 Subhanallah zikri 33 Elhamdülillah zikri ve 33 Allahu Ekber zikri söylenmektedir. Zikir çekerken zikri çeken kişinin gizli olarak zikir çekmesi daha makbul kabul edilmekte ve zikrin faziletini arttırmaya vesile sayılmaktadır.

Zikir çekmek günahların affına da vesile olduğu için hadislerde ve alimlerin beyanlarında özellikle tövbe ederek zikretmek günahların temizlenmesine ve ibadetlerin bereketini arttırmaya vesile olmaktadır. Tesbih Zikri Çekerken Hangi Dua Okunur? Namazlardan sonra çekilen tesbih zikirlerinden sonra da dua okunmaktadır.

Tesbih çekmeden önce Allahümme entesselam ve minkesselam Tebarekte ya Zel Celali Vel İkram okunur ve arkasından da Subhanallahi Velhamdülillahi Vela İlahe İllallahu Vallahu Ekber Vela Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyül Azim denilmektedir. Tesbih duası okumadan önce ise Ayetel Kürsi okunarak sonrasında tesbih çekilip yani 33 Subhanallah zikri 33 Elhamdülillah zikri ve 33 Allahu Ekber zikri söylendikten sonra ise La ilahe illallahu vahdehu la şeriyke leh lehül mülkü ve Lehül hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir okunarak dua edilmektedir.

Dua edildikten sonra Amin demek duayı mühürlemek sayıldığı için önemli kabul edilmektedir. En sonunda ise Fatiha suresini okuyarak dualar tamamlanabilmektedir. Namazlardan sonra yapılan tesbihatlar her namaz için farklı olabildiği gibi uzun tesbihatlarda bulunmaktadır.

Allaha zikir Nasıl Yapılır?

ALLAHI ZİKİR – Mehmet Ali Deniz Kültür Vakfı Muaz bin Cebel (r.a); Peygamber Efendimize; Ey Allah’ın Resûlü, amellerin hangisi Allah-u Teâlâ’ya daha sevimlidir? diye sordu. Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki; “Ya Muaz, amellerin en faziletlisi ölünceye kadar sürekli Allah’ı zikretmektir.

  1. Allah’ı zikreden dil.
  2. Şükreden kalp.
  3. Sürekli amel.

Allah (c.c) katında derecesi en üstün olanlar aşkla, tefekkürle devamlı O’nu zikredenlerdir.

  • Selmân-ı Fârisî Hazretlerine sordular;
  • En üstün, en değerli ibadet hangisidir?
  • Buyurdular ki;

“Siz Kur’an-ı Kerim’i okumaz mısınız? Ankebût-45’de zikir en büyük ibadettir ” buyrulmaktadır. Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki; “Elbette bu kalpler demirin paslandığı gibi paslanır”. Ey Allah’ın Resûlü, kalplerin cilası, pasının giderilmesi nasıl olur diye sorulunca, buyurdular ki; “Allah’ı çok zikretmek ve kitabını okumaktır.

  1. “Cennete girenler hiçbir şeye üzülmeyecekler ancak dünyada iken zikirsiz geçen zamanlarına çok üzülecekler”.
  2. Allah-u Teâlâ, zikreden kulları ile iftihar eder.
  3. Allah (c.c) meleklerine, bakın şu beni zikreden kullarıma
  • Nefsânî isteklerine,
  • Şeytanın musallatına,
  • Şehevi arzularına,
  • Dünyevi sıkıntı ve ihtiyaçlarına rağmen beni zikretmekten geri durmuyorlar.

Ey meleklerim; Sizde ise bunların hiçbirisi yokken beni zikrediyorsunuz. Bu nedenle, insanoğlunun zikri sizin zikrinizden çok değerlidir. Hz. Muhammed Mustafa (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Allah-u Teâlâ’yı zikreden bir topluluğun yanına geldi;

  • Burada niçin toplandınız?
  • Allah’ı zikretmek, O’na hamd etmek için toplandık.
  • Allah’a and olsun mu? Bunun için mi toplandınız?
  • And olsun, Allah’ı zikretmek için toplandık Ya Resûlullah.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) tebessüm ederek, ben size yemin ettirdim çünkü Cebrail (a.s) gelerek, Allah-u Teâlâ’nın sizinle iftihar ettiğini bildirdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki; “Kabirden daha fazla tüyler ürperten korkunç yer görmedim”. Hz. Osman (r.a) bir kabrin yanından geçerken ağladı. Sebebini sordular;

Kabir müthiş bir yerdir, kabir imtihanından geçen diğer imtihanları kolay verir.

Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki; “İnsanı kabir azabından kurtaracak olan zikrullahtır. Allah’ı devamlı zikretmek kişiyi kabir azabından kurtaracaktır”. Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) her namazdan sonra; “Ya Rabbi kabir azabından sonra sığınırım” diye dua ederdi. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v);

  • Ya Ebû Rezzin, sana dinini güçlendiren şeyi öğreteyim mi?
  • Anam, babam sana feda olsun! Öğret Ya Resûlullah

Zikir meclisleri çok önemlidir, O’na iyi yapış ve ne zaman yalnız kalırsan gücün yettiği kadar Allah’ı zikret. Zikrin zamanı yoktur. Her vakitte zikredilebilir. Bir Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur; “Dört zikir vardır ki, abdestsiz olanlar bile onları zikrederler.

  • Bu dünyadaki cennet bahçelerinden çokça istifade ediniz.
  • Cennet bahçeleri neresidir Ya Resûlullah?
  • Zikir halkaları, meclisleri, cennet bahçeleridir.
  • Ebû Hüreyre (r.a) buyuruyor ki;
  • “Biz nasıl gökyüzündeki yıldızları seyrediyorsak, gök ehli de zikredilen evlerin nûrunu gökyüzünden seyrediyorlar.
  • Zikr-i hafî, zikr-i cehrîden yetmiş derece daha üstündür.

Zikr-i hafî; Allah (c.c) ile kulu arasında bir sırdır.

  • Melek bilmez.
  • Şeytan yaklaşamaz.
  • O’nu ancak Allah (c.c) bilir.

Gafletle oturulan bir topluluğa uğrayınca, onların arasında da Allah’ı zikretmeye devam etmelidir. Allah’tan gafil olanların arasında zikreden kişi, savaştan kaçanlar arasında kaçmayıp Allah (c.c) yolunda savaşan kişi gibidir. Cenab-ı Hakk, birisiyle dost olmak isterse, kendisine zikir kapısını açar.

  • O kişi zikirden hoşlanıp devam ettiğinde yakınlık kapısını açar.
  • İmam-ı Kuşeyrî buyuruyor ki; “Allah’a giden yolda zikrullah temel şarttır.
  • Devamlı zikir haricinde hiç kimse Allah’a ulaşamaz.
  • Ul hem dili ile hem de kalbi ile zikir halinde olmalıdır”.
  • Dervişlerin cezası, zikirlerinin kesilmesidir.
  • Ebû Ali Dekkâk Hazretleri buyurdular ki; “Zikir veliliğin fermanıdır.

Zikirden mahrum olan kimse velilikten azledilir”. Derler ki; Allah’ı zikretmek müridlerin kılıcıdır. Onlar düşmanlarına karşı, zikrullah kılıcıyla savaşırlar.

  1. Bela ve musibet gelince kul zikrullah ile Allah’a sığınırsa kendisine yönelen kötülük yolunu değiştirir.
  2. Allah (c.c) bir hadis-i kutsîde buyuruyorlar ki;
  3. “Beni zikredenin velisi, dostu ve sohbet arkadaşı olurum”.
  4. Allah’ı hakkıyla zikredip, tefekkür edene hiçbir şey, hiçbir mahluk zarar veremez.
  5. İbrahim Havvâs Hazretleri ile yolculuğa çıkan bir müridi anlatıyor;

Çölde gidiyorduk, yılanları bol olan bir yere vardık. Abdestlerimizi aldık ve yattık. Yılanlar ortaya çıktı. Ben Ya Pir diye bağırdım. İbrahim Havvâs Hazretleri bana Allah’ı zikret dedi. Zikre başladım, yılanlar gitti sabaha kadar böyle sürdü. Sabahleyin kalkıp giderken, baktım ki İbrahim Havvâs Hazretleri’nin yattığı yerin yanında koca bir yılanın yattığını gördüm.

  • Şeyhim bu yılanın yanında nasıl uyudunuz?
  • Çoktan beri böyle güzel uyumamıştım. Ey oğul, Allah’a tevekkül eden zikir ehline hiçbir şey zarar veremez.

Zikir, Allah (c.c) nün nûrudur. Kalbi tamamen nûrlandırdığı zaman, kalp de gözü nurlandırır. Kişi görür bir göze sahip olur. Kullukta en üst makam “İhsân” makamıdır. Bunun murâkebe veya huzur makamı da denir. Bu makamda kişi Allah-u Teâlâ’yı müşahede ederek zikreder.

Zikreden zakir, zikredilen (Mezkûr) de yok olmuştur. İşte, en güzel efdal zikir, İHSÂN makamında yapılan zikirdir. Zikir, insanın nefsini kıran, O’nu Allah’a yaklaştıran bir NİMET-İ İLÂHİDİR. İnsanın kendini üstün görüp kibir ve ucub’a yakalanmaması için zikrullah şarttır. Said-i Nursî Hazretleri, kişinin zikrullah sayesinde enaniyeti kaybolur, nefsinin sıkıntıları bir bir kaybolur gaflete düşmekten kurtulur.

Gafletle yapılan zikirler bile ilâhi feyizden yoksun değildir. Aziz Mahmut Hudâyi Hazretleri, zikir kalbin şifası, ruhun gıdasıdır. Nefsimize karşı büyük etkisi vardır buyuruyor. Allah’a karşı yakınlık elde etmek için zikir lazımdır. Zikrin fazileti çok büyüktür.

Bunu ifade etmek için Cenab-ı Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır; “Dikkat edin size, düşmanlarınızla karşılaşıp onların sizin boynunuzu, sizin de onların boyunlarını vurmanızdan daha faziletli bir amel söyleyeyim mi? İşte o Allah’ı zikirdir (Tirmizî- Deavât)”. Allah’ı zikir çok geniş kapsamlı bütün ibadetlerin başı, çok faziletli bir ibadettir.

Zikir sadece tehlil, tesbih, tekbir, tilavet ve duaya mahsus değildir. Bilakis Allah-u Teâlâ’ya kulluk taatı ve gayreti içinde olan herkes zakirdir, zikrediyor demektir (Ruhû’l Beyân). Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “Ey insanlar, Allah’ı zikrediniz.

Rabbinizin yanında amellerinizin en hayırlısı, en verimlisi, derecelerinizi en çok yükseltecek olanı, Allah rızası için altın ve gümüş dağıtmaktan daha sevabı, düşmanınızla çarpışıp bu yolda ölmekten ve öldürmekten daha faziletlisi nedir biliyor musunuz? Allah’a zikretmektir”. Zikir insanı, Mezkûr olan (Anılan) Allah (c.c) nün huzuruna götürür.

Nûr makamında Allah-u Teâlâ’yı müşahede ettirir. Ey Allah’ım dünya seni zikretmekle güzelleşir. Bizi seni daim zikredenlerden eyle, âmin. Dr.M.GÜLAL : ALLAHI ZİKİR – Mehmet Ali Deniz Kültür Vakfı

Zikir çekmek neye yarar?

Zikrin Faydaları Nelerdir? Allah Zihri Çekmenin Manevi Ve Psikolojik Faydaları Nelerdir? Allah’a yakınlaşmak ve onun istek ve buyruklarını daha iyi hissedebilmek amaçlı, büyük bir öneme sahiptir. Doğru ve periyodik bir şekilde gerçekleştirmek, manevi dünyayı aydınlatırken aynı zamanda psikolojik açıdan da çok önemli getiriler sunuyor.

Zikrin Faydaları Nelerdir? Allah Zikri Çekmenin Manevi Faydaları Nelerdir? Allah Zikri Çekmenin Psikolojik Faydaları Nelerdir?

Özellikle ilahiyatçıların dile getirdiği üzere Zikri birçok farklı fayda sunmaktadır. – Zikir şeytanı uzaklaştırır ve ayrıca onun gücünü kırar. – Allah’ın rıza ve hoşnutluğunu sağlar. – Kalpte meydana gelecek olan üzüntü ve düşüncelerin uzaklaşmasına destek verir.

  • Zikir kalbin pasını silmek ile beraber kalbi tertemiz hale getirir.
  • Işinin hanesine girecek olan rızkı yükseltir.
  • Allah-u Teala’nın sevgisini kazandırır.
  • Saadet ve kurtuluşun yolunu açar.
  • Bol bol zikir çekmek Allah’ın sevgisini ulaşmak anlamına gelir.
  • Özellikle Allah zikir çekmenin manevi açıdan çok önemli faydaları bulunmaktadır.

En önemli yanlarından biri yüzü ve kalbi nurlandırır. İnsanın yüzüne nur gelir ve kendini öbür dünyaya çok daha yakın ve huzurlu hisseder. Aynı zamanda Allah’ın sevgisini kazanmak ve ona yakın hissedebilmek için zikir çok önemlidir. Kaybettiğimiz hale getirir ve tüm pasını siler.

İnsanın kalbini mutluluk, sevgi ve hoşnutluk ile doldurur. Bu sebepten dolayı doğru şekilde ve uygun zamanlarda Allah zikri çekmenin çok önemli faydaları bulunmaktadır. Manevi açıdan olduğu kadar aynı zamanda Allah zikri çekmenin psikolojik faydaları da bulunmaktadır. Özellikle insanın düşünceleri arasındaki negatif unsurları tamamen uzaklaştırır.

Hayata daha pozitif açı ile bakma şansı sunarken, daha umutlu hale gelme olanağı verir. Kalp sevgi ile ve insanlara daha güzel bakma şansı tanır. Aynı zamanda kötü düşüncelerden dolayı yaşanan depresyon, kaygı ve stresi büyük bir oranda uzaklaştırır. Zira Allah zikri çekmek Allah’a yakın olmak ve onun sevgisini hissetmek anlamına gelmektedir.

Zikir Ne Zaman Çekilir? Zikir kelime anlamı ile anmak ve hatırlamak şeklinde ifade edilir. Bu doğrultuda İslami açıdan zikir çekmek Allah’ı hatırlamak ve ona yakın hissetmek olarak değerlendirilmektedir. Bu sebepten dolayı aslına bakılırsa zikir çekmenin herhangi bir günü ve saati bulunmaz. Allah’ı hatırlatacak ve onu andıracak kelimeleri kullanmak suretiyle, ‘’Allahu Ekber” demek gün içerisinde zikir çekmek anlamına gelmektedir.

: Zikrin Faydaları Nelerdir? Allah Zihri Çekmenin Manevi Ve Psikolojik Faydaları Nelerdir?

Zikir edince ne olur?

Zikir Nedir, Nasıl Yapılır? Zikir Çekmenin Faydaları Ve Faziletleri Nelerdir? İçerisinde Allah esmaları bulunan kelimeleri yahut Allah için söylenmiş onu yücelten kelimeleri söylemek dilde sürekli tekrar etmek Allah’ın en sevdiği ibadetlerdendir. Nafile ibadet olarak da bilinen belirli dua veya esmaları dilde tekrar etmek birçok tasavvufi yol için başlangıç kabul edilmektedir.

Zikir Nedir? Allahın isimlerini, sıfatlarını onu öven kelimeleri Kuranda geçen ve zikredilmesini istediği kelime veya duaları dilde tekrar ederek söylemeye denmektedir. Zikir dilde başlayıp belli tekrarlardan sonra kalpte devam edebilen bir keşif halidir. Tasavvuf için zikir en önemli dilin ve kalbin teslimiyetinin başlangıcı kabul edilen bir yolculuktur.

Zikir Nasıl Yapılır? Zikir Allaha duyulan sevgi ve muhabbetin göstergesi olması için Allah için, Gizli olarak insanlara gösterişsiz şekilde yapılması Allah için en kıymetli olanı olduğunu hadislerden öğrenmek mümkündür. Zikir çekmek için önce tövbe etmek manasında estağfurullah zikri çekmek daha sonra çekilmek istenen zikre devam etmek alimlerce uygulanan bir yöntemdir.

Zikir çekilirken sadece Allahu Tealanın isimleri değil peygamberleri özellikle Muhammed sallallahu aleyhi vesselleme de salavat çekmek oldukça kıymetli ve bağışlanma nedeni olmaktadır. Zikrin Faydaları Ve Faziletleri Nelerdir? ​​​​Zikir çekmek Allah ile kul arasında bir ibadet olduğu için oldukça samimi bir ibadet şeklidir.

Kalben niyet etmek zikri kalbi bir çerçevede kıymetli kılmaktadır. Zikir maddi ve manevi birçok bulunmaktadır. Örneğin Allahu Tealanın en çok sevdiği zikirlerden olan Subhanallahi ve bihamdihi zikri kişinin maddi manevi genişlemesine vesile olan günahlardan alıkoyan bir zikir olmaktadır.

Hadisi şeriflerde sevabının çok olacağı da belirtilmektedir. Her zikir belirli bir enerjiyi açığa çıkarabildiği için insanda yeni keşifler ortaya çıkarmaya yardımcı olmaktadır. Zikreden kişinin kalbi de aynı şekilde belli bir zamandan sonra zikre devam ettiği için zikreden kişilerde kalp rahatsızlıklarının görülmediği ve alzahimer gibi rahatsızlıklara yakalanmadıkları ortaya çıkmaktadır.

Zikrin Manevi Faydaları Nelerdir? Zikrin manevi faydaları zikir çeken kişi kendini daha güvende daha huzurlu hissetmeye başlamaktadır. Güven ve Allah tarafından görülme ve duyulma düşüncesi zikreden kişide sürekli olduğu için zikir çeken kişilerin kötü kelimeler söyleyemediği gözlenmektedir.

Yatarak zikir yapılır mı?

Yatarak dua etmekte bir sakınca var mıdır? Ayakta, oturarak veya yatarak Allah’ı anmakta, dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’de, ‘Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.’ (Âl-i İmrân, 3/191) buyrulmaktadır. Berâ b. Âzib’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Hz.

Kalp ile zikir nasıl olur?

Kalp zikri – Kalp zikrine 5.000 lafza-i celâl (Allah) diyerek başlanır, belirli zamanlarda 2.000 arttırılır. Bu zikirde dil damağa yapıştırılır, sükûnet içinde bulunularak ve sessiz olarak “Allah, Allah” denir. Bu zikirle ruhun güzel özellikleri ortaya çıkar, nefs yavaş yavaş ölür.

  1. Bu zikir yapılırken bâzı şartlara riayet etmek gerekir.
  2. Bunlar, vukuf-u kalbî (dikkati kalp bölgesinde toplamak), vukuf-u adedî (zikrin sayısına riayet etmek), nigahdaşt-ı havâtır (kalbe gelen düşünceleri kovmak) ve bâz-ı geşt’tir (her 100 adette bir “ilahî ente maksudî ve rizake matlubî” demek).
  3. Alp zikrinden letâif zikrine geçmenin çeşitli belirtileri vardır.

Bunlardan en yaygını kalp bölgesinde sancı ve şiddetli yanma olmasıdır. Ancak bu belirtilerin olması, kişinin kendi kendisine letâif zikrine geçmesini gerektirmez, mutlaka mürşidin izni ve talimatıyla geçmek gerekir. Letaif zikri, kalp dersi 5.000’de başlar ve her artırma dört ayda 2.000 olmak üzere 21.000’e kadar gelir.21.000’den sonra 23.000’e atlanır ve letâif zikri başlar.

  • Letâif zikri 101.000’de son bulur (düzenli olarak artırılırsa 3 yılda kalp zikrinden letaif zikrine geçilir ve düzenli olarak arttırılırsa letaif zikri de 13 yılda tamamlanarak toplam 16 yılda seyr-i sulük tamamlanır).
  • Alp dersi yapılırken sağ el kalbin üzerinde durur.
  • Letaif zikrinde ise kalp de dahil olmak üzere altı bölgede bulundurulur.

Bu altı bölgeyi kısaca şöyle belirtebilir: Kalp, ruh, sır, hafa, ahfa ve nefstir. Bunların yerleri ise şöyledir: Kalp, sol memenin dört parmak altında, ruh sağ memenin dört parmak altında, sır sol memenin iki parmak üzerinde, hafa sağ memenin iki parmak üzerinde, ahfa gırtlak çukurunun iki parmak altında, nefs ise iki kaşın ortasındadır.

  1. Meselâ salik 37.000 çekiyor bu sayıyı altı letaifesi üzerinde tamamlar ve 101.000’e yaklaştığında bu letaifeler “Allah!” demeye, 101.000’e geldiğinde ise vücudunun her yeri “Allah!” diyerek zikretmeye başlar.
  2. Buna sultânî zikir denilir.
  3. Sultânî zikir hasıl olduktan sonra sâlike nefyu ispat zikri telkin olunur.

Bu zikir şekli, Nakşibendî’nin Hâlidiye koluna aittir.

Ilk hangi zikir çekilir?

Kıyâmî tekkelerde zikre evrâd okunarak başlanır, zâkirbaşının okuduğu münâcâtı takiben önce kelime-i tevhid zikri, ardından ism-i celâl, daha sonra beyyûmî halaka zikri, tavaf tevhidi ve demdeme zikri yapılır, ism-i hûdan sonra dua ile zikir bitirilir.

Yolda yürürken zikir çekilir mi?

Yürürken, koşarken, spor yaparken, bisiklete binerken tefekkür etmekte, Allah’ı zikretmekte, dua etmekte, istiğfar etmekte ve salavat çekmekte dinen sakınca yoktur.

Ne zaman zikir çekilmez?

Zikir Ne Demek “.Kesinlikle Allah’ın zikri daha büyüktür.” (Ankebut, 29/45) buyuran Allah (c.c), ebedi mutluluğa erişebilmemiz için bizlere her türlü fırsatı tanımaktadır. Bizler de O’nun rızasını ve sevgisini kazanabilmek için zikir ibadetlerinde devamlılık sağlamalıyız.

  1. Peki zikir çekmenin adabı nedir, tesbihte ne söylenir? Amel defterini sağ elimizden alabilmek için rutin hayatımızda dünya telaşına dalmamak ve mümkün olduğunca Allah’ı zikretmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.
  2. Tesbihte, Allah’a bir adım daha yakın hissetmek ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak için fazilet değeri yüksek olan zikirleri çekmeliyiz.

Bu konu ile ilgili Ebu Hureyre (r.a) rivayetine göre Sevgili Efendimiz (SAV) şöyle buyurmaktadır: ”Ben kulumun zannının yanındayım. Beni andığında ben de onunla birlikteyim: Eğer o beni gönlünde gizlice anarsa ben de onu zatımda anarım. Eğer o beni bir topluluk içerisinde anarsa ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk içerisinde anarım.

  1. Ulum bana bir karış yaklaşırsa ben de ona bir arşın yaklaşırım.
  2. Ulum bana bir arşın yaklaşırsa ben de ona bir kulaç yaklaşırım.
  3. O bana yürüyerek gelirse ben de ona koşarak gelirim.” Buhari, Tevhid 15,35,50; Müslim, Zikr 2 (2675), Tevbe (2675) Hadis-i şeriften anlaşılacağı üzere biz ne kadar dilimizi Allah’ın zikriyle doldurursak kendimizi o kadar Allah’a yakın hissederiz.
See also:  Bademcik ARıSıNa Ne Iyi Gelir?

Peki zikir çekerken ne söylenir? İşte zikir çekmenin adabı: İLİŞKİLİ HABER Peygamberimizin tavsiye ettiği en faziletli günlük zikirler PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN GECE OKUDUĞU ZİKİRLER Zikir Ne Demek tesbihte ne çekilir Sevgili Peygamber Efendimiz (SAV)’in eşi Hazreti Ayşe (r.a.) validemiz buyuruyorlar ki: “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz geceleyin ibadete kalkar önce 10’ar defa “Allahuekber”, “Elhamdülillah”, “Sübhanallahi vebihamdih”, “Sübhanallahil melikul kuddüs”, “Estağfirullah”, “La ilahe illallah” diye zikreder sonra; 10 defa daha “Allahümme euzubike mindikkidünya vediki yevmül kıyame” (Allah’ım dünyanın da kıyamet günün de sıkıntı ve darlıklarından sana sığınırım.) şeklinde dua ve niyazda bulunur sonra da namaz kılmaya başlardı. Vadi üzerinde bulunan sahabiler ‘Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe illallah’ şeklinde tekbir getirirken seslerini yükseltmişlerdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (SAV), ”Kendinize yumuşak davranın. Çünkü siz ne sağır birisine ve ne de burada olmayana sesleniyorsunuz.

  1. Doğrusu siz, çok iyi işiten ve ve size çok yakın olana sesleniyorsunuz.
  2. O, sizinle beraberdir.” buyurdu.
  3. HANGİ DURUMLARDA TESBİH ÇEKİLMEMELİ? – Allah (c.c)’u devamlı bir şekilde her yerde ve her koşulda zikretmek, fazileti bakımından dereceleri arttıran ibadetler arasında yer alır.
  4. Ancak bazı durumlar vardır ki o durumlarda zikre devam etmek uygun görülmez.

İşte zikir çekmeye ara verilmesi gereken durumlar: – Büyük veya küçük tuvaleti yaparken zikre devam etmek mekruhtur. – Cinsel birleşme öncesinde değil de o esnada zikir çekmek yine mekruhtur. – Cuma vakti imam hutbe okurken, namazı eda etmek için gelen kimselerin hutbeyi dinlerken zikre devam etmemesi gerekir. Zikir Ne Demek tesbih çekme adabı Cuma günü namaz kılmadan önce 100 kez “Ya Allah, Ya Hu” diyerek hayırlı dileklerde bulunabilir. Cuma günü içerisinde Lâ ilahe illâ ente yâ Hannânü ya Mennânü yâ bedî’as semâvâti vel arzı yâ zel Celâli vel İkrâm şeklinde dua edilirse sevap kazanılabilir.

Zikir çekmek ne kadar sevap?

Konuyla İlgili Hadis-i Şerifler – 1411. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dile hafif, mîzana konduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle vardır: Sübhânallahi ve bi–hamdihî sübhânallahi’l-azîm : Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.

Ben Yüce Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim” 1412. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ” ‘ Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber.’ demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.” 1413.

Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Bir kimse her gün yüz defa, ‘Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.’ derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar.

  1. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamış olur.” Resûl–i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi–hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.” 1414.
  2. Ebû Eyyûb el–Ensârî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse on defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, İsmâil aleyhisselâm’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” 1415.

Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: “Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhânallahi ve bi–hamdihî demektir.” buyurdu.1416. Ebû Mâlik el–Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Temizlik imanın yarısıdır.

  • 1417. Sa‘d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi: Bir bedevî Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:
  • – Bana söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi.
  • Resûl–i Ekrem ona şu zikri okumasını tavsiye etti:

– “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, Allâhü ekber kebîran ve’l–hamdü lillâhi kesîrâ ve sübhânallâhi Rabbi’l–âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l–Azîzi’l–Hakîm: Tek olan Allah’tan başka ilâh ve O’nun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah en büyüktür.

  • Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur.
  • Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim.
  • Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.” Bedevî: – Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir.
  • Endim için ne söylemeliyim, dedi.

Resûl–i Ekrem: – “Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî: Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver, de.” buyurdu.1418. Sevbân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder ve “Allâhümme ente’s–selâm ve minke’s–selâm tebârekte yâ ze’l–celâli ve’l–ikrâm: Allah’ım selâm sensin.

  1. Hadisin râvilerinden biri olan Evzâî’ye:
  2. – İstiğfâr nasıl yapılır, diye sorulunca:
  3. – Estağfirullah, estağfirullah demektir, dedi.
  4. 1419. Muğîre İbni Şu‘be radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca şu duayı okurdu:

“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Allâhümme lâ mâni‘a li–mâ a‘tayte ve lâ mu‘tıye li–mâ mena‘te velâ yenfeu ze’l–ceddi minke’l–ceddü: Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız Allah vardır.

O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Allah’ım! Senin verdiğine engel olacak, vermediğini de verecek bir kimse yoktur. Senin lutfun olmadan hiçbir zengine serveti fayda vermez.” * Peygamberimiz (s.a.v.) namazlardan sonra selam verir vermez değişik dualar okurlardı.

Bu hadisteki bunlardan biridir. Yapılacak dualar farz namazdan sonra yapılır. Tesbih çekme işi de yine farz namazı kılınca yapılır. Bazı rivayetlerde her namazın arkasında bu sözleri söylerdi şeklinde geçer ki, bir sonraki hadis bunlardandır. Fakat tesbihat ve genellikle yapılan dualar farzdan sonra yapılmalıdır.

Rasûlullah’ın tatbikatı ve emri böyledir.1420. Abdullah İbni’z–Zübeyr radıyallahu anh namazdan sonra selâm verince her defasında şöyle derdi: “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr; lâ havle velâ kuvvete illâ billâh; lâ ilâhe illallahu velâ na‘büdü illâ iyyâh; lehü’n–ni‘metü ve lehü’l–fazlu ve lehü’s–senâü’l–hasen; lâ ilâhe illallahu muhlisîne lehü’d–dîne velev kerihe’l–kâfirûn: “Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır.

O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir. Allah’tan başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Biz yalnız O’na ibadet ederiz. Sahip olduğumuz nimet ve lutuf O’nundur.

  • En güzel medh ü senâ O’na yakışır.
  • Âfirler hoşlanmasa bile, bütün samimiyetimizle, Allah’tan başka ilâh yoktur, deriz.” Abdullah İbni’z–Zübeyr, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in her namazdan sonra bu sözlerle zikrettiğini söyledi.1421.
  • Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek şöyle dediler: – Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler.

Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz. Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara: “Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?” diye sordu.

  • Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
  • “Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”
  • Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:
  • “Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz.”
  • Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
  • Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tekrar gelerek:

“Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar.” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ne yapalım! Artık bu Allah’ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir.” 1422. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır.

O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.” derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.” 1423. Kâ‘b İbni Ucre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Farz namazların ardından okunan zikirleri okuyan –veya bunları yapan – kimse hiçbir zaman zarara uğramaz.

Bunlar otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz dört defa Allâhü ekber demektir.” 1424. Sa‘d İbni Ebû Vakkas radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazlardan sonra şu duayı okuyarak Allah’a sığınırdı: “Allâhümme innî eûzü bike mine’l–cübni ve’l–buhl, ve eûzü bike min en uredde ilâ erzeli’l–ömr, ve eûzü bike min fitneti’d–dünyâ, ve eûzü bike min fitneti’l–kabr: Allah’ım! Korkaklıktan, cimrilikten sana sığınırım.

  1. Erzel–i ömürden sana sığınırım.
  2. Dünya fitnesinden sana sığınırım.
  3. Abir fitnesinden sana sığınırım.” 1425.
  4. Muâz radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun elinden tuttu ve: “Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum.” buyurdu.
  5. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muâz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik: A llah’ım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!” * 384 numaralı hadiste yaptığı tavsiyeyi burada bizzat uyguladığını görmekteyiz.

Sıcak ve samimi dostluğun görüntüleri şunlardır: Elinden tutmak, ismiyle hitap etmek ve yemin ederek sevdiğini söylemek. Bu samimiyetten sonra Allah Rasulü bir de dua öğretiyor. Bu duayı her namazdan sonra okumak uygun olur.1426. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle desin: Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l–kabr ve min fitneti’l–mahyâ ve’l–memât ve min şerri fitneti’l–mesîhi’d–deccâl: Allah’ım, cehennem azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, kör deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım.

1427. Ali radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda, teşehhüd ile selâm arasında yaptığı duayı şöyle diyerek bitirirdi: Allâhümmağfirlî mâ kaddemtü vemâ ahhartü, vemâ esrartü vemâ a‘lentü, vemâ esraftü, vemâ ente a‘lemü bihî minnî, ente’l–mukaddimü ve ente’l–muahhir, lâ ilâhe illâ ente: Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin.

Senden başka ilâh yoktur.” 1428. Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem rükû ve secdede şu duayı çok okurdu: “Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi–hamdik. Allâhümm’ağfir lî: Allah’ım! Yüce Rabbimiz! Seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim.

  • Allah’ım! Beni bağışla.” 1429.
  • Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem rükû ve secdede iken: “Sübbûhün kuddûsün Rabbü’l–melâiketi ve’r–rûh: Allah’ım! Sen ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tamamıyla münezzehsin.
  • Sen bütün kusurlardan ve noksanlardan tamamıyla arınmışsın, mukaddessin.

Sen meleklerin ve Rûh’un Rabbisin” derdi.1430. İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rükûda âlemlerin Rabbine tâzim ediniz. Secdede ise dua etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul olma şansı daha fazladır.” 1431.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” 1432. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem secdede şöyle dua ederdi: “Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû: Allah’ım! Günahımın hepsini, küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını, açığını, gizlisini bana bağışla!” 1433.

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Bir gece Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in yanımda olmadığını farkettim, karanlıkta el yordamıyla bakınmaya çalıştım. Bir de baktım ki, rükûda (veya secde halinde): “Sübhâneke ve bi–hamdik, lâ ilâhe illâ ente: Ben seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim.

  1. Senden başka ibadete lâyık ilâh yoktur.” diye zikrediyor.
  2. Diğer bir rivayete göre şöyle dedi: (Onu araştırırken) elim ayağının tabanına temas etti.
  3. Secde vaziyetinde iki ayağını da dikmiş şöyle diyordu: “Allâhümme innî eûzü bi–rızâke min sahatik, ve bi–muâfâtike min ukûbetik, ve eûzü bike minke, lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike: Allah’ım! Senin gazabından rızâna, azâbından affına sığınırım.

Ben senden sana sığınırım. Ben seni lâyık olduğun şekilde medh ü senâ edemem. Sen kendini nasıl medh ü senâ etmişsen öylesin.” 1434. Sa‘d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyorduk. Bize: “Sizden biri her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?” diye sordu.

Yanında oturanlardan biri: “Bir kimse her gün bin sevabı nasıl kazanır?” diye sordu. Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu: “Yüz defa sübhânallah der, ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır.” 1435. Ebû Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir.

İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlîl ( lâ ilâhe illallah demek) bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek`at namaz bunların yerini tutar.

  • 1436. Mü’minlerin annesi Cüveyriye Binti’l–Hâris radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, Hazret–i Cüveyriye namaz kıldığı yerde oturmakta iken erkenden evden çıktı.
  • Uşluk vakti tekrar eve döndü.
  • Cüveyriye radıyallahu anhâ’nın hâlâ yerinde oturmakta olduğunu görünce: “Yanından ayrıldığımdan beri hep burada oturup zikirle mi meşgul oldun?” diye sordu.

O da: “Evet!.”, diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

  1. “Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa söylediğim şu dört cümle, senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur: Sübhânallâhi ve bi–hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî:
  2. Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.”
  3. Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir:
  4. “Sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi rızâ nefsihî, sübhânallâhi zinete arşihî, sübhânallâhi midâde kelimâtihî.”
  5. Tirmizî’nin rivayeti ise şöyledir:

“Sana okuyacağın bir zikir öğreteyim mi? Sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi adede halkıhî; sübhânallahi rızâ nefsihî, sübhânallahi rızâ nefsihî, sübhânallahi rızâ nefsihî; sübhânallahi zinete arşihî, sübhânallahi zinete arşihî, sübhânallahi zinete arşihî; sübhânallahi midâde kelimâtihî, sübhânallahi midâde kelimâtihî, sübhânallahi midâde kelimâtihî, dersin.” 1437.

  • “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir. “
  • Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:
  • “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir. “

1438. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım.

Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.” 1439. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Müferridler öne geçti.” buyurdu. Bunun üzerine sahâbîler: “Müferridler ne demektir, yâ Resûlallah?” diye sordular.

Resûl–i Ekrem de: “Allah’ı çok anan erkeklerle kadınlardır.” buyurdu.1440. Câbir radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi: “Zikrin en faziletlisi lâ ilâhe illallah’tır.” 1441. Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi: Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben: “Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı.

  1. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle.” dedi.
  2. O da: “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu.1442.
  3. Câbir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse sübhânallahi ve bi–hamdihî : Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim, derse, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.

” 1443. İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İsrâ gecesinde İbrâhim aleyhisselâm’a rastladım. Bana şunu söyledi: Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz, ağaçlarının da sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’ den ibaret olduğunu haber ver.” 1444.

Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına: “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu.

Onlar da: “Evet, söyle.” dediler. Resûl–i Ekrem de: “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu.1445. Sa’d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh’in rivayet ettiğine göre, kendisi bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber, önündeki hurma çekirdekleriyle veya çakıl taşlarıyla tesbih çeken bir kadının yanına girdi.

Peygamber aleyhisselâm kadına: “Bundan daha kolayını –veya daha faziletlisini– sana haber vereyim mi?” diye sorduktan sonra şöyle buyurdu: “Sübhânallahi adede mâ halaka fi’s–semâi ve sübhânallahi adede mâ halaka fi’l–ard ve sübhânallahi adede mâ beyne zâlike ve sübhânallahi adede mâ hüve hâlik: Ben Allah’ı gökyüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim.

Ben Allah’ı yeryüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yerle gök arasında yarattıkları sayısınca ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı bundan sonra yaratacakları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim, de.

Allahü ekber’i de böyle, elhamdülillâh’ı da böyle, lâ ilâhe illallah’ı da böyle, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ı da böyle söylersin.” 1446. Ebû Mûsâ radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana hitâben: “Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana bildireyim mi?” buyurdu. Ben de: “Evet, Yâ Resûlallah, bildir.” dedim.

Şöyle buyurdu:

  1. “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh: Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”
  2. İlave bilgi için tıklayınız:
  3. – –
  4. Dipnotlar:
See also:  Qual O Email Do AtacadO Para Enviar CurríCulo?

Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 404. Buhârî, Daavât 65, Eymân 19, Tevhîd 58; Müslim, Zikir 31. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 60; İbni Mâce, Edeb 56. Müslim, Zikir 32. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 128. Buhârî, Bed’ü’l–halk 11; Daavât 64, 65; Müslim, Zikir 28.

Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 59, 62; İbni Mâce, Duâ 14. Buhârî, Daavât 64; Müslim, Zikir 30. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 103. Müslim, Zikir 85. Müslim, Tahâret 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 86. Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 406. Müslim, Zikir 33–36.114’de benzeri geçmişti.1879’da benzeri gelecek.

Müslim, Mesâcid 135, 136. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Sehv 81, 82; İbni Mâce, İkame 32. Buhârî, Ezân 155, İ‘tisâm 3, Kader 12, Daavât 18; Müslim, Mesâcid 137, 138. Ayrıca bk. Müslim, Salât 194, 205, 206; Ebû Dâvûd, Salât 140, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Tatbîk 25, Sehv 85, 89.

Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 407. Müslim, Mesâcid 139, 140. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25; Nesâî, Sehv 34. Buhârî, Ezân 155; Daavât 18; Müslim, Mesâcid 142. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24. Müslim, Mesâcid 142. Müslim, Mesâcid 146. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv 96. Müslim, Mesâcid 144, 145.

Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 25; Nesâî, Sehv 92. Buhârî, Cihâd 25, Daavât 37, 41, 44. Ayrıca bk. Müslim, Zikir 50, 52; Nesâî, İstiâze 5, 6, 27, 39; İbni Mâce, Duâ 3. Ebû Dâvûd, Vitir 26. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv 60. Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 408.

  • Müslim, Mesâcid 128.
  • Ayrıca bk.
  • Müslim, Mesâcid 130–134; Ebû Dâvûd, Salât 149, 179; Nesâî, Sehv 64.
  • Müslim, Müsâfirîn 201, Zikir 70.
  • Ayrıca bk.
  • Buhârî, Teheccüd 1, Daavât 10, Tevhîd 8, 24; Ebû Dâvûd, Salât 119, Vitir 25; Tirmizî, Daavât 32.
  • Buhârî, Ezân 123, 139; Megâzî 5, Tefsîru sûre (110), 1; Müslim, Salât 217.

Ayrıca bk. Müslim, Salât 218–220; Ebû Dâvûd, Salât 148, 151; Nesâî, Tatbîk, 64, 65. Müslim, Salât 223. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 147; Nesâî, Tatbîk 11, 75. Müslim, Salât 207. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk 8, 62. Müslim, Salât 215. Ayrıca bk.

Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk 78. Müslim, Salât 219. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148. Müslim, Salât 221. Müslim, Salât 222. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk 71, İsti‘âze 62. Müslim, Zikir 37. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 58. Müslim, Müsâfirîn 84, Zekât 56. Ayrıca bk. Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Ebû Dâvûd, Tatavvu` 12, Edeb 160.

Müslim, Zikir 79. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24. Müslim, Zikir 79. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 56. Tirmizî, Daavât 104. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv 9. Buhârî, Daavât 66. Müslim, Müsâfirîn 211. Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikir 2, 19, 50; Tevbe 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 131; İbni Mâce, Edeb 58.

Müslim, Zikir 4. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 128. Tirmizî, Daavât 9. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 55. Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53. Tirmizî, Daavât 60. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 56. Tirmizî, Daavât 59. Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53. Tirmizî, Daavât 113. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24.

Buhârî, Megâzî 38, Daavât 50, Kader 7, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 44–46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Daavât 3, 58; İbni Mâce, Edeb 59. Selam ve dua ile.Sorularla İslamiyet : Zikrin önemini ayet ve hadislerle açıklar mısınız? » Sorularla İslamiyet

Neden 33 defa tesbih çekilir?

Neden tesbihi 33 (otuz üç) defa çekiyoruz? » Sorularla İslamiyet Zikir Ne Demek Soran : mehmet3706 Değerli kardeşimiz, Maddi kilitlerin kendilerine münasip anahtarları olduğu gibi, manevi kilit hükmünde bazı sırların da kendilerine münasip ölçülerde anahtarları vardır. Kilide göre anahtarı kullanmadınız mı muvaffak olamazsınız. Mesela, sizin e-postanızın (mailinizin) bir şifresi vardır.

O şifreyi yanlış girdiğiniz takdirde e-posta / mail kutunuza giremezsiniz. İşte bazı ilahi sırların açılabilmesi için belirli sayıda tesbihin veya salavatın çekilmesi gerekir. Bu sayı kasten çekilmez ise o ilahi sırra erişilmesi mümkün değildir. Fakat sehven yani unutarak yanlış çekilmiş ise Cenab-ı Hakk’ın rahmeti sizden onu kabul etmektedir.

O ayrı meseledir. Tesbihatın nasıl yapılacağı, hangi dua ve tesbihlerin okunacağı bizzat Peygamberimiz (a.s.m.) tarafından tesbit edilmiştir. Hz. Sevban’dan gelen bir rivayete göre, Resulullah (a.s.m.) namazdan çıktığı zaman üç defa istiğfar eder, “Estafirullah” derdi.1 Bu istiğfarı “Estafirullahe’l-azîme’l-kerime’llezî lâ İlâhe İllâ hû.

El-Haylü’l-Kaymûmü ve etûbü İleyh” şeklinde söylemek de mümkündür. Farz ve sünnetleri kılıp tesbihatta, önce Âyetelkürsî, İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okduktan sonra 33 defa “Sübhânallah,” 33 defa “Elhamdülillah” ve 33 defa “Allahü Ekber” denir. Sonra da, “Lâ İlâhe İllallahü Vahdehû.” duası okunur ve duaya geçilir.

Hadiste ve diğer fıkıh kitaplarında Âyetelkürsî okunduktan sonra tesbihe ve insanın üzerine üflemek gibi birşey yoktur. Ancak Resul-i Ekrem Efendimiz yatağa girmeden önce yukarıda geçen sûreleri okuduktan sonra avucuna üfler, elinin yetiştiği yere kadar bütün vücudunu meshederdi.

Fakat tesbihat ânında böyle bir durum bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, namaz tesbihatı çoklukla tesbihle yapılmaktadır. Böylece zikir kelimelerinin sayısı hususunda yanılma ihtimali, eksik veya fazla yapma durumu ortadan kalkmış olmaktadır. Ancak bugünkü kullanılan şekilde bir tesbih Asr-ı Saadette yoktu.

Peygamberimiz (asm) sağ parmaklarının boğumlarıyla tesbih çekerdi.2 Ayrıca çakıl taşları ve hurma çekirdekleri ile tesbih kelimelerini sayanları da men etmemiştir. Cennetle müjdelenen on sahabiden birisi olan Hz. Sa’d bin Ebî Vakkas, Resulullah (a.s.m.) ile beraber bir kadının yanına gittiklerini, kadının önünde hurma çekirdekleri veya çakıl taşları bulunduğunu ve kadının tesbihi onlarla saydığını bildirdikten sonra, Resul-i Ekrem (asm)’in bu kadının hareketine müdahale etmediğini söylemektedir.3 Peygamberimizin (asm) bu hareketi sünnetin bir başka nev’i olan “takrirî sünnet” e girmektedir.

  1. O hareketi hoş karşıladığını göstermektedir.
  2. Diğer taraftan Hz.
  3. Ebû Hüreyre’nin, tesbihini bir ipliği düğümleyerek yaptığı (Ebu Nuaym, Hilye I/383) Muhacirlerden Ebu Safiyye’nin çekirdeklerle (İsâbe IV/109; İbn Sa’d VII/60) Sa’d b.
  4. Ebî Vakkas’ın çakıl taşlarıyla tesbih çektiği de (İbn Sa’d III/143) rivayet edilmektedir.

Bugünkü şekliyle kullandığımız tesbih ise, ancak Hicrî beşinci asırda yaygın hâle gelmiş bulunmaktadır. Abdullah bin Amr ise, “Resulullahın (a.s.m.) tesbihi, sağ elinin boğumlarıyla saydığını gördüm.” 4 demektedir. Tesbihleri doğru olarak yapabilecek kimselerin eliyle tesbih çekmesi daha faziletlidir.

Ama arzu edenler 33’lü veya 99’lu tesbihlerle de bu ibadeti yapabilirler. Tesbihi göbekten yukarı veya aşağı tutarak çekmek arasında da bir fark yoktur. Söylenen tesbih miktarlarına gelince; bu hususta değişik rivâyetler vardır. Bu rivâyetlerden bir kısmı tesbih miktarlarının 11’er, bir kısmı 25’er, bir kısmı da 10’ar sefer söylenmesi hakkındadır.5 Fakat, 33’er defa söylenmesi hakkında rivâyet edilen hadisler daha çoktur.

Kadı İyaz gibi hadis ve fıkıh uleması, bu rivayeti tercih etmiş ve buna göre amel edilmesini uygun görmüşlerdir. Bu mevzudaki hadis-i şeriflerin şerh ve izahında bu sayıların hikmeti hakkında bilgiler verilmektedir. Meselâ, İmam Aynî bu hususta şöyle demektedir: “Zikrin otuz üç adet yapılmasının tavsiye buyurulması, bu sayı üçe çarpıldığı zaman doksan dokuz ettiği içindir.

Bu miktar ile zikirde bulunan kimse Allah’ı doksan dokuz ismiyle zikretmiş gibi olur.” Hadiste belirtilen adetlerden az veya çok tesbih veya tahmidde bulunanların vaad edilen sevaba nâil olup olamayacakları meselesi ise; bir kısım ulemâ istenilen adetten fazla söylendiği zaman, fazlalıklar sevabı gidermez derken, bazı ulemâ da “ziyade veya noksan kasden yapılırsa vaad edilen sevap hasıl olmaz.

Çünkü bu adetlerin bir hikmet ve hassası bulunur da adet noksan bırakılmak veya ziyâde edilmek suretiyle bu hikmet ve hassa kaybolur” demektedirler. Bunun için tesbihleri 33’lerden eksik yapmamaya gayret etmeli, 33’ten fazla söylenince de sevap ve hikmeti kayboldu diye endişeye kapılmamalıdır.

Namaz tesbihatını tek başına yapmak mümkün olduğu gibi, cemaat halinde ifa etmek de mümkündür. Cemaatle kılınan namazlardan sonra bu tesbih ve duaları müezzinin iştirakiyle cemaat de hep birlikte yapar ki, fazilet ve sevabı bakımından daha güzel ve daha isabetlidir.Namaz tesbihatının cemaat halinde yapılmasının sünnette yerinin olup olmadığına gelince, Resul-i Ekrem Efendimiz toplu halde yapılan zikir, dua ve ibadetleri her seferinde teşvik etmiş; sahabîlerini toplu halde sohbet eder, zikreder ve ibadet eder görürse memnun olmuş ve onlara bazı müjdeler vermiştir.Hz. Muâviye’nin rivâyetine göre;

Bir gün Peygamberimiz (a.s.m.) sahabîlerden bir kısmının bir halka teşkil ederek oturduklarını gördü. Yanlarına vardı ve sordu: “Ne maksatla bir araya gelip burada oturdunuz?” Onlar, “Bize İslâm gibi bir din bahşeden ve bu yolla bizi imtihana tâbi tutan Allah’ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturduk.” dediler.

Peygamberimiz bir defa daha sorup, onlardan yeminli bir cevap aldıktan sonra şöyle buyurdu: “Sizi suçlamak için yemin ettirdiğimi sanmayın. Lâkin şu var ki; bana Cibril geldi, Aziz ve Celîl olan Allah’ın meleklerine karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi.” 6 Görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz (asm), namazdan sonra olmasa da, herhangi bir vesileyle bir araya gelip zikir ve tesbihle meşgul olan mü’minleri bile medhetmiştir.

Her ne kadar namaz tesbihatı Peygamberimizin (asm.) zamanında cemaat halinde toplu olarak yapılmamış olsa dahi, daha sonraki müçtehid imamlar zamanından itibaren her namaz kılanın rahatlıkla yapabilmesi ve zikrin sevabından mahrum kalmaması için cemaat halinde yapılmasının daha faydalı olacağı esas olarak benimsenmiştir.

  • Cemaatle kılınan namazlardan sonra, cemaatin bulundukları yerden ayrılarak sünneti ve tesbihi mümkünse değişik yerlerde yapmaları müstehaptır.
  • İbni Âbidin’de geçen bir rivayete göre, böyle yapmanın sünnet olduğu da söylenir.
  • Farzlardan sonra saffı bozmak bütün beş vakit namazlar için bahis mevzuudur.
  • Sabah ve ikindi namazı hakkında herhangi bir ayırım gözetilmemiştir.

Farzdan sonra saffı bozmaktan maksat, namaza sonradan yetişenlerin hâlâ farz kılındığını sanmamaları içindir. Farzdan sonra sünnetin değişik mahalde kılınması, cemaatle kılınan namazlarda da müstehaptır. Mahşerde, seccade ve yerin namaz kılana şehâdet edeceği rivâyet edilmektedir.

Bunun için, ne kadar çok yere secde edilirse o kadar mahel insana hüsn-ü şehadet ederler. Çünkü öbür âlemde bütün varlıklar şuurludur ve Allah’ın dilemesiyle konuşurlar. Farzdan sonra sünneti ve duayı değişik yerlerde tamamlamak müsait olmadığı takdirde, bulunulan yerde tamamlamanın caiz olacağını belirten görüşler de mevcuttur.7 Kaynaklar: 1.

Müslim, Müsâfirîn: 135.2. Tirmizî, Daavât: 25.3. Ebû Dâvud, Vitir; 24.4. Tirmizî, Daavât: 24.5. Neseî, Sehv:91-96.6. Müslim, Zikir: 40.7. el-İmam Alâüddin el-Kâsânî. Bedâiü’s-Sanâi. (Beyrut: Dârü’l-Kitâbi’l-Arabî, 1402-1982), 1:160; İbni Âbidîn, 1:356. (bk. Mehmed PAKSU, İbadet Hayatımız) Selam ve dua ile.Sorularla İslamiyet Yorum yapmak için veya : Neden tesbihi 33 (otuz üç) defa çekiyoruz? » Sorularla İslamiyet

Allah katında en iyi zikir nedir?

Sual: En kıymetli tesbih yani zikir nedir? CEVAP En kıymetli tesbih, namazlardan sonra çekilen Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahü ekber ‘dir. Bu tesbihten sonra en kıymetli tesbih ve zikir La ilahe illallah demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (En üstün tesbih Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber’ dir.) (La ilahe illallah demek 99 belayı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.) (Temcid, yani La havle ve la kuvvete illa billah, 99 derde devadır.

Bunların en hafifi sıkıntıdır.) (Zikirde “La ilahe illallah” dan, efdali yoktur.) (Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.) (Allah indinde en kıymetli söz, “Sübhanallahi ve bihamdihi” dir.) ( “Sübhanallah” diyen Uhuddan daha büyük sevaba kavuşur. “La ilahe illallah” ve “Allahü ekber” demek de böyledir.) (Gece ibadeti zor gelen, hayra mal sarf edemeyen veya düşmanla savaşmaya korkan, çok Sübhanallahi ve bihamdihi desin.

Bu, Allah yolunda harcayacağı bir altın dağdan daha kıymetlidir) (Zor bir duruma düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, Allahü teâlâ, onu her türlü bela ve musibetten korur.) (Cennet hazinesi olan, “Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.) (Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: “Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim” ) (Şu beş şeyi dilinizden düşürmeyin: Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü ekber, La ilahe illallah ve La havle vela kuvvete illa billah.) (Allahü teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.) ( Tekbir Allahü ekber, Tahmid Elhamdülillah, Tesbih Sübhanallah, Tehlil La ilahe illallah, Temcid La havle vela kuvvete illa billah demektir.) Kur’an-ı kerimde, Bâkıyat-üs-sâlihat geçmektedir.

Resulullah buyurdu ki: (Bâkıyat-üs-sâlihatı, çok söyleyin. Bunlar; tesbih, tehlil, tahmid, tekbir ve temciddir.) Her gece yatarken yüz defa (Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber) okuyan kimse, yüz defa tesbih, tahmid ve tekbir söylemiş olur. Böylece, muhasebe yapmış, kendini hesaba çekmiş sayılır.

Bir kimse, ( Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim) derse, hem tesbih, hem tekbir, hem tahmid, hem tehlil, hem temcid söylemiş olmakla, en kıymetli tesbihi okumuş olur.

  1. Zül-celal vel-ikram Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ancak celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.) (Celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin adı çok yücedir.) Âyet-i kerimede geçen zül-celal vel-ikram ifadesinin ism-i a’zamdan olduğu bildirilmiştir.
  2. Bu bakımdan bilhassa dualarda bunu çok söylemek gerekir.

Peygamber efendimiz, bir kimsenin (Ya zel-celali vel-ikram) diyerek dua ettiğini duyunca, (Allah’tan ne istersen iste, duan kabul olur) buyurdu. (Tirmizi) Başka bir hadis-i şerif de şöyle: (Ya zel-celali vel-ikramı çok söyleyin, ona çok devam edin.)

Sessiz zikir olur mu?

Duanın, alçak sesle, hüzünlü ve tazarru (yalvararak) ile yapılması adaptandır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Rabbinize yalvararak ve için için dua edin” (el-A’râf, 7/55) buyrulmaktadır. Ancak içtenlikle ve samimi olduğu sürece, sesli olarak dua edilebilirse de sessiz olması daha uygundur.

Hz. Peygamber (s.a.s.), bir yolculuk esnasında sesli olarak tekbir ve tehlil getirmeye başlayan bir grup sahabîye, “Ey insanlar! Kendinize merhamet edin; siz ne duymayana dua ediyorsunuz ne de uzakta olan birisine. Muhakkak siz, işiten, yakın olan bir zata dua ediyorsunuz ki O sizinle beraberdir.” (Müslim, Zikir, 44 ; bkz.

Buhârî, Cihâd 132 ; Megâzî 39 ) buyurmuşlardır.

Zikir bir ibadet midir?

Dr. Lamia Levent Abul – Bütün ibadetlerin özü Allah’ı zikir olduğu gibi gayesi de O’nu anmak ve hatırlamaktır. Hak Teâlâ yüce kitabını bizzat zikir olarak isimlendirir. (Hicr, 15/9.) “La ilahe illallah” kelime-i tehvidi hem imanın ikrarı hem de zikrin kendisidir.

Namazı, O’nu zikretmek, anmak için kılmamızı ister. (Taha, 20/14.) Namazı ve zekâtı zikirle birlikte emreder. (Nur, 24/37.) Oruçlu bir bakıma orucuyla zikir hâlindedir ve hacdan maksat da Allah’ın evini ziyaret edip onu anmak değil midir? Zikir bir ibadettir ancak onu diğer ibadetlerden ayıran onun için bir şekil, mekân ve zamanın tahsis edilmemesi, herhangi bir sayıyla tahdit edilmemesidir.

Her zaman, her yerde, her hâlde sayısızca yapılabilir bir ibadettir. Bu sebeple “Allah’ı anmak, en büyük ibadet” (Ankebut, 29/45.) olarak tarif edilir Kur’an-ı Kerim’de. Zikir, Allah’ı unutmamak, hep hatırda tutmak demektir. Rabbimiz bizim bu kıvama gelmemiz, her an O’nun huzurunda O’nun ile olduğumuz hakikatine erdirmek için ısrarla çokça zikretmeye çağırır.

(Ahzap, 33/41-42.) Dünyevi meşguliyetlere kapılarak zikirden gafil olmamamız konusunda bizi uyarır. (Nur, 24/37.) Zikrin zıttı olan gafletten kurtulmak için zikr-i daim hâlinde olmak gerekir. Böylece zikir kalbe iyice yerleşir ve bu kullarını över Rabbimiz: “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerinde yatarken Allah’ı anarlar.

Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. ‘Rabbimiz bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateşin azabından koru’ derler.” (Al-i İmran 3/191.) Bu ayet zikrin sınırsızlığını ve devamlılığını, zikir için belli bir şekil ve vaktin tayin edilmediğini anlatır.

  1. İnsanlar ya ayakta durur ya oturur ya da yatar vaziyette olurlar.
  2. Yüce Rabbimizin her an her yerde bulunduğu idraki içinde olan kul, O’nu hiç hatırından çıkarmaz ve sabah akşam, gizli aşikâr, için için yalvararak Rabbini zikreder.
  3. Araf, 7/205.) İnsan, Allah Teâlâ’yı zikrederek kulluğunu en güzel şekilde izhar eder.

Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.) zikrin en üstün amel olduğunu haber vermiştir. Efendimiz (s.a.s.) bir gün ashabına sorar: “Amellerinizin en hayırlısı, Melikiniz katındaki en temizi, derecenizi en çok yükselten altın ve gümüş infak emekten ve düşmanla boğaz boğaza mücadele ederek sizin düşmanı, düşmanın sizi öldürmesinden (şehit ve gazi olmaktan) daha faziletli olanı nedir, size haber vereyim mi?” Sahabe-i kiram da “Haber ver ya Resulüllah” deyince, Allah Teâlâ’yı zikretmenin tüm bu ibadetlerden daha faziletli olduğunu bildirdi Allah Resulü.

  1. İbn Mace, Edeb 53; Tirmizi, Daavat 6.) İnsan zikirle kaim olduğu gibi dünya da Allah’ın zikri sebebiyle ayakta durur.
  2. Bu hakikati Hz.
  3. Peygamberin, yeryüzünde “Allah Allah” denildikçe kıyametin kopmayacağını bildirdiği hadis-i şerifinden anlıyoruz.
  4. Müslim, İman 66.) Çünkü bizim yaratılış gayemiz kulluk ve kulluğun da en güzel ifadesi zikir ve anmadır.

O’nu ananlar bulundukça Rabbim yeryüzünü ayakta tutar. Marifet ehline göre zikrin çeşitleri vardır. Bunlar dilin zikri, kalbin zikri ve sırrın zikridir. Yalnız dilde olup kalbin gafil olduğu zikir dilin zikridir. Bu zikrin tesiri zayıf olmakla beraber tamamen de tesirsiz değildir.

Kalbin zikri, zikrin kalbe yerleşmesi ve onu kaplamasıdır. Sırrın zikri ise zikredilenin zikri dahi unutarak kalpte sadece zikredilenin kalmasıdır. İmam Gazali, zikrin kişiye galip olması ile muhabbetin hâsıl olduğunu söyler. Bu dereceye eren kimse Allah Teâlâ’yı dünyadan ve dünyada bulunan her şeyden fazla sever.

Saadetin aslı budur. O kişinin manevi anlamdaki bu tekâmülüne kimya-yı saadet adını verir. İnsan ölümle Allah’a dönecektir. (Allah’a muhabbeti olan için bu Sevgili’ye kavuşmadır.) Sevgilisi dünya olanın ise dünyadan ayrılışında, acısı ve ıstırabı muhabbeti ölçüsünde olur.

  • Bu yüzden kişi zikirden gafil olmamalıdır.
  • Gazali, Kimya-yı Saadet, Ataç Yay.
  • İstanbul 2019, s.181- 182.) Allah Teâlâ’ya giden yolda zikrin en kuvvetli esas olduğunu söyleyen büyük mutasavvıf Kuşeyri, bu yolda temel şart olan zikre devamla kişinin Allah’a ulaşacağını ifade eder.
  • Işi hem diliyle hem kalbiyle Allah’ı zikir hâlinde olursa seyr ü sülûkunda kemale ulaşır.
See also:  Efulim Ne Demek?

Kişi kalben gafil bile olsa zikre devam etmelidir. Çünkü zikirden gafil olmamak şükrü gerektirir. İnsan, Rabbinin organlarından birini kendisine taat ziyneti ile süslediği için O’na şükretmeli. Kul şükrettiği zaman zikrin daha yüksek derecelerine yükseltilir.

  1. Zira Cenab-ı Hak, eğer şükrederseniz nimetimi ziyadeleştiririm buyurmaktadır.
  2. Uşeyri Risale, Dergâh Yay.
  3. İstanbul 2003, s.301-302.) Tüm kâinat ve onda bulunan her bir mahlûkat Allah Teâlâ’yı zikir hâlindedir.
  4. Hiçbir varlık yoktur ki O’nu hamt ile tespih etmesin.
  5. İsra, 17/44.) İnsan zikrederek kâinatın ortak tespihine katılır ve böylece Rabbine yakınlık sırrına erer.

Zira kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder (Bakara, 2/152.) ve Hak Teâlâ kendisini zikredenlerle beraberdir: “O beni zikrettiğinde, ben onunla beraberim. O beni, kendi içinde zikrederse, ben de onu zikrederim. O beni bir topluluk içerisinde zikrederse, ben de onu, o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içerisinde anarım.” (Buhari, Tevhid, 15.) İnsan için en büyük saadet, Yaratan’ın dostluğuna ve yakınlığına kavuşmaktır.

  1. Ona yakın olanlar da kalplerini Rablerinin zikri ile cilalandıranlardır.
  2. O’nun zikri ile dolu olan kalpler böylece hakiki dostun yakınlığı ile itminana erer.
  3. Rad, 13/28.) Öyleyse bizi zikre ehil kılması için Sevgili Peygamberimizin duasıyla yalvaralım Rabbimize: “Allah’ım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana layık ibadet etmek için bana yardım eyle!” (Ebu Davut, Vitir 26.) Dr.

Lamia Levent Abul

Zikir faydalı mı?

Netice olarak kulluğun başlangıcı zikir, nihayeti de şükürdür. Zira zikir sayesinde kul ile Allah arasında bir yakınlık ve bir sevgi doğar. Elde edilen bu yakınlık ve sevgiden dolayı da Yüce Allah’a şükredilir ve böylece kâlb huzura kavuşur.

Kac tane zikir çekilir?

Toplamda 99 tesbih tanesi çekilerek arkasından dua edilir. Tesbih Çekilirken Ne Söylenir? Tesbih çekilirken namazlardan sonra 33 kez subhanallah, 33 kez elhamdülillah ve 33 kez Allahu Ekber denilir. Tüm namazlardan sonra bu şekilde sayılara uyarak tesbih yapılmaktadır.

Sadece Allah diyerek zikir çekilir mi?

Allah Allah, Hu Hu, diye zikir olur mu? » Sorularla İslamiyet – Bazıları Allah Allah Hu Hu diye zikir etmenin manasız ve zararlı olduğunu iddia ediyor ve kardeşlerimin beynini bulandırıyor. – Güya, zikir Allah ı anma değil de beyin sporu gibiymiş; yanlış yapılan zikir beyin frekanslarını açıyormuş cinlerle iletişime geçiyormuş, o cin insana musallat oluyormuş gibi zırvalar.

Ayrıca şu iddialarda bulunuyorlar: – Allah Allah hu hu veya Hayy Hayy diyerek zikrin meşruluğuna dair, Kuran’ın ve Sünnetin tertemiz sayfalarında bir delil bulunmamaktadır. Bu lafızlarla zikretmek konusunda Ayet ve Hadis de yoktur. Bununla beraber, Allah resulü s.a.v Allah’ı en çok zikreden ve bu konuda da ümmetine numune olan bir kimse olmasına rağmen, ondan da bu tip ifadelerle Allah’ı zikrettiğine dair bir delil mevcut değildir.

Ve yine, Kur’an ve Sünnet çizgisinde yetişen ve bu iki kaynağı en iyi şekilde bilen sahabe ve onlara ittiba eden tabiin hayatında da böyle bir zikir yapıldığına dair delil bulunmamaktadır. Halbuki onlar, dini en iyi şekilde bilen, onu hakkıyla uygulayan ve yine ona en iyi şekilde davet edenlerdi.

Değerli Müslümanlar ! bununla beraber yine bilinmesi gereken hususlardan birisi de ; Allah Allah hu hu veya Hayy Hayy diyerek zikretmek Arap dili açısından da anlam ifade etmez. Çünkü Arapçada müfid cümle – yani anlamlı cümle – ancak elhamdulillah, suphanallah, Allah’u ekber gibi lafızlardır. – Araplar Allah Allah hu hu Hayy Hayy diyerek Allah’ı zikretmezler.

Neden? Çünkü bu ifadeler bir anlam ifade etmezler. Bu kelimelerle yapılan zikir Allah’ı övmediği gibi, Kur’an ve Sünnette de böyle bir tarif yoktur. Bu nedenle, Müslümanların farkında olmadan veya anlamını kavramadan, hu, hu derken, veya hay hay derken daha sonra şeytanın süslemesi ve saptırmasıyla he he veya hav hav gibi ifadeler ağızlarından çıkmaya başlıyor.

  1. Değerli kardeşimiz, “Karanlığa sövmek yerine mum yakmak en iyi çözüm olduğunu” bilenlerdeniz.
  2. Bu açıdan başkalarının ortaya koyduğu karanlıkları mum yakarak / Kur’an ve hadislerle aydınlatarak izale etmeyi daha uygun görmekteyiz.
  3. Zaten “müspet hareket” bizim nurani, Bediane bir düsturumuzdur.
  4. O halde şunu söyleyebiliriz ki; Allah’ı zikretmek hem ayet hem hadislerle sabittir.

Ve bunların hiçbirinde Allah’ın bir isminin tek başına zikredilmeyeceğine dair bir emir yoktur. – “Müfid /faydalı cümle” konusuna gelince; “Allah, Hay, Hu” kelimelerinin tek başına zikredildiği zaman, bunları zımnen faydalı bir cümle haline getiren hazfedilmiş unsurları vardır.

Bu tür kısaltmaların Arap edebiyatında yaygın kullanımı vardır. Buna göre, “Allah, Hay” denildiği zaman, bunun aslı “Ya Allah! Ya Hay!” şeklinde nida edatının hazfıyla yapılan bir münacattır. Bu “nida” sitilindeki münacatın diğer kısmı da münacatın şeklinden anlaşılır. Buna göre, kişi, “Allah!” dediği zaman, “Allah’ım! Ben sana iman ediyorum -seni tanıyorum-seni seviyorum-affını diliyorum-lütuflarını istiyorum” şeklinde bir münacatta bulunuyor.

Zeki, akıllı, şuurlu, anlayışlı kimseler için “Leb deyince hemen ‘leblebi’ anlar.” denilir. Demek ki Sonsuz ilim sahibi olan Allah’a yapılan münacatlarda “leb” demek yeterlidir. Rabbimiz bizim içimizden geçirdiğimizi, niyetlerimizi, açığa vurduğumuzu da gizli tuttuğumuzu da çok iyi bilir.

Zikri teşvik eden ayet ve hadislerden bazıları şöyledir: ” Onlar (takva sahipleri öyle kimseler) ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah’ı zikrederler / anarlar, günahlarının affedilmesini dilerler” (Al-i İmran, 3/135) ” Onlar (takva sahipleri) ayaktayken de otururken de yatarken de Allah’ı zikrderler / anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler.” (Al-i İmran, 3/191) mealindeki ayetlerde, Allah’ı zikretmek, takvanın önemli bir unsuru olduğuna işret edilmiştir.

Zikir kelimesinin “hatırlamak, anmak” manasında olması, bilinen “lisani zikre” aykırı değildir. Dille seslendirmek kalben yapılan anmayı daha da güçlendirir. İbadetlerde niyetin dillendirilmesinin önemi de bundan kaynaklanmaktadır. “Onlar (o hidayete erenler), iman eden ve kalpleri Allah’ı zikretmekle / anmakla huzura kavuşan kimselerdir.

Bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Rad, 13/28) Dil kalbe eşlik ettiğinde zikrin / anmanın / hatırlamanın kalitesi daha da artar. “Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin.” (Ahzab, 33/41) mealindeki ayette “Allah” ı çok zikredin denilmiştir. Zikretmek, anmak hatırlamak demektir. Bu zikir, kalp ile akıl-fikir ile davranış biçimiyle kendini gösterdiği gibi, dil ile de yapılır.

Namazda okunan ayet ve zikirlerin hem kalp hem lisan ile okunması emredilmiştir. Demek ki, “Allah’ın zikri” yapılırken kalp ile dilin birbirine eşlik etmesi önemlidir. – İlginçtir, bütün Mushaf’ta Allah lafz-ı celalinin en çok “Allah’ı çok zikredin.” ayetinin yer aldığı sayfada on altı defa zikredilmiştir.

  • Bu da “Allah” isminin tek başına zikredilmesinin de önemli olduğuna -tevafuk penceresinden- verilen bir derstir.
  • Zira Kur’an’da tesadüf yoktur.
  • Her şey sonsuz ilim çerçevesindedir. – Hz.
  • Peygamber (asm) “Amellerinizin en hayırlısı, Rabbiniz katında en makbul, derecelerinizi en fazla yükselten, sizin için altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı, boyunlarını vurduğunuz ve onların da boyunlarınız vurduğu bir savaş alanında düşmanlarınızla karşılaşmaktan daha hayırlısını size haber vereyim mi?” diye sordu; orada bulunanlar “Evet.” dediler.

O da “Allah’ı zikretmek.” diye buyurdu. (İbn Mace, h. no: 3790) Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki ifadelerinden, onun da ehl-i tarikin “Allah, Allah” diye zikretmelerinde dinen bir sakınca görmediğini anlayabiliriz: “Tarîkatın dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, tesirli ve hararetli vasıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal’a-i İslâmiyeden bir kal’asıdır.” “Merkez-i Hilafet olan İstanbul’u beş yüz elli sene bütün âlem-i Hristiyaniyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul’da beş yüz yerde fışkıran envâr-ı tevhid ve o merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük câmilerin arkalarındaki tekyelerde “Allah Allah!” diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifet-i İlahiyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cûş u huruşlarıdır.” (bk.

Her zaman zikir çekilir mi?

Zikir nerede ne zaman ve nasıl yapılır? – Zikir, mümin hayatının her alanını kapsamaktadır, yeri ve zamanı yoktur, her an ve her durumda yapılır. Çünkü Allah’ı hatıra getiren her söz, her düşünce ve her davranış zikirdir.

  1. Allah’ın azametini gösteren durumlar karşısında Allah Ekber deyip tekbir getirmek bir zikirdir.
  2. İnsanları hayrete düşüren Allah’ın cemal, kemal ve ihsanı karşısında Subhanellah demek bir zikirdir.
  3. Allah’ın sayısız nimetleri karşısında Elhamdülillah demek hem zikir hem de şükürdür.
  4. Bediüzzaman Birinci Söz’de, Allah’ın kuluna verdiği nimetlere karşı fiyat olarak üç şey istediğini ifade eder: Zikir, fikir ve şükür.

Başta Bismillah demek zikirdir. Sonunda Elhamdülillah demek şükürdür. Ortada nimetin Allah’tan geldiğini ve onun bir hediyesi olduğunu düşünmek ise fikirdir. Bu durumda zikrin yeri ve zamanı yoktur. Kur’an her durumda zikrin yapılabileceğini bildirmektedir: “Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler: ‘Ey Rabbimiz! Sen bunların hiç birini anlamsız ve amaçsız yaratmadın.

Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!’ ” (Âl-i İmrân, 3/191). Zikirlerin başında Kur’an ayetleri gelmektedir, çünkü Kuran bir zikirdir: “İşte bu (Kur’an), bizim indirdiğimiz bir zikirdir. Şimdi onu inkar mı ediyorsunuz?” (Enbiya, 21/50). Her konuda bize örnek olan ve yol gösteren Allah Resulü, zikrin nasıl yapılacağı ve bu zikirlerin insana neler kazandıracağı konusunu da müminlere yol göstermiştir.

Resulüllah’ın tavsiye ve teşvik ettiği bazı zikir örnekleri şunlardır: “Zikrin en üstünü lâ ilâhe illallah’tır.” (Tirmizî, Daavât 9) Resulüllah (asm) Efendimiz bir gün Ashab-ı Kiram’a (ra): “İmanınızı tecdid ediniz (yenileyiniz)” dediğinde Ashab (ra): “Nasıl tecdid edelim Ya Resulallah (ssm)?” diye sordular.

  1. Resulullah (asm) Efendimiz de cevaben: “(Lâilâheillallah) zikrine devam ediniz.
  2. Çünkü buna devam etmek kalbi nurla doldurur ve müminin yakinini artırır.” (Ramuz el-Ehadis, s.247, no: 2337) “Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber.’ demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.” (Müslim, Zikir 32) “Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, ‘sübhânallahi ve bi-hamdihî’ demektir.” (Müslim, Zikir 85) “Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de ‘Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır.

O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.’ derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.” (Müslim, Mesâcid 146) Sonuç olarak diye biliriz ki, herkes için sabit bir zikir kalıbı yoktur. Her mümin her zaman, bilinçli veya farkına varmadan bir zikir hali içindedir.

Kişiden kişiye, kişinin ruh haline, düşüncesine ve önceliklerine göre değişir. Bunların içinde en değerli olanı, Allah’ın varlığı, birliği, ilim, kudret ve iradesini hissettirecek, Allah’ın güzel isimlerini anmak ve o isimlerin taşıdığı manalar üzerinde düşünmek olduğu ulema tarafından ifade edilmektedir.

Allah’ı anarak, düşünerek, Resulünü hatıra getirerek vakitlerini değerlendiren mümin, alışkanlıklarını, günlük davranış ve işlerini ibadete dönüştürür. Allah’la irtibatı canlı tutar ve gafletten kurtulur. Her iki alemde de güzel bir hayat yaşar. Selam ve dua ile.Sorularla İslamiyet : Doğru düzgün zikir nasıl yapılır? » Sorularla İslamiyet

Allah Allah diye zikir olur mu?

Allah Allah, Hu Hu, diye zikir olur mu? » Sorularla İslamiyet – Bazıları Allah Allah Hu Hu diye zikir etmenin manasız ve zararlı olduğunu iddia ediyor ve kardeşlerimin beynini bulandırıyor. – Güya, zikir Allah ı anma değil de beyin sporu gibiymiş; yanlış yapılan zikir beyin frekanslarını açıyormuş cinlerle iletişime geçiyormuş, o cin insana musallat oluyormuş gibi zırvalar.

  1. Ayrıca şu iddialarda bulunuyorlar: – Allah Allah hu hu veya Hayy Hayy diyerek zikrin meşruluğuna dair, Kuran’ın ve Sünnetin tertemiz sayfalarında bir delil bulunmamaktadır.
  2. Bu lafızlarla zikretmek konusunda Ayet ve Hadis de yoktur.
  3. Bununla beraber, Allah resulü s.a.v Allah’ı en çok zikreden ve bu konuda da ümmetine numune olan bir kimse olmasına rağmen, ondan da bu tip ifadelerle Allah’ı zikrettiğine dair bir delil mevcut değildir.

Ve yine, Kur’an ve Sünnet çizgisinde yetişen ve bu iki kaynağı en iyi şekilde bilen sahabe ve onlara ittiba eden tabiin hayatında da böyle bir zikir yapıldığına dair delil bulunmamaktadır. Halbuki onlar, dini en iyi şekilde bilen, onu hakkıyla uygulayan ve yine ona en iyi şekilde davet edenlerdi.

Değerli Müslümanlar ! bununla beraber yine bilinmesi gereken hususlardan birisi de ; Allah Allah hu hu veya Hayy Hayy diyerek zikretmek Arap dili açısından da anlam ifade etmez. Çünkü Arapçada müfid cümle – yani anlamlı cümle – ancak elhamdulillah, suphanallah, Allah’u ekber gibi lafızlardır. – Araplar Allah Allah hu hu Hayy Hayy diyerek Allah’ı zikretmezler.

Neden? Çünkü bu ifadeler bir anlam ifade etmezler. Bu kelimelerle yapılan zikir Allah’ı övmediği gibi, Kur’an ve Sünnette de böyle bir tarif yoktur. Bu nedenle, Müslümanların farkında olmadan veya anlamını kavramadan, hu, hu derken, veya hay hay derken daha sonra şeytanın süslemesi ve saptırmasıyla he he veya hav hav gibi ifadeler ağızlarından çıkmaya başlıyor.

Değerli kardeşimiz, “Karanlığa sövmek yerine mum yakmak en iyi çözüm olduğunu” bilenlerdeniz. Bu açıdan başkalarının ortaya koyduğu karanlıkları mum yakarak / Kur’an ve hadislerle aydınlatarak izale etmeyi daha uygun görmekteyiz. Zaten “müspet hareket” bizim nurani, Bediane bir düsturumuzdur. O halde şunu söyleyebiliriz ki; Allah’ı zikretmek hem ayet hem hadislerle sabittir.

Ve bunların hiçbirinde Allah’ın bir isminin tek başına zikredilmeyeceğine dair bir emir yoktur. – “Müfid /faydalı cümle” konusuna gelince; “Allah, Hay, Hu” kelimelerinin tek başına zikredildiği zaman, bunları zımnen faydalı bir cümle haline getiren hazfedilmiş unsurları vardır.

Bu tür kısaltmaların Arap edebiyatında yaygın kullanımı vardır. Buna göre, “Allah, Hay” denildiği zaman, bunun aslı “Ya Allah! Ya Hay!” şeklinde nida edatının hazfıyla yapılan bir münacattır. Bu “nida” sitilindeki münacatın diğer kısmı da münacatın şeklinden anlaşılır. Buna göre, kişi, “Allah!” dediği zaman, “Allah’ım! Ben sana iman ediyorum -seni tanıyorum-seni seviyorum-affını diliyorum-lütuflarını istiyorum” şeklinde bir münacatta bulunuyor.

Zeki, akıllı, şuurlu, anlayışlı kimseler için “Leb deyince hemen ‘leblebi’ anlar.” denilir. Demek ki Sonsuz ilim sahibi olan Allah’a yapılan münacatlarda “leb” demek yeterlidir. Rabbimiz bizim içimizden geçirdiğimizi, niyetlerimizi, açığa vurduğumuzu da gizli tuttuğumuzu da çok iyi bilir.

Zikri teşvik eden ayet ve hadislerden bazıları şöyledir: ” Onlar (takva sahipleri öyle kimseler) ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah’ı zikrederler / anarlar, günahlarının affedilmesini dilerler” (Al-i İmran, 3/135) ” Onlar (takva sahipleri) ayaktayken de otururken de yatarken de Allah’ı zikrderler / anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler.” (Al-i İmran, 3/191) mealindeki ayetlerde, Allah’ı zikretmek, takvanın önemli bir unsuru olduğuna işret edilmiştir.

Zikir kelimesinin “hatırlamak, anmak” manasında olması, bilinen “lisani zikre” aykırı değildir. Dille seslendirmek kalben yapılan anmayı daha da güçlendirir. İbadetlerde niyetin dillendirilmesinin önemi de bundan kaynaklanmaktadır. “Onlar (o hidayete erenler), iman eden ve kalpleri Allah’ı zikretmekle / anmakla huzura kavuşan kimselerdir.

  • Bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Rad, 13/28) Dil kalbe eşlik ettiğinde zikrin / anmanın / hatırlamanın kalitesi daha da artar.
  • Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin.” (Ahzab, 33/41) mealindeki ayette “Allah” ı çok zikredin denilmiştir.
  • Zikretmek, anmak hatırlamak demektir.
  • Bu zikir, kalp ile akıl-fikir ile davranış biçimiyle kendini gösterdiği gibi, dil ile de yapılır.

Namazda okunan ayet ve zikirlerin hem kalp hem lisan ile okunması emredilmiştir. Demek ki, “Allah’ın zikri” yapılırken kalp ile dilin birbirine eşlik etmesi önemlidir. – İlginçtir, bütün Mushaf’ta Allah lafz-ı celalinin en çok “Allah’ı çok zikredin.” ayetinin yer aldığı sayfada on altı defa zikredilmiştir.

Bu da “Allah” isminin tek başına zikredilmesinin de önemli olduğuna -tevafuk penceresinden- verilen bir derstir. Zira Kur’an’da tesadüf yoktur. Her şey sonsuz ilim çerçevesindedir. – Hz. Peygamber (asm) “Amellerinizin en hayırlısı, Rabbiniz katında en makbul, derecelerinizi en fazla yükselten, sizin için altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı, boyunlarını vurduğunuz ve onların da boyunlarınız vurduğu bir savaş alanında düşmanlarınızla karşılaşmaktan daha hayırlısını size haber vereyim mi?” diye sordu; orada bulunanlar “Evet.” dediler.

O da “Allah’ı zikretmek.” diye buyurdu. (İbn Mace, h. no: 3790) Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki ifadelerinden, onun da ehl-i tarikin “Allah, Allah” diye zikretmelerinde dinen bir sakınca görmediğini anlayabiliriz: “Tarîkatın dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, tesirli ve hararetli vasıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal’a-i İslâmiyeden bir kal’asıdır.” “Merkez-i Hilafet olan İstanbul’u beş yüz elli sene bütün âlem-i Hristiyaniyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul’da beş yüz yerde fışkıran envâr-ı tevhid ve o merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük câmilerin arkalarındaki tekyelerde “Allah Allah!” diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifet-i İlahiyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cûş u huruşlarıdır.” (bk.

Tesbih dini anlamda ne demek?

Buradan hareketle zikir Allah’ı hatırlamak anlamına gelirken, tesbih hatıra getirilen Allah’ın ismini söylemek gibi bir anlama gelmektedir. Bu yönüyle zikir, tesbihe yol açan bir zemin var etmektedir. Tesbih kavramı ile yakın ilişki içerisinde olan diğer bir kavram da ‘şükür’dür.

Yolda yürürken zikir çekilir mi?

Yürürken, koşarken, spor yaparken, bisiklete binerken tefekkür etmekte, Allah’ı zikretmekte, dua etmekte, istiğfar etmekte ve salavat çekmekte dinen sakınca yoktur.